Cumhuriyet Gazetesi
Başlık: Seferberlik Yılı (!)
Yazar: Barboros TALI
Tarih: 04.05.2010
Kayak Federasyonu 2010 yılını ‘Kayakta Seferberlik Yılı’ ilan etmiş. Tesis ve sporcu sayısı açısından tarihinin en büyük atılımı gerçekleştirilmiş. 22 olan kayak merkezi sayısı 40’a yükseltilmiş; 5 bin çocuğumuza kayak takımı hediye edilerek bu spor dalıyla tanışmaları sağlanmış.
Böyle diyor Federasyon Başkanı Özer Ayık basına yansıyan açıklamasında. Rakamlar memnuniyet verici olmakla birlikte yeni açılan tesisleri kimlerin işlettiği; çocuklarımızı kimlerin eğittiği merak konusu. Zira tesis işletmeciliği konusundaki başarımız(!) aşikâr. Ayrıca o yörede bu sayıda çocuğa eğitim verecek kayak hocası bulmak pek kolay olmasa gerek.
Altyapının belirsizliklerinin yanı sıra kayakçıların serzenişleri de elit seviyedeki sorunları su yüzüne çıkarıyor. Ülkemizi birçok yarışmada temsil etmiş milli kayakçımızın gönderdiği e-posta yaşananları özetliyor.
Kış Üniversite Oyunları’na hazırlık amacıyla yıl içindeki bütün yarışmaların Erzurum’a alındığını, ancak henüz elektrik çekilmemiş olması nedeniyle organizasyon için Konaklı’da yapılan pist yerine Palandökende yarıştıklarını anlatıyor. Başarının sportif performans yerine sporcunun tanıdıklarına ve memleketine göre elde edildiğini söylüyor. İtiraz süresinin 15 dakikayla sınırlı olması nedeniyle yarışmaların kamera ile takip edilmesinin pek bir anlam taşımadığını, bir sorun deniyle izlemek gerektiğinde ise kameramanın bulunamadığını belirtiyor. O güne kadar ilk 20’ye girememiş bir sporcunun sürpriz şekilde ikinci olabildiğini, ancak sonraki yarışlarda yine ilk 20’nin dışında kaldığını, ilk inişte bir kere düşüp bir saniye geride kalan yarışmacının ikinci inişte dört kere düşmesine rağmen en yakınını bir saniyeyle geçtiğini, süre belirleyen sistemle oynanabildiğini söylüyor.
Milli takımların dereceler yerine sporculara göre oluşturulduğunu belirtiyor. Örneğin 13 sporcunun seçildiği bayanlarda ilk iki sporcu arasındaki farkın bile 9-10 saniye olduğunu anlatıyor. Listede adı olmamasına rağmen kampa alınan sporcuların varlığından bahsediyor. Milli takıma girebilmek için geçerli üç yönteme dikkat çekiyor. Öncelikle başkanın hemşerisi olmanın önemini anlatıyor ve bu sporcuların hemen her takımda yer aldıklarını belirtiyor. Ayrıca sporcunu babasının federasyon yönetimine girmesiyle de takımda yerinin her koşulda hazır olduğunu söylüyor. Son olarak da sus payı uğruna çağrılma ihtimalinden söz ediyor.
Sonuçta anlaşılıyor ki bir seneden az bir süre sonra önemli organizasyona ev sahipliği yapacak pistte henüz bir deneme yarışı yapılamamış durumda. Yarışmalar sırasında yaşandığı iddia edilenler ise dehşet boyutunda. Bir yanda kış turizmi uğruna milyonlarca liranın hoyratça harcandığı bir proje, diğer yanda keyfe keder yönetilen bir federasyon. Aslında devletin karmaşık bürokrasisinden kurtulmaları, karar ve uygulama süreçlerinin, hızlanması, bütçelerinin sponsorluklarla daha kolay desteklenmesi için özerk hale getirilen birçok federasyonda benzer durumların söz konusu olduğu anlatılıyor. Çözüm denetleme mekanizmalarının doğru ve zamanında çalıştırılmasında yatıyor. Yönetsel denetimin devlet eliyle, bütçesel denetimin ise bağımsız şirketlerce yapılması gerekiyor. Aksi halde müthiş işler başardıklarını dillendirenlerin ellerinde birkaç nesli birden kaybetmemiz ne yazık ki çok büyük olasılık.