İSLAM’DA ÖLÜNÜN ARKASINDAN KÖTÜ KONUŞULMAZ
Son günlerde grubumuzdaki mailleri okuyunca tüylerim diken diken oldu. Eleştiren de eleştirilen de Tanrısal Ahlâka ve Bilimsel Etiğe hiç yakışmayan bir dil kullanınca ister istemez kendi “Güzel ahlâktan ibaret olan İslam”ın konuya ilişkin ilkelerini vermeye kendini yükümlü hissettim.
Yüce Dinimiz, ölen biri hakkında, dini inancı ne olursa olsun, her yerde, her zaman ve herkes için geçerli olan bir ilke belirlemiştir ki o da şudur:
“ Ölen ya hayırla anılacak, ya iyiliği konuşulacak, ya da ebediyen susulacaktır. Allah’a ve Ahirete imanı olanın başka bir söylem ve eylem içinde olması mümkün değildir [1].”
Allah Elçisi, bunun gerekçesini ve doğuracağı sonucu şöyle özetlemiştir:
“ Sakın ölenlerin ardından ve hakkında kötü şeyler konuşmayınız.
Çünkü ölen biri hakkında kötü şeyler konuşmak[2] diriyi rahatsız eder; yaşayanları üzer; ölüye de konuşulan hiçbir şey ulaşmaz [3]!”
Birkaç gün önce aramızdan ayrılan, bu yalan dünyadan kurtulan ve en âdil yargıcın huzuruna giden bir hanım efendi için bırakın bir insanın, bir Müslümanın ağzına, imanına ve ahlâkına hiç mi hiç yakışmayan sözlerden öte, üstelik hiç çekinmeden sınırsız bağış ve sonsuz merhamet sahibi adına yargıda bulunulmaktadır.
Onlar örnek alırlar mı bilmiyorum. Ancak madem Allah ve dini hakkında hüküm veriyorlar ve İslam adına konuşup yazıyorlar, o zaman Tanrısal Gerçeği ortaya koymak da bizim boynumuzun borcudur.
Ebu Bekir, sağlığında Allah Elçisine dil uzatan bir müşrikin kabri yakınından geçerken “Allah bu kabir sahibine lânet etsin!” der. Ebu Bekir’in bu sözünü duyan oğulları da karşılık olarak ona kötü şeyler söyler. Orada bulunan Allah Elçisi, iki tarafı da susturarak şöyle buyurur:
“ Ölen isterse bir müşrik olsun, ölüler hakkında kötü şeyler konuşmak ir Müslüman’a yakışmaz. Konuşulan ölüye ulaşmaz. Ancak yaşayanları incitir; sevenlerini kırar [4].”
Evrenlere “sevgi, hoşgörü, güzel huy ve merhamet örneği ve önderi olarak gönderilen Allah Elçisi [5]” bu konuda evrendeki herkesi şöyle uyarmıştır:
“ Ölülerinizi güzellikleri ile anınız; yalnızca iyi taraflarını dile getiriniz. Günah ve kötülüklerini ise gizleyiniz [6].”
“ İçinizden biri vefat ettiği zaman onun bağışlanması için dua ediniz. Ayıplarını ortaya dökmeyiniz; dedikodusunu yapmayınız [7].”
“ Ölülerinize sakın dil uzatmayın; hele ki sövüp saymaya kalkmayın. Çünkü onlar dünyada yapmış oldukları kötülüklerinin cezasını çekeceği, iyiliklerinin de ödülünü alacağı en âdil mercie gitmiş bulunmaktadırlar; onların cezalandırılması ya da ödüllendirilmesi size düşmez [8].”
Kendileri cehennemden kurtulmuş gibi ona buna din ve dindarlık adına dil uzatanların Allah Elçisinin şu uyarısına uymaları gerekir:
“ Bir kişi, bir kişiye lânet eder; imanına yönelik bir söylemde bulunursa bu sözün gökteki görevli melekler tarafından Tanrısal kata ulaşması engellenir ve dünyaya geri gönderilir. Sözü söyleyenle söylenen sözün mutlaka bir sonuca bağlanması gerekir. Eğer kendisine dil uzatılan kişi, böyle bir belayı hak etmiyorsa söz, söyleyene geri döner ve o kişi işlediği suç ve günahın cezasını çeker [9].”
“ Mümin, kimseyi kötülemez; kimseye lânet okumaz [10].”
“ Bu nedenle ey inananlar! Allah adına kimseyi kötülemeye ve lânetlemeye kalkmayın! Sakın Onun adına birini yargılamaya ve cezalandırmaya yeltenmeyin [11]!”
Birilerini kâfirlikle suçlamak ve cehennemlik ilan etmek hakkındaki İslam’ın ilkelerini gelecek yazılarımızda aktarmaya devam edeceğiz.
Sevgiyle ve selamla dostlarım.
Ahmet YILMAZ
( Din Bilimci & Araştırmacı yazar)
GSM. 0532 623 73 90
MSN. ayilm...@hotmail.com
[1] . Buhârî, Edeb 31; 85; Rikâk 23; Müslim, İman 74; Lukata 14; Ebu Davud, Edeb 123; Tirmizî, Kıyamet 50;
Muvatta’, Sıfatu’n- Nebiyy 22; Müsned, 2/174; 267; 433; 4/31; 5/247; 6/69; 384; 385.
[2] . Bu yazmayı da kapsar.
[3] . Vakidi, Megazi 2/851; Hâkim, Müstedrek 3/241.
[4] . Vakidi, Megazi 3/925; Belazuri, Ensabü’l- Eşraf 1/368.
[5] . 21/107.
[6] . Ebu Davud, Edeb 50/4900; Tirmizî, Cenâiz 34/1019.
[7] . Ebu Davud, Edeb 50/4899.
[8] . Buhârî, Cenâiz 97; Rikâk 42; Fazâilü Ashâbi’n- Nebiyy 5; Müslim, Fazâilü’s- Sahâbe 221
vd; Ebu Davud, Sünnet 10; Tirmizî, Bir 51; Menâkıb 57; Nesâî, Cenâiz 52; Kasâme 23; İbni Mâce,
Mukaddime 11; Dârimî, Siyer 67; Müsned, 1/300; 3/11; 54; 4/252; 6/180.
[9] . Ebu Davud, Edeb 53/4905; Tirmizî, Birr 48/1978.
[10] . Tirmizî, Birr 48/1977.
[11] . Tirmizî, Birr 48/1976.