| Yazar Milli Çözüm Araştırma Ekibi | |||||||
Cumhuriyet tarihinin en önemli ve gizemli suikastlarından birisi de rahmetli Özdemir Sabancı'nın öldürülmesiydi. Siyonist sömürü sermayesine ve küresel tekelleşmeye karşı milli ve yerli sanayileşme hamlesini ve ülke menfaatlerini savunabilen haysiyetli bir işadamı olan ve kimya mühendisliği eğitimi alan Özdemir Sabancı, Erbakan Hoca ile de samimi ilişkiler içindeydi. O'nun milli tavırlarından rahatsız olan Yahudi Lobileri ve İsrail, Sabancı grubunu korkutup hizaya getirmek ve bu aykırı sesi kesmek üzere, MOSSAD eliyle ve Ergenekoncuların tetikçiliği ile, 9 Ocak 1996'da katledilmişti. Hacı Ömer Sabancı'nın oğulları; İhsan, Sakıp, Şevket ve Erol kardeşlerin en küçüğü Özdemir'di.
Onun öldürülmesi, Sabancılarda hemen etkisini göstermiş ve sergilenen Milli tavır hemen ve tamamen terk edilerek, küresel sermayenin güdümüne girilmişti.
Ağabeylerinin psikolojisini çok iyi bildiğinden, çocuklarına bu gruptan ayrılmalarını tavsiye ettiği söylenmişti.
Gruptan ilk kopan isimlerden biri Demir Sabancı idi. 1996'da öldürülen Özdemir Sabancı'nın oğlu Demir Sabancı, 2002'de Sabancı Holding perkande grup başkanlığı yürütmekteydi. Demir Sabancı, amcası Sakıp Sabancı'nın ölümünden sonra aile üyeleri ile düştüğü anlaşmazlık üzerine 2004 yılında Sabancı Holdingde sahip olduğu tüm görevlerini terk etti. Sahip olduğu yüzde 6,17'lik şirket hisselerini satan Demir Sabancı, elde ettiği gelir sayesinde 2006 yılı gelir vergisi rekortmeni oldu.
Özdemir Sabancı'nın bir suikaste kurban edilişinden Rahmi Koç ailesinin de bilgisi bulunduğu, hatta Abdullah Çatlı'nın Fahriye Erdal'ı Marmara'daki KOÇ adasında sakladığı, Ergenekon iddianamesine bile girmişti.
İddianamede Rahmi Koç'un isminin geçtiği de görülmekteydi. İddianamede, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç'un Ergenekon Terör Örgütü üyeleriyle yaptığı görüşmelere yer verilmekteydi. Rahmi Koç, Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile buluşmak istediği, Ergenekon zanlısı Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'la holding binasında görüşmeler gerçekleştirdiği belirtilmişti.
Koç Holding yetkililerinin Ergenekon sanıklarına sahip çıkmış olmaları da dikkat çekmişti. Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan ATO Başkanı Sinan Aygün'ü, Yönetim Kurulu Üyesi İnan Kıraç da İlhan Selçuk'u serbest bırakılır bırakılmaz ziyaret ederek, soruşturmaya karşı bir duruş sergilemişti.
MOSSAD ve CIA sağ eliyle ipekçi suikastlerini, sol eliyle sabancı cinayetlerini işletmekteydi.
Özdemir Sabancı suikastının tetikçisi Mustafa Duyar 9 Ocak 1996'daki eylemin ardından Çeliktepe tarafında bir örgüt evine gitmişti... Ev, Sabancı kulelerine sadece yüz elli metre mesafede idi... Işıkları, suları dahi açmadan o evde doksan gün kadar kaldı. Oradan Tozkoparan'a taşındı... Suikastta kullandığı silahları "derin" bağlantılarına teslim etti... Ardından yurtdışına çıkarıldı: Sırasıyla Rodos, Selanik, Almanya ve Suriye'yi dolaştı... Duyar, bir gün Şam'da televizyon izlerken Abdi İpekçi suikastı ile ilgili bir belgesele takıldı... Suikast zincirinin içindeki Yalçın Özbey gözüne çarptı... Çok şaşırmıştı... Çünkü, Özbey Almanya'da kaldığı eve kendi evi imiş gibi girip çıkan bir adamdı! O anda kafasında şimşekler çaktı... Özbey'in yer aldığı İpekçi suikastından, kendisinin tetikçi olarak kullanıldığı Sabancı, Görgün, Hasefe Cinayetleri'ne derin bir hat çekmiş oldu...
Derin Devlet'in (Gizli İktidar) kullandığı örgütlerden biri olan DHKP-C'nin militanı Mustafa Duyar 17 Aralık 1996'da Suriye-Lazkiye'de güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra Sabancı kulesindeki cinayetlerini itiraf etmişti...
Duyar 15 Şubat 1999'da yattığı Afyon Cezaevi'nde Karagümrük çetesinin adamlarınca öldürüldü: Özdemir Sabancı'nın katili "derin eller"ce susturulmuştu.
İpekçi Suikastı'nı "Amerikancı Gizli İktidar" adına organize eden Abdullah Çatlı 1 Şubat 1979'daki kanlı eylemde Yalçın Özbey'e yan rollerden birini vermişti...
3 Kasım 1996'da Susurluk'ta gerçekleşen "kaza"da Çatlı hayatını kaybederken; hurdahaş olan Mercedes'in bagajında ortaya çıkan silahlardan birinin on ay önce Sabancı suikastında kullanıldığı anlaşılmıştı...
Susurluk "kaza"sında ölen Emniyet'çi Hüseyin Kocadağ ise Fehriye Erdal'ı Sabancı Center'a yerleştiren isimdi...
Sabancı Suikastı'ndaki tetikçiler Duyar ve Akkol'a yardım eden "çaycı kız" olarak biliniyordu, Fehriye Erdal...
Uzun süre arandıktan sonra 26 Kasım 1999'da Belçika'da yakalanan Erdal'ın sorgulamalar, şartlı tahliye kararı, kararın engellenmesi dahil uzatmalı öyküsü birkaç gün önce ilginç bir biçimde nihayete erdi...
Sabancı Suikastı'nın firari zanlısı Fehriye'nin de aralarında bulunduğu DHKP-C'liler için Belçika'da beraat kararı verildi!
ABD-NATO'ya göbekten bağlı "Gizli İktidar" yapılanması kontrgerilla yöntemiyle sağ eliyle solcuları, sol eliyle de sağcıları öldürterek 80 öncesinde Türkiye'yi ateşe vermişti...
"Sağcı" Çatlı'nın 1982'de uyuşturucu iddiasıyla Fransa'da yakalandığında avukatlık işi için hapishaneden ilk aradığı kişinin 12 Mart döneminin "sol" liderlerinden Sarp Kuray olması aynı hesaba dahildir...14[1]
Mesut Yılmaz'a şok suçlama
Sabancı suikastının örtbas edilmesi için Mesut Yılmaz'ın o dönemde yaptıkları kafa karıştırıcıydı.
Ergenekon'la gündeme gelen Sabancı suikastı faillerinden Mustafa Duyar'ın MİT'ten gelen talep üzerine polis tarafından sorgulanamadığı ortaya çıktı.
Ergenekon davası nedeniyle tekrar gündeme gelen Sabancı suikastı faillerinden Mustafa Duyar'ın, MİT'ten gelen talep üzerine Emniyet'te sorgulanamadığının, bu nedenle Duyar'ın bazı bilgileri itiraf etme imkanının ortadan kalktığının Refahyol'un yıkılmasından sonra kurulan hükümetin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın da göreve gelir gelmez Duyar'ı da kapsayacak bir af kanunu çıkarmaya çalıştığının açıklanması şaşırtıcıydı.
Gelelim Güler Sabancı'nın marifetlerine
CIA'nın kontrolünde hizmet veren Richard Brookings Enstitüsü, Sabancı Üniversitesi'yle ortaklaşa toplantı düzenledi. Güler Sabancı, ABD'li Yahudi ajan Holbrooke'u saygıyla dinleyip boyun eğmişti.
Yahudi ajan Richard Holbrooke'un küstah sözleri
Sabancı Üniversitesi'nin ABD'de organize ettiği toplantıda konuşan Yahudi lobisinin önemli ismi Richard Holbrooke, PKK'ya karşı İran'la işbirliği yapan Türkiye'yi tehdit etmek küstahlığına girişmişti.
İran'a "antisemitik davranan ülke" suçlamasında bulunan Holbrooke, "İran ve Türkiye'nin işbirliği yapacağına yönelik haberler aldım. Bu NATO ittifakının bütünlüğüne gölge düşürür" tehditlerini yenilemişti.
Yahudi lobisinin önde gelen isimlerinden biri olan Holbrooke, Ankara'yı "PKK'ya karşı İran ile ortak operasyon yapmayın" şeklinde talimatlar vermişti.
Sabancı Üniversitesi ve ABD gizli servisi CIA'nın uzantısı olarak bilinen Brookings Enstitüsü tarafından düzenlenen geleneksel Sakıp Sabancı Konferansı'nda bir konuşma yapan ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Siyonist Yahudi Richard Holbrooke, Türkiye'yi açık açık tehdit etmişti. Dünyanın en büyük Yahudi lobisi CFR'nin önemli isimlerinden birisi olan Holbrooke, İran ile Türkiye'nin, terör örgütü PKK'ya karşı operasyon hazırlığında olduğu yönündeki haberlere işaret etti ve "Türkiye'nin, İran ile ilişkilerinde dikkatli olacağını umarım" derken Güler Sabancı bu küstahlığı kabullenmiş ve hiç ses etmemişti.
Wolfowitz'in itirafı ve özel üniversitelerin ihaneti!
Özel üniversitelerimizin öncülük ettiği, emperyalizme yataklık etme ya da işbirliği diyebileceğimiz bir çalışma Washington'da gerçekleşti. Osmanlının son dönemlerinde bu faaliyetler "Amerikan Kolejleri" yolu ile yürütülürken günümüzde bazı özel üniversitelerimizin bu kapsamda kullanıldığı görülüyor.
"Wolfowitz, Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun Washington'da düzenlediği 2. Sakıp Sabancı konferansında "Doğu ve Batı'yı Kucaklayan Türkiye" başlıklı bir sunum yaptı. ... Wolfowitz, Türkiye'nin AB'ye katılması durumunda, bundan bütün küresel topluluğun yarar göreceğini dile getirdi. .. Birincilik ödülü, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı tarafından "Türkiye İçin Yeni Bir Uluslararası Rolün Tanımlanması" araştırmasından dolayı Bilkent Üniversitesi'nden Lerna Yanık'a verildi..."
Wolfowitz'in şu cümlesi ise içinde bulunduğumuz ya da nasıl görüldüğümüzün kanıtı gibi duruyor: "Türkiye, ne kadar başarılı olursa, başarı için Hıristiyan bir toplum olmanın gerekmediğini gösterecek..."
Bu sözler Güler Sabancı'ların Haçlı emperyalizmine hizmet ettiklerinin ifadesiydi!
Güler Sabancı'ya Belçika ilgisi!
Sabancı Holding Yönetim Başkanı Güler Sabancı'ya, Belçikalı Bekaert grubuyla BEKSA ortaklığının 20. yılını doldurması ve Türkiye-Belçika ekonomik işbirliğine yapmış olduğu katkılardan dolayı Kral II. Leopold Commander Nişanı verilmişti.
AB temasları çerçevesinde Brüksel'de bulunan Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in de katıldığı törende Sabancı'ya kraliyet nişanı, Belçika Senatosu Başkanı Armand De Decker tarafından takdim edilmişti.
Sabancı, burada yaptığı konuşmada, "ödülden büyük gurur duyduğunu" belirterek herkese teşekkür etmişti.
Belçika Senatosundaki nişan töreninde duygularını AA'ya anlatan Sabancı, "(Terörist Fehriye Erdal konusundaki) kırgınlığımız bir yanda duruyor, ama bu tarafta el uzatanlar, bizim hakkımızı bizimle beraber arayan dostlar var. Dolayısıyla o anlamda bugün buraya gelmek, dostlarla olmak ve onların verdiği bu ödülü kabul etmek benim için bir şereftir" demişti. Buda bir Siyonist girişimdi. Ve üstelik Belçika Özdemir Sabancı'nın katillerini ve PKK'lı canileri sahiplenmekle, hem Güler Sabancı'nın ailesine hem de ülkesine hakaret etmişti.
Ömer Sabancı'nın "Kökü dışarıda" bir TÜSİAD PROJESİ: "Türkiye 2007"
TÜSİAD'çıların kendi ifadesiyle "Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü (The Brookings Institution)."
Brookings Enstitüsü dedikleri ise CIA bağlantılı bir kuruluş. Destekçileri arasında ABD, İngiltere ve Japon hükümetleri ile "Pew Charitable Trusts", "MacArthur Foundation" ve "Carnegie Corporation" gibi "kâr amacı gütmeyen, iyiliksever, hayır kuruluşları"(!) var.
Ömer Sabancı'ya göre "(...) kritik bir dönemde ABD ile Türkiye arasında daha sağlıklı bir diyalog kurmaya katkı sağlayacak"mış.
Brookings Enstitüsü'ne göre ise proje çok daha geniş kapsamlı:
"Brookings Enstitüsü'nden yapılan açıklamada ise, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağı 2007 yılının Türkiye için önemli bir yıl olacağı ve bu seçimlerin Türk siyasal sisteminin yakın geleceğini şekillendireceği belirtildi. Açıklamada, seçim sürecinin yanı sıra Orta Doğu (Türkçede Ortadoğu yazılır, İngilizcede Middle East yazılır; kökleri o denli dışarıda ki, Orta Doğu yazarak Türkçeyi de tahrif ediyorlar - Kurtuluş Yolu) ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin de, Türkiye'nin, ABD, İslam dünyası ve İsrail ile ilişkilerine yön vereceği vurgulandı."15[2]
Projenin başına getirilen isim mi?
ABD'nin 28 Şubat'tan hemen sonra gelip 1997-2000 yılları arasında Türkiye Büyükelçiliği'ni yapan, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Mark Parris Siyonist bir Yahudiydi..
Sabancı Ödüllerine hiçbir Türk layık görülmedi!
Bu yılki Sakıp Sabancı Ödülleri'nin tümü yabancılara gitti. Yirmi bir Türk araştırmacıdan hiçbirinin dereceye girememesi Sabancı'ların özel bir tercihi miydi?
Bu yılki konusu "Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" olarak belirlenen ve 41 katılımcının yarıştığı 3'üncü Sakıp Sabancı Araştırma Ödülü Tel Aviv Üniversitesi'nden Doçent Dr. Amy Singer'e verilmiş, ikinciliği Washington Üniversitesi'nden Maureen Jackson ve üçüncülüğü Nice Sophia Antipolis Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Olivier Bouquet elde etmişti.
Yani Yahudiler Güler Sabancı'ya Güler Sabancı Yahudilere vermekteydi...
Siyonist spekülatör ve sivil ihtilal patronu Yahudi George Soros'la da ilişkileri bayağı ileriydi.
Evet;
Bizdeki Ergenekon cinsinden şebekelerin paşaları bile, bu Holbrooke, Wolfowitz, Mark Perris ve George Soros gibilerin güdümündeki Siyonist Yahudi Lobilerinin çeteleri olan MOSSAD ve CIA'nın sadece maşalarıydı!..
Yani Güler Sabancı, yöresel mafya piyonlarının değil, küresel patronların hizmetkârıydı!?
Güler Sabancı'nın amcasını katleden canilerin çete reislerine ve onların Siyonist efendilerine bu denli yakınlığını ve yaltaklığını gürünce; büyük bir aşağılık kompleksiyle bütün ailesini katleden Nazi subayına aşık olup kucağına atılan Yahudi kızını hatırlamamak imkânsızdı.
Üç gün içinde sahteliği sırıtan ve kof çıkan Milli Çözüm operasyonunun Ergenekon'la ilişkilendirilmesini gerekçe sayarak dergimiz yazarlarından Osman Eraydın ve Nail Kızılkan'ın hiçbir hukuki ve ahlaki dayanağı olmadan Kord-SA'daki işlerinden atan Sabancı'lar, meğer asıl kendileri Ergenekon pisliğine bulaşmış.. İtirafçı Tuncay Güney Ergenekon şemasında, bu çetenin ekonomi ve lobi şubesinin başına Şevket SAbancı'yı yazmış.. Ve bay Şevket SAbancı'nın, Özdemir Sabancı'nın katilleriyle ne tür ilişkilere ve işbirliğine girdiğini detaylarıyla ve tanıklarıyla anlatmıştı.
9 Ocak 1996'da suikasta uğrayan Rahmetli Özdemir Sabancı'nın katili Mustafa Duyar'ın öldürülme emri, 3 yıl sonra MOSSAD'ın maşası ve Ergenekon'un paşası Veli Küçük'ten geliyor.
Fox TV'de yayınlanan 2000 yılı Ekimindeki Uşak Cezaevi isyanı görüntülerinde Nuri ve Vedat Ergin kardeşler "Devlet için kurşun sıktık. İnanmayanlar Veli Küçük Ağbiyi arasın. Bu devlet bize Mustafa Duyar'ı öldürttü.!" cinsinden şeyler bağırıyor.
Nasıl bir haysiyet, nasıl bir hassasiyet ki, kardeşlerini katleden çetelerle kirli ve gizli ilişkilere giriliyor.
Ergenekon iddianamesi kapsamında, 128 sayfadan oluşan "Tuncay Güney'in Mülakat Çözüm Tutanağı"nda Şevket Sabancı'nın Cumhuriyet Gazetesini ele geçirme planları çerçevesinde, Özdemir Sabancı'nın katili Mustafa Duyar'ı önce azmettirip sonra Uşak Cezaevinde Nuriş Çetesine öldürttüğü söylenen Ergenekeoncu Veli Küçük'le pazarlıkları şöyle anlatıyor:
Şevket Sabancı, Veli Küçük'e "beş milyon dolar veririm" dedi...
Soru: Tuncay Güney Cumhuriyet gazetesi operasyonunda General Veli Küçük'e Mete Akyol aracılığıyla söylenen ne biliyor musunuz?
Tuncay Güney: Şevket Sabancı'nın söylediği Veli paşaya (şuydu:) bu adamın, şerefsizin (Gürbüz Çapan için...) hisselerini yüzde yirmi düşürün, size hemen beş milyon dolar gönderiyorum ben... Genel yayın yönetmenini de Mete Akyol yapalım..." bunları söyleyen Şevket Sabancı idi.
Şevket Sabancı, Gürbüz Çapan, Doğu Perinçek, Veli Küçük, İlhan Selçuk ilişkisi
Tuncay Güney: Ha kavga nerden çıktı diyeceksiniz, şimdi durup dururken? Veli Paşanın aklına bu iş nerden geldi... Cumhuriyet'te İlhan Selçuk 28 Şubat'tan sonra, tam tarihini bilmiyorum, bir yazı yazdı, Kıvrıkoğlu'na ithafen... Yeni gelmişti Hüseyin Kıvrıkoğlu... 28 Şubat'tan falan çok sonra büyük bir açıklama yapmıştı... O dönemde İlhan Selçuk Genel Kurmay Başkanına: "Sen kısa kollu kısa donlu gezerken, biz devrim yapıyorduk ülkede" filan diye bi şey... (ben de halen o gazetenin küpürü de vardır) Kıvrıkoğlu'nu rencide eden bir yazı yazdı. Veli Paşa bana: "Bunu Gürbüz Çapan'la siz bi görüşün" diye söyledi. Ben de dedim ki Gürbüz Çapan: "niye gazeteyi istiyorsunuz? Derse ne diyecem..? Şunu söyledi: "yukarının emri var dersiniz" dedi. Bunun üzerine Doğu Perinçek'e bu yazıyı naklettik, o da yazıyı biliyordu zaten... "Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun emri olduğunu, Veli Paşanın böyle söylediğini, Gürbüz'e kendisinin söylemesini" istedik. O da, Evet dedi" diyor.
Bu bilgi ve belgeleri Aydınlık ta yayınlıyor. TUNCAY GÜNEY'İN EMNİYET'TE ÇİZDİĞİ ERGENEKON ŞEMASI Tuncay Güneyin el yazısıyla kaleme aldığı yukarıdaki şema, Ergenekon iddianamesi Ek-236. klasörde yer alıyor. Güneyin Emniyette çizdiği şemada yer alan isimler, aynen tape edilerek isim isim listelenmiş ve Ek-236. klasörün ayrı bir yerinde, EK 1, EK 2, EK 3 ve EK 4 sayfalarına şöyle yansıtılmış:
[1] Tamer Korkmaz / 17.02.2008
[2] 28 Aralık 2006 tarihli TÜSİAD Basın Bülteni, http://www.tusiad.org.tr
| |||||||
| |||||||