13 Ağustos 2026, Perşembe |
Abdestin bedene faydası |
Sual: Abdestin, emri yerine getirmenin dışında maddi faydaları da var mıdır? Cevap: Abdestin, guslün ve teyemmümün faydaları hakkında kitaplarda şu bilgiler verilmektedir: İbadet maksadıyla yapılan her iki temizlik yani abdest ve gusül, beden sağlığımız için pek çok faydalar hasıl etmektedir. Bedeni yani vücuda olan faydalarının yanında, ruh sağlığı yönünden de faydaları çoktur. Tesbit edilen sayısız faydalarından bazıları şöyle sıralanabilir: 1-Günlük hayatımızda, ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken, el, yüz ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları için en güzel bir korunmadır. Mikroplar, parazit bakterilerin bazıları vücuda deri yoluyla dâhil olurlar. 2-Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla, toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır. 3-Yüzün yıkanması, cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete geçirir. Devamlı abdest alanların, ihtiyarlasalar bile yüzlerindeki güzelliklerinin gitmemesi bu yüzdendir. Sual: Hayatta iken İslamiyete hakaret eden, zulmeden kimseler ölünce, arkalarından belki tövbe etmiştir diye düşünülebilir mi? Cevap: Kul hakkı bulunan günahlara tövbe etmek için, hakkı bulunan o kulu hoşnut etmek, razı etmek lazımdır. Kimyâ-i se'âdet kitabındki hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gizli yapılan günahın tövbesini gizli yapınız! Aşikâre, açıkça yapılan günahın tövbesini aşikare yapınız! Günahınızı bilenlere, tövbenizi duyurunuz!) Bunun için İslam dinine inanmayanlar, Müslümanlara sıkıntı verenler öldükten sonra, bunlar için, “Belki tövbe etmiştir, irtidâddan vazgeçmiştir” demek boştur. Bunların zulüm yapan azalarının, organlarının iyilik yapması, dili ile dua etmesi ve mazlumları hoşnut edecek vasiyette bulunmaları lazımdır. Böyle tövbe etmeyen mürtedlerin ölülerine hüsn-i zan edilmez. Sual: Hanefide abdest uzuvlarını sıra ile yıkamanın hükmü nedir? Cevap: Hanefi mezhebinde, abdest alırken, abdest uzuvlarını sıra ile önce iki eli, sonra ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları, enseyi ve ayakları yıkamak ve meshetmek sünnettir ki buna "tertib" denir. Tertib Şâfiî mezhebinde farz, Maliki mezhebinde ise sünnettir.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Din alimleri |
Sual: Din alimlerinin özellikleri nelerdir, ne gibi vasıfları vardır? Cevap: Din âlimi olmak için, edebiyat ve fen üzerinde, fen ve edebiyat fakültelerinden diploma almış olanlar kadar bilgi sahibi olmak, Kur’ân-ı kerimi ve manalarını ezberden bilmek, binlerle hadîs-i şerifi ve manalarını ezber bilmek, İslâmın yirmi ana ilminde mütehassıs olmak ve bunların kolları olan seksen ilmi iyi bilmek, dört mezhebin inceliklerine vâkıf olmak, bu ilimlerde ictihad derecesine yükselmek, tasavvufun en yüksek derecesi olan (Vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye) denilen kemâle yetişmiş olmak lâzımdır. Böyle bir âlim şimdi nerede? Şimdi, din adamı tanınanlar, mükemmel arabca bilenler, acaba bu büyüklerin kitaplarını okuyabilir ve anlayabilir mi? Şimdi böyle bir âlim meydana çıksa idi, kimse dine saldıramaz, hayasızca iftiralar savuran kahramanlar(!) kaçacak yer arardı. Eskiden medreselerde, camilerde, zamanın fen bilgileri de okutulurdu. İslâm âlimleri fen bilgilerini öğrenmiş olarak yetişirdi. Sultân Abdülmecîd zamanında, mason Reşit paşanın, İngiliz sefiri ile beraber hazırladığı ve 26 Şaban 1255 [m. 1839] da ilan ettiği Tanzimat kanunu, fen derslerinin medreselerde okutulmasını yasakladı. Böylece, din adamlarının cahil olmalarına ilk adım atıldı. (Tam İlmihal s. 1047) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |