29 Haziran 2026, Pazartesi |
İnsanların iyisi, faydası çok olanıdır |
Sual: İnsanların iyileri, insanlara ve bütün yaratılanlara karşı iyiliği çok olanlar mıdır? Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben yazdığı mektupta buyuruyor ki: “Allahü teâlânın, bir kuluna, faydalı, güzel işler yapmayı, çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasip etmesi, çok kimsenin ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teâlâ, kullarına ıyâlim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almıştır. Allahü teâlâ, bu ıyâlinden birkaçının rızıkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsan etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, şükretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıyâline hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle övünmek, akıl icabıdır.” Mal, Allahü teâlânın verdiği bir nimettir. Dünya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihat sevabı mal ile kazanılır. Başkasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, fakirlere yardım etmek, mescitler, mektepler, hastaneler, çeşmeler, köprüler yaparak, insanlara hizmet mal ile olur. Dinimiz; (İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır) buyuruyor. İnsanlara yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha çok sevaptır. Abdullah ibni Mes'ûd hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifte; (İki şeyden birine kavuşan insana gıbta etmek, buna imrenmek yerinde olur. Allahü teâlâ bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allahü teâlâ, birine çok mal verir. Bu kimse de malını, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği yerlere harcar) buyuruldu. İhtiyaçlarını karşılamak, fakirlere yardım etmek, fasıklara muhtaç olmamak, Müslümanlara hizmet etmek, İslam ilimlerini yaymak ve bunları yapanlara yardım etmek için lazım olan parayı, malı kazanmak, çok sevaptır. Birbirlerine yardımcı olan insanlar arasında çekişme olmadığı kitaplarda yazılıdır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi: (Bir kimse, din kardeşine yardımcı oldukça, Allahü teâlâ da ona yardımcı olur.)
Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız... |
İslâm müftüsü ile müftü denilen devlet memurları |
Sual: İslâm müftüsü ile müftü denilen devlet memurları aynı mıdır? Cevap: İslâmiyyette şeyh-ül-islâm, yani diyanet işleri reisleri ve İslâm müftüleri vardı. Müftü adını taşıyan devlet memurlarının da bulunduğu zamanlar oldu. İslâm müftüsü ile müftü denilen memurları birbirine karıştırmamalıdır. İslâm müftüleri, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını, yani ahkâm-ı islâmiyyeyi bildiren âlimler idi. Müftü denilen devlet memurları ise, zaten ahkâm-ı islâmiyyeyi bilmezlerdi. Allahü teâlânın yasak ettiği bir şeyi, kanun emir etseydi, bu şeyi yapmak câiz değildir demezlerdi. Allahü teâlânın emir ettiği bir şeyi, bir zalim terk etseydi, bu şeyi yapmak lâzım olduğunu söyleyemezlerdi. Susarlar veya tersini söylerlerdi. Böylece, kendileri dinden çıkar, Müslümanları da günaha veya küfre sürüklerlerdi. Cengiz askerinin, İslâm memleketlerine yayılıp, camilerin yıkıldığı, Müslümanların öldürüldüğü zamanlarda ve Fâtımîler ve Resûlîler zamanlarında, hatta Abbâsîler zamanında, böyle müftü denilen devlet memurları, haramlara câizdir dediler. Hatta, Kur’ân-ı kerime mahluktur dediler. Müftü adı verilen bu memurların böyle uydurma fetvalar vererek dinin yıkıldığı zamanlarda, fıkıh, ilmihâl kitaplarına uyanlar, doğru yolda kaldı. Dinlerini kurtarabildi. İbni Âbidîn, dördüncü cild, üçyüzbirinci sahifede, kâdî, yani hâkimleri anlatırken buyuruyor ki, (Fâsıkın müftü olması uygun değildir. Bunun verdiği fetvalara güvenilmez. Çünkü fetva vermek, din işlerindendir. Din işlerinde fâsıkın sözü kabul edilmez. Diğer üç mezhepte de böyledir. Böyle müftülere bir şey sormak câiz değildir. Müftünün Müslüman olması ve akıllı olması da, sözbirliği ile şarttır. Âdile, sâliha olan kadının ve dilsizin fetvası kabul olunur. (Kifâye) kitabında, orucu anlatırken diyor ki, (Müctehid olmayan din adamı, bir hadîs işitince, bu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin âyet-i kerimelerden ve hadîs-i şeriflerden anlayarak, öğrenerek verdikleri fetva ile amel etmesi lâzımdır. Böyle yapmazsa, vacibi terk etmiş olur).(Tam İlmihal s. 119) | |
| |
| |
| |
Dini sualler için
| |