2 Ağustos 2026, Pazar |
İmanda nefislerine uyanlar |
Sual: İnanılacak şeylerde, âyet ve hadislere değil de kendi görüşlerine uyanlar dinden çıkmış olur mu? Cevap: Kitaplarda bidat denince, itikatta yani inanılacak şeylerde olan bidatler anlaşılmaktadır. Bu sapık itikat sahiplerine Mübtedi ve Ehl-i hevâ denilmektedir. Çünkü bunlar, İslamiyet’e değil, nefislerine uymaktadırlar. Yetmiş iki sapık fırka böyledir. Bunlardan bazısının itikadı küfre sebep olmaktadır. Öldükten sonra tekrar dirilmeye ve Allahü teâlânın sıfatlarına inanmayanları ve yaratılmış olan bu âleme kadim yani başı, sonu yok diyenleri böyledir. Böyle küfre sebep olan inanışa İlhâd denir. Böyle inananlara Mülhid denir. Açık olarak bildirilmiş olmayıp, şüpheli olduğu için, tevili lazım gelen, yani çeşitli manalar arasından, uygun olan manasını arayıp bulmak lazım olan âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şeriflerden yanlış mana çıkaranların bu yanlış itikadı küfre sebep olmaz. Kabir azabına ve miraca inanmayanları böyledir. Fakat, küfre sebep olmayan böyle itikattaki bidatler, en büyük günahlardan, mesela mümini haksız yere öldürmekten ve zinadan daha büyük günahtırlar. Bu bozuk itikatlarını, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden zan ile çıkardıkları için, kâfir olmuyorlar. Şimdi çok kimse, bunlara yanlış tevil etmek sebebi ile değil de akla, fenne uymuyor diyerek inanmıyor. İtikatlarına, imanlarına, İslamiyet’i değil de aklı, fenni esas tutan böyle inanmayanlar kâfir olur, mürted olur. İtikadı küfre sebep olan mülhidler kendilerini Müslüman sanmakta, ibadetleri yapmakta ve günahlardan sakınmakta iseler de, bunların hiçbiri sahih olmaz. Sual: İslamiyet’i yani fıkıh bilgilerini bilmeyen bir kimseye mürşid denebilir mi? Cevap: Evliyanın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri; “İnsanı Allahü teâlânın rızasına kavuşturan tek yol, Muhammed aleyhisselama uymaktır” buyurdu. Bir kerre de; “Kur'ân-ı kerîme ve hadis-i şeriflere uymayan kimse, mürşid olamaz” buyurmuştur. Kur'ân-ı kerîmi ve hadis-i şerifleri müctehid olmayanlar anlayamaz. Yetmiş iki sapık fırkanın kurucusu olan âlimler, müctehid olmadıkları için, yanlış anladılar. Milyonlarca Müslüman’ın sapıtmalarına sebep oldular. Kur'ân-ı kerîme ve hadis-i şeriflere uyabilmek için de, dört mezhepten birine uymak lazımdır.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Namazın farzları |
Sual: Namazın farzları nelerdir? Namazın şartları ve rükünleri ne demektir? Cevap: Namazın farzı oniki olup, yedisi dışındadır. Yani, namaza başlamadan öncedir. Bunlara (Namazın şartları) da denir ki, şunlardır: Hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakit, niyet, tahrîme tekbiri. Her şeyin vücudu, yani var olması, bir işin yapılmasına bağlıdır. Bu bağlılık, beş türlü olur: İş, bu şeyin mahiyetinin içinde ise, onun bir parçası ise, bu işe, (Rükn) denir. Dışında ise, bu şeye tesir ediyorsa, (İllet) denir. Nikâh, evlenmenin illetidir. Tesir etmiyorsa, işin yapılması, bu şeyin vücudunu icab ediyorsa, (Sebep) denir. Vakit, namazın sebebidir. İcab etmiyorsa, işin yapılmaması ile, o şey de yok olursa, (Şart) denir. Yok olmazsa, (Alâmet) denir. Ezan, namazın alâmetidir. Namazın farzlarından beşi, namazın içindedir. Bu beş farzdan her birine (Rükn) de denir. [Bazı âlimler, tahrîme tekbirinin, namazın içinde olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre, namazın şartları da, rükünleri de, altı olmaktadır.] (Tam İlmihal s. 122) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |