KOÇGİRİ HALK AYAKLANMASI
Batı'da feodalizmin çöküş ve de kapıtalizmin gelişme süreciyle birlikte oluşan yerli sermayenin çıkarları dolğrultusunda ulus-devletler süreci başlamış oluyordu. İmparatorlukların giderek dağıldığı ve ulus-devlet sürecinin geliştiği devlet yapılanmaları 18. yüzyılın sonunda Balkanlar'da da kendisini göstermeye başlar. Yeni bir egemen sınıfı (burjuva) da doğuran bu süreç yeni egemenlik ve de iktidar alanları oluşturmaya başladı. Balkanlar'da Osmanlı sınırları içinde de gelişen bu ulus-devlet süreci daha sonra Kuzey Afrika ülkelerinde de karşılık bulmaya başlar. Yaşanan isyanlar ile yeni bağımsız devletler oluşurken iktidar alanlarını yitiren imparatorluk sınırları da gittikçe küçülmeye başlamıştı.
Yaşanan bu küçülme ve de İmparatorluğun gelişen dünya koşullarına ayak uyduramamasından kaynaklı yönetim krizi de gittikçe derinleşiyordu. Bir yandan balkan devletleri birer birer bağımsızlıklarına kavuşurken, diğer yandan İmparatorluk egemenliğindeki diğer halklar da egemen sisteme karşı itirazlarını örgütlemeye başlamışlardı. Bu baskılar karşısında ilan 24 Temmuz 1908 tarihinde ilan edilen 2. Meşrutiyet ile bölge halkları daha özgür ve de demokratik bir hayata kavuştukları heyecanı yaşarlar. Oluşan meclise Lazistan, Ermenistan, Kurdistan'dan vekiller kendi dilleri ve de kültürel özgünlükleri ile katılırlar. Ancak bu süreç uzun sürmez. İttiat ve Terakki Partisi iktidarı başka yapılar ile paylaşmak istemediği için baskılarını çoğaltır.
Bu baskıcı politikaların en boyutlusu olarak İttihat-ı Terakki doğu sınırlarını gayrı müslüm nufustan arındırmak için Ermenilere karşı büyük bir soykırım planını devreye sokmaya başlar. Ermeni katliamı sürecinde çeşitli vaatler ile Kürtleri de kullanmaktan geri kalmazlar. Daha sonra 1915 yılında Almanya ile birlikte girmiş oldukları Birinci Emperyalist Bölüşüm Savaşı'nda da yenilgiyle çıkan Osmanlı İmparatorluğu Sevr Antlaşmasına razı olur. Sevr antlaşmasının 62. ve 63 maddeleri, İngiliz, Fransız ve de İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyonun Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracakları ve bir yıl sonra Kürtler isterlerse bağımsızlık için Milletler Cemiyetine başvurabilecekler. Bu anlaşma gereği İmparatorluk Ermenistan devletinin sınırlarını da tanıyacaktı.
Bu süreç içinde Kemalist Cumhuriyete everilme süreci yaşayan İmparatorluk çok uluslu bir yapıdan tek etnik yapılı bir ulus-devlet politikasınına doğru yol almaya başlar. Diğer halkların kendi özgürlüklerini kazanmalarından dolayı gözlerini Misak-ı Milli dedikleri coğrafyaya diken yeni devletin asker-sivil elitleri adına Kurtuluş Savaşı dedikleri yeni bir süreç ile Anadolu coğrafyasını adeta halklar mezarlığı haline getirmenin de ilk adımlarını atıyorlardı. Bu süreçte Kürtlerin desteğini almak için Mustafa Kemal önemli girişimlerde bulundu. Kürt ileri gelenleri ile görüştüğünde her dafasında Kürtlerin ve de Türklerin ortak geleceğinde dem vuruyordu. Erzurum Kongresi bu bağlamda tarihe geçen önemli bir süreçtir.
Ancak Kürtlerin de desteği ile önemli oranda konumunu güçlendiren Kemalist sistem devleti yeniden organize etmeye giriştiğinde Kürtlere verdiği bütün sözleri unutuyordu. Bunun üzerine 17 Aralık 1918 tarihinde İstanbul'da Kürdistan Teali Cemiyeti kurulur. Seyit Abdulkadir'in başkanlığını, Hüseyin Şükrü Bey'in genel sekreterliğini yaptığı cemiyet İstanbul merkezli olmasına rağmen Diyarbakır, Bitlis ve Elazığ'da da şubeleri oluşturulur. Kuruluşunun temel amacı Kürt halkının haklarını güvenceye almak ve bağımsız bir Kürt devleti oluşturmaktır. Aynı dönemde Mustafa Kemal Sivas valisi Reşit Paşa'nın desteğiyle Dersim ve de Koçgiri aşiret reisleri ile Sivas'ta görüşür. Bu görüşmeye sadece Koçgiri aşiretinden Alişan katılır. Mustafa Kemal Koçgiri halkının bir ayaklanma hazırlıkları içinde olduklarını biliyordu.
Kürdistan'da aktif bir şekilde faaliyetlerini yürüten Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Koçgiri'de şubesi açılır. Aynı süreçte KTC tarafından Koçgiri ve de Dersim'de örgütlenme ve de halkı bilinçlendirme çalışmaları yürütülüyordu. Çalışmlar daha bir yoğunluk kazanınca genel bir ayaklanma için bölgeye Nuri Dersimi ve Haydar Bey 1919 yılında gönderilirler. Dersim ve Koçgiri'li aşiret reisleri, ayaklanmadan önce Xarput'ta toplanıp TBMM Hükümetine bir nota vermeyi kararlaştırılar. Mustafa kemal'e gönderilen bu notada yeni hükümetin, Kürdistan'daki Türk memurları ve Koçgiri bölgesine giden askerleri geri çekmesi, Kürt mahkumları serbest bırakması istenir.
Bu gelişmeler üzerine 6 Mart 1921'de koçgiri ayaklanması başlar. Bir gün sonra Kangal'ın Yellice Nahiyesinde Hüseyin Abdal Tekkesi'nde Kurmeşan, Canbegan ve diğer Koçgiri aşiretlerinin katılımıyla bir toplantı düzenlenir. Toplantıda Amed, Van, Bitlis, Xarput, Dersim ve Koçgiri beölgelerinde bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması için silahlı mücadelenin gerekliliğine karar verilir. Bir yandan hazırlıklar sürerken diğer yandan da askeri techizat elde etmek için askeri noktalara baskınlar düzenlenmeye başlanır. Bu amaçla basılan bir kaç karakolun cephanelerine el konulur. Refahiye ele geçirilerek Hükümet Konağı'na Kürdistan bayrağı dikilir.
Gelişmelerden haygılanan Ankara Hükümeti, Koçgiri aşiret reisi Alişan'ı Refahiye Kaymakamlığı'na, kardeşi Haydar'ı da İmranlı müdürlüğüne atar. Bunun karşılığında ise Alişan ve Haydar Beylerden Dersim'de yaşanan olayların önüne geçmeleri istenir. Alişer ve komutasındaki bir grup insan ise bu arada Kemah ve çevresinde baskınlara devam ederler. Ankara Hükümeti bu süreçte Çerkes Ethem ayaklanması ile de uğraştırğı için Kürt isyanına kuvvet yığamıyor, bunun için de içten çökertmek için çeşitli vaatlerle kimi taktikleri izliyordu. Bir tarafta bunlar olurken diğer yandan ise Dersim, Hozat, Çemişgezek bölgelerinde Kürt ileri gelenleri bir araya gelerek Ankara Hükümeti'nin Kürtlere yönelik tutumlarını öğrenmek için kimi sorular içeren bir yazı iletiyorlardı.
Ankara Hükümeti bu sorulara cevap vermez, yalnız bir heyetini Dersim'e gönderir. Ancak halk bu heyeti Dersim'e sokmaz. Bunun üzerine Dersimliler; "Ankara Büyük Millet Meclisi Riyasetine; Sevre muahedesi mucibinde; Diyarbekir, Elaziz, Van, ve Bitlis vilayetlerinde müstakil bir Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor, binaenaleyh bu teşkil edilmelidir, aksi takdirde bu hakkı silah kuvetiye almaya mecbur kalacağımızı beyan eyleriz". Diye bir telgraf çekilir. Bu telgraf ile bağımsızlık mücadelesi de başlamış oluyordu.
Bu arada Ankara Hükümeti'de içten paçalamayı Diyap Ağa, Meço Ağa, Kango oğlu Remzi ve Binbaşı Hayri'yi Dersim mebusu olarak Ankara'ya çağırarak gerçekleştirir. Öte yandan bölgede bulunan askeri birliklere de ayaklanmayı bastırma emri verir. Bunun üzerine, Topal Osman ve çetesi Refahiye üzerinden Koçgiri'ye doğru bir cephe açarlar. Ardı ardına gelen çarpışmalardan büyük kayıp vermeye başlayınca Kürt kuvvetleri doğuya doğru çekilmeye başlar. Hareketin askeri önderlerinin de öldürülmeleriyle ciddi bir gerileme başgösterir. Kimi aşiretlerin devlet tarafına geçmesi, Dersim Hozat'ta beklenen yardımların gelmemesinden dolayı Koçgiri'de hareket büyük kayıplar verir.
Yaşanan bu kayıpları da fırsat bilen Topal Osman bölgede ciddi bir katliama girişir. Köyler basılır, ve bütün köylüler süngülerden geçirilir, köy meyadanları, dere boyları insan cesetleriyle dolup taşar.11 Nisan tarihinde ayaklanmadan geriye kalan her şeyi yakıp yıkmak için TBMM ordusunu gönderir. Alişan beyin teslim olduğu 17 Haziran'a kadar ayaklanma sürer. Sonunda büyük bir katliamla ayaklanma bastırılır. Sivas Sıkıyönetim Mahkemesi, Alişan Bey, Haydar Bey, Alişer Bey, ve Zarife Hanım'ı 95 isyancı ile idama mahkum eder. 180 isyancı ise 5 er yıl ceza ile cezalandırılırlar.
Nuri Dersimi ayaklanmanın sonucunda; "Koçgiri Kürt istiklal Savaşı, Kürdistan ,istiklal Savaşı'nın bir merhelesiydi, onunla meydan muharebesi haybetmiştik fakat bitmemişti. Biz son zaferi kazanacağımıza inanmış ve iman etmiştiktik. Arzu ve inancımıza hiç bir şekilde helal gelmemiştir" diyecektir.
Ercan Aktaş
mrb yazı açılmıyor normal world göndersen slm
Date: Fri, 18 Feb 2011 13:46:57 +0200