SAiDi KÜRDi (KÜRT SAiD) "Takma adı SAiDi NURSi" NURCULUK

722 views
Skip to first unread message

Mertkan Özkan ULUSU

unread,
Nov 29, 2007, 1:47:00 PM11/29/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
 
SAiDi KÜRDi (KÜRT SAiD) "Takma adı SAiDi NURSi"
 
Bu sözde İslami akımın kurucusu Saidi Nursi olduğuna göre öncelikle işin köküne inerek Saidi Nursi'nin nasıl biri olduğunu aziz Türk milletine anlatmak isteriz. Saidi Nursi Cahildir: Kendisinden asrın harikası ""Bedîüzzaman" olarak bahseden Sait bir risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklamaktadır. Günümüzde beş yaşında bir çocuğa kendini güldürecek iddiaları ve tarihi vesikalar ile sabit olduğu üzere az okur ama yazamaz, imla bilmez (bkz. Kürd Said'in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı Son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri) biri için cahillik herhalde ağır bir itham olmasa gerek. Saidi Nursi Türk Düşmanıdır: Kürt Sait risalelerinde Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olarak tabir etmektedir. Ye'cüc ve Me'cüc kelimeleri Arapça'ya başka bir dilden girmiştir. Frenkler buna "Yagug ve Magug" demişler, Şeytanın zürriyeti olduğuna inanmışlardır. İslâm inancına göre ise, Ye'cüc ve Me'cüc, esrât-i saattan yani kıyametin kopacağına işaret sayılan büyük alâmetlerdendir. Ye'cüc ve Me'cüc Kur'ân-i Kerîm'de iki âyette geçer ve her ikisinde de (Kehf, 18/94 , Enbiya, 21/96-97) yer yüzünde bozgunculuk yapan ve kıyamet vakti ortaya çıkıp tüm insanlığa saldırarak dünyayı yakıp yıkacak kötü güçler olarak anlatılmaktadır. Görüldüğü üzere burada Sait gene din kisvesine sığınarak çarpık fikirlerini yaymaya çalışmakta ve Türk'e düşmanlığını kusmaktadır. Saidi Nursi Koyu Bir Kürt Milliyetçisidir: Saidi Nursi'nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" adlı eserinde açıkça Kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. " Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. …………. "İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf (gramer) ve nahvini (sintaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır. İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum. Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî " Bize neden yazılarımızda Sait'e çattığımızı soranlara soruyoruz : 1- Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul'a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin "Sait" imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylanıştır. Sait daha sonra affedilip memleketine yollanmıştır. Bugün Türk milliyetçisiyim diyen kişilerin tamamı ana dilde eğitim,yayın ve kültürel haklar adı altında Türk devletinde gayrı Türk unsurların yürüttüğü faaliyetlere karşıdır. Bununla beraber din kalkanı ile kendini saklamış olmasından olsa gerek aynı camiada maalesef günümüzün Leyla Zana'sı yada Öcalan'ından farkı olmayan ve daha farklı isteklerde bulunmayan Saidi Nursi'ye sempati besleyenlerle karşılaşmak mümkündür. Bu kişilere sormak gerekir Kürtçe eğitime karşısınızda neden Kürtçe eğitim istediği için tımarhaneye atılan Saidi Nursi'ye karşı değilsiniz ? 2- Büyük Türk milliyetçisi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün değişiyle "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." Türk Milliyetçiliği aziz Türk Milletini dünyanın en ileri , en güçlü milleti yapma ülküsüdür. Risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklayan birinin peşinden gidilerek bu ülkü gerçekleştirilebilir mi ? 3- Kürt Teali Derneğinin 3 numaralı ve Kürt Maarifi Neşri Derneğinin kurucusu, yazılarında açıkça Kırgız, Özbek, Tatar gibi Türk boylarını Şeytan'ın zürriyeti manasına gelen "Ye'cüc Me'cüc" olarak tanıtan Saidi Nursi'nin peşinden giderek nasıl Türk Milliyetçiliği , Turancılık yapacaksınız ? İslamiyet İle Nurculuk Bağdaşır mı ? Kendisini asrın harikası "Bedîüzzaman" olarak tanımlayacak kadar kibirli bir şahsiyet olan Saidi Nursi, Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi için indiğini iddia etmektedir. Bir çok kişinin sandığı gibi "Bedîüzzaman" rütbesini Sait'e ona hayran olan müritleri değil bizzat kendisi vermiştir. Bir çok yazsını da "Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî " yani "Asrın harikası Kürt Sait" olarak imzalamıştır. Atatürk'ün ifadesi ile "(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 ) Örümceklenmemiş tertemiz bir İslami bakış açısı ile hal böyle iken Kuran'daki bazı ayetlerin kendisi için indiğini iddia eden ve kendisini asrın harikası zanneden bir delinin peşinden gitmek İslamiyete uyar mı ? Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri'nin (*) "Kürd Said'in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı" adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler. Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz. "Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i'zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD'in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu'mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır. Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur'andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait'in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire.. Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır. Birincisi : Eski Sait'tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti'dir. (Yani günahkar Sait'tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait'tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur'daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said'e haber vermişler.. Yani Said'in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..) Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık. Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir : Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk'ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır. Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said'in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ'zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu. Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han'a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz. Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik'i bile intibaha getirmiş ve nedametini izhar etmiştir. Sait'te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han'a hücum eden "İki mektebi musibetin Şehadetnamesi" isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir. Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul'a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin "Sait" imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı takdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı. Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah'ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali'nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur'un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53). İnsanın aklına öyle geliyor ki; "Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?" diyorum. Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem'anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. Olacakmış.. Sözleri de "Sözcat" olmasa bari. İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said'e son ihtar olarak yazdım. Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Mustafa Sabri (*) Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından" (1) Laik düzen ve Cumhuriyete karşı olan ve hatta Din ve milliyet adlı makalesinde din adına Türkçe'den vazgeçmekten bahsedecek kadar koyu bir siyasal İslamcı olan son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri 'nin dahi Said hakkında söyledikleri ortada iken Said'in avukatlığını yapmak yada izinden gitmek Türk milliyetçilerine düşemez. Yakın bir zamanda onun izinden giden ve onca Müslüman ülke varken her nedense FBI ve CIA korumasında sağlık durumunu bahane ederek Amerika'da ikamet eden Fetullah Gülen'den de bahsedeceğiz. Tanrı Türk'ü Korusun Ruhsatioğlu Ozan (1) Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14. / Dünyada ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık – Dr. Abdullah Manaz (*) Şeyhülislam Mustafa Sabri miladi 1869 senesinde Tokat'ta doğdu. Kayseri ve İstanbul'da okudu. Müderris olup Fatih Camiinde ders verdi. 1900-1904 arasında II. Abdülhamit'in kütüphaneciliğini yaptı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Tokat mebusu olarak Meclis'e girdi. 1908-1912 arasında Beyan-ul Hak mecmuasının başyazarlığını yaptı. 1910'da kurulan Ahali Fırkası'nın ve 1911'de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı. 1913'de İttihatçıların Babıali baskını üzerine önce Mısır'a sonra Romanya'ya kaçtı. I. Dünya Harbi'nde Romanya'ya giren Osmanlı ordusunca geri yollandı ve Bursa'da mecburi ikamete tâbi tutuldu. 1918'den sonra şeyhülislamlığa getirildi. Kabine düşünce Ayan (senato) üyeliğine atandı. 1919'da İskilipli Mehmed Atif ve Said Nursi (Kürdi) ile birlikte Cemiyet-i Müderrisi'nde çalıştı. 1920'de tekrar şeyhülislamlığa getirildi. Kabineden ayni sene içinde istifa etti. 1922'de yine Romanya'ya kaçmak zorunda kaldı. Daha sonra 1924'de "150'likler" listesinde yer aldı. Önce Hicaz sonra Mısır'a geçti. 1938'de 150'liklerin affından sonra da Türkiye'ye dönmedi. 1954'te Mısır'da vefat etti. Akt: M.F
"
 
 
 
  

ANMA

------------------------------------------------------------------------------------------

CiHAN TÜRK OLSUN GRUBU
GRUBA ÜYE OLMAK iCiN:
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
GRUBA E-POSTA GÖNDERMEK iCiN:
cihan-tu...@googlegroups.com
GRUPTAN AYRILMAK iCiN:  
cihan.turk.o...@gmail.com
------------------------------------------------------------------------------------------

Bu grup Yüce Türk Milletine aittir;
Vatan haini serefsizler, bölücü hainler, sag sol sapmalar, itler köpekler bu gruba giremez.
http://www.youtube.com/watch?v=ylrG_7l8pSg
NE MUTLU TÜRK"ÜM DiYENE
--------------------------------------------------------------------------------------------- --
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. H.Muhammed
Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet vatana ihanettir. M.K.Atatürk
Yaşam: Ölümü hak etmektir. Haymatloslu
http://video.google.com /videoplay?docid=-680042511743914144

haymatloslu
--

Gerçekler Sadece Gerçekler Korkmadan, Çekinmeden

Artık Hiç Bişiy Gizli Kalmayacak...   

Ey Türk; Topyekün Sınır Aşılsın,

Varsın Cudi, Gabar, Kandil Yakılsın...   

 (Cihan Türk Olsun) 

ismail karatas

unread,
Nov 29, 2007, 4:36:21 PM11/29/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
bu yazıyı herkim yazdıysa esefle kınıyorum.ben sizin değiminizle ne saidci nede nurcuyum.bende her kes gibi vatanını milletini dinini seven sayan bir insanım.fakat bu insan hakkında gelişi güzel kesin doğru bir kaynak göstermeden (her nereden alındıysa)alçakça hainlik yapıp kötülemenize karalamanıza karşıyım.bazı yerlerine katılıyorum fakat o insan hakkında alçakça bilip bilmeden yorum yapmanıza kötülemenize katılmıyorum aklınızın bilginizin ermediği yerlere lütfen yorum yapmıyalım.Bende bu vatanın evladıyım türküm müslümanım allahıma şükür ama bu Allah dostu insanı karalama kötüleme çabanızı anlıyamıyorum sırf kürt olduğu içinmi,bakıyorum takma adı kürt olsa bile bu kürt lafına dayanamıyorsunuz.Bizi Türklük kürtlük mü kurtaracak yoksa bi başka bişeymi elinize ne geçecek peki ? yazıklar olsun sizin gibi türk evladına keşke bu yazıda başka bir insan hakkında yorum yapsaydınız gururla okusaydım okadar vatan haini din düşmanları insanlar varken bunu yazmanız çok üzüldüm başka bişey demiyorum.Allah sizi ve sizin gibileri ıslah etsin ama siz ıslah olmazsınız artık.Bugün bunu yarın başkasını kötülersiniz ole gider...bu yazıyı yazan şahsiyet herkimse bana cvp versin ama kendi fikirlerini değilde kesin doğru bir kaynak göstererek cvp versin.Ben cahilim aydınlat sın beni..soruyorum:sen o insandan dahamı üstünsünki onu karalama kampanyasına giriyorsun ?
o zatın kitaplarını okudunmu anladınmı nedemek istediğini (ki o bilgiye sahip oldunu zannetmiyorum)
o zata cahildir okul okumamıştır diyorsun doğrudur ama şunu bilmeni istiyorum: kim ben biliyorum derse  bilinki o cahildir, sözünü iyice düşün anlamaya çalış.sırf bu sözleri için o zatı karalamınız hiç hoş değil katılmıyorum açıkçası.haksızlığada tahammülüm yoktur.boyle yazılar yazıp tartışma ortamı yaratmakta iyi değil maksadınızı anlıyamıyorum amacınız nedir.Bana türklüğü savunuyorum deme inan ben senden daha çok vatanımı seviyorum belkide.Vatan sevgisi imandandır hadisini hatırlatırım.Yazacaklarım bukadar ,amacım ortam yaratmak veya kimseyi germek değil ben bir şeyi paylaşmak istedim burda herkesin yaptığı gibi katılmaya bilirsiniz.Geçekleri  hakikatleri konuşalım
yalansız karalamadan kötülemeden ama doğru kesin kaynak vererek,kişinin kendisine değil icratlarına bakarak.son Sözüm:eğer ortada bir yalan dolan varsa çıksın ortaya gerçek Haini herkes görsün tanısın ben buna karşı değilim.

Date: Thu, 29 Nov 2007 20:47:00 +0200
From: hayma...@gmail.com
To: cihan-tu...@googlegroups.com
Subject: ..::CTO::.. SAiDi KÜRDi (KÜRT SAiD) "Takma adı SAiDi NURSi" NURCULUK

Mertkan Özkan ULUSU

unread,
Nov 29, 2007, 8:59:32 PM11/29/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
 
firtina35 yazindan nekadar kürt said ci nurcu olup olmadigin belli oluyor, yalan söylemek inanciniza dahilmi yoksa +KDV mi ! Hangi akilla yazdiginiz cumleleri kurabiliyorsunuz hem vatanini Türkiyeyi bu ülkeyi seven birisi oldugunuzu yaziyor hemde özgur bir kürdistan kurma hevesindeki once timarhaneye sonra hapishaneye atilan bu cahil sünepe kürt saidi savunuyorsunuz, bu adamin Ataturke Cumhuriyete hakaretleri diz boyu tabi vekili fethullah guleninde, nette birebir kendi agızlarindan hakaretleri videolar kayniyor bunlari hicmi izlemiyor gormuyorsun, birak onu adam ben yazdim diye ortaya attigi risale nuru ABD yazdi adamin eline verdi al bunu yay tarikatini kur ben senin özgür kürdistan tohumlarini yesertecegim dedi, yoksa bu cahil sünepede okuma yazma bilmeyen adamdan boyle bir pacavra yazmasini bekleyemezsin, fizik kurallarina aykiri ki adam radyoya bunun içinde melekler var diyerek müridlerine radyoyu aciklayan bir cahil, yaziyida hic okumamissin onyargiyla direk kesip atmissin okusan yazinin icinde yaziyi Ozan Ruhsatioglunun TÜRKOTAGI"nda yazdigini gorurdun, zaten linkide altinda mevcuttur, gelelim sana övdügün pesinden kostugun yalakalik yaptigin kürt saide bakalim risale nur denen pacavrada cok seviyorum dediğin vatanina Türklüğüne ne hakaretler etmiş, nasil asagilamis
 
İşte; Nur risalelerinden Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'le ilgili bazı satırlar:

1) Laik bir devlet düzeni şeriata aykırıdır. Türkiye kuruluşu itibariyle dinden
uzaklaştırılmış ve dine karşıdır. (Mektubat 1958, Sayfa 401.)
 
2)
Laik cumhuriyetçi düzen, dini müthiş sadmeye (çarpışmaya) maruz bırakmıştır. (Münazarat, Sayfa 135-141.)
 
3) Atatürk idaresi hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahirzamandır
(kıyamet günleri). Dinsizlik, kanunsuzluk, ifsat (kargaşa) komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Sözler, 1957 Sayfa 143.)
 
4) Devrim kanunları muvakkattır (geçici) ve Hıristiyan kanunlarıdır.
(Tiryak, Sayfa 65.)
 
5) Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. (Münazarat, Sayfa 17.)
 
6) Meclis aynı zamanda hilafet görevini görmelidir. (Mesnevi-i Nuriye, Sayfa 80-82.)
 
7) Müslümanlara Kur'an dışında bir Anayasa lazım değildir. (Zülfikar-ı Mücizat-ı İslamiye ve Kur'aniye, Sayfa: 191-193.)
 
8) İslamiyete ve Hakikat-ı Kur'aniyeye karşı mücadele eden bir dessas zındıktır (düzenci dinsiz) ki; bize hücum etmek için istibdadı mutlaka (baskıcı rejimine)cumhuriyet namı (adı)vermektedir. (Sönmez, Sayfa: 21-22.)
 
9)
İslam Devleti için tek milliyet, İslam milliyetidir. (Münazarat, Sayfa 90-100.)
 
Peki sorıuyorum nurculuk, risale nur islamiyetin neresinde, Kuran-i Kerim"in neresinde yaziyor, kardesim birak gec bu isleri aklini basina topla bu özgür bir kürdistanin tohumlarini ektigini söyleyen kürt saidin vekili fethullah onun yolunda yürüyor ve bu kürdistani kurmak için PKK"nin 1 nummarali gizli finans kaynagini basrolde oynuyor, ve bunlarda pkk dan kursun olarak cok sevdiğini soylediğin vatanina Türkiyene insanina askerine kursun olarak geri dönüyor, aklinizi basiniza toplayin yol yakinken dogru yolunuzda gidin Allah, Peygamber, Kuran-ı Kerim varken sapmalarla kendinize yol aramayin
 


2007/11/29, ismail karatas <firti...@hotmail.com>:
http://www.youtube.com/watch?v=ylrG_7l8pSg
--
haymatloslu
--
BAZI GRUPLARDAN MAiL ALIMIM YOK LUTFEN OZELDEN BiR KOPYA GONDERiNiZ
--

Özge Yalçın

unread,
Nov 29, 2007, 9:07:54 PM11/29/07
to cihan-tu...@googlegroups.com

Bu yazıyı kimin yazdığının ne önemi var bu gerçekleri bilmeyen mi kaldı ki?! ama çok istiyorsanız söyleyelim Ozan Ruhsatıoğlu …Zaten yazı da adı geçiyor..Ama siz sanırım yazının tamamını okumadınız…yazının   tamamını okumadan yaptığınız yorumunuzu defalarca okuduktan sonra size bu yazıyı yazıyorum…

Sanırım Google da pek dolaşma fırsatınız olmuyor,eğer oraya Fettoş,Said-i nursi yada onları anlatan herhangi bir kelime girdiğinizde sayfalarca bilgi belge video karşınıza çıkıyor zaten…eğer güçlük çekiyorsanız da bu grupta sayfalarca gönderilmiş çeşitli   nurculuk dosyalarını, yazılarını belgelerini  okuyabilirsiniz ….

 

Ayrıca buyurun ben birtanesini ekledim izleyin   Fettullah Güleni kendi ağzından vatan hainliğini dinleyin…

 

1.bölüm

http://www.youtube.com/watch?v=oNi3Z3qZ7Z4

 

2.bölüm

 

http://www.youtube.com/watch?v=4tbnGnzdmgU

 

3.bölüm

 

http://www.youtube.com/watch?v=SRAyGkE1q50

 

 

Ayrıca artık dillere pelesenk olmuş  Said-i Kürdinin, 'özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip
büyütün' şeklindeki vasiyetini de hiç duymadınız siz sanırım..

 

 

İslam'a her fırsatta saldıran, Hz. Muhammed'e her fırsatta küfreden ve -dünyayı Hıristiyanlaştırmak için uydurulmuş- "Dinlerarası Diyalog"u öne süren Vatikan ile Fettullah GÜLEN'in ilişkisi gün gibi ortadadır.

 

Bu da onun videosu buyurun

 

http://fethullahgulen.belgeleri.com/include.php?path=start.php

 

kendileri itiraf etmişler…

 

İslam dinine göre başta insan olmak üzere, bütün yaratılmışlar kendi dillerince Allah'ın adını anarlar. Bizim Said-i Nursi ise bakınız bu konuda ne der:

"Risale-i Nur'u sadece kuşlar değil, gökte ve yerde bulunan bütün varlıklar alkışlar."


Said-i Nursi yazılarının çoğunda kendini kimi yerde üstü kapalı, kimi yerde çok açık olarak Allah'la aracısız konuştuğunu vurgular. Onun "Hizmet Rehberi" dediği yazısında şu ifadeler vardır :

"...Ama onda (Risale-i Nur'da) yazılanlar Kuran'ın malıdır. Hepsi Allah'tandır... Peygamberimiz Kuran-ı Kerim'in sadece bir tercümanıydı. Üstat da (Said-i Kürdi) Risale-i Nur'un sadece bir tercümanı gibidir."


"İman Hakikatleri" başlıklı yazısında söyledikleriyse ürperticidir :

"Risale-i Nur, peygamberimizin risaletini yani peygamberliğinin bir mirasını üstada verir."


Risale-i Nur'un "Hizmet Risalesi" bölümünde geçen şu sözler de ilginçtir :

"Risale-i Nur'a itiraz edilemez. Yapılacak her itiraz en ulu kişilerden , Kutbu'l Azam'dan da gelse aldırış edilmemeli."


İslam terminolojisinde Kutbu'l Azam peygamber demektir.

Said-i Nursinin eserlerinden birkaç örnek daha :

"Kuran-ı Kerim ve Risale-i Nur, rahman ve rahim olan Allah'ın bir indirişidir. Kuran-ı Kerim ve Risale-i Nur'un indirilişi aziz ve hakim olan Allah'tandır."


"İşte o nur hem Kuran-ı Kerim'dir hem de Risale-i Nurdur." "



"Risale-i Nur'un 129 parçası Kuran'dan uzanan elektrik telinin ucuna takılan 129 elektrik lambası gibidir."



Kuran-ı Kerim'deki Secde suresinin 2. ve 3. ayetleri, Said-i Nursi'ye göre Risale-i Nur'u anlatmaktadır. Nurculara göre Risale-i Nur öyle bir kitaptır ki Fussilet suresi 33. ayette de anlatılan Nur tarikatı üyeleridir.


Said-i Nursi'ye göre de "Hiç bir sözün kendisininkinden daha güzel olamayacağı "söz" , Risale-i Nur külliyatından olan "Sözler" adli risaledir. Fussilet suresi 33. ayette de işte bu kitap anlatılmak istenmiş ve övülmüştür.


İslam dininin ve de Kuran-ı Kerim'in nasıl çarptırmalara uğratılarak Nurculuk denilen sayıklamanın desteklenmek istediği, Allah buyruğuymuş gibi gösterilmeye çalışıldığı açıkça ortadadır.


Said-i Nursi "Nur Meyveleri" adlı yazısında da şöyle der

"Risale-i Nur okumak veya yazmak alim olmak için yeterlidir, başka bilgiye gerek yoktur."

Said-i Nursi'ye göre "Risale-i Nur, kendisine hizmet edenleri en başta Nur talebelerini mutlak cennete götürecektir." Ortaçağ Avrupası'nda kiliseler de varsıl (zengin) kişilere büyük paralar karşılığında cennetten arsa satıyorlardı.


Said-i Nursi'nin olumunden sonra Nuculugun durakladigi ve "ittihadi muhammedi firkasi" hakkinda soyledigi gibi bir tunele girdigi soylenebilir. Bu hareketin Turk devrim prensiplerine muhalefetleri kayda deger ozelliktedir.

(*) 1996 Tarik Z. Tunaya, Turkiye'nin siyasi Hayatinda BATILILASMA HAREKETLERI, sf 190-194

115- Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesinde verilen konferans (Ankara 1957)- Eşref Edip : Risale-i Nur muellifi Bediuzzaman Said-i Nursi (ıstanbul 1952- 1317)

116-Bediuzzaman Hz. Said-i Nursi nihayet konuştu. (Hur Adam No. 344- 20 şubat 1959, s 1-4) Ankara'da Nurcular hakkinda devam eden mahkeme safhalari ve Avk. Bekir Berk'in savunmasi için Bkz Hur Adam No 311 den itibaren Said-i Nursi'nin Tesettur Risalesi hakkinda uyesi bulundugumuz bilirkişi heyeti , verdigi rapor dolayisiyla dokuz imzali bir tehdit mektubu almiştir. (1952) Bu raporda da Risale-i Nur'un tedrisati sayesinde on beş haftada islah olduklari da belirtilmiştir.

117-Bu kitabin çe$itli baskilari vardir. 1953 senesinde elimize geçen bir nushasiyla , 1957'de basilan nusha arasinda yazilarin ba$liklari ve yazilar bakimindan farklar vardir. Bu kitabin son baskisi şu başligi taşimaktadir: Hutbe-i $amiye namindaki Arabi Risale'nin Tercumesi (Antalya-1957)

118-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a (Hanimlar rehberi, Istanbul 1958, sf 24-27)

119-Birden ihtar edilen mesele-i muhimme (Gençlik rehberi, Istanbul 1951, sf 14-15)

120-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a sf 24

121- Bediuzzaman : Ehli iman ahiret taifesi olan kadinlar taifesi ile bir muhaveredir . (Hanimlar rehberi, sf)[/B]

"...BUNCA YÜZYILLARDA OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE MİLLETLERİN CEHALET VE TAASSUBUNDAN YARARLANARAK BİNBİR TÜRLÜ SİYASAL VE KİŞİSEL AMAÇ VE ÇIKAR SAĞLAMAK İÇİN DİNİ ARAÇ OLARAK KULLANMAYA KALKIŞANLARIN YURTİÇİNDE VE DIŞINDA BULUNUŞU BİZİ BU KONUDA SÖZ SÖYLEMEKTEN NE YAZIK Kİ ŞİMDİLİK ALIKOYAMIYOR. İNSANLIKTA DİN DUYGU VE BİLGİSİ, HER TÜRLÜ BOŞ İNANÇLARDAN SIYRILARAK GERÇEK BİLİM VE TEKNİK IŞIĞIYLA ARINIP OLGUNLAŞINCAYA DEĞİN, DİN OYUNU AKTÖRLERİNE HER YERDE RASTLANACAKTIR.."



(MUSTAFA KEMAL, NUTUK)

 

 

 

T.C. ANKARA DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

HAZIRLIK NO :1999/420 ESAS NO 2000/ İDDİANAME NO. 2000/

İ D D İ A N A M E ANKARA ( ) NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA


DAVACI K.H.

SANIK
FETHULLAH GÜLEN Ramis oğlu, Rabia'dan olma, 1941 doğumlu, Erzurum ili, Caferiye Mahallesi nüfusuna kayıtlı olup, halen firarda.


GIYABİ TEVKİF TAR 11.08.2000

S U Ç

Laik Devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak.

SUÇ TARİHİ 1989 Yılından itibaren

DELİLLER

A) Asrın Getirdiği Tereddütler. (4 cilt,) Klasör 1,Dizi :1-4

B) İrşat Ekseni isimli kitap (Klasör 1, Dizi : 5)

C) İ'la-yı Kelimetullah veya Cihad isimli kitap (Klasör : 1,Dizi : 6)

D) Çağ ve Nesil (6 Cilt) isimli kitap (Masör : 2, Dizi : 7-12)

E) Prizma isimli kitap (3 cilt) Masör : 3, Dizi : 13-15)

F) Ölçü veya Yoldaki Işıklar (4 Cilt), Klasör 3, Dizi :16-17)

G) Hocanın Okulları isimli kitap (Klasör : 3, Dizi :18)

H) Fasıldan Fasıla isimli kitap (3 Cilt), Klasör : 4, Dizi : 19-21)

I) Küçük Dünyam isimli kitap (Klasör: 4, Dizi: 23)

J) ATV'de yayınlanan 9 numaralı kasetin çözümü, (Klasör 7 Dizi: 220)

K) NTV'de yayınlanan 10 numaralı kasetin çözümü (Klasör 7, Dizi : 221)

L) 4 numaralı kasetin çözümü (Klasör: 7, Dizi :216)

M) 3 numaralı kasetin çözümü (Klasör: 7, Dizi: 215)

N) 8 numaralı kasetin çözümü. (Klasör:10, Dizi: 708)

O) Diğer kasetlerin çözümleri. (Klasör 7, Dizi 213-214-217-218-219, Klasör 10, Dizi 653-707, Klasör 11, Dizi:8 13, Klasör 12, Dizi 980-1042)

P) Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Fethullah GÜLEN ve örgütü hakkındaki 21 Nisan 1999 tarihli raporu. (Klasör 5, Dizi :154-155).

R) Müşteki İsmet DEĞİRMENCİ'nin ifadesi. (Klasör 5, Dizi 405).

S) Emniyet Genel Müdürlüğü'nün raporu. (Klasör 5, Dizi 128).

Ş) Maltepe Askeri Lisesi'ne sızma çalışması ile ilgili tahkikat dosyası. (Klasör 5, Dizi: 30-78)

T) Genelkurmay Başkanlığı'nın raporu ve belgeler. (Klasör 6, Dizi :158-212)

U) Jandarma Genel Komutanlığı'nın raporu ve belgeler. (Klasör 11, Dizi 851-979).

V) Tanık Eyüp KAYAR'ın ifadesi. (Klasör 11, Dizi 715).

Y) Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Fethullah GÜLEN'in şirketleri, okulları, dershaneleri, vakıfları ile ilgili tespitleri. (Klasör 8, Dizi: 222-223-224-225 -226-227-229-263-264) Z)Yurtdışındaki Nurculuk faaliyetleri ile ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yazısı ve ekindeki evrak. (Klasör 9, Dizi 274-289)

Aa) Doküman. (Klasör:10, Dizi: 335-630)

Ab) M.Emin DEĞER'in Bir Cumhuriyet Düşmanının Portresi yada Fethullah GÜLEN Hocaefendi'nin Derin Misyonu isimli kitabı. (Klasör :12, Dizi :1068)

Ac)Yeni Hayat Mecmuası'nın Haziran 1999-Ocak 1999-Şubat 1999-Eylül 1999-Şubat 2000 tarihli sayıları.(Klasör: 13)

Ad) Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın 1998 Abant Toplantısı ile ilgili doküman. (Klasör:12, Dizi :1066-1067.)

I-NURCULUĞUN TARİHİ GELİŞİMİ:

Nurculuk hareketinin kurucusu olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis İli'nin Hizan İlçesi'nin Nurs Köyünde dünyaya gelmiştir.

Önceleri Said-i Kürdi olarak tanınan ve bu ünvanı kullanan, soyadı kanunu çıktıktan sonra doğduğu köye izafeten Nursi soyadını alan Said-i Nursi ilmi kariyeri olmayan bir kimsedir. Nitekim Nur risalelerinden Tizyak adlı risalenin 68 nci sayfasında risalelerini kendisinin yazmadığını, bunları yardımcılarının (Nur Şakirtlerinin) yazdığı bildirilmektedir.

Meşrutiyetin ilanından sonra Bitlis havalisinde Şeyh'lik faaliyetlerine başlamış, bilahare İstanbul'a gelerek siyasi faaliyetlere katılmış, İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır.


31 Mart vakasından evvel Derviş Vahdeti ile irtibat kurmuş, o tarihte çıkan Volkan Gazetesindeki yazıları ile 31 Mart Vakıasını körüklemiş, yine o tarihlerde kurulmuş bulunan "Kürt Teali Cemiyeti'ne" girmiştir. 1912 yılında yazdığı bir kitabında "Uyan ey Selahaddin Eyyübi'nin torunları Kürtler" diyerek kürtleri Türklere karşı tahrik gayreti içine girmiştir. Mektubat adlı risalesinde ise "Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye'de Kürt milleti diye ayrı bir milletin olduğunu" ileri sürmüştür.

İstiklal Savaşı sırasında, Ankara'nın halifeyi kurtaracağı inancıyla Ankara'ya gelmiş, ancak laik bir devlet düzeninin kurulması ve Cumhuriyet ilanı üzerine Ankara'yı terk ederek Van'a gitmiştir. 1925 yılındaki Şeyh Said isyanından sonra Isparta Barla'da daha sonra Kastamonu, Afyon ve Emirdağ'da mecburi iskana tabii tutulmuştur. Afyon, Denizli ve Eskişehir Cezaevlerinde mahkum olarak yatmıştır.

Said-i Nursi 23 Mart 1960 tarihinde Urfa'da vefat etmiştir. Ancak yetiştirdiği talebeleri (Nur Şakirtleri) onun felsefesini günümüze kadar taşımışlardır.

Nurculuk, bir tarikat faaliyeti olarak karşımıza çıkmasına rağmen, Nurcular bu hareketin bir tarikat olmadığını, Kur'an-ı Kerim'in 20 nci yüzyılda tefsiri üzerine kurulmuş bir okul olduğunu ve sayısı 130 lara varan Nur risalelerinin de Kur'an-ı Kerim'in tefsirini kapsadığını ifade etmektedirler.

İlk defa 1955-1957 yıllarında Kur'an-ı Kerim'in ve Nur risalelerinin yazılışı nedeniyle ortaya çıkan nurcular arasındaki gruplaşma, Said-i Nursi'nin ölümünden sonra daha bariz bir hal almıştır.

Birinci grup "Kur'an-a küfür yazısı ile hizmet olmaz" parolası ile ortaya çıkarak Risaleyi Nurların mutlaka Arapça ile ve el yazısı ile yazılmasını, bunun için de bütün Nurcuların Arapça öğrenmeleri lazım geldiğini savunmuşlardır. Bu gruba yazıcı Nurcular denilmiştir.

İkinci grup "Okuyucu Nurcular" diye bilinmekte olup, Latin harfleri ile yapılacak çalışmanın hedeflerine varmada yardımcı olacağını savunmuşlardır.

Okuyucu ve yazıcı grup arasındaki bu farklılaşma 1969 yılından sonra okuyucu grup içinde yer alan Fethullah GÜLEN grubunu ayrı bir grup olarak ortaya çıkarmıştır. Bu grubun özelliği öğrenci kesimine yönelik vakıf çalışmalarına ağırlık vermesi olmuştur.

1982 yılında yapılan Anayasa oylaması okuyucu grup içinde gazeteci ve Şuracı grup olarak yeni bölünmelere yol açmıştır.

Günümüzde Yeni Nesilciler olarak bilinen gazeteci grup, 1992 Anayasası'na hayır denilmesini, Şuracı grup ise Evet denilmesini savunmuşlardır.

Günümüzde Nurcular, "Gazeteciler, Şuracılar, Fethullah GÜLEN'ciler, Yazıcılar" olarak faaliyet göstermektedirler. Ancak Yazıcılar grubunun etkinliği azalmıştır.

Nurculuğun Laik Cumhuriyete ve Atatürk'e karşı bir hareket olduğunu görebilmek için Nur Risalelerine bakmak gerekmektedir. Barla Mektupları sayfa 53. Atatürk'ü kastederek "Tek gözlü Deccal, ya iman et, ya bütün Dünyanın maskarası olacaksın." denilmiştir. Bu husus Metin TOKER'in "Sağda ve Solda Vuruşanlar" isimli kitabın 96 ncı sayfasında yer almıştır.

"Sönmez" adlı risalede (Sayfa 21-22), Atatürk kastedilerek "Ayasofya Camiini puthaneye, meşihat makamını kızlar lisesine çeviren bu adamı sevmemenin bir suç olması imkanı var mı?" denilmiştir. "Mektubat" adlı risalede (Sayfa 401) "Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzak kalmış ve dine karşıdır. Laiklik ile dinsizlik arasında hiçbir fark yoktur. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için, din ile dünya esaslarını birbirinden ayırır. Reform hıristiyanlıkta mümkündür. Türk inkılapları dahi hıristiyan reformlarının taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek kadar mükemmeldir" denilmiştir.

"Tiryak" risalesinde (Sayfa 65), "Türkiye'nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir" denilmiştir.

"Mesnevi-i Nuriye" risalesinde (Sayfa 80-82), "Alem-i İslam'da yapılacak inkılaplar, İslam'i esaslara uygun olmak zorundadır. Aksi taktirde gayri meşrudur, bu bakımdan Meclis aynı zamanda hilafet görevi görmelidir" denilmiştir.

"Mucize-i Kur'aniye" isimli risalede (Sayfa191-192), "Müslümanlara Kur'an dışında bir Anayasa lazım değildir, 1347 yılında felsefenin tahakkümü ile bu dindar millete ehemmiyetli tahayyüşler düçar kılınmıştır ve Anayasa'da devlet dininin İslam olduğu yolundaki hüküm kaldırılmıştır. Bu durumda gerçek kanuni esasi tatbik edilmediği gibi, Kur'an da belirtilen Şer'i inkılapta tahakkuk ettirilememiştir. Halbuki Kur'an, Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil, ilahi bir iradenin sonucudur." denilmektedir.


"Münazarad" risalesinde (Sayfa 90-100), "İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır." denilmiştir.


"Mektubat" risalesinde (Sayfa 403), "İslam dininde inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı olduğu için, İslamiyet dairesine aykırı, inkılaplar da İslamiyete aykırıdır." denilmektedir.

"Hanımlar Rehberi" risalesinde (Sayfa 57) "Çok kadın ile evlenmek İslami olduğu gibi Taaddüdü Zevcat tabiata, akla ve hikmete muafıktır." denilmektedir.


Bu durumda Nurculuk:

Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamen şeriat esaslarına ve İslami prensiplere göre idare edilmesini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesini, inkılapların geçici olduğunu, Kur'an dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını savunmaktadır.

 

.BUNCA YÜZYILLARDA OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE MİLLETLERİN CEHALET VE TAASSUBUNDAN YARARLANARAK BİNBİR TÜRLÜ SİYASAL VE KİŞİSEL AMAÇ VE ÇIKAR SAĞLAMAK İÇİN DİNİ ARAÇ OLARAK KULLANMAYA KALKIŞANLARIN YURTİÇİNDE VE DIŞINDA BULUNUŞU BİZİ BU KONUDA SÖZ SÖYLEMEKTEN NE YAZIK Kİ ŞİMDİLİK ALIKOYAMIYOR. İNSANLIKTA DİN DUYGU VE BİLGİSİ, HER TÜRLÜ BOŞ İNANÇLARDAN SIYRILARAK GERÇEK BİLİM VE TEKNİK IŞIĞIYLA ARINIP OLGUNLAŞINCAYA DEĞİN, DİN OYUNU AKTÖRLERİNE HER YERDE RASTLANACAKTIR.."

 

 

M.Kemal ATATÜRK

 

 

 

ŞUNU UNUTMAYIN BU ÜLKENİN REJİMİNE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE VE BAĞIMSIZLIĞINA GÖZ DİKEN HERKES   BİZİM DÜŞMANIMIZDIR….TEK BİR KİTABIMIZ VAR O DA KURAN-I KERİM ….

 

TÜRKÜM TÜRKÇÜYÜM ATATÜRKÇÜYÜM

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!

Bu yazıyı kimin yazdığının ne önemi var bu gerçekleri bilmeyen mi kaldı ki.doc

sessiz insan

unread,
Nov 30, 2007, 5:07:55 AM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Susayım susayım dedim duramadım .
Eğer biraz tarih bilen olunca çıkan ayaklanmaları Said Nursi çıkarmamıştır.
Bu yazdıklarınızın hepsi zaten bir gazateden  çıkıyor milliyetten ne bu ya , başka bir konu yokmuş gibi durmadam be  ve tarikat konuları.
Vatanımı bende seviyorum tutupta kim daha çok seviyor diye kıyas yapılamaz.
Said Nursi ile ayaklanmayaı çıkaran Kürdi Said arasında dağlar kdar fark vardır bu bilineee.
Evet şuanda ülke olarak sorunlar yaşıyoruz aramızda kürt olan yok mu? belki vardır kim biiliyor hiç kimse.
Ama vatanı bölme gibi sorunlarıda o kardeşlerimize atmayalım lütfen. Tamam burda bir sazan gibi o kardeşlerimi savunuyorum ama , bir düşünürsek Osmanlı zamanaında yıllarca birlikte ve huzur içinde olmuşuz şimdi kimseyi soyutlaştırmak olmaz.
Vatana hain planlar düşünen hem teröristtir hemde düşmanınızdır bu ayrıdımı bilmek iyi olacak bence.
--
```````````````````````````````````````````````````````````
Parçalar dinler parçalar yüreğin
parçalanmaktan ne fayda parqamparçaysa yüreğin
palak birgelecekdüşlersinde
kuş kafesten  uçmuş ama çarpar yüreğin
```````````````````````````````````````````````````````````
http://www.youtube.com/watch?v=eEcYJekcsWE&mode=related&search

sessiz insan

unread,
Nov 30, 2007, 5:21:47 AM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Özge kardeşim her yazılan doğru değildir.
Biz ne yapıyoruz her yazdığımızın altına kaynak yada adres belirtiyoruz. Ne demek kimin yazdığının önemi var demek elbette var.
Nurculardan acaba bir darbe mi yediniz yoksa o nu temsil eden kişi ile aranızda bir husumet mi var merak konusu gereçekten .
Göz var nizam var dinimiz bilmek  ne zamanda kadar vatan haini gibi tabirler kullanmaya geçti.Nutuk`u da okurum Kuran` ı Kemimide okurum kimsede bana diyemz ki sen geriicisn sen Atatürkçüsün diyemez.
Görüyoruz vatanımız seviyorum diyipte sorunlar çıkaranaı görüyoruz.
Yoksa siz hala görmüyor musunuz?
Hani diyorum bir bakarsanız sizin dediğinize göre nurculuk, benim dediğimie göre Nur cemeati "cu "  ekini kullanmayız.
Bakan gözlerle görsek daha iyi olacak bence her yazılan doğru değildir kaynak olmazsa olmaz o kadar.
 
 


 

Özge Yalçın

unread,
Nov 30, 2007, 9:07:09 PM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com

Yasemin kardeş sizce bir ülke sadece terörist eylemlerle mi yıkılır yıkılmak istenir acaba?! Bu ülkenin bir de rejimi var hatırlatmak isterim…o da cumhuriyet. Yani demokrasi…. sanırım bunlar   aklınıza gelmiyor sadece Terörle hainleri sınırlandırıveriyorsunuz..

 

Nur cemaatinin lideri Fettullah Gülen hakkındaki savcıların aştığı dosya buradan Avustralyaya kadar gidiyor siz neyin savunmasını yapıyorsunuz ki? Keşke ordan baktığınız gibi her şey toz pembe olsa..Biz kimse ye iftira atıp yalan haber ve  belge yayınlamıyoruz..Bunlar devlet arşivinde mevcut ve kendisi hakkında bir sürü suç duyurusu var…zaten ben de bu konuyu guruba tekrardan gönderiyorum…bir zahmet bu kez dikkatli bir şekilde okuyun..kimse kimseyi boş laflarla uyutmasın..

 

Gelelim Osmanlı imparatorluğuna…Şanlı Büyük Osmanlı imparatorluğu dile kolay bu bir imparatorluktur   yanlışlarıyla doğrularıyla  bizim tarihimizdir..Kaldı ki Hatta ve hatta dünya Tarihi Osmanlı imparatorluğunun eseridir.Osmanlıyı dünya Tarihinden çıkarırsanız Zaten Tarih anlamını yitirir..osmanlı imparatorluğu rejimi evet şeriattı. Ancak gerileme ve duraklama dönemlerindeki   hatalarla elimizden heryer teker teker çıktı..ve biz O Bir Türlü içinize sindiremediğiniz ATATÜRK sayesinde şuan ki topraklarımızda  rahat rahat yaşıyoruz…kimseye bağımlı kalmadan..sömürge olmadan…Biz demokrasiyi cumhuriyeti seçtik…DİN İLE DEVLET İŞLERİNİ AYIRDIK…keşke Osmanlı imparatorlu yıkılmasaydı da böyle şimdi ona buna muhtaç konuma düşürülmeseydik..

Şu anda ki savaşımız Türkiye cumhuriyeti  dini dili ve yönetim şekliyle topraklarıyla bir bütündür..bunların herhangi birini değiştirmeye kalkmak en büyük suçtur..hainliktir..ihanettir..   bu böyle biline ..

 

Bana özge kardeşim her yazılan doğru değildir inanmayın demişsin.. oysa ki  belgesiz uydurma cahilce ve hatta akli dengesi yerinde olmayan kendini nerdeyse peygamber zanneden delinin birinin söylediklerine yazdırdıklarına duyup okuyup inanan   sizsiniz..

 

KURANI –I KERİMİN KENDİSİ VARKEN KİTAP YAZANLARA PEYGAMBERİMİZ VARKEN ''PEYGAMBERİM'' DİYENLERE İNANAN HEP SİZLERSİNİZ BİZ DİĞİL

 

Dediğiniz gibi bakan gözlerle görseniz çok daha iyi olacak ….hayal görmek yerine...

 

ALLAH A EMANET OLUN

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !!!




M.K.Atatürk
yorum.doc

Mertkan Özkan ULUSU

unread,
Nov 30, 2007, 9:14:48 PM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Yaesemin hanım anlakda zorluk cekiyor veya anlamak istemiyorsunuz işinize gelmiyor yazının sahibinin ismi zaten yazının içinde belirtilmiştir once yazıyı okuyun oyle muhalefet yapın, ayrıca  Özge hanımın bahsettiği yazının kimin olup olmadıgı konusu ise kendi yazısı için söylenmiştir bunu idrak edemeyecek kadar idrak etme zorlugumu cekiyorsunuz, ben yazmısım bunu veya baskası yazmış neticede neyin ne oldugu nurculugun fettullahın nemal oldugu herkezce biliniyor demek istemistir bunu anlamayacak kadarpasif dusundugunuzu sanmıyorum ama sizin amacınız anlamamak degıl anlamak istemeyişinizden kaynaklanıyor, Allah"a emanet olun, Kuran-ı Kerim"den ayrılmayın.

ismail karatas

unread,
Nov 30, 2007, 9:42:15 AM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Kim yalancı! iyice oku araştır anlamadan boş boş konuşma.
Devlet Kurma" Sevdâsına Kapılan, Müslüman Türkler'in ve Kürtler'in Başına Belâ Olan Teröristler Boşuna Hayâl Kurmasınlar!
Resulullah Aleyhisselâm'ın Bedduâsı!..
Bitlis Kürt beyi Şeref Hân'ın "Şeref-nâme" adlı eserinin mukaddimesinde yer alan bir rivâyete göre; Âhir zaman Peygamberi gönderilip de, cihân hükümdarları biat etmek üzere ona elçilerini gönderince, asrın Türk hükümdârı Bayındır Hân Oğuz kaviminin elçileriyle birlikte "Kürt büyüklerinden ‘Bügdüz'" adında birini de göndermişti.(13) Resulullah Aleyhisselâm biatları kabul ettiği sırada kürt elçisini dikkatle inceleyip, onu "saçları kırkılmamış, bıyıkları alınmamış, tırnakları kesilmemiş" bir hâlde görünce,(14) Şeref Hân'ın ifâdesiyle; "bu korkunç yapıdaki elçinin hâline şaşarak, hangi kabîleden olduğunu suâl buyurdu. Elçi; "Kürt tâifesinden" olduğunu söyleyince, Peygamber -‘aleyhi's-selâm-:
‘Bu kavme hiçbir zaman devlet kurmak nasip olmasın, çünkü dünyanın başına belâ olurlar!' dedi." (15)
Şeref Han bu rivâyeti naklettikten sonra Resulullah'ın bu beddûası nedeniyle, kavmi olan Kürtler'in yeryüzünde hiçbir zaman devlet kuramadıklarına ve kurmalarının da mümkün olmadığına dikkati çekerek; "Onun için Kürtler'e büyük devlet kurmak ve saltanat sürmek nasip olmamıştır!" demişti.(16)
Aslında Bügdüz Emen, Müslüman Türk milletiyle birlikte İslâm dinine büyük hizmetlerde bulunmuş ve Dede Korkûd ve diğer Türk beyleri gibi, Oğuz kavmi içinde Resulullah'ın sahâbesi olmuştu. Onun, İslâm dinine bağlılık ve sadâkat gösteren bir kimse olduğunda şüphe yoktu. Fakat Resulullah Aleyhisselâm'ın onun kavminden olan kimseleri kastederek "Bu kavme hiçbir zaman devlet kurmak nasip olmasın!" diye bedduâ etmesinden ve "İnsanların başına belâ olurlar" şeklinde verdiği işâretten açıkça anlaşılıyor ki; Kürtler arasında küffârın tahrîkiyle devlet kurma sevdâsına düşecek ve İslâm dîni ile aslâ bağdaşmayacak, sırf kuru bir "kavmiyetçilik" dâvâsı uğruna, "Müslüman Türk Milleti"nin canına kastedecek ahmak teröristlerin türeyeceğini müşâhade etmiş ve bugün icrâ ettikleri çirkin işleri haber vermişti.
Bu rivâyet; küffârın kuklası, Amerika'nın maşası ve yahudilerin maskarası olan bugünkü teröristlerin ve elebaşılarının tiksinti ve nefret uyandıran rezil durumlarını, bizzat Resulullah Aleyhisselâm'ın dilinden mükemmel bir üslûpla tasvir etmektedir.
Türkler ve Kürtler tarihleri boyunca herhangi bir ayırım gözetmeksizin, küffâra karşı aynı safta savaşmıştır. Nitekim yukarıdaki rivâyette, Oğuz hâkânının Kürt beyi Bügdüz Emen'i "Oğuz beyleri" arasına katıp da Resulullah'a göndermesi,(17) daha o devirlerde bile Türkler'le Kürtler'in birbirinden ayrı olmadıklarının en büyük kanıtıdır.
Daha sonraki asırlarda Osmanlı Devleti'ne büyük hizmetler veren İdrîs-i Bitlisî, Bedîüzzaman Sa'îd-i Nursî gibi şahsiyetler Türk milletine sevgi ve bağlılığın en büyük örneklerini sergilemişler ve kavmiyetçilik fitnesini şiddetle reddetmişlerdir. Hattâ ve hattâ, daha düne kadar, sırf: "Türkler'e ihânet ettiler!" diye, terörist ermenileri ihânetle suçlayan ve onlara karşı savaşan "Hamidiye süvârî alayları" bizzat "Kürt" birliklerinden meydana gelmekteydi.(18) Bugün ortalığı saran ve atalarının kemiklerini sızlattıklarında şüphe olmayan münâfıklar, şimdi ne oldu da "küffârın askeri" olmayı seçtiler? O günden bugüne ne değişti de "Müslüman Türkler"i bırakıp, "kâfirler"in safına geçtiler?
Şimdi kendine bir sor! Dedelerin neredeydi, sen neredesin? Onlar kimin safında savaşıyordu, sen kimlerin hizmetindesin? Eğer imandan ve vicdandan zerre kadar nasip almış olsaydın, bu soruları kendine sorar ve nasıl bir ihânete kalkıştığını anlardın!..
(13) Şeref Hân, "Şeref-nâme", c. 1, s. 17. bas.: Petrburg, 1860.
(14) Bayburt'lu Osmân, a.g.e., vr. 242.
(15-16) Şeref Hân, a.g.e., c. 1, s. 17.
(17) Bayburt'lu Osmân, a.g.e., vr. 242; Şeref Hân, a.g.e., c. 1, s. 17.
(18) Abdurrahmân Şeref Efendi, "Abdurrahmân Şeref Efendi Târîhi", TTK Ktp. TY, nr.: 542, vr. 69-71.




Date: Fri, 30 Nov 2007 04:07:54 +0200
From: ozgeya...@gmail.com
To: cihan-tu...@googlegroups.com
Subject: ..::CTO::.. Re: SAiDi KÜRDi (KÜRT SAiD) "Takma adı SAiDi NURSi" NURCULUK

Özge Yalçın

unread,
Nov 30, 2007, 10:03:37 PM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
ismail kardeş sen bu masalları teröristlere anlatın ..Sanırım onların ihtiyacı var ..zira ayrı toprak, bayrak sevdasında olan onlar BİZ DİĞİLİZ....
yanlış saflara meydan okuyorsunuz...Ayrıca bu masallar Said-i Kürdinin ''özgür kürdistan tohumu ekiyorum onu geliştirip bütün lafını masumlaştırmaz''....o sözleri kime ne amaçla söyledi cevabını ayırımcı kürtlerle şeriat sevdalıları biliyor..Biz diğil..BURASI ATATÜRK TÜRKİYESİ VE REJİMİ CUMHURİYETTİR VE  DİLİ DİNİ İLE BİR BÜTÜNDÜR ...HİÇ KİMSE KİMSENİN SABRINI ZORLAMASIN..ŞERİAT HAYALLERİ KURANLARINDA ELBET BİR GÜN SONU GELECEKTİR...
 
 
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!





M.K.Atatürk

Mertkan Özkan ULUSU

unread,
Nov 30, 2007, 10:12:16 PM11/30/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Bak kocum ismail galiba ,ben risalşe nurdan ornekler vererek sizin ne mal oldugunuzu amacınızı gayenizi acıkca yazdım sen hala  Tövbe hasa Kuranı Kerim"miş gibi risale denen pacavralardan ornekler veriyor bilmem ne yapiyorsun adini eklediğin kişiler zaten kürt saidin yalaka müridleri yogurdum ekşi derlermi tabiki metiye duzecekler, varmı elinde Kuranı Kerim onu soyle bana, bu risale denen pacavrayı okuyana kadar Kurandan tek bir sayfa okumaya tesebbus ettinmi, Allah sen ve senin gibi beynini kullanamayan ona buna kulluk eden beyinsizlere akıl versin, hiç bie şey yok iken ALLAH vardı, son peygamber HZ. MUHAMMED, son din iSLAM, son kitap KURANI KERiM  bundan ötesi yok abuk subuk uydurmalarla sayıklamalarınızla Milliyetçiligin içine girme Milliyetçilige bürünme kalkan yapma cabanızda bosuna, siz milliyetçiliğin M si olamazsınız satılmış dinler arası diyologcular amerikan usakları kürtçüler, pkk nin finans kaynaklarısınız siz özgür bir kürdistan tohumları ektiğini söyleyen kürt said in yalakaları,  Allah size akıl fikir versin, amaciniz tek vatan dünya, tek bayrak seriat bayragı , öylemi soysuzlar, bu arada ney ile calinan müzük esliğinde namaz kilmalariniz nasıl gidiyor, dansöz oynatarak namaz kilmaya ne zaman baslayacaksiniz, fetoşunuza bu konuda vahiy gelmemişmi daha !!!
allah gibi kula tapıyorsunuz yazık sizlere Allah affetsin.


01.12.2007 tarihinde Özge Yalçın <ozgeya...@gmail.com> yazmış:

sessiz insan

unread,
Dec 1, 2007, 4:30:02 PM12/1/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Ben kimsenin ne savunmasını ne de avukatıyım bunu belirtmek isterim.
Erebbet tek örneğimiz  Kuran ı kerim hiç bir cemeatede bağlı değilim.
Kusura bakmayın ama kimsede boş laflara bakıpta uyuyacak halde değildir , yok eğer uyuyanlar varsa bilmem kış mevsimide geldi  iyi olur.
Tamam bizde görüyoruz açılan davalr yada sonuçlanan şeyler hakkında. Neden diye sormadan edemiyoruz.
Soru sormak benide hakkım, aklıma geleni sorarım.
Ama sizin görüşünüz Nur cemaatinden olanları vatan haini sayıyorsunuz.
Diğer bir örnek ise de tarikatlardan olanları farklı bir gözle görüyorsunuz.
Daha öncede sordupum gibi acaba bu ikisinden birinden  kişisel sorunu olanlar mı var? Tamam kişi olarak hepside güzel insanlardır.
Eğer doğru dürüst insan ise benim için önemli olan tek şey İnsan olmadır.
Kişilerin görüşleri beni ilgilendirmez, ona kaldıysa çevremde her türden insan var o zaman bende onlara ayırdım yapayım , yapmaya hakkımız yoktur.
Ne ben nede bir başkası sizin dediklerinize aykırı bi şey diyoruz(m).
 Görmek isteyenler görür diyorum sadece bu .
Yolumuzda her ne olursa dönmemek inşaAllah.

sessiz insan

unread,
Dec 1, 2007, 4:35:52 PM12/1/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Sanmıyorm ki Risale okuyunlar irtica yada devtlet ile din işlerini birbirine karıştırıyorlardır.
Hiç sanmıyorum sadece onlar hakkında böly yazılar yaınca direk olarak savunma moduna geçiyorum
kimsenin avukatı değilim tam aksine kaldırım mühendisiyim :)))
Tamam sizide anlıyorum bizim tek okuyacağımız Kuran`ı kerim dir  vede böylede devam edecektirde inşaAllah. dualarımız bu yönderdir.

Mertkan Özkan ULUSU

unread,
Dec 1, 2007, 7:39:16 PM12/1/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Yasemin hanım yanlış tarafı savunmaktasınız haksızda olsa ezilen degil daima haklı olan savunulur ki bunların ezilen tarafıda yok amerikalarda vatikanlarda pasalar gibi yasıyorlar zavallı müritlerinin paralarıyla. biraz saglıklı dusunun Hak yolu nasıl islam ise ayrılmıyorsak, adaletdede hak yolundan ayrılmayalım.

edibe yazar

unread,
Dec 2, 2007, 4:15:31 AM12/2/07
to cihan-tu...@googlegroups.com
Rejjimi değiştirmek adına yapılan her türlü hareket vatan hainliği kapsamındadır. ÇÜnkü Türkiyenin  yapısına en uygun olan sistem kuruluş sistemidir.
Bunun dışında yapılacak her şey vatanın bütünlüğüne czarar verir. Saidi kürdiz en büyük kürtcülük akımını başlatandır. Bunu kürt sitelerindende test edebilirsizi. Vatkanı bölme çabasında olun İster islami iste PKK ister... kimden gelirse gelsin karşısındayız ve yapılan eylemler ve söylemledr vatan hainliği kapsamındadır.
Said-i nursi (kürdi) kimdir...
O günün dedeleri,bugünün torunları.Hedef daima TÜRK Milleti..Anglo-sakson larla ittifak ve diyalog içinde hedef; TÜRK Milletinin egemenliğini yıkmak..
01 Ekim 2006 Pazar 00:01
Said-i Nursi kimdir?
1877 yılında Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan
ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan
bir şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt
devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını
gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir.

Doğduğu bölgeden İstanbul'a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart
ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali
Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır.

(kaynak Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral
Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh
Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli...) Bu
zamandan 1950'ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye
devam etmiştir.

1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice
güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine
girmiştir. Atatürk'ün başlatıığı toprak reformunu yarıda
bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında
büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes
tarafından eli öpülerek el üstünde tutulmuştur.

1960 ihtilaliyle birlikte Adnan Menderes ve diğerleri asılmıştır.
Said-i Nursi'nin cesedi de İhtilal subayları tarafından ortadan
kaldırılmıştır.



Volkan Gazetesi
Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde
emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır. 31 Mart irtica olayında
da Derviş Vahdeti'nin ve Melanzade Rıfat'ların iplerini elinde tutan
gerçek güç emperyalizmdir.

15 Aralık 1908 tarihli Volkan, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği
sayesinde Kıbrıs'ın "küçük bir İsviçre" haline geldiğini ileri
sürmektedirler. Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı'dan
alacaklarına akrşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el
koyduğu veişgal ettiği, nüfusunun da Yarıya yakınının Türk
olduğu bir topraktır. İngilizlerin burayı tek kurşun bile
sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan
gazetesi alkışlamaktadır.

8 Nisan 1909 tarihli Volkan: "İngiliz Hükümetinden, kuvvetli,
mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin
mevcudiyetini hala mutasavver mir?" diyerek bugünkü Amerikan
dalkavukluğuna andırır biçimde İngiltere'nin her yönden
propagandasını yapmaktadır.

İşta 31 Mart olayının başkahramanı Derviş Vahdeti dahi,
günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir İngliz
İngiliz şeriatçısıdır. 31 Mart yobazları önlerine çıkan
ilerici subayları şehit ettikleri halde hristiyan kafirlere karşı
davranışlarında son derece "centilmen"dirler. Yobazlara 31 Mart
günü yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için
teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler
dikmişlerdir.

İsyandan sonra hükümet 31 Mart olayında ünlü "Intelligence
Service"e mensup İngiltere elçiliği baştercümanı Fitz Maurice ile
onun ihzmetindeki yerli işbirlikçilerin marifetlerini saptamışlar
ama bu konuyu kurcalamaktan kaçınmışlardır.



31 Mart Ayaklanması
Halkın temsil edildiği parlamentonun kaldırılarak, Padişahın
mutlak egemenliğinin geri getirilmesi için çıkan ve sloganı: "Halk
burada çoban nerede?!" olan bu ayaklanma Mustafa Kemal Atatürk'ün
komuta ettiği Yıldırım Orduları tarafından bastırılmıştır.

Bu ayaklanmada önemli rol oynayan Volkan gazetesi'nde de yazıları
çıkan Said-i Kürdi Isparta'ya sürülmüştür.



Kürt Teali Cemiyeti
1. Dünya savaşında yenilince yurd emperyalistler tarafından daha
önce yapılmış anlaşmaya uygun olarak işgale başlandı. Ülkenin
her yerinde Yunan ayrılıkçısı, Ermeni ayrılıkçısı Kürt
ayrılıkçısı cemiyetler türemeye başladı.

Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine
İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda
İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt
Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara
brifingi, 1971)

Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da
İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca
Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti.
Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan
devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez.
Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman"
değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için
savaşılması geren topraklardır.

Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği
olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına
katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde
sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu
ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp
vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve
Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.

Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal",
"Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı
ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.


Risaleleri ve fikirleri
Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne
"Risale-i Nur Külliyatı" denir.

Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil
kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan
ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in
İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan
başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz.
Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında
sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar
yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse:
"-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır-
anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud
Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu
gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır.
-Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı
değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle
birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk
veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i
Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi
ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda
ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders
vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak
okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en
ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü
kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu;
hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı
vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl
1958)

Ayrıca Hz. Ali'nin vbg. İslam Dünyası'ndaki ünlü kişilerin
sözlerinden cifir yaparak kendisini haber verdikleri anlamını
çıkartır. Oysa İslam'da gelecekten haber vermek yasaktır!...

Said-i Nursi bir yerde de kendisini şöyle tanıtır:
"İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhülislamlık'a 6 soru
sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya 6 kelimeyle cevap veren;
Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı
düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık
verip üstün çıkan;
.... Gerek Avrupa filozoflarına, gerek ülemasına ve gerek okullarda
yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan
soruları eksiksiz cevaplandıran..."(Lem'alar Risalesi)

İşte Said-i Nursi böyle üstün bir kişi olduğunu kendisi
anlatıyor...

Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen
kendisi naklediyor:"Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet
eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.".
Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden
olmuştu.

Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor( Prizma 2 sf 66): "
-Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat
ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre
maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada
bize Allah'a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış
açısı, musibeti Üstad'ın ifadesiyle ikileştirir."



Adnan Menderes ve Said-i Nursi
"Ben kütüğü aday göstersem milletvekili seçtiririm.", "İstersem
hilafeti geri getiririm" söylemlerinde bulunan ve Anaaysayı ihal
ederek diktatörlük yolunda giden Adnan Menderes Doğu'daki ve
Güneydoğu'daki şeyh, ağalık oluşumu düzeltmek için Atatürk
döneminde başlatılan toprak reformunu sürdürmek bir yana oranın
sömürücüleri olan ağalarla ve şeyhlerle işbirliğine girmiştir.
Said-i Nursi'nin de elini öpmek seviyesine kadar düşerek cemaate
hoş görünmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur.

Yetiştirilmiş beyinleri ülkeye kazandırmak için Atatürk
tarafından kurulmuş olan köy enstitülerini kapatan ve yerine imam
hatip okuları açan, demiryollarını "komünist işi!" diye bırakan
ve ulaşımda, sanayide, ticarette ülkenin geri kalmasına yol açan
Adnan Menderes ülkeyi Amerikan benzinine bağımlı kılmayı tercih
etmiş, ABD'nin isteği üzerine uçak fabrikasını kapatmıştır.

Demiryollarına halen bir çivi bile çakılmamış olması ülkemizin
Mobil, BP gibi AB güdümlü sermayenin bir nuamralı sömürgesi
yapmakta, Avrupa2nın toplamında daha çok kamyona sahip olmamıza
neden olmakta ve trafik kazalarını bir katliam boyutuna
çevirmektedir. Bütün bunların sorumlusu halka gerçekleri anlatmak
yerine cemaat bilinci aşılayıp uyutanlardır.

Nurculuk Cereyani (*)

Dinci, gelenekçi çevrenin bir temsilcisi olduğu "$akirtleri"
tarafindan belirtilmi$ olan Said-i Nursi (31 Mart Olaylarindan Said-i
Kurdi) ye baglanan cereyan Nurculuk adini almi$tir. Said-i Nursi
taraftarlari, Nursi'yi "misilsiz, muellif, hakikat kahramani, Butun
islam aleminin muhtac oldugu bir filozof" olarak tanimlami$lardir. Ilmi
degeri bakimindan "Aristo'yu, Ibni Sina'yi, Ibnirrust'u, Farabi'yi"
geride biraktigi da muritlerince iddia edilmi$tir. Manevi sahada
Turkiye'nin Gandisi oldugu belirtilmi$tir. Eseri "Risale-i Nur" Kuran-i
kerim'in yirminci asirdaki tefsiri sayilmi$tir.(115) Bu hukmu, eseri
hakkinda bizzat Said-i Nursi de tekrarlami$tir. Risale-i Nur'a kimsenin
mani olamayacagini, onun manevi bir polis oldugunu, dunya bari$ini
saglayacak kudretini kendisi de belirtmi$tir. Bu bakimdan iktidar
partisi (DP) ve eski iktidar partisi (CHP), Risale-i Nur'a minnettar
olmalidir, cunku o belalari defeder. O'na hucum edilirse mutlaka bir
bela ile kar$ila$ilir. Nitekim bir eseri ile ilgili yapilan bir arama
sirasinda sifirin altinda 18 derece soguk olmu$tur. (116)

Said-i Nursi'nin Kuran'i yorumlayan yazilari yaninda siyasi ve sosyal
fikirlerini içerenler incelendiginde bu alandaki fikirlerinin ilmi
açidan zayif olduklari gorulmektedir. Genel olarak Said-i Nursi'nin
fikirleriyle dinci çevrenin savundugu fikirler arasinda birlik vardir.

Said-i Nursi ve talebeleri, Cumhuriyet'in 1950 senesine kadar olan
devresini mutlak bir istibdat (dikta) saymi$lardir. Bu zaman içinde
pek çok tekliflerinin sonuçsuz kaldigini da uzuntuyle
kaydetmi$lerdir. Said-i Nursi 1950 genel seçimlerinden sonra ba$layan
devreyi fikirleri için bir kabul ve gerçekle$me devri saymi$tir.

Said-i Nursi genel olarak teokratik bir devlet $eklinin taraftarligini
yapmi$tir. Bu fikrini El Hutbei $amiye ba$likli 31 Mart olayini konu
edinmi$ bir risalesinde ileri surmu$tur. (117) Bu suretle laiklik
prensibini de tamamen reddetmi$ olmaktadir.Mesela $apka giyimi ona gore
islam'in geleneksel kanunlarina muhaliftir, çar$afa gelince, kadinlar
için bir " kale ve siper" anlamindadir. (118) Açik bacak ve yarim
çiplak kadinlar iman ehline saldirmaktadirlar. Çiplak bacaklar,
"cehennem odunlari" dir. Cehennemde yilan suretinde gorunurler.
Tesetture uymayan kadinlar cehennemde azap çekeceklerdir.(119)

Çok kadinla evlenmeye gelince, bir erkek birden çok nikah altina
alinamayacagi gibi, ba$ka kadinlari da nikah edebilir. (120) Kadinlarin
bo$anmak için mahkemeye ba$vurmalari "islam onuruna ve milli $erefe"
yaki$mamaktadir. (121)

Ogretim alaninda da Said-i Nursi'nin bazi fikirleri ve teklifleri
vardir. Bir anne çocugunu hafiz mektebinden alip Avrupa'ya gondermekle
çocugunun ebedi hayatini tehlikeye koydugunu du$unmemektedir. (122)
Yuksek ogretim alaninda Said-i Nursi'nin dikkat çeken teklifi "dogu
universitesinin" kuruşu$udur. Bu universite Kahire'deki "camiulezher"
in kizkarde$i olacaktir. Ogretim dili bakimindan "Arap vacip, Kurt
caiz, Turk lazim" (123) $ark universitesi geleneklere dayanmalidir.
"Batilila$maya ve medeniyete muhtaciz" tezi bu universiteye
uygulanamaz. (124) Istanbul Universitesinde ileride bir "Nur medresesi"
açilmalidir. (125)

Said-i Nursi "Ba$bakan ve dindar milletvekillerine" hitaben yazdigi bir
mektupta laiklik prensibinin uygulanma $ekli hakkindaki fikirlerini
açiklami$tir. Siyaset gizli dinsizlige degil, dine alet edilmelidir.
Bu goru$ bizi Said-i Nursi'nin natilila$ma meselesi uzerindeki
du$unceleriyle kar$ila$tirmaktadir. Islamiyet milliyetinden
faydalanacak yerde , batilila$mak dalalete, sefahate, yabanci
politikaya dayali bir ya$ayi$ $ekli sayilmi$tir. Gizli munafik ve
zindiklar, batilila$mak bahanesiyle, dini siyasete alet etmi$lerdir.
Avrupa, kulturuyle maddeten islam alemini yenmi$ olabilir. Fakat dinen
yenememi$tir.Islam dunyasinda Avrupa kulturuyle iyile$tirme (islahat)
yapilamaz.(126) Avrupa medeniyeti artik "kurtlanmi$ bir agaç"
halindedir ve Asya medeniyetine yenilecektir. Cumhuriyet rejimini
kurmak için "Avrupa'ya dilencilik etmek, islama buyuk cinayettir" Zira
islam bu rejimi 13 asir once getirmi$tir.(127)

Nurculuk hareketi bir aksiyon cephesine de sahip olmu$tur. Said-i Nursi
propaganda gezilerine çikmi$, genel ortami oldukça me$gul etmi$tir.
Zamanin iktidari bu hareketi desteklemi$tir.



Said-i Nursi'nin olumunden sonra Nuculugun durakladigi ve "ittihadi
muhammedi firkasi" hakkinda soyledigi gibi bir tunele girdigi
soylenebilir. Bu hareketin Turk devrim prensiplerine muhalefetleri
kayda deger ozelliktedir.

(*) : 1996 Tarik Z. Tunaya, Turkiye'nin siyasi Hayatinda BATILILASMA
HAREKETLERI, sf 190-194

115- Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesinde verilen konferans
(Ankara 1957)- E$ref Edip : Risale-i Nur muellifi Bediuzzaman Said-i
Nursi (ıstanbul 1952- 1317)

116-Bediuzzaman Hz. Said-i Nursi nihayet konu$tu. (Hur Adam No. 344- 20
$ubat 1959, s 1-4) Ankara'da Nurcular hakkinda devam eden mahkeme
safhalari ve Avk. Bekir Berk'in savunmasi için Bkz Hur Adam No 311 den
itibaren Said-i Nursi'nin Tesettur Risalesi hakkinda uyesi bulundugumuz
bilirki$i heyeti , verdigi rapor dolayisiyla dokuz imzali bir tehdit
mektubu almi$tir. (1952) Bu raporda da Risale-i Nur'un tedrisati
sayesinde on be$ haftada islah olduklari da belirtilmi$tir.

117-Bu kitabin çe$itli baskilari vardir. 1953 senesinde elimize geçen
bir nushasiyla , 1957'de basilan nusha arasinda yazilarin ba$liklari ve
yazilar bakimindan farklar vardir. Bu kitabin son baskisi $u ba$ligi
ta$imaktadir: Hutbe-i $amiye namindaki Arabi Risale'nin Tercumesi
(Antalya-1957)

118-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a (Hanimlar rehberi, Istanbul 1958,
sf 24-27)

119-Birden ihtar edilen mesele-i muhimme (Gençlik rehberi, Istanbul
1951, sf 14-15)

120-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a sf 24

121- Bediuzzaman : Ehli iman ahiret taifesi olan kadinlar taifesi ile
bir muhaveredir . (Hanimlar rehberi, sf 5-6)

122-123 Ayni yazi

124-Bediuzzaman Said-i Nursi'nin $ark universitesi açilmasina
giri$ildigi sirada cumhurba$kani ve ba$bakan'a gonderdigi dilekçeden
bir parça (Hur Adam No 33- 26 Aralik1958) s 2 Ayni mektup metni için
Bkz Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesi'nde verilen bir konferans
s 75-78

125-Bediuzzaman gençlik rehberi s 77

126-Said-i Nursi'nin 1923 tarihinde Millet Meclisi'ne hitaben yazdigi
bir hutbe:(Hur Adam No 320- 12 Eylul 1958, s 1)

127- Badiuzzaman: Hutbei $amiye (bkz 117)

Kaynakça;

TGSG















Said-i Nursi kimdir?
1877 yılında Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan
ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan
bir şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt
devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını
gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir.

Doğduğu bölgeden İstanbul'a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart
ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali
Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır.

(kaynak Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral
Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh
Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli...) Bu
zamandan 1950'ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye
devam etmiştir.

1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice
güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine
girmiştir. Atatürk'ün başlatıığı toprak reformunu yarıda
bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında
büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes
tarafından eli öpülerek el üstünde tutulmuştur.

1960 ihtilaliyle birlikte Adnan Menderes ve diğerleri asılmıştır.
Said-i Nursi'nin cesedi de İhtilal subayları tarafından ortadan
kaldırılmıştır.



Volkan Gazetesi
Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde
emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır. 31 Mart irtica olayında
da Derviş Vahdeti'nin ve Melanzade Rıfat'ların iplerini elinde tutan
gerçek güç emperyalizmdir.

15 Aralık 1908 tarihli Volkan, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği
sayesinde Kıbrıs'ın "küçük bir İsviçre" haline geldiğini ileri
sürmektedirler. Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı'dan
alacaklarına akrşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el
koyduğu veişgal ettiği, nüfusunun da Yarıya yakınının Türk
olduğu bir topraktır. İngilizlerin burayı tek kurşun bile
sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan
gazetesi alkışlamaktadır.

8 Nisan 1909 tarihli Volkan: "İngiliz Hükümetinden, kuvvetli,
mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin
mevcudiyetini hala mutasavver mir?" diyerek bugünkü Amerikan
dalkavukluğuna andırır biçimde İngiltere'nin her yönden
propagandasını yapmaktadır.

İşta 31 Mart olayının başkahramanı Derviş Vahdeti dahi,
günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir İngliz
İngiliz şeriatçısıdır. 31 Mart yobazları önlerine çıkan
ilerici subayları şehit ettikleri halde hristiyan kafirlere karşı
davranışlarında son derece "centilmen"dirler. Yobazlara 31 Mart
günü yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için
teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler
dikmişlerdir.

İsyandan sonra hükümet 31 Mart olayında ünlü "Intelligence
Service"e mensup İngiltere elçiliği baştercümanı Fitz Maurice ile
onun ihzmetindeki yerli işbirlikçilerin marifetlerini saptamışlar
ama bu konuyu kurcalamaktan kaçınmışlardır.



31 Mart Ayaklanması
Halkın temsil edildiği parlamentonun kaldırılarak, Padişahın
mutlak egemenliğinin geri getirilmesi için çıkan ve sloganı: "Halk
burada çoban nerede?!" olan bu ayaklanma Mustafa Kemal Atatürk'ün
komuta ettiği Yıldırım Orduları tarafından bastırılmıştır.

Bu ayaklanmada önemli rol oynayan Volkan gazetesi'nde de yazıları
çıkan Said-i Kürdi Isparta'ya sürülmüştür.



Kürt Teali Cemiyeti
1. Dünya savaşında yenilince yurd emperyalistler tarafından daha
önce yapılmış anlaşmaya uygun olarak işgale başlandı. Ülkenin
her yerinde Yunan ayrılıkçısı, Ermeni ayrılıkçısı Kürt
ayrılıkçısı cemiyetler türemeye başladı.

Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine
İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda
İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt
Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara
brifingi, 1971)

Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da
İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca
Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti.
Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan
devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez.
Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman"
değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için
savaşılması geren topraklardır.

Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği
olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına
katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde
sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu
ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp
vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve
Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.

Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal",
"Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı
ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.


Risaleleri ve fikirleri
Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne
"Risale-i Nur Külliyatı" denir.

Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil
kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan
ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in
İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan
başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz.
Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında
sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar
yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse:
"-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır-
anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud
Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu
gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır.
-Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı
değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle
birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk
veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i
Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi
ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda
ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders
vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak
okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en
ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü
kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu;
hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı
vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl
1958)

Ayrıca Hz. Ali'nin vbg. İslam Dünyası'ndaki ünlü kişilerin
sözlerinden cifir yaparak kendisini haber verdikleri anlamını
çıkartır. Oysa İslam'da gelecekten haber vermek yasaktır!...

Said-i Nursi bir yerde de kendisini şöyle tanıtır:
"İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhülislamlık'a 6 soru
sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya 6 kelimeyle cevap veren;
Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı
düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık
verip üstün çıkan;
.... Gerek Avrupa filozoflarına, gerek ülemasına ve gerek okullarda
yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan
soruları eksiksiz cevaplandıran..."(Lem'alar Risalesi)

İşte Said-i Nursi böyle üstün bir kişi olduğunu kendisi
anlatıyor...

Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen
kendisi naklediyor:"Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet
eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.".
Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden
olmuştu.

Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor( Prizma 2 sf 66): "
-Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat
ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre
maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada
bize Allah'a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış
açısı, musibeti Üstad'ın ifadesiyle ikileştirir."



Adnan Menderes ve Said-i Nursi
"Ben kütüğü aday göstersem milletvekili seçtiririm.", "İstersem
hilafeti geri getiririm" söylemlerinde bulunan ve Anaaysayı ihal
ederek diktatörlük yolunda giden Adnan Menderes Doğu'daki ve
Güneydoğu'daki şeyh, ağalık oluşumu düzeltmek için Atatürk
döneminde başlatılan toprak reformunu sürdürmek bir yana oranın
sömürücüleri olan ağalarla ve şeyhlerle işbirliğine girmiştir.
Said-i Nursi'nin de elini öpmek seviyesine kadar düşerek cemaate
hoş görünmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur.

Yetiştirilmiş beyinleri ülkeye kazandırmak için Atatürk
tarafından kurulmuş olan köy enstitülerini kapatan ve yerine imam
hatip okuları açan, demiryollarını "komünist işi!" diye bırakan
ve ulaşımda, sanayide, ticarette ülkenin geri kalmasına yol açan
Adnan Menderes ülkeyi Amerikan benzinine bağımlı kılmayı tercih
etmiş, ABD'nin isteği üzerine uçak fabrikasını kapatmıştır.

Demiryollarına halen bir çivi bile çakılmamış olması ülkemizin
Mobil, BP gibi AB güdümlü sermayenin bir nuamralı sömürgesi
yapmakta, Avrupa2nın toplamında daha çok kamyona sahip olmamıza
neden olmakta ve trafik kazalarını bir katliam boyutuna
çevirmektedir. Bütün bunların sorumlusu halka gerçekleri anlatmak
yerine cemaat bilinci aşılayıp uyutanlardır.

Nurculuk Cereyani (*)

Dinci, gelenekçi çevrenin bir temsilcisi olduğu "$akirtleri"
tarafindan belirtilmi$ olan Said-i Nursi (31 Mart Olaylarindan Said-i
Kurdi) ye baglanan cereyan Nurculuk adini almi$tir. Said-i Nursi
taraftarlari, Nursi'yi "misilsiz, muellif, hakikat kahramani, Butun
islam aleminin muhtac oldugu bir filozof" olarak tanimlami$lardir. Ilmi
degeri bakimindan "Aristo'yu, Ibni Sina'yi, Ibnirrust'u, Farabi'yi"
geride biraktigi da muritlerince iddia edilmi$tir. Manevi sahada
Turkiye'nin Gandisi oldugu belirtilmi$tir. Eseri "Risale-i Nur" Kuran-i
kerim'in yirminci asirdaki tefsiri sayilmi$tir.(115) Bu hukmu, eseri
hakkinda bizzat Said-i Nursi de tekrarlami$tir. Risale-i Nur'a kimsenin
mani olamayacagini, onun manevi bir polis oldugunu, dunya bari$ini
saglayacak kudretini kendisi de belirtmi$tir. Bu bakimdan iktidar
partisi (DP) ve eski iktidar partisi (CHP), Risale-i Nur'a minnettar
olmalidir, cunku o belalari defeder. O'na hucum edilirse mutlaka bir
bela ile kar$ila$ilir. Nitekim bir eseri ile ilgili yapilan bir arama
sirasinda sifirin altinda 18 derece soguk olmu$tur. (116)

Said-i Nursi'nin Kuran'i yorumlayan yazilari yaninda siyasi ve sosyal
fikirlerini içerenler incelendiginde bu alandaki fikirlerinin ilmi
açidan zayif olduklari gorulmektedir. Genel olarak Said-i Nursi'nin
fikirleriyle dinci çevrenin savundugu fikirler arasinda birlik vardir.

Said-i Nursi ve talebeleri, Cumhuriyet'in 1950 senesine kadar olan
devresini mutlak bir istibdat (dikta) saymi$lardir. Bu zaman içinde
pek çok tekliflerinin sonuçsuz kaldigini da uzuntuyle
kaydetmi$lerdir. Said-i Nursi 1950 genel seçimlerinden sonra ba$layan
devreyi fikirleri için bir kabul ve gerçekle$me devri saymi$tir.

Said-i Nursi genel olarak teokratik bir devlet $eklinin taraftarligini
yapmi$tir. Bu fikrini El Hutbei $amiye ba$likli 31 Mart olayini konu
edinmi$ bir risalesinde ileri surmu$tur. (117) Bu suretle laiklik
prensibini de tamamen reddetmi$ olmaktadir.Mesela $apka giyimi ona gore
islam'in geleneksel kanunlarina muhaliftir, çar$afa gelince, kadinlar
için bir " kale ve siper" anlamindadir. (118) Açik bacak ve yarim
çiplak kadinlar iman ehline saldirmaktadirlar. Çiplak bacaklar,
"cehennem odunlari" dir. Cehennemde yilan suretinde gorunurler.
Tesetture uymayan kadinlar cehennemde azap çekeceklerdir.(119)

Çok kadinla evlenmeye gelince, bir erkek birden çok nikah altina
alinamayacagi gibi, ba$ka kadinlari da nikah edebilir. (120) Kadinlarin
bo$anmak için mahkemeye ba$vurmalari "islam onuruna ve milli $erefe"
yaki$mamaktadir. (121)

Ogretim alaninda da Said-i Nursi'nin bazi fikirleri ve teklifleri
vardir. Bir anne çocugunu hafiz mektebinden alip Avrupa'ya gondermekle
çocugunun ebedi hayatini tehlikeye koydugunu du$unmemektedir. (122)
Yuksek ogretim alaninda Said-i Nursi'nin dikkat çeken teklifi "dogu
universitesinin" kuruşu$udur. Bu universite Kahire'deki "camiulezher"
in kizkarde$i olacaktir. Ogretim dili bakimindan "Arap vacip, Kurt
caiz, Turk lazim" (123) $ark universitesi geleneklere dayanmalidir.
"Batilila$maya ve medeniyete muhtaciz" tezi bu universiteye
uygulanamaz. (124) Istanbul Universitesinde ileride bir "Nur medresesi"
açilmalidir. (125)

Said-i Nursi "Ba$bakan ve dindar milletvekillerine" hitaben yazdigi bir
mektupta laiklik prensibinin uygulanma $ekli hakkindaki fikirlerini
açiklami$tir. Siyaset gizli dinsizlige degil, dine alet edilmelidir.
Bu goru$ bizi Said-i Nursi'nin natilila$ma meselesi uzerindeki
du$unceleriyle kar$ila$tirmaktadir. Islamiyet milliyetinden
faydalanacak yerde , batilila$mak dalalete, sefahate, yabanci
politikaya dayali bir ya$ayi$ $ekli sayilmi$tir. Gizli munafik ve
zindiklar, batilila$mak bahanesiyle, dini siyasete alet etmi$lerdir.
Avrupa, kulturuyle maddeten islam alemini yenmi$ olabilir. Fakat dinen
yenememi$tir.Islam dunyasinda Avrupa kulturuyle iyile$tirme (islahat)
yapilamaz.(126) Avrupa medeniyeti artik "kurtlanmi$ bir agaç"
halindedir ve Asya medeniyetine yenilecektir. Cumhuriyet rejimini
kurmak için "Avrupa'ya dilencilik etmek, islama buyuk cinayettir" Zira
islam bu rejimi 13 asir once getirmi$tir.(127)

Nurculuk hareketi bir aksiyon cephesine de sahip olmu$tur. Said-i Nursi
propaganda gezilerine çikmi$, genel ortami oldukça me$gul etmi$tir.
Zamanin iktidari bu hareketi desteklemi$tir.



Said-i Nursi'nin olumunden sonra Nuculugun durakladigi ve "ittihadi
muhammedi firkasi" hakkinda soyledigi gibi bir tunele girdigi
soylenebilir. Bu hareketin Turk devrim prensiplerine muhalefetleri
kayda deger ozelliktedir.

(*) : 1996 Tarik Z. Tunaya, Turkiye'nin siyasi Hayatinda BATILILASMA
HAREKETLERI, sf 190-194

115- Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesinde verilen konferans
(Ankara 1957)- E$ref Edip : Risale-i Nur muellifi Bediuzzaman Said-i
Nursi (ıstanbul 1952- 1317)

116-Bediuzzaman Hz. Said-i Nursi nihayet konu$tu. (Hur Adam No. 344- 20
$ubat 1959, s 1-4) Ankara'da Nurcular hakkinda devam eden mahkeme
safhalari ve Avk. Bekir Berk'in savunmasi için Bkz Hur Adam No 311 den
itibaren Said-i Nursi'nin Tesettur Risalesi hakkinda uyesi bulundugumuz
bilirki$i heyeti , verdigi rapor dolayisiyla dokuz imzali bir tehdit
mektubu almi$tir. (1952) Bu raporda da Risale-i Nur'un tedrisati
sayesinde on be$ haftada islah olduklari da belirtilmi$tir.

117-Bu kitabin çe$itli baskilari vardir. 1953 senesinde elimize geçen
bir nushasiyla , 1957'de basilan nusha arasinda yazilarin ba$liklari ve
yazilar bakimindan farklar vardir. Bu kitabin son baskisi $u ba$ligi
ta$imaktadir: Hutbe-i $amiye namindaki Arabi Risale'nin Tercumesi
(Antalya-1957)

118-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a (Hanimlar rehberi, Istanbul 1958,
sf 24-27)

119-Birden ihtar edilen mesele-i muhimme (Gençlik rehberi, Istanbul
1951, sf 14-15)

120-Bediuzzaman , Yirmidorduncu Lem'a sf 24

121- Bediuzzaman : Ehli iman ahiret taifesi olan kadinlar taifesi ile
bir muhaveredir . (Hanimlar rehberi, sf 5-6)

122-123 Ayni yazi

124-Bediuzzaman Said-i Nursi'nin $ark universitesi açilmasina
giri$ildigi sirada cumhurba$kani ve ba$bakan'a gonderdigi dilekçeden
bir parça (Hur Adam No 33- 26 Aralik1958) s 2 Ayni mektup metni için
Bkz Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesi'nde verilen bir konferans
s 75-78

125-Bediuzzaman gençlik rehberi s 77

126-Said-i Nursi'nin 1923 tarihinde Millet Meclisi'ne hitaben yazdigi
bir hutbe:(Hur Adam No 320- 12 Eylul 1958, s 1)

127- Badiuzzaman: Hutbei $amiye (bkz 117)

Kaynakça;

TGSG



 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages