hesabı soruluyor! Soruşturma açıldı
Melih Gökçek dönemindeki 576 milyon liralık ihale dolayısıyla belediyenin zarara uğratıldığı gerekçe gösterilerek suç duyurusunda bulunuldu.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) şirketi ANFA tarafından 2015 yılında Belediye’nin 576 milyon TL’lik zarara uğratıldığı gerekçesi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı 28 Aralık 2015’te ANFA Şirketi’ne 01 Ocak 2016 – 31 Aralık 2017 tarihlerini kapsayan 1 milyar 722 milyon 220 bin 502 TL bedelli; “Ankara İl Sınırları İçerisinde Bulunan Parklar Refüjler Yan Bantların Yeşil Alanları Piknik Alanları Rekreasyon Alanları Mezarlıklar Havuzlar ve Göletler ile Belediyemize Ait Tesislerin Bitkisel İnşaat Tesisat Elektrik Bakım ve Onarım Hizmet Alımı” işini ihale etti.
Buna göre 2015 yılında yapılan ihale sözleşmesinin 20 Ocak 2016 tarihinde imzalandığı belirtildi.
1 Ocak 2016 – 31 Aralık 2017 tarihleri arasında belirlenen iş süresine işe 25 Ocak 2016 tarihi itibariyle başlandı. Genel Sekreterlik Makamının; 2 Ocak 2018 tarihli Olur’u ile “İş Bitimi Süresi”nden itibaren 92 takvim günü ilave süre verilerek 02 Nisan 2018 tarihine kadar iş süresinin uzatıldığı dolayısıyla işin yaklaşık 28 aylık bir süreye yayıldığı ifade edildi.
ABB Teftiş Kurulu tarafından yapılan incelemede işin ihalesinde iş kalemi olarak 5 bin 301 pozun yer aldığı ancak işin uygulaması esnasında bin 817 pozda çalışılmadığı belirlendi. Bununla birlikte yapılan pozlardaki belirtilen metrekarelerin (çeşitli kullanım alanlarındaki çim çiçeklik alan ağaçlık alan sert zemin temizliği gibi) hakediş evraklarında yükseltilerek yansıtıldığı tespit edildi.
ABB Başkanlığı’nca yapılan teftişte alım ile ilgili 576 milyon 677 bin TL idari zarar olduğu tespit edildi.
Kurul raporunda yaklaşık maliyetin piyasa fiyatlarından çok yüksek olduğu ve fiyatı yüksek olan imalatların miktarının arttırılması nedeni idare zararına neden olunduğu da vurgulandı. ABB Hukuk Müşavirliği soruşturma sonucunda kurumun 576 milyon TL’lik zarara uğratıldığı gerekçesi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Ayrıca ihaleyi alan şirketler hakkında da idareyi zarara uğrattıkları gerekçesiyle ek soruşturma başlatıldı.
https://www.siyasetcafe.com/gokcekten-576-milyonun-hesabi-soruluyor-sorusturma-acildi-61984h.htm?fbclid= IwAR3D4UrE8loFZJXGtOKnEcV428RR_w4OC1d1WOfPJSWk5g2I1NBP1VoVP9U
================================
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin AKP'nin cemaate 934 kamu arazisi 109 yurt ve 23 sağlık kuruluşu kurma izni verdiğini açıkladı
AddThis Sharing Buttons
Share to Facebook
Share to TwitterShare to EmailShare to PinterestShare to More
'AKP FETÖ'ye 934 kamu arazisi 109 yurt ve 23 sağlık kuruluşu kurma izni vermiş'
“FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmalarını değerlendiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin AKP'nin Gülen cemaatine 934 kamu arazisi 109 yurt ve 23 sağlık kuruluşu kurma izni verdiğini söyledi.
Tekin “FETÖ’ye parsel parsel arazi verenlerin yüzü kızarmıyor bir de milleti FETÖ’cülükle suçluyorlar” diye konuştu.
Sözcü’den Hande Zeyrek'in aktardığına göre “Elimizde resmi makamlar tarafından hazırlanan bir rapor var. Rapora göre Türkiye’nin her şehrinde FETÖ’cülere özel okul kurulması için toplam 934 kamu arazisi peşkeş çekilmiş bu okullar eliyle terör örgütüne maddi kaynaklar aktarılmış ve militanlar yetiştirilmiş. Bu okulların hepsinin altında iktidarın imzası var” diyen Tekin şöyle devam etti:
"Örneğin 81 ilde 109 yurt açtırılmış buraların bütün izinleri işlemleri bu iktidar tarafından yapılmıştır. Bunun yanında bu iktidarın Bakanlar Kurulu tarafından tam 104 vakfa kamu yararı statüsü verilmiştir. Hepsinin altında bu iktidarın imzası var. "
"Özelikle FETÖ'cüler vakıf eliyle örgütlenerek anayasal düzeni yıkmak için çalıştılar. İktidar da onların faaliyetlerine destek oldu. Diğer bir örnek ise toplamda FETÖ'cü 1125 adet dernek kurulmuş bunların hepsinin izinlerini de bu iktidar vermiştir. Yine FETÖ'cülere ait Ankara'da 7 Bursa'da 2 İstanbul'da 4 ve Urfa'da 10 sağlık kuruluşu kurulmasına bu iktidar izin vermiş yardım etmiştir.
Bu durumda FETÖ'ye kim yardım ve yataklık etmiştir? 2010 referandumundan sonra tüm vakıfların başvurusu reddedilirken FETÖ'nün arsa talepleri kabul edilmiştir. "
================================
Suriye ordusunun Halep vilayetinin kontrolünü ele geçirdiği öğrenildi. Halep’in kontrol altına alınmasının ardından ise kentte çok sayıda kutlama ve destek gösterisi düzenlendiği görüldü.
17 Şubat 2020 09:16 / Dünya
Suriye ordusunun Halep vilayetinin kontrolünü ele geçirdiği öğrenildi. Devlet haber ajansı SANA ile Suriye devlet televizyonunun aktardığı haberlere göre Suriye ordusu Halep’in tamamında kontrolü ele geçirdi.
Haberlerde bölgedeki silahlı militanların Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin operasyonları sonucunda Halep’ten çekildikleri bilgisi geçildi. Halep’in kontrol altına alınmasının ardından ise kentte çok sayıda kutlama ve destek gösterisi düzenlendiği görüldü.
SANA Suriye ordusunun Halep ve çevresindeki köylerin temizlediğini ve şehrin yerleşim bölgelerinin ‘teröristlerden arındırıldığını’ duyurdu. Reuters haber ajansı Rus savaş uçaklarının pazar günü düzenlenen operasyona destek verdiğini aktardı.
================================
Ekonomik krizle birlikte işsiz sayısı hızla artarken binlerce şirket de kapandı. Ünlü firmalar önce konkordato daha sonra iflas başvuruları için sıraya girdi. Son olarak Atlas Global'in eklendiği iflas listesinde İnci Deri gibi asırlık şirketler de yer aldı.
10:56 - 17 Şubat 2020
Ekonomik kriz Türkiye’de son iki yılda binlerce firmanın kepenk kapatmasına neden oldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre 2018’de 12 bin 564 2019’da 13 bin 197 olmak üzere son iki yılda 25 bin 761 şirket kapandı.
Ticaret Sicili Gazetesi verilerine göre 2018’de bin 94 2019’da 899 olmak üzere son iki yılda konkordato başvurusu yapan şirket sayısı 1993 oldu.
Bu süreçte birçok ünlü firma da iflas başvurusunda bulundu. Listeye en son Atlas Global eklendi.
İşte o şirketlerden bazıları:
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 14 Şubat 2020’de Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Atlasjet Havayolları operasyonlarını sürdüremediğinden iflas başvurusunda bulunmuş olup uçuşları durdurulmuştur” dedi.
Atlasglobal önceki yıllarda aldığı mali hasar ve İstanbul'daki yeni havalimanının artırdığı maliyetler nedeniyle Kasım ayı sonunda tüm uçuşlarını durdurmuş; 21 Aralık'ta tekrar uçuşlara başlamıştı. Ancak Ocak ayında sezonsal düşük talep nedeniyle Avrupa uçuşlarına Mart ayına kadar ara verdiğini açıklamıştı.
Atlasglobal 14 Mart 2001'de “Tarifesiz İç Hat ve Dış Hat Uçuşlarda Yolcu ve Kargo Taşımacılığı” gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve ilk uçuşunu 1 Haziran 2001'de gerçekleştirmişti. Şirket iç ve dış hat tarifeli uçuşlarına 2004 yılında başlamıştı.
2018’de konkordato talep eden BETA Ayakkabı’nın pazarlama faaliyetlerini yürüten Beta İç ve Dış Pazarlama A. Ş için Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi iflas kararı verdi. Diğer şirketi olan Beta Ayakkabı San. A. Ş için ise konkordato süresi bitti.
İflas nedeniyle 50 mağazası kapanan BETA internet satışları ve ihracata yöneleceğini açıkladı.
Şirket 1980’de kurulmuştu.
Türkiye’nin önde gelen süt ve süt ürünleri üreticisi Yörsan Gıda Mamülleri Sanayi ve Ticaret A. Ş. Ekim 2018’de konkordato istedi. Şirket Aralık 2019’da iflas başvurusu yaparken Balıkesir Karesi ve Altıeylül ilçeleri Süt Üreticileri Birliği Başkanı Cihat Şimşek şirket yönetimine kayyum olarak atandı.
İstanbul Sanayi Odası'nın açıkladığı en büyük 500 sanayi kuruluşu listesine de giren Yörsan'ın temeli 1964 yılında Yörükler Gıda Limited Şirketi olarak atılmıştı. 1984 yılında Türkiye'nin ilk beyaz peynir fabrikasını kuran Yörsan 4 yıl önce özel sermaye fonu Dubai merkezli Abraaj Group'a satıldı.
Türkiye'nin büyük kozmetik perakendecilerinden Tekin Acar 10 Ocak 2020’de resmen iflas etti. 2017 yılında Türkiye genelinde 80 mağazası olan Tekin Acar'ın mağazalarının 19'u 2017'de Fransız Sephora'ya satılmıştı. İstanbul 1. İflas Dairesi'nin 2019/28 sayılı kararına göre firmanın iflası resmileşti.
1979 yılında Ankara'da temeli atılan Tekin Acar zaman içinde büyüyerek sektörün önde gelen oyuncularından biri konumuna yükselmişti.
İstanbul Tekirdağ ve Kayseri’de toplam 11 şubesi bulunan konkordato sürecindeki Lunch Box hakkında olumsuz raporlar sebebiyle mahkeme şirketin iflasına karar verdi.
2001 yılından bu yana hizmet veren Lunch Box bünyesinde 350 kişi çalışıyordu.
2019 yılında 900'e yakın şirket konkordato ilan etti!2019 yılında 900'e yakın şirket konkordato ilan etti!
102 yıllık ayakkabı devi İnci Deri iflasını istemiş daha önce borçlarını ödemekte zorluk çektiği için birçok çeki karşılıksız çıkmış ve şirket icralık olmuştu.
Şirketin genel merkez binası onlarca mağazası ve internet sitesi kapandı. Şirket hakkında geçen yıl açılan iflas davası ise sürüyor.
Türkiye'nin en eski çanta üreticilerinden Hakan Çanta Kasım 2019’da iflas etti.
Hakan Çanta'nın temeli 1955'te atılmıştı. 1980'lerin ikinci yarısıyla bilinirliği artmıştı. Marka ilk lisans sözleşmesini 1995'te Walt Disney ile imzaladı.
Hakan Çanta 2017'de FIFA ile anlaşarak Rusya'da düzenlenen ‘Dünya Kupası'nın lisanslı ürünlerinin bir bölümünü üretti.
2010 yılında kurulan Borajet Kasım 2019’da iflas etti. Borajet Havayolları 2016 yılının son günlerinde ABD’de yaşamını sürdüren iş insanı Yalçın Ayaslı tarafından SBK Holding’e satılmıştı.
Sezgin Baran Korkmaz’ın sahibi olduğu SBK Holding bünyesinde 2017 yılının Nisan ayına kadar uçuşlarını sürdüren Borajet daha sonra ani bir kararla yeniden yapılanma sürecine girildiği belirtilerek uçuşlarını durdurduğunu duyurmuştu.
Türkiye’nin en köklü otobüs firmalarından olan Ulusoy Seyahat’in marka hakkını alan ve konkordato başvurusu sonucu 3 ay mühlet verilen Ulusoy Ulaşım hakkında Şubat 2019’da iflas kararı verildi.
Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen duruşmaya davacı Ulusoy Ulaşım’ın vekili Abidin Oğul ile alacaklılar İro Turizm Temsa Loukoil ve Akpet Coca Cola Mapar Otomotiv Enerjisa Osmanlı Turizm Yapı Kredi Bankası vekilleri katılmıştı.
Filo kiralama sektörünün en büyüklerinden olan ve 2001’de kurulan Fleetcorp A. Ş. Eylül 2018’de konkordato talebiyle İstanbul Ticaret Mahkemesi’ne başvurmuştu. Konkordato talebi kabul edilen Fleetcorp’a mahkeme Kasım 2018’de ise iflas kararı verdi.
Piyasaya 2 milyar TL’nin üzerinde borcu olduğu ileri sürülen Kuveyt sermayeli şirketin konkordato raporuna göre 12 bin aracı bulunuyordu.
https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/son-donemde-hangi-unlu-sirketler-iflas-istedi-5629489/
================================
Son günlerde AKP'ye yakın çevrelerde yeni bir darbe girişimi olacağı ve bu darbenin TSK'daki Kemalist subaylar tarafından yapılacağı söylentisinin yapılmasının arkasındaki amaç ne?
17 Şubat 2020 08:48
'Kemalist darbe geliyor' korkusunu üretmenin asıl niyeti ne?
26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un FETÖ ile mücadele ve siyasi ayak konusundaki çıkışı AKP ve çevresinde derin rahatsızlık yarattı.
Başbuğ'un çıkışının ardından AKP'ye yakın çevrelerde TSK içinden Kemalist bir darbe girişimi yapılacağı söylentisi pompalanmaya başlandı.
Yandaş yazardan skandal iddia: Darbe laikçi ve Kemalist şebekelerden gelecek
Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu "İlker Başbuğ’un kaç askeri var" başlıklı bugünkü yazısında bu söylentiyi ve amacını yazdı.
Terkoğlu'nun yazısında ilgili bölüm şöyle:
İktidar içindeki bir grubun günlerdir kışkırttığı darbe tartışmasını görünce sordum: İlker Başbuğ’un kaç askeri var?
Tartışmayı başlatanların ortak bir özelliği var. AKP-FETÖ ortaklığının sürdüğü dönemde sistemin vurucu gücü olarak iş tutuyorlardı. Televizyonlarda ya da gazete köşelerinde parmak sallayarak darbeci listeleri yazıyorlardı. Beğenmedikleri filmlerdeki oyuncuları sevmedikleri şarkıcıları bile darbecilikle suçluyorlardı. TDK’nin Türkçe Sözlüğü’ndeki “darbe” kelimesinin tanımını dahi değiştirdiler. Toplumu korkuturken “darbeci” dediklerine davalar açtılar kumpaslar kurdular operasyonlar yaptılar tasfiyeler gerçekleştirdiler.
Silivri’den çıktıktan sonra askeri cezaevlerini ziyarete gitmiştim. Herkes hapisliğin gerekçesini anlatıyordu. “Atatürk’ün askeri” “Cumhuriyet değerleri” “vatanseverlik” en sık duyduğum sözlerdi. Kuşkusuz doğruydu. Ancak beni en çok etkileyen yanıtı bir köşede oturduğumda birkaç asker verdi. Biz hep katledilenin hapsedilenin mağdur edilenin gözünden bakıyorduk. Onlar ise FETÖ’nün aklıyla süreci okumaya çalışıyordu. TSK’deki hiyerarşinin listesini çıkarmışlardı. Tutuklandığı için terfisi durdurulanlar elenince bir tablo beliriyordu. Kesilen sakalların daha gür çıkması gibi TSK’ye operasyonlar yapıldıkça aşağıdan gelen “bazıları”nın önü açılıyordu. Tasfiyelerin öncelikli nedeni buydu. Birileri geleceği tasarlıyordu.
Sanmayın ki AKP ile FETÖ kavgasından sonra bir şey değişti. Hatta işler daha da kolaylaştı. Aşağıdan yükselmeyi kolaylaştıran yukarıdan tasfiyeyi çabuklaştıran düzenlemeler devam etti. Örneğin FETÖ’nün en az etkili olduğu 3 albay devresi TSK’deki hizmet süresi 28 yıla indirilerek bir anda emekli edildi. Karar Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanı olarak ilk kez katıldığı 2014 Aralık Şûrası’nda önerilmiş ardından AKP’nin teklifiyle kanunlaşmıştı. Gerekçe “TSK’den FETÖ’cülerin tasfiyesi” diye açıklanıyordu. Ama tam tersine yine FETÖ sakallarının önündeki sakallar kesilmişti. Yeni gelenler 15 Temmuz’da karşımıza çıkıyordu.
Öyleyse artık net olarak konuşabiliriz. Türk tarihinin bir gerçeği olan darbeleri tartışmıyorum. Başka bir şey söylüyorum. “Darbe korkusu” üretmek bu korkular ile ellerini yukarı kaldıran Türkiye’yi teslim almak bir başka operasyon mu? Öyle ya 2006-2016 aralığında Türkiye’de sistematik olarak “darbe korkusu” üretildi. Bu korku kullanılarak önce muhalefete ardından iktidarın içine doğru operasyonlar yapıldı. Darbe korkusu suikast korkusu terör korkusu ile aklı durdurulanlar kuşatıldı.
Hatırlayın terör eylemlerine karşı askerin sokağa çıkmasına hatta fiilen idareyi ele almasına izin veren “TSK Personel Kanunu” 7 Haziran 2016’da AKP tarafından Meclis’e getirilmişti. 14 Temmuz’da ise Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Bir gün sonra darbe girişimi olduğunda yakalananların “terör operasyonu sandık” savunmasının önceden altı doldurulmuştu. Birileri 15 Temmuz’dan bir gün önce bile Türkiye’yi korkutarak asıl operasyonu yapmayı başarmıştı.
