4 Ağustos 2026, Salı |
İbadetler zamana göre değişir mi? |
Sual: Zamanın, insanların ve şartların değişmesi ile, emredilen ibadetlerde de bir değişiklik olur mu? Cevap: Mecelle’nin 39. maddesinde; “Zamanın değişmesi ile, âdete dayanan hükümler değişebilir” deniyor. Fakat, Nass ile yani ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirilmiş olan ahkam, hükümler hiçbir zaman değişmez. Her âdet, delil-i şeri olamaz. Bir âdetten hüküm çıkarılabilmesi için, bu âdetin Nasslara yani ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere muhalif, aykırı olmaması ve salih Müslümanlar arasında Seleften gelmiş olması lazımdır. Haram işleyenler çoğalır, haramlar âdet hâline gelirse, yine helal olmazlar. Küfür alametleri de âdet olur, Müslümanlar arasına yayılırsa, İslam âdeti olmaz. Küfür alameti olmaktan çıkmazlar. Mubah olan âdetlerde ve fen bilgilerinde zamana uyulur, teknikte ilerleyenlere ayak uydurulur. Din bilgilerinde, ibadetlerde zamana uyulmaz. İman bilgileri, din bilgileri zamanla değişmez. Bunları değiştirmek, zamana uydurmak isteyenler, Ehl-i sünnetten ayrılır, kâfir veya sapık olurlar. Sual: Namaz kılan bir kimse, şaşırsa ve kaç rekât kıldığında şüphe ederse, ne yapması, nasıl hareket etmesi gerekir? Cevap: Kaç rekât kıldığını şaşırıp, namaz içinde düşünmesi, sonraki rüknün veya vacibin, bir rükün zamanı kadar gecikmesine sebep olursa, bu arada, ayet ve tesbih okusa bile, secde-i sehiv lazım olur. Bir ayet okumak, rükû ve iki secde, son rekâtte oturmak, birer rükündür. Düşünmek, farzı veya vacibi geciktirince, secde-i sehv lazım oluyor. Mesela, son rekâtte oturunca düşünürse, selam vermesi gecikirse, secde-i sehv lazım olur. Fazla okuduğu salevat ve dua, sünnet olarak değil, düşünce sebebi ile olduğu vakit, vacibin gecikmesi suç oluyor. Başka bir namazı kılıp kılmadığını veya dünya işlerinden herhangi birini düşünürse, bir rüknün gecikmesine sebep olsa bile, secde-i sehv lazım olmaz. Namaz bittikten sonra, kaç rekât kıldığında şüphe ederse, buna vesvese denir. Namazdan sonra, bir adil Müslüman, yanlış kıldın derse, tekrar kılması iyi olur. İki adil kimse söylerse, tekrar kılması vacip olur. Adil olmazsa, sözünü dinlemez. İmam doğru, cemaat ise, yanlış kıldık derse, imam kendine güveniyorsa veya bir şahidi olursa, bu namaz tekrar kılınmaz.
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
Başlık |
Sual: Allahü teâlânın rızasını ve sevgisini kazanmak için küfürden teberrî şart mıdır? (Rahmetim gadabımı aşmıştır) hadîs-i kudsîsinin manasını nasıl anlamalıdır? Allahü teâlâ, dünyada kâfirlere merhamet ediyor. O hâlde, dünyada rahmet sıfatı, zâtın gadabını aşmıyor mu? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cild 266. mektupta buyuruyor ki: Bu fakire göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, Allahü teâlânın rızasını ve sevgisini kazanmak için küfürden teberrî gibi, hiçbir amel ve ibadet yoktur. Kâfirlere ve küfre, Allahü teâlânın zâtı, kendisi düşmandır. İnsanların tapındıkları bütün mabutlar ve bunlara tapanlar, Allahü teâlânın zâtının düşmanlarıdır. Cehennemde sonsuz yanmak, bu alçak işin cezasıdır. Nefislerin arzusu ve her türlü günahlar ise böyle değildir. Bunlara, Allahü teâlânın düşmanlığı, kendinden değil, sıfatlarındandır. Allahü teâlânın günahkârlara gazab etmesi, kızması, kendi gazabı ile değil, gadab sıfatı iledir. Bunlara azab etmesi, horlaması hep sıfatları ve fiilleri iledir. Günahkârlar, bunun için Cehennemde sonsuz kalmayacak, belki bunlardan çoğunu isterse [Cehenneme sokmadan] af edecektir. Allahü teâlânın küfre ve kâfirlere düşmanlığı, zâtından olduğu için rahmet ve re’fet sıfatları, ahirette kâfirlere yetişemeyecek ve rahmet sıfatı, zâtın düşmanlığını, ortadan kaldıramayacaktır. Zâtın düşmanlığı, sıfatın acımasından daha kuvvetlidir. Sıfat ile yapılan şey, zâtın yaptığını değiştiremez. Hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Rahmetim gadabımı aşmıştır). Bunun manası, rahmet sıfatım, gadab sıfatımı aşmıştır. Yani, müminlerin günahkârlarına karşı olan, gadab sıfatımı aşmıştır demektir. Yoksa, rahmet sıfatı, kâfirlere, müşriklere karşı olan zâtın gadabını aşar demek değildir. Kâfirlere dünyada merhamet edilmesi görünüştedir. Yani, merhamet şeklinde görünen, istidrâcdır, hiledir. Nitekim, (Mü’minûn) sûresinde mealen, (Kâfirlere çok mal ve evlat vererek onlara yardım mı, iyilik mi ediyoruz? Küfürlerine karşılık olarak onlara, bol bol iyilikleri, çabuk çabuk gönderiyor muyuz zan ediyorlar? Hayır, öyle değildir. Bu yardım, onlara iyilik değil, belki istidrâcdır. Azmaları, kudurmaları ve Cehenneme gitmeleri içindir) buyuruyor. A’râf ve Nûn sûresinde, (Onları yavaş yavaş azaba yaklaştırıyorum. Haberleri olmuyor. Onlar azdıkça, dünya nimetlerini arttırarak, fırsat veriyorum. Aldanıyorlar. Onlara hazırladığım azab çok şiddetlidir) mealindeki âyet-i kerimesi de böyle olduğunu açıkça göstermektedir. (Mektûbât Tercemesi s. 371) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |