Sayın Meslekdaşımız,   ; 12 Eylül günü Anayasa değişiklik paketinin oylanacağı referandumda, ikirciksiz “HAYIR” olacak tavrımızı sizlerle ve kamuoyuyla paylaşmayı hukuka ve ülkeye olan sorumluluğumuzun gereği sayıyoruz. Aşağıda öne çıkardığımız gerekçelerle, tüm meslektaşlarımızı bu tavrı paylaşmaya çağırıyoruz: · Anayasa metinlerinin olmazsa olmaz özelliklerinden biri ‘toplumsal sözleşme’ ürünü olmalarıdır. Referandumda oylanacak olan taslak ise gerek hazırlanış, gerekse sunuşunda izlenilen tepeden inmeci yöntemle bu nitelikten tümüyle uzaktır. Anayasa değişikliği her ne kadar gerçek bir ihtiyaç olsa da, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, meslek odalarının görüşüne başvurulmadığı gibi, parlamentoda temsil edilen siyasal partilerle dahi içtenlikli bir uzlaşma arayışına gidilmemiştir. Toplumda daha şimdiden neden olduğu kamplaşma ve ayrışma dinamiklerine bakılırsa, demokratik katılım ve müzakere süreçleri işletilmeden, tekçi bir anlayışla kaleme alınmış düzenlemelerin ‘anayasal belge’ değerinden çok, iktidardaki siyasi partinin patentini taşıyacağı açıktır. Paketin içeriğine ilişkin tartışmalardan önce, yalnızca biçime bakarak bile HAYIR! · Referandumda birbiriyle hiçbir içsel ilişki ve bağlantısı bulunmayan maddelerin bir arada oylanacak olması evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Her bir maddenin ayrı ayrı oylanması mümkün ve gerekli iken, halkın önüne ‘anayasa değişikliği’ adı altında adeta bir miktar tatlandırıcı katılmış bulamaç sunulması seçmen iradesinin ne denli önemsendiğini göstermeye yetmektedir. Tatlandırılmış bulamacı yememek için HAYIR! · Toplumsal uzlaşmayı, halk iradesini hiçe sayan bir yöntem ve anlayışın damgasını vurduğu anayasa paketinin ’12 Eylül’le hesaplaşma’ olarak anılması ironiktir. Gerek paketin dayatmacı biçim ve içeriği, gerekse de hazırlayıcı aktörleri 12 Eylül darbe döneminin reddiyesi değil, mantıksal uzantısıdır. Sivil veya askeri, darbenin hiçbir türüne geçit vermemek için HAYIR! · Halkın geniş bir kesiminin gündeminde her geçen gün daha da içinden çıkılmaz hale gelen işsizlik, yoksulluk gibi gerçek ve yaşamsal sorunlar durmasına karşılık, anayasa değişiklik paketinde sosyal içerikli bir tek iyileştirici düzenlemeye dahi yer verilmemesi düşündürücüdür. Kamu çalışanlarına, 5. maddedeki düzenlemeyle bir yandan içi boş bir ‘toplu sözleşme’ vaad edilirken grev hakkının imkansız hale getirilmesi sosyal haklarda dibe vuruşun çarpıcı bir örneği sayılmalıdır. Kamu çalışanlarının kaderi, iktidarın oluşturacağı ve kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu bir Kurulun insafına terk edilmekte, kazanılmış hakların bile gasp edilmesinin önü açılmaktadır. Anayasa değişikliği girişiminin halktan ve sosyal gerçeklerden soyutlanmasına HAYIR! · Siyasal iktidarın yargı erkini kendi güdümüne almaya dönük arayışları ne bir sır, ne de yersiz bir takıntıdır. Anayasa değişiklik paketinin açıklanmasıyla birlikte, bu saptama bir ‘niyet okuması’ olarak yorumlanabilir olmaktan çıkmış, somut ve yadsınamayacak bir tehdide dönüşmüştür. Taslağın HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısında değişiklik öngören 15. ve 20. maddeleri, bu kurumlara daha demokratik ve bağımsız bir işleyiş kazandırmak bir yana, bunları yürütmenin dolaysız birer enstrümanı durumuna getirmektedir. Kuvvetler ayrılığının fiilen ortadan kalkması anlamına gelecek bu tablonun bir başka adı dikta rejimidir. Dikta özlemlerine karşı bağımsız yargıdan yana HAYIR! · Çağdaş anayasal sistemde, üç erk arasında öngörülen ‘denge ve denetim’ ilkesini yaşama geçirmek üzere yargıya görece öncelik tanınmakta, yasama ve yürütmenin çoğunluk tahakkümüne dönüşmesini önlemek adına yargısal denetimle güvence sağlanmaktadır. Gündemdeki anayasa değişikliği ise ‘milli iradeye mutlak saygı’ istismarından hareketle, egemenliğin tümüyle seçilmişlere (TBMM) ait olduğu, atanmışlarla paylaşılmasının demokrasiyle bağdaşmadığı, bu nedenle yüksek yargının demokratik meşruiyetinin söz konusu olamayacağı demagojisine dayandırılmaktadır. Aynı anlayış, ‘milli irade’ kavramını zora dayalı düzenlerinin payandası olarak gören tüm otoriter eğilimlerin tarih boyunca esin kaynağı olmuştur. Yargısal denetimi, katılımcılığı ve çoğulculuğu hiçe sayan ‘milli irade’ istismarına HAYIR! · İdare mahkemelerinin özellikle özelleştirme ve çevre konularındaki kimi kararları, siyasal iktidar sözcüleri tarafından sıklıkla kullanılan bir ifadeyle ‘yürütmenin elini kolunu bağlamaktadır.’ Referandumda oya sunulacak paketin 12. maddesi ile yürütmenin bu derdine de çare bulunmuş, taslağa ‘mahkemelerin hiçbir şekilde yerindelik denetimi yapamayacakları’ biçimindeki ifade eklenmiştir. Bu maddenin uygulanması durumunda, ülke kaynaklarının talan edilmesinin önünde hiçbir hukuk engeli kalmayacağını söylemek abartılı olmayacaktır. Ülke kaynaklarına ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak için HAYIR! · İnsan hakları ihlallerinin olağan sayıldığı ülkemizde, yurttaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma sürecini uzatmak sureti ile anlamsız kılmak için bu pakete bir madde eklenmiş ve “Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru” adı altında yeni bir iç hukuk yolu üretilmiştir. Tek bir mahkemenin onbinlerce başvuruyu kaç yılda ele alabileceği düşünüldüğünde bu düzenlemenin hak arama özgürlüğünün önünü tıkayan sinsi bir tuzak olduğu gözden kaçmamaktadır. Özgürlüklerimize sahip çıkmak için HAYIR! Darbeciler her zaman postal giymez. “Yetmez ama evet” aldatmacasını, “boykot” ilkesizliğini tarihe not düşerek 12 Eylül’e bu kez ‘dur’ diyebilmek için HAYIR! BAĞIMSIZ SAVUNMA (www.bagimsizsavunma.net) -- ....Küreselleşme sürecinde, ulus devletin değerleri olan ‘demokratik devlet ve hukuk devleti’ kavramlarının, çok uluslu sermayenin hedef ve çıkarlarına göre biçimlenmeye başladığı, demokrasi ve hukukun amaç değil, iktidar gücü için araç olarak kullanıldığı, son dönemde yargı üzerinden yürütülen mücadelenin bir hukuk mücadelesi olmadığı, siyasal güçlerin iktidar mücadelesi olduğu hepimizce yakından bilinmektedir. Düzenin hukukun denetiminde değil, hukukun “yeni düzenin” emrinde bir araç haline getirilmekte olduğu bir süreç yaşanmaktadır. Atatürk’ün, “Köhne hukuk erbabı, Cumhuriyet’in baş düşmanıdır” sözü hukukçular için bir uyarıdır.Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kadroları el değiştirip, iktidara biat edenlere teslim edildiğinde, laik, çağdaş ve etkin savunma örgütlerine, yani barolara daha çok ihtiyaç olacak...(Seçim Bildirgesi.17.9.2008) ; BAĞIMSIZ SAVUNMA.(www.bagimsizsavunma.net) |