- TÜRK HAKLARI'NDAN İSTİFADE EDEBİLMEK İÇİN TÜRKLÜĞÜ BENİMSEMEK, TÜRK HARSINI (kültürünü) KABUL ETMEK, TÜRKLÜĞÜ DUYMAK, TÜRK MENFAATLERİNİ KENDİ MENFAATİ YAPMAK, ONA HÜRMEK ETMEK, "TÜRK'ÜM" DEMEK, TÜRKLÜĞÜ HARSİYLE, HİSSİYLE KABUL ETMEK LÂZIMDIR!.. BUNLARI SAMİMİYETLE BENİMSEYENLERİ, YAPANLARI TÜRK SAYARIZ!... KİM OLURSA OLSUN!..
İşte açık!.. TÜRKİYE'de hâkim unsur ÖZ-BE-ÖZ TÜRKLER'dir!.. Onların sahip olduğu haklara sahip olmak isteyen diğer unsurlar da içinde yaşadığı bu VATAN'ı, ekmeğini yediği bu DEVLET'i ve kendisine bu imkânı sağlayan TÜRK MİLLETİ'ni gönülden benimsediği takdirde TÜRK sayılır. "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEN"in mutluluğu işte budur!.. Biz onu kendimizden ayırmayız!.. Ancak o kendini bizden ayırırsa, her türlü hakkını kaybeder!
"Ben TÜRK değilim, benim kimliğimi tanıyın" diyene yapılacak bir tek şey vardır: Onu TÜRK sayan NÜFUS KÂĞIDI'nı, yani KİMLİK belgesini elinden alıp, "Tamam, şimdi istediğin kimliğe bürün, git kendine başka bir yer bul," demek!..
"Bu devlet benim devletim değil... biz ayrıyız... biz ayrılmalıyız... bize de özel haklar verilsin" diyenlerin hepsi, kendilerine TÜRK KİMLİĞİ bahşeden NÜFUS KÂĞIDI'ndan arındırılmalıdırlar!..
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
Özkan BOSTANCI
Türk Milliyetçiliği demek olan Türkçülük saf ve kutsal bir dava olduğu için ona çamur atmak, Türkiye'deki bazı kendilerini aydın olarak tanıtan bilhassa eski tüfek sosyalistler ve komünistlerden mürekkep 68 kuşağı döküntüsü ve özentisi çevreler için adeta bir alışkanlık olmuştur. Aslında bu yeni bir olay değildir. Eskiden beri sadece TÜRK IRKI'NIN üstünlüğünü ve bekaasını savunan onun haricinde fikirleri karşısına almaktan çekinmeyen TÜRKÇÜLÜK neden hor görülmekte ve TÜRK MİLLETİ'NE kökü dışarıda dayanaksız bir fikirmiş gibi gösterilmek istenmektedir?.. Dünyada nasıl bazı akımlar belli kısa süreler zaafında moda olmuşsa mesela hippilik, kürtçülük, komünistlik, sosyalistlik, kapitalistlik vs. ya da ağızlara pelesenk edilmişse zaman zaman da böyle Anti-Türkçülük modası olacaktır. Bu modaya uyan aydınlar (!) kervanına Günay Göksu Özdoğan (Turan'dan Bozkurt'a) ve Rıdvan Akar (Bir Irkçının İhaneti)'dan sonra Çetin Yetkin de Otopsi yayınlarından çıkan "Karşıdevrim" adlı kitabıyla katıldı. Kitabı genel olarak eleştirmekten ziyade bizi asıl alakadar eden "Ekler" bölümündeki "Nihal Atsız ve Türklük" bölümünü irdelemeye çalışacağım.
Nihal Atsız ve Türklük bölümünde genel olarak kanıtlanmak istenen Atsız'ın fikirlerinin çelişkili ve çürük olduğunu kanıtlama ihtiyacıdır. Bunun yanındaki suçlamalar ise şöyle:
1. Atsız'ın Atatürk karşıtlığı
2. Atsız ve Osmanlı hakkındaki düşünceleri
3. Atsız ve Türklerin Dini İnancı
4. Atsız'ın Yahudilerle alakalı çelişkili görüşleri
5. Dr. Rıza Nur konusu
Atsız'ın Atatürk karşıtlığı iddiasını ortaya atanlar genelde sahte rozet Atatürkçüleriyle, zamanında Lenin'e, Mao'ya, Tito'ya, Stalin'e hatta Türk düşmanı Bulgar komünist dikatatör Jivkov'a tapan hayranlık duyan fakat sonradan gördükleri sert tepkiler üzerine birden Atatürkçü kesilen militan anarşistler ve komünistlerdir. Atsız Atatürk'e tarafsız bir şekilde dalkavukluk etmeden değerlendirme taraftarıydı. Ancak bu kesinlikle onun karşıtı olduğu ve Atatürk'e düşman olduğu manasına gelmemelidir. "Çanakkale'ye Yürüyüş" adlı eserinde Atatürk'e hitap olarak:
Asırlar bize yaştır,
Kemal ülküye baştır,
Bize yol göster Kemal,
"Toprak ve Mazi" adlı şiirinde de:
Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi,
Bu milletten çıkar mıydı bir büyük "GAZİ"?
dizeleri Atsız'ın Atatürk için düşüncelerini apaçık göstermektedir. Öte yandan Atatürk'ün Tarih Tezi denilen 4 ciltlik okullarda okutulan "Türk Tarihinin Ana Hatları" adlı eserin ilmi yanlışlarından dolayı tenkit ettiği ve bu teze karşı çıkan Zeki Velidi Togan'a destek olduğu için ona gene Atatürk karşıtlığı damgası gene yapıştırılmaktadır. Halbuki bu tarih kitabı daha sonra kaldırılmıştır. Demek ki yanlış yapılan bir işten dönülmüş ve de Atsız haklı bir eleştiride bulunmuştur. Atatürk'ün dış politika anlayışını pasiflik olarak gören zihniyet o günün icabı olarak söylenen politik manevra olarak nitelenebilecek "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözünü dayatmayı marifet saymaktadırlar. Ancak şu unutulmamalıdır ki ülkemiz o zaman savaş yaralarını sarmakta ve hem ekonomik hemde sosyal bakımdan toparlanmaya çalışıyordu. Ancak Atatürk sayesinden bu kriz dönemi çabuk atlatılmış ve Türkiye bölgede büyük bir güce ve etkinliğe erişmişti. Balkan Antantı ve Sadabad Paktı bu gücün zirveye ulaştığı noktalardı. Görüldüğü gibi Türkiye içine kapanan pasif bir devlet değil aksine bölgnin lideri olan ve oradaki ülkeleride etkisi altına alan o zamanın süper güçleri olan İngiltere ve Fransa'ya kafa tutan bir konumagelmiş. Tutsak vatan toprağı Hatay'da yurdumuza katılmıştı. Hatta Atatürk manevi kızı Afet İnan'a Kerkük ve Musul'u da Türk Vatanın sınırları içerisine dahil etmek arzusunda olduğunu açıklamıştı. Atsız'ın "Milli Siyaset" adlı makalesindeki:
"Türkiye, Atatürk'ün ölümünden beri pasif bir devlet siyaseti gütmektedir. Atatürk'ün zemin ve zaman icabı olarak, sırf o devir için söylediği " yurtta sulh, cihanda sulh" sözlerini, edebi düsturmuş gibi benimsemiş görünerek siyasetini bu esas üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Barış uğruna kimseyi gücendirmemek zihniyeti hakim olmuş ve bu zihniyet, siyasi sınırlar dışındaki Türkler'in ihmalini doğurmuştur. Herhangi bir devlette yaşayan Türkler'le ilgilenmek o devleti gücendirir, tedirgin eder, kızdırır diye âdeta cihan Türklüğü inkar olunmuştur."
cümleleriyle düşüncelerini açıkça ifade etmiştir. Atsız ve Atatürk'ün fikirlerinin tamamen birbirine paralel olduğunu Atsız 3 Mayıs 1944 olayları sonrasındaki polis sorgusundan anlıyoruz:
"Emniyet amiri Atsız'a sorar: "Cumhuriyete taraftar mısınız?
Atsız: Tabiî, hiç taraftar olmaz olur muyum.
E A : Halkçı mısınız?
Atsız: Elbette
E. A : Laik misiniz?
Atsız: Şüphesiz
E. A : Devletçi misiniz?
Atsız: Evet
E. A :İnkılâpçı mısınız?
Atsız: Hayır. Belki bir fikir sonsuz olarak devam edebilir ve mahiyeti bozulamaz. Fakat inkılâpçılık ebediyyen devam edemez. Çünkü mevcut olan düzeni değiştirmek demek olan inkılâpçılık devam edecek olursa ortalıkta değiştirilecek birşey kalmadıktan sonra evvelce değiştirilmiş olanları da yeniden değiştirmek icap eder ki bu da inkılâbı bozmaktan başka birşey olamaz. Onun için inkılâp artık durmalıdır. Artık değiştirilecek bir şey kalmamıştır".
Atatürk ile alakalı bir diğer makalesinde:
"Şunu da unutmamalı ki O Sakarya ve Dumlupınar Meydan Savaşları'nı kazanmış bir kumandan, mahvoldu sanılan bir milleti kalkındıran devlet adamıydı. Tehlike anlarında ülkesini bırakıp gitmiş ve ünvanını durup dururken almış değildi" demektedir. Sonuç olarak Atsız'ın Atatürk düşmanı olduğu iddiasının ne kadar çürük ve temelsiz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir eleştiri konusu ise Atsız'ın ırkçı bir yaklaşımda olmasına rağmen başka milletten kadınlarla evlenen Osmanlı hanedanına sahip çıkmasıdır. Atsız TÜRK tarihini bir bütün olarak kabul ediyordu. Şimdiki bazı yobazların İslam'dan önce ya da Atatürk'ün arkasına sığınan bazı sahtekarların Cumhuriyet önceki Türklüğü şanla ve kahramanlıkla dolu tarihini inkar etmelerine karşı çıkması gayet doğaldır. Osmanlı padişahlarının çoğunun yabancı kadınlarla evlenmiş olması Osmanlının bir Türk hanedanı olduğu gerçeğini değiştiremez. Avrupa'daki bir çok hanedanda tarihte farklı milletlerden evlilikler yapmıştır. Mesela Rusya'da Komünizm öncesi hüküm süren Romanov Hanedanından pek çok Çar Alman prenseslerle (mesela I.Katerina ve II.Katerina) evlenmiştir ve de bu prensesler ya Alman prensliklerinden ya da Avusturya Macaristan İmparatorluğu hanedanı olan Habsburglara mensuptular. Bunun haricinde Avusturyalı Habsburg hanedanı Fransa'daki Bourbon Hanedanına (Fransız İhtilalinde Fransa Kraliçesi olan Marie Antoinette Habsburg Hanedanından olup Avusturyalıdır) kız vermiştir ya da kız almıştır. Şimdi hal böyle iken bu milletlere mensup hiçbir tarihçi mesela Ne bir Rus kalkıp Romanovlar Rus değildir, Fransızlar Bourbonlar Fransız değildir veyahut Avusturyalılar Habsburglar Avusturyalı değildir diye gülünç iddialarda bulunmamışlardır. Osmanlı hatalarıyla sevaplarıyla bizimdir , TÜRK Milletine aittir. Çünkü o muhteşem uygarlığı yaratanda Öz TÜRK unsurudur. Ecdadımızın hamam tellaklığını, dalkavukluğunu, soytarılığını, halayıklığını, cariyeliğini, kapatmalığını, iç oğlanlığını kısacası köpekliğini yapan; mensubu oldukları topluluklar tarih boyunca herkesin ayakları altında çiğnenmeye alışmış; devlet kuramayan, medeniyet yaratamayan kanı bozuk kırma devşirmelerin değildir; yalnızca bizimdir. Zaten Çetin Yetkin bu konuda referans kaynaklarından biri Ali Kemal Meram adlı şahsın yazdığı"Padişah Anaları" adlı ilim dünyasında kibarca porno kitabı olarak görülen hiçbir değeri olmayan gayrı ciddi bir eserdir.
Türklerin Din inancı konusunda da Atsız'ın bir makalesinde alıntı yapılarak çarpıtılmış. Atsız Türk-İslam sentezcisi gibi gösterilmeye çalışılmış. Söz konusu makalede de Atsız eğer zorlama olmazsa dış Türklerinde bir gün Müslümanlığı kabul edeceğini yazmış. Fakat Çetin Yetkin bunu değiştirerek bütün Türklerin Müslüman olmasının bir zorunluluk olarak yazmış ve de dolayısıyla çarpıtmıştır. Atsız'ın hiçbir zaman din ile ilgili önyargılı yazıları yoktur. O sadece Cumhuriyet Düşmanı ve Türkler arasında din ayrıca da mezhep kavgasını körükleyenlerin karşısına dikilmiştir. Kürtçü bölücülere karşı "Bağımsız Kürt Devleti Propagandası" makalesinde de şöyle yazıyor: "Bizim burada Doğan Kılıç'tan öğrendiğimiz en önemli husus Şafii, Şii ve Hristiyan Kürtlerin birlikte çalışıp mücadele etmeleridir. Bunu bizim yobazlara ithaf ediyorum. Şamani, Musevi ve Hristiyan Türkler şöyle dursun, Şii Kürtleri bile reddeden bu kaba softaların nasıl bir gaflet, cehalet ve hamakat içinde bulundukları bir kere daha ortaya çıkmış bulunuyor." Ayrıca Çetin Yetkin sadece bununlada kalmıyor Atsız'ın yobazlara askeri okullara ve mülkiyeye girmeleri konusunda ilham verdiğini iddia edecek kadar alçalıyor. Atsız bunu Türkçü gençlere tavsiye etmiştir. Türkçü gençlerde yobazlar yada komünistler gibi TÜRK Devletinin ve Milletinin düşmanı değil aksine onu her türlü davadan üstün tutan insanlardır. Türkçüden anarşist, terörist ya da yobaz çıktığı görülmemiştir. Ama solcuların, yobazların ve etnik özürlülerin bu konuda bayağı bir sabıkası mevcuttur.
Çetin Yetkin yazısının bir yerinde de Atsız'ın Yahudiler hakkındaki görüşlerine yer vermiş ve bunların çarpık gene çelişkili olduğunu öne sürmüş. Atsız'ın önceki makalelerinde Yahudilere ve Siyonizme karşı çıktığını fakat daha sonra Arapları yenip İsrail'i kuran Yahudileri övdüğünü iddia etmiş. Atsız'ın Yahudiler,Siyonizm ve Masonluk konusundaki görüşleri açıktır ki bunlar olumsuzdur ve karşıttır. Ancak Yahudilerin koskoca Arap dünyasını karşılarına alarak yenmeleri, İsrail'i kurarak ekonomik açıdan dünyanın ekonomik güçlerinden biri haline getirmeleri, ondan da önemlisi yok olmuş olan kültürlerini ve dillerini yeniden diriltmeleri takdire şayan bir olaydır. Her dürüst insan bu kadar imkansız işi başaranlara saygı duyar ve takdir eder. Atsız sadece bunu yapmıştır. Yahudilere ve vasiyetinde belirttiği diğer milletlere düşmandır. Fakat bu onların iyi yanlarını da görmesine engel teşkil etmemektedir.
Dr. Rıza Nur ise Atsız için yöneltilen sıradan suçlamalardan biridir. Dr. Rıza Nur, Kurtuluş Savaşında TBMM'de Sinop Milletvekili olarak daha sonra da Maarif ve Sıhhiye Bakanlıklarında görev yapmış ayrıca Lozan Barış Konferansında Türkiye'yi temsil eden heyette İsmet İnönü ve Hasan Saka ile beraber ikinci üye olarak katılmıştır. Daha sonra İsmet İnönü ile anlaşmazlığa düşerek yurtdışına gitmiş ve bir süre Paris'te yaşamış daha sonra Mısır'a geçerek İskenderiye şehrine yerleşerek "Türk Bilik Revüsü" adlı bir mecmua çıkarmış. Bu mecmuada Türk tarihi ve diliyle ilgili makaleler yazmıştır.1940'ta Türkiye'ye dönerek Fakat Paris'te iken yazdığı "Hayat ve Hatıratım" adlı eserinde bilhassa Atatürk'e ve Kurtuluş Savaşına katılmış diğer kişilere içerisinde küfür, hakaret barındıran ağıza alınmayacak iftiralarda bulunmuştur. Bu eseri British Museum'e teslim ederek 1960 yılına kadar açılmaması şartını koşmuştur. Türkiye'ye döndüğü zaman kimse bu eserden haberdar değildi. Döndüğü vakit çıkarmaya başladığı Tanrıdağı adlı dergide de Atatürk'e yönelik bir iftirası ya da ithamı olmamıştır. Dolayısıyla kendisine itibar edilmiş ve öldüğü zamanda onu övücü makaleleri yazılmıştır. Eser Hatıratı ortaya çıkarıp Türkiye'de yayınlatan kişi İslamcı yazar Kadir Mısıroğlu'dur. Atsız'da bu eseri gördükten sonra Rıza Nur'dan kesinlikle bahsetmemiş ve adınıda anmamıştır. Atatürk'e sövenleri Atsız hiç savunmamıştır. Aksine onlarla da polemiklere girmiştir. Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet bunlara en iyi misallerdir. Nedense günümüzde kendilerini Atatürkçü olarak ifade belli bir kesim tarafından durmadan yüceltilmişler halanda yüceltilmektedirler.
Türk insanına Atsız dendiği zaman sanki korkunç, ya da gerilim filmlerindeki katillere benzer bir izlenim verilmeye çalışılmaktadır. Basın yayın yoluyla bizlere dayatılmaya çalışan başını eski kızıllar ya da yobazlar şimdinin Liberalcileri, Atatürkçüleri ve Demokrasi Savaşçılarının propagandalarıdır. Atsız'ı en iyi öğrenmenin yolu onun eserlerini okumaktır. Biz Türkçüler de Atsız'ı her yerde tanıtmalı ve ona yönelik iftiralara karşı sessiz kalmamalıyız. Çünkü biz sessiz kaldıkça muarızlarımız gittikçe küstahlaşmakta ve diğer Türkleri de etkileri altına almaktadırlar.
İstiklal, istikbal, hürriyet her şey adaletle kaimdir!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
--
SELAM,
ÖZÜR DILERIM MUHTEREM ÜSTADLAR...............
AKLIMIN ALMADIGI BIR NOKTA VAR.....................
CÖZÜMLENECEK KONU BIR BUMU BU KADAR ÖNEMLIMI......
BIRDE RAHMETLI NIHAL ATSIZ NEDEN RAHMETLI TÜRKES ILE ARALARI SOGUKDU......
HER IKISIDE TÜRKCÜ IDILER
NOT GÜNÜN ESPIRISI::::
YOKSA BIRI ERGENEKONCU DIGERIDE MALAZGIRTCIMI IDI BUNDAN DOLAYIMI:-)))
BÜYÜK TÜRKELI