Ya şimdi?
Öyle görünüyor ki yine benzer bir süreci yaşıyoruz. Bir zamanlar dünyanın en büyük ordularından biri olan TSK’yi yöneten asker İlker Başbuğ’du. Yaptıkları ya da yapmadıkları tartışılabilir. Ancak görev süresi boyunca TSK’yi darbe tartışmalarının dışına taşımaya çalışan kişi olduğu her şeye rağmen soruna ısrarla hukuk içinde çözüm aradığı tartışılamaz.
Peki emekliliğinden 10 yıl sonra bugün emrinde tek bir asker olmayan 77 yaşındaki İlker Başbuğ’dan bir darbe lideri çıkarma stratejisinin altında ne var? Bugün TSK’de esprisi bile yapılmayan “Kemalist darbe geliyor” korkusunu üretmenin asıl niyeti ne?
Birden fazla yanıtı olabilir. Ancak korkuyu üretenlerin ağızlarına değil ceplerindekilere bakınca niyetleri anlaşılıyor. Önce ABD’nin İranlı generali vurmasından sonra kafalarını çıkardılar. İdlib kriziyle tamamen ortaya döküldüler. Türkiye için “yeni bir politika arayışının devrede” olduğunu söylüyorlar. Saray’dan iktidar partisinin derinlerine kadar uzanan grup İdlib krizini fırsat sayarak ABD ile yeniden “stratejik ortaklık” çizgisine oturma niyetini açıkça ifade ediyor. Her dış bir içtir. “Kemalist darbe” korkusu üretmek Türkiye’yi Rusya ile oturduğu masadan kaşıyarak kaldırma stratejisinin iç politikadaki manivelası olarak görünüyor.
İkincisi TSK’ye yönelik bir niyet taşıyor. Görevde ya da emekli fark etmiyor. Vatanı için ölmeye hazır ülke güvenliği için gerekirse sınırın ötesine operasyon yapmaya gönüllü ordu mensuplarının birçoğu terör unsurlarının taraf olduğu İdlib savaşında yer almayı doğru bulmuyor. “Kemalist darbeci ilan edilme korkusu” üretmek Türk askerini “kendi vatanı için olmayan” bir savaşa sokmanın sopası olarak kullanılıyor.
Üçüncüsü kendisi bile Kemalist olduğundan şüphe duyan muhalefete yönelik bir hamle yapılıyor. “Siyasi ayak” başta olmak üzere muhalefetin başlattığı tartışmaları “darbe” suçlamalarıyla boğma fırsatı yaratılıyor.
Dördüncüsü iktidarın içinde bir yere denk düşüyor. Son dönemde AKP yeni parti kopuşlarıyla iç çatlaklar ve hiziplerle anılıyor. Görülüyor ki iktidar içinde ucu Saray’a uzanan bir odak “Kemalist darbe korkusu üretme” stratejisiyle partinin dağınık parçalarını kendi etrafında toplamayı hedefliyor.
“Ankara’da konuşulanlara tanık oluyorum” diye söze başlayan köşe yazıları “ben bu filmi görmüştüm” dedirtiyor. Türkiye’yi 2006 ile başlayan sürece yeniden sokmaya çalışanlar unutmasınlar ki kurdukları tezgâh geç de olsa ayaklarına dolanmıştı.
“Ordusuz Başbuğ”un FETÖ’yü sorgulayan sözlerini çarpıtanlar “siyaset yapmıyorum yapmayacağım” diyen Başbuğ’dan hayali bir darbe lideri yaratıp iktidar hesapları yapanlar unutmasın. Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek sadece aklınızın olmadığının kanıtıdır!
================================
İhalesi üç yıl önce yapılan ve maliyetinin bir milyar 78 milyon lira olarak belirlendiği Rize-Artvin Havalimanı için ikmal ihalesi açıldığı ve proje maliyetinin 632 5 milyon lira daha arttığı ortaya çıktı.
17 Şubat 2020 09:25 / Ekonomi
AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle temeli atılan ve ihalesi yaklaşık üç yıl önce yapılan Rize-Artvin Havalimanı’nın yapım maliyeti açılan yeni bir ihale ile arttı.
2017 yılı başında bir milyar 78 milyon 434 bin lira bedelle Cengiz-Aga Enerji ortaklığının ihaleyi kazanması ile başlayan projenin maliyeti ‘İkmail ihalesi’ ile 632 5 milyon lira daha arttı.
Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker ikmal ihalesini Cengiz İnşaat-ASL İnşaat ortaklığının kazandığını belirterek “İlk ihaleye Aga Enerji ile girmiş olan işi asıl yürüten Cengiz bu kez ikmal ihalesini ASL İnşaat ile üstlenmiş. İlk dönem AKP milletvekili Abdülkadir Kart'ın son dönem pek çok büyük inşaat ve altyapı ihalesinde adını görmeye başladığımız şirket” ifadelerini kullandı.
Çiğdem Toker’in “Rize-Artvin Havalimanı’na ikmal ihalesi” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:
“İkmal tamamlama demek. Bilen bilir memlekette “Şu kadara mal olacak” diye adeta davul çalınan nice kamu ihalesi “ikmal” ihaleleriyle kat kat fazlasına bitebilmiştir.
Temel atmaya hamaset nutuklarına inşaat işlerine milliyetçilik sosu bulandırmaya bayılan siyasiler sıra ikmal ihalelerine geldiğinde olay mahallini hızla terk eder. Çünkü ikmal ihalesi bütçede delik dahası iş bilmezlik anlamına gelir. Ki; bunlar da hesabı verilmesi gereken işlerdir. ”
“İhalesi üç yıl önce yapılmış temeli partili Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atılan Rize-Artvin Havalimanı da “ikmal” kervanına katıldı.
2017 başında açık usulle yapılan ilk ihalede en düşük teklifi 1 milyar 78 milyon 434 bin TL ile Cengiz-Aga Enerji ortaklığı vermişti. O dönem “Kim Bu Aga Enerji” başlığıyla sorduğumuz şirketin bir internet sitesinin bile olmadığını resmi olarak bünyede görünmese de Bayburt Grubu'nun sahiplerinin eski bir şirketlerinin kimlik ve yer değiştirmiş hali olduğunu yazmıştık. Yapılan son haberlerde de havalimanını yüzde 50'sinden fazlasının tamamlandığı duyurulmuştu. ”
“Rize-Artvin Havalimanı pisti denize dolguyla yapılıyor. 266 hektarlık alanda 88.5 milyon ton taş kullanılacağı günde 120 bin tonu yakın dolgunun yapıldığı duyurulmuştu.
Belli ki 1 milyar 78 milyon TL ihale bedeli bu ölçekler için yetmemiş. Artık baştan maliyetler yanlış saptandığı indirimler doğru verilmediği için mi yoksa şirketlerin mali bilançolarıyla ilgili sorunlardan mıdır -lütfedip açıklamadıkları için bilemiyoruz- geçen kasım ayında ikmal ihalesi yapılmış. 8 Kasım 2019'da yapılan ihalede 21/b usulü tercih edilmiş. Pazarlık yönteminin olağanüstü durumlar için kullanıldığı ilansız bu usulde genellikle ihaleyi önceden kimin alacağının belli olduğu da herkesin bildiği sırdır.
İlk ihaleye Aga Enerji ile girmiş olan işi asıl yürüten Cengiz bu kez ikmal ihalesini ASL İnşaat ile üstlenmiş. İlk dönem AKP milletvekili Abdülkadir Kart'ın son dönem pek çok büyük inşaat ve altyapı ihalesinde adını görmeye başladığımız şirket. ”
“Bu ihalenin yaklaşık maliyeti de 682 milyon 293 bin 367 TL olarak belirlenmiş. Cengiz-ASL bu ikmal ihalesini 632 milyon 497 bin 233 TL teklifle almışlar. Gördüğünüz gibi yüzde 7.30 gibi süper bir indirim.
1 milyar TL'ye bitecek denilen Rize-Artvin Havalimanı'nın maliyeti şimdilik 1 milyar 632 5 milyon TL'ye yükselmiş durumda. ”
================================İstanbul Teknopark’ta maaşlarını alamayan ve inşaattan çıkmayan 20’den fazla işçi bugün dışarı çıkarıldı. Polisler tarafından inşaat alanının dışına çıkarılan işçilere yeniden içeri alacağız denildi. İçeriye alınmayan işçiler eylem başlattı.
17 Şubat 2020 09:09
Pendik’te yapımı süren İstanbul Teknopark’ta alacaklarını tahsil edemeyen ve inşaattan çıkmayan 20’den fazla işçi bugün dışarı çıkarıldı. Polisler tarafından inşaat alanının dışına çıkarılan işçilere yeniden içeri alacağız denildi. İçeriye alınmayan işçiler eyleme başladı.
ANKA'nın haberine göre Teknopart’ta iki firma 50 bin metrekarelik bir alandaki “kaba inşaatın” yapımı için anlaşma imzaladı. Ancak bir süre sonra taşeron firma ile diğer firma arasında anlaşmazlık çıktı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Teknopark'ın 2. Etap açılışını yapmıştı
Taşeron firmanın sahibi Ali Dikmen anlaşma gereği 7 ay önce başladığı çalışmayı 120 çalışanı ile birlikte istenilen zamanda bitirdiğini ancak anlaştığı firmadan alacaklarını tahsil edemediğini söyledi.
120 işçisinin maaşının ödemesinin yapılmadığını bunun yanı sıra 500 bin TL’lik teminat çeki ile inşaat alanında bulunan ve yaklaşık 2 milyon TL’yi bulan inşaat malzemelerine de el konulduğunu iddia eden Dikmen mahkemeye başvuracağını bildirdi.
İki firma arasında çıkan bu anlaşmazlık yüzünden içeride bulunan işçilerin de dışarıya çıkamadığını anlatan Dikmen yaşananları şöyle anlattı:
“Alacaklarımızı tahsil edemediğimiz için karakola gidip şikayette bulunduk. Ardından bizim içeriye girişimizi engelledi. Yaptığımız inşaatın alanında kalmaya çalışıyoruz çünkü kapılardaki güvenliklere talimat vermişler. Dışarıya çıktığımız zaman içeriye alınmıyoruz. Bizi dışarıya çıkarmak için de iki gün önce çevik kuvvet polisi gönderdiler. Bize her türlü oyunu yaptılar. İşçilerimin yemeklerini bile kesmişler. Ben işçimin yanındayım. Bu iki aylık süreç içerisinde de yanında olmaya çalışıyorum. 2 aydır burada yatıp kalkıyorum. ”
2 milyon TL’lik inşaat malzemesinin ve iskelesinin başka bir inşaat firmasına satılmak istediğini öne süren Dikmen şöyle devam etti:
“İfade vermek için karakola gitmiştim ancak şimdi güvenlik talimat olduğunu söyleyerek beni içeriye almıyor. İçeride yaklaşık 20 ye yakın işçim var onlara yemekte verilmiyor tel örgü dışından kendilerine yemek veriyoruz. ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir bölümünün açılışını yaptığı Pendik’te 2.5 milyon metre karelik alanda yapımı süren Teknopark’ta Teknopart’ta iki firma 50 bin metrekarelik bir alandaki “kaba inşaatın” yapımı için anlaşma imzalamıştı. Ancak bir süre sonra taşeron firma ile diğer firma arasında anlaşmazlık çıktı. Müteahhitlerden Ali Dikmen 120 işçisinin maaşının ödemesinin yapılmadığını bunun yanı sıra 500 bin TL’lik teminat çeki ile inşaat alanında bulunan ve yaklaşık 2 milyon TL’yi bulan inşaat malzemelerine de el konulduğunu söylemişti.
Bunun üzerine 20'ye yakın işçi inşaat alanında kalmaya başlamıştı. Çıkarsak bir daha içeriye giremeyiz ve malzemelerimizi alamayız diyen işçler dün akşam polis tarafından inşaat alanında çıkarıldı. İnşaat alanı dışına çıkarılan işçiler eylem başlattı. Malzemelerin de içeride kaldığını belirten işçiler haklarını alana kadar eyleme devam edeceklerini bildirdi.
Teknopark'ta işçilerin direnişinepolisin müdahalesini kayda alan bir işçi"Polis bile haksızın yanında" diyerek duruma isyan etti.
================================
Eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Coşkun Çakar’ın eşinin sınavdan geçebilmesi için emniyetin istihbarat aracına kopya düzeneği kurduğu ortaya çıktı.
Pazartesi 17 Şubat 2020 08:07
Çakar’a yönelik operasyonda sınav usulsüzlüğünün görüntüleri çıktı.
Yapılan incelemede 14 dakika 28 saniyelik videoda bir kadının katıldığı sınava ait gizli çekilmiş görüntülerinin olduğunu belirlendi. Görüntüye göre kadının önündeki sıra üzerinde soru kitapçığı ve cevapların işaretlendiği sınav cevap kağıdının olduğu anlaşıldı. Söz konusu videoyu kayda alınan kameranın ise radyo frekansı (RF) özellikli görüntüyü canlı olarak dışarıya aktaran kamera sistemi olduğu tespit edildi.
Sınav cevap kağıdında yapılan incelemeyle sınava katılan kişinin Çakar’ın eşi Gül Çakar olduğu ortaya çıktı.
Aynı kaset içerisindeki 7 saniyelik görüntünün ise istihbaratın teknik takip ve izlemede kullandığı obzervasyon aracının içerisinde çekildi anlaşıldı. Görüntüye göre camları perdeli panelvan tarzı araçta iki erkek şahıs bulunuyor. Bunlardan birinin Coşgun Çakar olduğu değerlendirilirken videoda şahıslardan birisinin kolu görünüyor. Ayrıca araç içerisinde radyo frekans receiver (alıcı) cihazı olduğu görülüyor. Yapılan incelemede ise Gül Çakar tarafından sınav sırasında kullanılan RF kamera ile obzervasyon aracı içerisinde bulunan radyo frekans receiver cihazına ait görüntülerin aynı video üzerinde kayıtlı olduğu belirlendi.
AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'ın haberine göre soruşturma dosyasına giren bilgilere göre kopya olayı şöyle gerçekleşti: Gül Çakar sınavda esnasında RF kamera ile soru kitapçığındaki soruları taradı. RF kamera yardımıyla bu görüntüler okul binası dışında bulunan obzervasyon aracı içerisindeki alıcıya gönderildi. Aracın içerisinde bulunan Coşgun Çakar ile yanında bulunan şahıs ise soru cevaplarını telsiz kulaklık yardımıyla Gül Çakar’a iletti.
https://haber.sol.org.tr/turkiye/sinav-hirsizliginin-goruntusu-ilk-kez-ortaya-cikti-280633
================================
17 Şubat 2020
Biliyorum… Sizlere sürekli "sıkıcı" ihalelerden iç karartan yolsuzluklardan bahsediyorum. Fakat ne zaman güncel bir konuyu değerlendirmeye kalksam önüme yazmaktan kendimi alıkoyamadığım başka bir usulsüzlük geliyor.
Daha önce Gaziantep Belediyesi'nin torba ihaleleri başlıklı bir makale yazmış ve ihalelerdeki bazı çarpıklıkları gündeme getirmiştim. Yazı içeriğinde bir firmadan bahsetmiş ve takipçi olacağımı da bildirmiştim.
Firma ismi Gama-Gazi Sağlık Hizm. idi.
Neden şimdi tekrar hatırlatıyorum?
Yazımızın başrolü yine bu firmada… Bu sefer Gaziantep değil Kilis. Belediye değil Devlet Hastanesi...
Aktarayım.
Kilisli yurttaşlar Kilis Cumhuriyet Savcılığına Kilis Devlet Hastanesi'nde yapılan 12 ayrı konuda şikâyette bulunuyorlar.
Konu hakkında Kilis Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü de Kilis Devlet Hastanesi Görevlileri hakkında araştırma inceleme yapılmasına karar veriyor.
Valilik makamınca Sağlık Bakanlığı'ndan da müfettiş talebinde bulunuluyor. S. Ş. adlı müfettiş görevlendiriliyor.
Peki nedir bu konu?
Müfettiş incelemesi sonucu bir rapor hazırlanıyor.
Hazırlanan raporun 13. sayfasında; MR cihazının arızalı olmasına rağmen çekim yapılmadan çekim yapılmış gösterildiği firmaya bu yönde ödemeler yapıldığı tespit ediliyor. Aynı raporun 17. sayfasında fazla ödemenin otomasyon sisteminden kaynaklı bir hatadan oluştuğu belirtiliyor.
Raporun eklerinde MR cihazının arızalı olduğu dönemlere ait tutanaklar mevcut olmasına rağmen idarenin bu raporları yok sayarak MR cihazı çalışıyormuş gibi göstermelerini ne gariptir ki otomasyon sistemine bağlanıyor!
Daha sonra valilik ve Bakanlık müfettişleri tekrar inceleme yapıyor iddia edildiği gibi otomasyon sisteminde herhangi bir hataya rastlanılmıyor.
Müfettiş S. Ş. 'nin yaptığı incelemede Gama-Gazi firmasına yapılan fazla ödemelerin tahsil edilmesi isteniyor. Valilik tarafından görevlendirilen muhakkikler ise çalışmayan MR cihazı ile sanki çalışıyormuş gibi ne kadar para tahsil edildiğini tespit ediyor…
Rakam tam tamına 1 milyon 900 bin TL!
Hayatınızda bu kadar parayı bir arada gördünüz mü?
Ben görmedim.
Peki ne kadarı geri alınmış?
713 bin TL.
Geri kalan 1 milyon 187 bin TL için Kilis Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmış.
Sağlık Bakanlığı konu ile ilgili denetçi görevlendirmiş. S. U ve C. U. konuyu tekrar incelemişler ve yapılan fazla ödemenin tahsil edilmesini edilemiyorsa imzası olan doktorlardan tahsil edilmesini istemiş.
TCK 257'ye göre işlem tesis edilmesi içinde 4483 sayılı kanun kapsamında Kilis Valiliğince ön inceleme yapılması istenilmiş Gama-Gazi firmasının da ihalelerden men edilmesi istenilmiş.
Kilis Valiliği adı geçen firma ve şahıslar hakkında soruşturma iznine gerek olmadığı için soruşturma izni vermemiş. Suçlu olarak imza yetkisi dahi olmayan firma personeli N. G. hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş.
Yani aylarca çalışmayan MR cihazı çalışıyor gibi gösterilerek tam 2 milyon TL fazla fatura kesiliyor paralar yetkililerin imzaları ile ödeniyor ama suçlu sadece imza yetkilisi olmayan bir kişi çıkıyor.
Bak sen şu işe!
Fazla ödemeyi alan Gazi firması ihale şartnamesi gereği hastaneye MR çekimlerinin görüntülerinin saklandığı PACS sistemini kurmuş. Bu sistem üzerinde bulunan hard diskler de yapılan çekimlerin görüntüleri saklanmak ve hastane bilgi yönetim sistemine entegre etmek zorunda olmasına rağmen PACS sistemi HBYS'ye 2008 ve 2013 yılları arasında entegre ettirilmemiş.
Yani ortada kanıt da bırakılmamış.
Daha bitmedi.
Devam edelim...
Gama Gazi firmasının bir de kimya firması var. Kilis Devlet Hastanesi müdür yardımcılarının eşleri de bu yolsuzluk yapılırken bu firmada çalışanmış.
Nasıl yani diyorsunuz değil mi?
Mesela Müdür Yardımcısı S. Sarıgöz'ün eşi G. Sarıgöz A. Çelebi'nin eşi F. Çelebi K. Demir'in eşi Y. Demir…
Dahası soruşturma başladıktan sonra istifa eden Müdür Yardımcısı K. Demir'in yine Gazi firmasına ait Özel Adıyaman Park Hospital'de hastane müdürü olarak çalışmasına ne dersiniz?
Ne doktorlar hakkında ne de firma hakkında bir suç duyurusu yapılmamış. Bahse konu doktorların FETÖ ile iltisaklı olduğu tespit edilmiş hatta doktorlardan bir tanesi de şu anda FETÖ'den cezaevinde.
Üstüne üstlük hakkında iltisak tespiti yapılan doktorlar ise halen Kilis Devlet Hastanesi'nde çalışıyor.
Hakkında dava açılan tek kişi N. G. de halen çalışıyor. Daha ilgincini söyleyeyim. N. G. 'nin avukatı da Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut.
Gazi Gama'nın ortaklarının da FETÖ güdümünde faaliyet gösteren ve KHK ile kapatılan dernek üyelikleri olduğu tespit edilmiş. 4734 sayılı kanuna göre bu suç. Buna rağmen firma halen ihale almaya devam ediyor. Kilis Devlet Hastanesi'nde bu yolsuzluklar yapılıyor iken dönemin başhekimi Kilis AKP Milletvekili Fuat Karakuş'tur.
Hatta…
Öyle ki bu firma 2020 yılında 30 ay süre ile görüntüleme hizmet alımı ihalelerini alıyor. Kilis satın almadan sorumlu müdür yardımcısı olayların yaşandığı anda imzası bulunan Dr. E. Ö! AKP Kilis Kadın Kolları başkanı'nın eşi.
İşte önceki yazılarımda aynı firmanın Gaziantep Büyükşehir Belediyesinden de ihale aldığını söylemiş ve bu işlerin adrese teslim yapıldığını uyarmıştım.
Şimdi Sağlık Bakanlığı yetkililerini bir daha uyarıyorum.
Kilis Devlet Hastanesinde iddialara göre 3 boyutlu görüntüleme girişi yapılarak tek çekim yapıldığı halde 2 çekim yapılmış gibi girişler yapılıyormuş.
Kilis'te yaşananları anlatmaya devam edeceğim...
Sadece Kilis'te değil tüm Türkiye'nin diğer illerinde öyle şeyler oluyor ki hepsini yazacağım.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kilis-devlet-hastanesinde-hayali-mr-yolsuzlugu-54895yy.htm
================================
Tiyatro sanatçısı ve soL yazarı Orhan Aydın'ın Sümeyye Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında açılan davada verilen para cezası arttırılarak onandı.
soL - Haber Merkezi
Pazar 16 Şubat 2020 20:15
Tiyatro sanatçısı ve soL yazarı Orhan Aydın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında açılan davada verilen para cezası kararı arttırılarak onandı.
Kararı kişisel sosyal medya hesabı üzerinden duyuran Aydın “İstinaf’a başvurduk. Cezayı az bulup 7.000 TL’ye çıkardı yetmedi 2015 yılından bugüne faiziyle ödemeye yetmedi avukatlık vekalet ücretleri ve mahkeme giderleriyle toplam 15.000 TL ödememe karar verildi. Eyy adalet neredesin?” dedi.
orhan aydın
✔
@orhanaydin6
https://twitter.com/orhanaydin6
Sümeyya Erdoğan'a hakaretten 4.000 TL ceza almıştım!
İstinaf'a başvurduk.
Cezayı az bulup 7.000 TL'ye çıkardı yetmedi 2015 yılından bugüne faiziyle ödemeye yetmedi avukatlık vekalet ücretleri ve mahkeme giderleriyle toplam 15.000 TL ödememe karar verildi.
Eyy adalet neredesin?
18:21 - 16 Şub 2020
================================
Tiyatro sanatçısı ve soL yazarı Orhan Aydın doğum günü olan 22 Mart'ı adliye koridorlarında geçirdi. Sümeyye Erdoğan'ın ve Rıza Sarraf'ın açtığı iki davada yargılanan Orhan Aydın'a adliyede pasta da kesildi.
Perşembe 22 Mart 2018 14:13
Tiyatro sanatçısı ve soL yazarı Orhan Aydın doğum günü olan 22 Mart'ı adliye koridorlarında geçirdi.
Sümeyye Erdoğan'ın ve Rıza Sarraf'ın açtığı iki davada yargılanan Orhan Aydın'a adliyede pasta da kesildi.
Orhan Aydın'ın yargılandığı ilk dava Sümeyye Erdoğan'ın açtığı davaydı. Bir IŞİD'çinin Sümeyye Erdoğan'a mektupla evlenme teklif ettiğine ilişkin haberler üzerine sosyal medyada paylaşımda bulunan Orhan Aydın "Niye kızılıyor adam gönül koymuş ne var bunda hem İslam'da 4 evlilik serbest değil mi? Ayrıca yakışıyorlar" yazmıştı. Bunun üzerine Sümeyye Erdoğan'ın küçük düşürüldüğü iddiasıyla Orhan Aydın'a dava açıldı. Mahkeme davayı kısmen kabul ederek Orhan Aydın'ı 4 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
İkinci dava Rıza Sarraf'ın açtığı davaydı. Orhan Aydın'ın sosyal medyada paylaştığı "Yemlediğiniz Rıza Zarrab'ın İran'daki partneri Babek Zencani idama mahkum edildi. Siz bu rezilin koynundan çıkmıyorsunuz" cümlesi ile "Rıza Zarrab'ın Türkiye'deki tüm mal varlıkları satışa çıkmış alan da şerefsizdir hırsızdır talancıdır aracı olan da" cümlesi davaya konu oldu. Rıza Sarraf'ın şikayeti üzerine açılan davada mahkeme Orhan Aydın'ın beraatına karar verdi.
64'üncü doğum gününü iki ayrı mahkeme salonunda geçiren Orhan Aydın için dostları pasta kesti. Adliye koridorlarında geçirdiği doğum gününü soL Haber'e değerlendiren Orhan Aydın şunları söyledi:
"Belli ki bu davalar ilk değil son da olmayacak. Ama bizler de bu ülkeden haksızlığı adaletsizliği eşitsizliği sanat düşmanlığını her koşulda dile getireceğiz. Ülkemizin eşit özgür aydınlık bir ülke olması için sanat üretmeye devam edeceğiz..."
================================
Ege Üniversitesi'nin yönetimi kendi öğrencileri dışında dışarıdan gelen herkese kütüphaneyi ücretli hale getirdi
Ege Üniversitesi'nde kütüphane kullanımı dışarıdan gelen kişiler için ücretli hale getirildi. Üniversite tarafından yapılan açıklamada ise tüm dış kullanıcılar için günlük girişin 1 TL diğer üniversite öğrencilerinin dönemlik kullanımı 100 TL dönemlik kişisel üyelikler 250 TL dijital bir veriyi tarama ise sayfa başı 1 TL olarak belirtildi.
Sosyal medyada Ege Üniversitesi’nin aldığı karara birçok tepki gelirken Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkan Yardımcısı Aydın İleri üniversitenin kararını BirGün'e değerlendirdi.
Bilimsel çalışma yapılmasına engel olacağını vurgulayan İleri "Burası bir kamu üniversitesi. Üniversiteden faydalananlarda hangi üniversitenin öğrencisi olursa olsun yine öğrenciler. Böyle bir durum kamu üniversitelerinde yaşanılan bir şey değildi. Kamunun parasıyla yapılmış bilim üretmesi için öğrencilerin ve akademisyenlerin araştırma yapması için kurulan kurumlar üniversiteler. Aynı zamanda bu kütüphanelerde bu toplumun ortak malı. Buradan yararlanmak isteyen üniversite öğrencilerine araştırmacıya kütüphaneyi paralı hale getirmek kütüphane hizmetinin satılması haline getiriyor. Bu karar bilimsel çalışma yapılmasına engel olur. Farklı üniversite öğrencilerinin araştırma yaparken üniversite kütüphanesini kullanmasını bir haktır. Üniversite kütüphaneleri tekrar ortak kullanıma açılmalı. Ege Üniversitesi'nin kütüphanesiyle ilgili alınan böyle bir kararda bilimin akademinin ilerlemesini engeller" diye konuştu.
https://www.birgun.net/haber/ege-universitesi-nin-kutuphanesi-ucretli-hale-getirildi-288333
================================
Kapatılan Özgür Gündem gazetesi davasında beraat eden yazar Aslı Erdoğan iki yıldır yaşadığı Almanya'dan Türkiye’ye dönmeyeceğini söyledi
2016 yılında 'terör' propagandası yaptığı iddiasıyla kapatılan Özgür Gündem gazetesi davasında “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılanan ve dört ay hapis yatan yazar Aslı Erdoğan davada beraat kararı çıkmasının kendisi için "sürpriz olduğunu" söyledi.
İki yıldır yaşadığı Almanya'da AFP haber ajansına bir söyleşi veren yazar "Bir kez daha tutuklanmam benim için ölüm anlamına gelir" dedi ve şu anki şartlar altında tutuklanma riski olduğu için Almanya'dan Türkiye'ye dönemeyeceğini söyledi. Erdoğan söyleşilerde söylediklerinin aleyhinde yeni bir dava açmak için kullanılabileceğini belirtti.
Almanya'da doktorların travma sonrası durum olarak tanımladığı iki bağırsak felci ameliyatı geçirdiğini kaydeden Erdoğan "52 yaşında 80 yaşında bir kişide görülen bir hastalıkla karşılaştım" diyerek hapiste geçirdiği zamanın da hastalık üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Yazar hapis sürecinin ardından el konulan pasaportunu alması sonrası yurtdışına çıkmıştı. Yazar iki yıldır Almanya'da yaşıyor.
Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yazarları ve yayın danışma kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu dokuz kişinin yargılandığı davanın İstanbul 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 16'ncı duruşmasında geçen hafta ara karar açıklanmış mahkeme Bilge Aykut ve Necmiye Alpay'ın beraatine ve Aslı Erdoğan'ın "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma" ve "örgüt üyeliği" suçlarından beraatine hükmetmişti. Aslı Erdoğan'a yönelik "örgüt propagandası" suçlaması ise zamanaşımına uğrayarak düştü.
================================
- - - - - - - - - - - - -| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur_...@yahoogroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur_gunde...@yahoogroups.com |
| Gruptan ayrilmak icin | : | ozgur_gundem...@yahoogroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | ozgur_gun...@yahoogroups.com |
| Grup Sayfamiz | : | http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |