1 Temmuz 2026, Çarşamba |
Peygamber Efendimize dil uzatanlar |
Sual: Hintli Hamidullah ve onun yolunda olanlar, Peygamber Efendimizin, çeşitli yerlere seyahat ederek bu bigileri öğrendiğini söyledikleri doğru mudur? Cevap: Hintli Hamidullah, Fransa'da "İslam Bilgileri Profesörü" etiketini aldığı için, İslam âlimi sanılmaktadır. "İslam Peygamberi" kitabında, Peygamber Efendimiz için; “Onu gene tüccar sıfatı ile Yemen'de, Bahreyn ve Umman'da görüyoruz. Belki de deniz yolu ile, Habeşistan'a gittiği dahi hatıra gelebilir. Bütün bu seyahatlar, onun Bizans, Acem, Yemen ve Habeşistan'ın ticari, idari gelenek ve kanunlarını öğrenmesine yol açtı. Olgunluk yaşında, kırkında bu tecrübeli adam, kavmini ıslaha teşebbüs etti” demektedir. Hâlbuki, İslam tarihleri, söz birliği ile diyorlar ki: “Resulullah Efendimizi, üç gün validesi, sonra Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe birkaç gün emzirdi, daha sonra, iki sene Halime hatun emzirdi. Altı yaşında iken, validesi Âmine Hatun, oğlunu Medine'ye dayılarını görmeye götürdü. Bir ay kalıp, dönüşte, Ebvâ denilen yerde vefat etti. Hizmetçileri Ümm-i Eymen ile Mekke'ye gelip, dedesi Abdülmuttalib'in yanında kaldı. Sekiz yaşına gelince, dedesi vefat edip, amcası Ebû Talib'in yanında kaldı. Dokuz veya oniki yaşında iken Ebû Talib, yirmi yaşında hazret-i Ebû Bekir ve yirmibeş yaşında iken, hazret-i Hatice'nin kervanı ile Şam'a gidenler arasında bulundu. Bu yolculukların üçünde de, Busrâ denilen yere varıldıkta, orada bulunan kilisenin papazları, Bahîra ve sonra Nestûra, İncil'de okudukları son Peygamberin alametlerini kendisinde görerek; “Şam'a gitmeyiniz! Şam'da Yahudîler bu çocuğu tanır, öldürür” dediler. Bunlar da, ticaretlerini orada yapıp geriye döndüler. Ondört veyâ onyedi yaşında iken, Yemen'e giden amcası Zübeyr, ticareti bereketli olması için, Resulullah Efendimizi de beraber götürdü. Bahreyn'e gittiğini bildiren güvenilir haber olmadığı gibi, Habeşistan'a seyahat ettiğini de, Peygamberliğine inanmayanlardan başka, kimse düşünmüş değildir. Diğer seyahatlere de, kendisi ile bereketlenmek için götürülmüştü.” Bizans'a, Acem'e, Habeş'e ve Yemen'e gidip, oralarda öğrendiklerini ortaya koyarak, kavmini ıslaha kalkıştı demek ve Resulullah Efendimiz için 'tecrübeli adam' diyerek edepsizce davranmak, bir Müslümanın yapacağı şey değildir.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Medeni olmak ve huzura kavuşmak |
Sual: Medeni olmak için ne yapmak gerekir? İslam dininin gösterdiği yolda ilerlemeyenler rahata ve huzura kavuşabilir mi? Cevap: Dünya tarihlerinin sözbirliği ile överek yazdığı gözleri kamaştıran İslam medeniyetini, Kur’ân-ı kerime uyanlar meydana getirdi. Bugün Avrupa, Amerika ve Rusya’da fen ilerledi, dev sanayi kuruldu. Ay yolculuğuna başlandı. Fakat, hiçbirinde huzur sağlanamadı. Patronların israfı ve sefahati, işçilerin sefaleti giderilemedi. Komünistlerde devlet, milleti sömürdü. Milyonlarca insan, boğaz tokluğuna, aç, çıplak çalıştırıldı. Zalim, kan dökücü bir azınlık, bunların sırtından yaşadı. Saraylarda zevk ve safa sürüp, her kötülüğü yaptılar. Kur’ân-ı kerime uymadıkları için rahata, huzura kavuşamadılar. Medeni olmak için, fende, teknikte onlara benzemek, onlar gibi çalışmak, başarmak lâzımdır. Çünkü, Kur’ân-ı kerim ve hadîs-i şerifler, fende, sanatta ilerlemeği emrediyor. Mesela, ibni Adî ve Münâvînin “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” bildirdikleri hadîs-i şerifte, (Allahü teâlâ, fende ilerleyen, sanat sahibi olan kulunu elbette sever) ve (Hâkim-i Tirmüzî) ve (Münâvî)deki hadîs-i şerifte, (Allahü teâlâ, kulunun sanat sahibi olduğunu görmeği elbette sever) buyuruluyor. Fakat, medeni olmak için, yalnız bunu başarmak yetişmez. Kazanılan nimetlerin, adaletle paylaşılması, çalışanın emeğine kavuşması lâzımdır. Bu adalet de, ancak Kur’ân-ı kerime uymakla elde edilir. Bugün Avrupa, Amerika ve Rusya, İslamiyete uygun olarak çalıştıkları işlerinde, kazanıyorlar. Fakat, kazançlarını Kur’ân-ı kerimdeki adalet esaslarına göre paylaşmadıklarından rahata, huzura kavuşamıyorlar. Sınıf mücadelesinden kurtulamıyorlar. İslamiyete uymayanlar, asla mesut olamaz. Uyanlar, Müslüman olsa da, olmasa da, inansa da, inanmasa da, uydukları kadar, dünyada faydasını görür. İnanarak uyanlar ise, hem dünyada, hem ahirette faydasını görürler. Dünyada, rahat, huzur içinde yaşarlar. Ahirette de, saadet-i ebediyeye, sonsuz nimetlere kavuşurlar. Bu sözün doğru olduğunu tarih de, günlük olaylar da, açıkça göstermektedir. Bundan anlaşılıyor ki, Müslüman olsun olmasın, İslam dininin gösterdiği yolda ilerlemeyenler, ayrıldıkları kadar, zarara, felakete sürüklenirler. (Hak Sözün Vesîkaları s. 383) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |