Hz. MUHAMMED, "Ben de sizin gibi bir insanım. Yerim, içerim, uyurum," der; kendisinin kusursuz ve insanüstü gösterilmesini, putlaştırılmasını önlemeye çalışırdı!
Bütün peygamberler, bütün veliler, bütün tarikat şeyhleri, bütün padişahlar ve bütün önderler İNSAN'dır. Daha uygun tabirle BEŞER'dir. Yani iyi işler de yaparlar, hata da yaparlar... Günah ve sevaplarının hesabını ancak ALLAH bilir, O dahi KIYAMET GÜNÜ gelmeden mizân kurmaz, hesap sormaz!..
Bir kişi öldüğünde, artık tarihe gömülmüştür. Artık onu her türlü dalkavukluktan veya dedikodudan uzak değerlendirmek, bir ibret vesilesi saymak gerekir.
Maalesef biz bunu hiç yapamıyoruz. Ölmüş büyüklerimizi ya göklere çıkarıyor, putlaştırıyoruz; ya da yerin dibine batırıyor, lânetliyoruz.
"Biz" derken tarihçilerimizi, politikacılarımızı, aydınlarımızı kastediyoruz. Çünkü çocuklarımızı eğiten, halkı yönlendiren onlar!.. Onlar bu işi doğru-dürüst yapamayınca; iş Yalçın Küçük'lere, Doğu Perinçek'lere, kendilerini Ulusalcı olarak adlandıranlara kalıyor! Ve yargısız infaz başlıyor (!)
Meselâ Sultan 2. ABDÜLHAMİD... Yıllarca bu zâtı, ülkede isyan çıkaran, Türk ve Müslüman öldüren Ermeni çetecilerin ağzıyla "Kızıl Sultan" diye anmadık mı?.. Yahudiler'e Filistin'i vermedi diye, Yahudi tarihçilere uyup yerden yere vurmadık mı? Onun "istibdat" denilen 33 yıllık saltanat döneminde ayakta duran OSMANLI DEVLETİ, onun tahttan indirilmesinden 10 yıl sonra çöküp gitmedi mi? Onu tahttan indiren ENVER PAŞA, cenazesinde hüngür hüngür ağlamadı mı?.. Yine İttihatçılar'dan SEVR Antlaşması'na imza koyan RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI, onun için:
diyerek pişmanlığını dile getirmedi mi?.. Niye ders almıyoruz?
Maalesef MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK te, hep söylediğimiz gibi, bu akıbetten kurtulamamıştır. Dönmeler, yani dışı "türk" ve "müslüman", ama içi Yahudi veya Hıristiyan, Ermeni veya Rum, veya bölücü Kürt olanlar, hep sahte Atatürkçülük yapmışlar, ATATÜRK'ün kendine has özelliklerini ve gerçek devrimlerini bırakıp; Hıristiyan emperyalist BATI'ya hayran bir uyduruk "atatürk" icat etmişlerdir. Bu "atatürk", sadece "demokrat" ve "lâik"tir!.. Ne MİLLİYETÇİ, ne TÜRKÇÜ, ne TAM-İSTİKLÂLCİ, ne MAZLUM-MİLLETÇİ, ne CUMHURİYETÇİ, ne DEVLETÇİ, ne HALKÇI, ne de İNKILÂBÇI'dır!.. Onun ağzından lâf uydururlar!.. Onu dinsiz, imansız, kitapsız tanıtırlar!.. Ve onu kullanarak birilerini "gerici" ilân ederler; öldürmeye niyetlendiği birisini de, "İkinci Adam" sayıp, her yere heykelini dikerler!
İşte bu uygulamanın bir parcası olarak, Sultan ABDÜLHAMİD'in kardeşi Sultan VAHDEDDİN de, yarım yamalak bilgilerle "aptal, geri zekâlı, hain" diye damgalanmıştır... Öyle mi, değil mi, bunu tesbite çalışacağız. Yalnız bunu yaparken, bazı gözden kaçırılmış hususları da ortaya dökmek mecburiyetinde kalacağız (!)
Okunamiyor ise bakiniz....KÖŞKÜ VE SURİYE'DEKİ MEZARI AKP TARAFINDAN RESTORE ETTİRİLEN...
Vahdettin okullara girdi
Mustafa Kemal hakkında idam fermanı çıkaran Vahdettin'in fotoğrafı ilköğretim okuluna 'Türk büyüğü' olarak asıldı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı olan ve Milli Mücadele başladıktan sonra İstanbul işgal orduları Başkomutanı Harrington'a başvurararak bir İngiliz savaş gemisiyle yurdu terk eden Sultan Vahdettin'in fotoğrafı, Burdur'un Çavdır İlçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu'na "Türk büyüğü" olarak asıldı. Tartışmalı padişahın fotoğrafı Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan Cengiz ve sendika yönetimi tarafından okul ziyareti sırasında tesadüfen görüldü. Cengiz ve arkadaşları sendikal faaliyet için gittikleri Dengere İlköğretim Okulu'nun duvarlarında Türk büyüklerinin fotoğraflarının ve yaşam öykülerinin yazılı olduğunu ve bunlar arasında Vahdettin'in de teşhir edildiğini gördüler. Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Burdur Eğitim-İş Şube Başkanı Hasan Cengiz olaya tepki göstererek, "Vahdettin, İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmiş, Yunan ordusuna direniş gösterilmemesini halife olarak buyurmuştur.. İngiliz mandasını istemiştir. Sevr antlaşmasını kabul etmiş, Mustafa Kemal'in idamını onaylamış, Milli Mücadeleye karşı ayaklanmaları kışkırtmış ve desteklemiştir. 1922 yılında da bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır. Üstelik Kasım 1922'de TBMM'nin Vahdettin hakkında kararı vardır. Vahdettin'i kahraman göstermenin tek bir amacı var. Bunu bizim insanımız hala anlamadı. Atatürk'ün başarılarına gölge düşürüp onu karalamak" dedi.
Tekil bir olay değil
TBMM Milli Eğitim Komisyonu eski üyesi Mustafa Gazalcı, olayın tekil bir olay olmadığını birçok okulda bunun benzeri olayların yaşandığını söyledi. Okullara Vahdettin'in fotoğrafının asılmasının AKP iktidarı tarafından hazırlanan bir ortam sonucu olduğunu ifade eden Gazalcı, "Okullardaki kadrolaşma, ders kitaplarının ve kaynak kitaplarının içeriklerinin değiştirilmesi, milli eğitim ilkelerinden uzaklaşma, bunu doğurdu. Kimi okullarda köşelerde, kimi okullarda da okulların kurduğu internet sitelerinde Vahdettin övülüyor. Hatta Devrim Tarihi kitabının içeriğini değiştirerek bunlar yapılıyor. Yani balık baştan kokuyor" dedi.
Tüm masrafları Türkiye karşılıyor
Mimar Sinan'ın eseri olan Süleymaniye Külliyesi'ndeki mezar için Suriye ve Türkiye arasında
protokol imzalanmıştı.
Osmanlı imparatorluğu'nun son padişahı Sultan Vahdettin'in Suriye'de bulunan mezarı Türkiye tarafından restore ediliyor. Türkiye ile Suriye arasında 19 Nisan 2007 günü bir protokol imzalanmış ve Vahdettin'in mezarının da bulunduğu Şam'daki Süleymaniye külliyesinin restorasyonu kararlaştırılmıştı. Restorasyon için tüm masraflar ve çalışmalar Türkiye tarafından yapılıyor. Bu çerçevede, medresenin girişindeki üç kubbe ile kolon ve duvarlar da onarılacak. Şam'daki mezarı düzenlemek için hareket geçen hükümet bir adım daha atarak vefa örneği göstermişti. Vahdettin'in Çengelköy'deki köşkünü gezen Başbakan Erdoğan, bir an önce restore edilmesi talimatını vermişti. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü ve yardımcısı ile bu yılın başlarında incelemelerde bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yap-işlet-devret modeliyle restorasyonu yapılarak kiralanması planlanan köşk için ihalenin bir an önce yapılmasını istemişti. yenicaggazetesi
**************
HAİN Mİ DEĞİL Mİ?
Osmanlı İmparatorluğunun belki de en tartışmalı ve son padişahı olan Vahdettin kimileri tarafından hain ilan edilirken kimileri tarafından da Atatürk'ü Anadolu'ya göndererek milli mücadeleyi başlattığı ileri sürülüyor. En son eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in başlattığı tartışmada tarihçiler ve siyasetçiler ikiye bölündü.
8sutun.com
************
Vahdettin hain mi değil mi?
ATATÜRK;NUTUK,YRD.DOÇ.DR.ORHAN ÇEKİÇ'TEN
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=340.msg457#msg457
****************
NUTUK'TAN KISA BİR BÖLÜM ÖZETİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=853.msg1155#msg1155
*******************
ABD'nin Lozan Antlaşması Raporu.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1523.msg2061#msg2061
****************
TÜRKLERLE SAVAŞ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2134.msg3333#msg3333
*************
VAHDETTİN İNGİLİZLERE NASIL CASUSLUK YAPTI?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1741.msg2605#msg2605
**************
Atatürk'e vurmak,Sabancı Üniversitesi'nin üstün vasfı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2145.msg3349#msg3349
**************
ERMENİ:EMPERYALİSTLER VE ERMENİLER.Soykırım"ın Öteki Gerçeği.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3052.msg5231#msg5231
*****************
ANADOLU'DA MANDA İDARESİ KURMAK.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1518.msg2055#msg2055
***************
VAHİDETTİN NE DEMEK İSTEMİŞTİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.msg2005#msg2005
***************
MUSTAFA KEMAL NASIL YANILDI?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/atataurk-mustafa-kemal-nasil-yanildi_1968301.html
**************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-1_3423108.html
*************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-2_3423301.html
**********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-3
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-3_4596809.html
*************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-4
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-4_4620227.html
**********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-6
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-6_4647857.html
***********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-7
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-7_4676566.html
**********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-8
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-8_4676595.html
**********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-9
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-9_4693934.html
***************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-10
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-10_4739341.html
************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-11(SON GÜNLERİ)
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-11-son-gunleri_4831131.html
***********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-12
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-12_4866292.html
************
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ-13
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-13_5564031.html
*********
VAHDETTİN:HAİNMİYDİ YAZISINA GELEN YORUM.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/vahdettin-hainmiydi-yazisina-gelen-yorum_3294516.html
**************
--
Bilginin arşivlendiği adresler.
http://www.akilcagi.com/
-----------
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?board=80.0
----------
http://dursuna.tr.gg/
--------------
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
--
..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
Özkan BOSTANCI
KÖŞKÜ VE SURİYE'DEKİ MEZARI AKP TARAFINDAN RESTORE ETTİRİLEN....
Vahdettin okullara girdi
Mustafa Kemal hakkında idam fermanı çıkaran Vahdettin'in fotoğrafı ilköğretim okuluna 'Türk büyüğü' olarak asıldı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı olan ve Milli Mücadele başladıktan sonra İstanbul işgal orduları Başkomutanı Harrington'a başvurararak bir İngiliz savaş gemisiyle yurdu terk eden Sultan Vahdettin'in fotoğrafı, Burdur'un Çavdır İlçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu'na "Türk büyüğü" olarak asıldı. Tartışmalı padişahın fotoğrafı Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan Cengiz ve sendika yönetimi tarafından okul ziyareti sırasında tesadüfen görüldü. Cengiz ve arkadaşları sendikal faaliyet için gittikleri Dengere İlköğretim Okulu'nun duvarlarında Türk büyüklerinin fotoğraflarının ve yaşam öykülerinin yazılı olduğunu ve bunlar arasında Vahdettin'in de teşhir edildiğini gördüler. Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Burdur Eğitim-İş Şube Başkanı Hasan Cengiz olaya tepki göstererek, "Vahdettin, İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmiş, Yunan ordusuna direniş gösterilmemesini halife olarak buyurmuştur.. İngiliz mandasını istemiştir. Sevr antlaşmasını kabul etmiş, Mustafa Kemal'in idamını onaylamış, Milli Mücadeleye karşı ayaklanmaları kışkırtmış ve desteklemiştir. 1922 yılında da bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır. Üstelik Kasım 1922'de TBMM'nin Vahdettin hakkında kararı vardır. Vahdettin'i kahraman göstermenin tek bir amacı var. Bunu bizim insanımız hala anlamadı. Atatürk'ün başarılarına gölge düşürüp onu karalamak" dedi.
Tekil bir olay değil
TBMM Milli Eğitim Komisyonu eski üyesi Mustafa Gazalcı, olayın tekil bir olay olmadığını birçok okulda bunun benzeri olayların yaşandığını söyledi. Okullara Vahdettin'in fotoğrafının asılmasının AKP iktidarı tarafından hazırlanan bir ortam sonucu olduğunu ifade eden Gazalcı, "Okullardaki kadrolaşma, ders kitaplarının ve kaynak kitaplarının içeriklerinin değiştirilmesi, milli eğitim ilkelerinden uzaklaşma, bunu doğurdu. Kimi okullarda köşelerde, kimi okullarda da okulların kurduğu internet sitelerinde Vahdettin övülüyor. Hatta Devrim Tarihi kitabının içeriğini değiştirerek bunlar yapılıyor. Yani balık baştan kokuyor" dedi.
Tüm masrafları Türkiye karşılıyor
Mimar Sinan'ın eseri olan Süleymaniye Külliyesi'ndeki mezar için Suriye ve Türkiye arasında
protokol imzalanmıştı.
Osmanlı imparatorluğu'nun son padişahı Sultan Vahdettin'in Suriye'de bulunan mezarı Türkiye tarafından restore ediliyor. Türkiye ile Suriye arasında 19 Nisan 2007 günü bir protokol imzalanmış ve Vahdettin'in mezarının da bulunduğu Şam'daki Süleymaniye külliyesinin restorasyonu kararlaştırılmıştı. Restorasyon için tüm masraflar ve çalışmalar Türkiye tarafından yapılıyor. Bu çerçevede, medresenin girişindeki üç kubbe ile kolon ve duvarlar da onarılacak. Şam'daki mezarı düzenlemek için hareket geçen hükümet bir adım daha atarak vefa örneği göstermişti. Vahdettin'in Çengelköy'deki köşkünü gezen Başbakan Erdoğan, bir an önce restore edilmesi talimatını vermişti. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü ve yardımcısı ile bu yılın başlarında incelemelerde bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yap-işlet-devret modeliyle restorasyonu yapılarak kiralanması planlanan köşk için ihalenin bir an önce yapılmasını istemişti. yenicaggazetesi
**************
HAİN Mİ DEĞİL Mİ?
Osmanlı İmparatorluğunun belki de en tartışmalı ve son padişahı olan Vahdettin kimileri tarafından hain ilan edilirken kimileri tarafından da Atatürk'ü Anadolu'ya göndererek milli mücadeleyi başlattığı ileri sürülüyor. En son eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in başlattığı tartışmada tarihçiler ve siyasetçiler ikiye bölündü.
8sutun.com
************
Vahdettin hain mi değil mi?
ATATÜRK;NUTUK,YRD.DOÇ.DR.ORHAN ÇEKİÇ'TEN
Tarihe tarih olarak bakmalidir.
Vahdettin'i alkislarim demissiniz. Iyi guzel de Istanbul'u Ingiliz'e, Anadolu'yu isgalcilere emanet veya teslim ettigi icin mi?
" O ,devlet adamıdır.Saltanat,önemli degildir." cumlesinden kasit Vahdettin'e Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulusunda payi varmis izlenimi mi edinilmesi gerekiyor?
Iflas eden is adami veya basarisiz olan insanlarin yapabildikleri seylerin en basinda yanlislari sonradan kavrayabilmeleri degil midir? Sonucta Trablusgarp'indan, Yemenine, en son da Canakkale'ye getiren gercek nedir?
Ya Vatan savunmasi ugruna cirpinan kahramanlar icin olum fermanlari cikartmak? Ordularini yabanci subaylarin komutasina vermek?
Alkis mi?
Osmanli gecmisimizdir ancak gecmisi oldugu gibi gormek ve algilamak disinda egilimler ne derecede dogrudur? Osmanli'nin en parlak donemleri de bizimdir en kotu donemleri de. Bir Imparatorlugun kullerinden dogan Turkiye Cumhuriyeti bir basari ve zaferden otesidir ve Vahdettin'in fermanlari ile bunun gerceklesmedigini de gormek gerekir.
Bu gorusun ucu dine ulasacak olursa orada biraz durmak lazim. Islam dunyasi Osmanli'nin zayiflama emarelerinin goruldugu zamandan beridir zaten musluman olmayan devletlerin yorungesi konumundadir. Ve Osmanli sevdalisi ic insanlarimiz Osmanli sahsinda hilafet veya daha (!) musluman devlet anlayisini savunmaktadirlar. Ancak bu da musluman olmayan devletlerin pompalamasidir. Turkiye'de din adina laf soyleyen, seyh vs gorulen kisilere bakildigi zaman derinlemesine bakinca ipin ucunun nerede oldugu gorulur.
Butun bunlarin yanisira bir de din adina yapildigi soylenen her bir davranis dine de zarar vermekte. Aslinda olmasi gereken dini kisinin ozeline terktir. Nedeni adamin haci'ligi cevresinde Haci diye anilmasina neden olur ve yanlis yaptigi zaman sahsi degil "bak haci ne yapti" dir. Benzeri ornekten baksak hic kimse Hitler'in hiristiyanligindan bahsetmez.
Ozetle din konusu siyasete alet olmamali ve dunya isine bulastirilarak kirletilmemelidir. Aksi takdirde insanoglu, herkeste olmasi gereken insani vasiflari sergilediginde nitelik sayiliyorsa bu konu oldukca iyi dusunulmeli.
Bu vesile ile herkese saglik esenlik dolu bir bayram dilerim. Bayraminiz mubarek olsun.
Herkese saygilar,
|
Arkadaşlar ekli dosyada gizli kalmış meclis tutanakları vardır. Burada 5 ve 6. sayfayı okursanız Vahdettin'in Vatan Haini olduğunu ve aşağıda taşıdığım emri kendisinin verdiğini okuyabilirsiniz!!!
Sadrazam Ferit Paşa’nın emriyle, Mustafa Kemal Paşa’nın hemen yakalanıp İstanbul’a gönderilmesi istenir.
Padişah Vahdettin’in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öldürülmesi için 10 Nisan 1920 tarihinde fetva yayınlar.
4 Mayıs 1920 tarihinde İstanbul Birinci Sıkıyönetim Harp Divanı verdiği kararla Mustafa Kemal Paşa’nın resmi rütbe ve nişanlarının alınıp idamla cezalandırılmasını kararlaştırır. İdam kararı 24 Mayıs 1920 tarihinde padişah Vahdettin tarafından onaylanır. Saygılarımla, E.YALÇIN |
|
Tesekkür ederim,
| Arkadaşlar ekli dosyada gizli kalmış meclis tutanakları vardır. Burada 5 ve 6. sayfayı okursanız Vahdettin'in Vatan Haini olduğunu ve aşağıda taşıdığım emri kendisinin verdiğini okuyabilirsiniz!!!
|
Sadrazam Ferit Paşa’nın emriyle, Mustafa Kemal Paşa’nın hemen yakalanıp İstanbul’a gönderilmesi istenir. |
Padişah Vahdettin’in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öldürülmesi için 10 Nisan 1920 tarihinde fetva yayınlar. |
4 Mayıs 1920 tarihinde İstanbul Birinci Sıkıyönetim Harp Divanı verdiği kararla Mustafa Kemal Paşa’nın resmi rütbe ve nişanlarının alınıp idamla cezalandırılmasını kararlaştırır. İdam kararı 24 Mayıs 1920 tarihinde padişah Vahdettin tarafından onaylanır. Saygılarımla, E.YALÇIN
|
Tesekkür ederim,
| Yüce Türk Milletine Sesleniş |
| KAYNAKTAN
DERYAYA LEBİDERYA YÜCE TÜRK MİLLETİNE SESLENİŞ Milli reflekslerin bitmesi, milletin yok olmasıdır. Milli değerlerden kopulup, en iyisini onlar bilir denilerek, düşünceleri bile başkalarına ihale etmek, nemelazımcı olmak, yalakalık yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, zehir, uyuştucuru, beyaz kadın ticari, silah kaçakçığı, gümrük kaçakçılığı, kalpazanlık, kaçak işçi çalıştırmak, konumu ve durumu uygun halde vergi kaçırmak, askerden kaçmak, yalan ve gereksiz yere yemin etmek, zan altında bırakacak davranış yapmak, zan ile birini suçlamak, ekmeğini yediği ülkesinin aleyhine çalışmak, sır'ları ifşa etmek, insanları kendi şahsi ihtirasları için kullanmak, iftira atmak, haddini aşarak davranış göstermek, başkasının maddi ve manevi haklarına göz dikmek, iki yüzlülük ve riyakârlık yapmak, tacizcilik, kapkaç, hırsızlık, çepçilip, tırnakçılık, sahte ürün üreticiliği, tarihi eser kaçakçılığı, bu ülkede maaşlı imamın ardından namaz kılınmaz demek, milli değerlerimiz olan; tarih, ilim, kültür, bayrak, toprak, vatan ve manevi değerlerimiz olan; Ezan, Kur'an, Peygamber, Ecdad gibi mukaddes nitelikteki olmazsa olmazlarımızın üzerine oyun oynamak bu değerlerimizi tartışma konusu yapmak vb. olan bilimum ahlaksız davranışları yapmak ve yapılmasına cevaz vermek, göz yumma, yardım ve yataklık yapmak; ŞEREFSİZLİK'dir. Türk insanını; öfr ve adetlerinden hızla koparmak için özellikle 12 Eylül 1980 Tarihinden sonra; Kontrolsüz yayınlar, egzotik ve pronografik yayınlar, magazin haberleri, özümüze uygun olmayan hal hareket ve davranışlar önce yavaş yavaş başladı. BİR ÖRNEK VEREYİM; HOMOSEKSÜELLİKLE İLGİLİ OLARAK GAZETELERİN MAGAZİN SAYFALARINDA KÜÇÜK BİR BÖLÜME "BU KADAR DA OLMAZ Kİ CANIM GÖZ GÖRE" BAŞLIKLARI İLE ÖNCE HABERE YÖNLENDİRİLDİ VE GERÇEKLERİN YERİNE BU VE BENZERİ AHLAKSIZLIKLAR ÖYLE ZAMAN GELDİ Kİ NEREDE İSE GÜNLÜK KONUŞULAN KONU HALİNDE OLDU. O ZAMANLAR GAZETEYİ OKUYAN KİŞİ; "YA GAZETECİ NE YAPSIN ŞİMDİ BAKSANA O BİLE KARŞI ÇIKARAK YAZMİŞ, YADIRGAMIŞ." DİYE DEĞERLENDİRDİ. O YAZIYI AHLAK DERSİ SANDI. HALBU Kİ; AHLAKSIZLIK İŞLENİYORDU. 12 EYLÜL ZALİMLERİ FAHRİ KAİNAT'A (SAV) KARA SEVDALI OLAN; TÜRKİYE SEVDALILARINI İMHA PLANINI DEVREYE ALMIŞLARDI... BU FİDANLARIN; ANNE VE BABALARIN DA; EVDEKİ KÜÇÜK ÇOÇUKLARINA BAKIP AMAN AMAN ÖTEKİNİ KAYBETTİK MİLLİ DİYE DİYE GÖZ GÖRE GÖRE ELİMİZDEN ALDILAR. BARİ BU EVLADIMIZ BU İŞLERE KARIŞMASIN. BOŞVER VATANI MİLLETİ O DA NE İMİŞ, BİZE NE SAHİP ÇIKSINLAR, BU ÜLKE BATMAZ ONUN İÇİN OĞLANI KIZI AZ DA SERBEST BIRAKALIM.... DÜŞÜNCESİ OLUŞTU. TUZAK TUTMUŞTU İSTENEN DE BU İDİ ZATEN. TAM BU NOKTADA; BİRLERİ ÇIKIP; "TÜRK'ÜM DEMEK DİNSİZLİKTİR." DEMEYE BAŞLADILAR. OYUNUN İKİNCİ PERDESİ DE SAHNEYE KONULMUŞTU. MİLLET YAVAŞ YAVAŞ DEĞERLERİNDEN KOPUYORDU. 12 EYLÜL ZULMÜNE UĞRAMIŞ OLANLAR GENELLİKLE 1991 DE MEDRESE-İ YUSUFİYE'DEN DIŞARI ÇIKTIKLARINDA; SANKİ ASIRLAR GEÇMİŞ; İNSANLAR BİR GARİP OLMUŞLARDI.... NEMELAZIMCILIK HAD SAFHAYA ULAŞMIŞ, AHLAKSIZLIK DİZGİNLENEMEYECEK BOYUTLARA VARMIŞTI. KİMİZİ BU DÜZENE KARŞI ÇIKTI. ÇÜNKÜ BU TEHLİKE; KENDİLERİNİ FEDA ETTİKLERİ İDEOLOJİK, DIŞ KAYNAKLI TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA TEHLİKELİ İDİ. NE YAZIK Kİ; KİMİSİ BU TEHLİKELİ GİDİŞATIN ÇARKINA KAPILDI. AŞAMA AŞAMA GELİŞMELER OLUYORDU; İHANET BOŞ DURMUYORDU, FAKAT YÜCE MİLLET UYUTULUYORDU... FUTBOL VE MAGAZİN HAYATIN PARÇASI HALİNE GETİRİLMİŞTİ. EN İYİ UYUTMA TAKTİĞİ MAALESEF TUTTU. TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI CAİZ'DİR DEDİLER. BU DEVLETE VERGİ VERİLMEZ DEDİLER. DEVLET MÜSLÜMAN DEĞİL CUMA NAMAZI FARZ DEĞİLDİR DEDİLER FAİZ HARAM DEĞİL DEDİLER. KENDİ DÜZENİMİZİ GETİRENE KADAR DA HER TÜRLÜ ÖRGÜT İLE İŞBİRLİĞİ YAPINIZ DEDİLER.... BU KISMI DİKKATLE İNCELEYİNİZ. BURADA BELİRTTİĞİM GELİŞMELER İLE ALT PARAGRAFTAKİ GELİŞMELER AYNI KAYNAKLIDIR. BUARADAN HAREKETLE SAMİMİYETSİZLİKLERİ NET GÖRELİM LÜTFEN... HER KARIŞINDA ŞEHİTİN KANI OLAN BU TOPRAKLARDA "DOMUZ BESİCİLİĞİ TEŞVİK EDİLDİ" "ALLAH İNDİNDE TEK DİN İSLAMDIR" AYET'İNİN HUTBELERDE OKUNMASI YASAKLANDI. BU AYET'E RAĞMEN ; "DİNLERARASI DİYALOG" SOYTARILIĞI DA BAŞLATILDI. KİLİSE VE HAVRALAR HIZLA RESTORE EDİLDİ. BUNUN ADINA DA HERKESE SAYGI GÖSTERMEK DENİLDİ. AMA DIŞARIDAKİ ECDAD YADİGARLARI YER BİR EDİLİRKEN SES EDİLEMEDİ. ONLAR HEP GİZLENDİ MİLLET GEÇİM DERDİNE DÜŞÜRÜLDÜ. TAM O NOKTADA İNTERNET HIZLA HAYATIMIZA GİRDİ. FARKLI DÜNYA İDİ; ÖNCE "KAFAMI DAĞITAYIM, ŞU KÖROALSI STRESİMİ ATAYIM DİYE NORMAL HAYAT İÇİNDE OLMASI MÜMKÜN OLMAYAN DAVRANIŞLAR KÜÇÜK KÜÇÜK HAYATA GİRMEYE BAŞLADI. OKEY TAVLA SOHBET KANALLARI HIZLA YAYILDI. BELLİ KONTRÖLÜ YOKTU; KONROL ETMEK İSTEYEN HİÇ YOKTU. İNTERNETİN GETİRDİĞİ İYİ YÖNLERE PEK BAKAN OLMADI; İYİ YANLARDA DURUYORMUŞ GİBİ YAPANLARDA GİZLİDEN AÇIKTAN AHLAKİ EREZYONUN SON HALKASI OLAN SİTELERE BAKTILAR. ARTIK MİHENK TAŞLARI YAN YANA KONULMUŞ, MERDİVENLER OLUŞTURULMUŞTU. MİLLET KENDİ ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIĞINA GÖRE TARİHİ DEĞERLERE KARŞI DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE; SALDIRILAR BAŞLATILABİLİRDİ. ÖYLE OLMALIYDI Kİ; BİR TÜRK; TANRI DAĞI LAFINI DUYUNCA O LAFTAN KORKAR KAÇAR HALE HALE GELMELİYDİ. ÖYLE OLMALIYDI Kİ; ŞEYH ŞAMİL DENİLDİĞİ ZAMAN MİLLET; AMAN AMAN SİZ ORDA MISINIZ? DÜNYA AYA GİDİYOR GİDİYOR DİYECEKTİ. MEDENİYET İLE; ADABI UYGARLIK İLE EDEBİ SANAYİİ İLE DE; ECDADI UNUTTURMA ÇALIŞMALARI YAPILDI. AYA GİTMEK İLE ŞEYH ŞAMİL'İ KARŞILAŞTIRACAK KADAR CAHİL BİR UCUBE MEYDANA GETİRİLDİ. TEKNOLOJİ İLE KÜLTÜR KARIŞTIRILDI. KÜLTÜRÜN NE OLDUĞU UNUTTURULDU. EDEBİYAT SÖYLEMİ ADI ALTINDA KALEME ALINAN EDEPSİZ SÖYLEMLERE EDEBİYATIN BİR PARÇASI DENİLDİ. O EDEPSİZLİĞİ YAPANA DA YAZAR, ROMANCI, EDEBİYATÇI, ŞAİR DENİLDİ. YA ÖTEKİLER; ONLAR DÜNÜNÜ HİÇ UNUTMADI. HER SENE EFES'E GELDİLER. ARAPGİR'E GELDİLER. AKDAMAR'A, AGORA'YA, ASPENDOS'A, PERGE'YE, MİLATES'E GELDİLER. BİZ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEKİ HAZRETİ FATİH'N KABİRNE BİLE GİTMEDİK. AHLAKSIZLIKLARA KILIF DA BULDULAR... ONUN YERİ BAŞKA ÖTEKİNİN YERİ BAŞKA DENİLDİ... ŞİMDİ OPERASYON ZAMANI DEDİLER.. ADI NE OLSUN... ÖYLE YA; OYUN SAHNELECEK; ÖYLE İSİMLER BULMALIYIZ Kİ; BU MLLET TÜRK'ÜM DEMESİN. TÜRK LAFINI DUYMASIN , SOYLEMESİN ADINI NE DİYELİM; ERGENEKON LA BAŞLADILAR, OPERASYON ADI BULMAKTA ZORLANIRSA YARDIMCI OLALIM... BOZKIR YAYLASI, SAKARYA TÜRKÜSÜ OLSUN DAĞISTAN OLSUN ŞAMİLİN EVLATLARI OLSUN HAZRETİ FATİH TORUNLARI ÇALDIRAN OLSUN, ŞİRPENCE OLSUN, MEHMET AKİF OLSUN, KIZIL SULTAN DA DEYİN, OĞUZ BOYU, SELÇUK SOYU OLSUN, SULTAN ALPARSLAN OLSUN, KILIŞARSLAN OLSUN, MALKOÇOĞLU OLSUN, AKŞEMSEDDİN OLSUN, YUNUS EMRE OLSUN...HACİ BEKTAŞ OLSUN, HACI BAYRAM VELİ OLSUN, SÜTÇÜ İMAM OLSUN, SOMUNCU BABA OLSUN, YAYHA ÇAVUŞ OLSUN, KOCA SEYİT OLSUN, EDİNCİKLİ MEHMET OLSUN, DİYARBAKIRLI EMİN ONBAŞI OLSUN, MİRALAY MUSTAFA KEMAL OLSUN, ARAPGİRLİ TEVFİK ÇAVUŞ OLSUN, HAYME ANA OLSUN............. OLSUN.... OLSUN........... OLSUN............. NE DERSİNİZ BU İSİMLER ADI ALTINDA YAPILACAK OPERASYONLARA NE DERSİNİZ BEYLER..... YÜCE TÜRK MİLLETİ UYAN SEN Kİ; OĞUZ'DAN GELİRSİN ALPARSLAN'DIR SENİN NESLİN HAZRETİ FATİH YAZAR KÜNYEN HAYME ANA ANAN ERTUĞRUL GAZİ ATANDIR ATACAĞIN HER ADIMA ŞAHİTLİK EDECEK OLAN BU TOPRAĞIN ALTINDA BU TOPRAK İÇİN YATANDIR ONLAR BU TOPRAKLARDA DOMUZ ÇİFTLİKLERİ KURULSUN DİYE CANLARINI VERMEDİLER.. UYAN EY TÜRK MİLLETİ DÜZEN BERİZGANLARI TÜRK İSLAMI ALT ÜST ETMEKTE YÜZYILLAR BOYU HAÇLI SEREFLERİNİN ÖNÜNDE SARSILMAZ SET OLAN ECDADINI UNUTMA FATİH DİYOR Kİ; ... KOSTANTİNEYİ ALIP; ADINA İSTANBUL DEDİM DÜNYANIN PAYİTAHTI YAPTIM BÜTÜN DÜNYANIN GÖZÜ İSTANBULDA'DIR İSTANBUL İSTANBUL SİZE PEYGAMBERDEN EMANETTİR. ... UYAN EY MİLLETİM UYAN ECDADININ ATANIN SÖZÜNE KULAN VER NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE DİYOR BU ÜLKENİN KURUCUSU. BAYRAK BİR, EZAN BİR, TOPRAK BİR KUR'AN BAŞ UCUMUZDA RESULU EKREM KANIMIZDA ŞEYH EDEBALİ UFUKLARIMIZDA.. UYAN EY TÜK MİLLETİ. ..... HADİSİ ŞEFİRLER; HUBBUL VATAN MİNEL İMANDIR GAYRİMÜSLİMİ DOST TUTAN BİZDEN DEĞİLDİR. ASLINI İNKAR EDEN BİZDEN DEĞİLDİR. BEN GÜZEL AHLAKI TAMAMLAMAK ÜZERE GÖNDERİLDİM, NE MUTLU İSTANBULU ALAN KOMUTANA VE ONUN ASKERLERİNE... .... |
ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN LEBİDERYA |
|
I.Murat'In annesi Bizanslı Horofira, yani Nilüfer hatun...
Yıldırım Bayezid'in annesi Bulgar Marya, yani Gülçiçek hatun...
Çelebi Mehmet'in annesi Bulgar Olga hatun...
II.Murat'ın annesi Veronika,
Fatih sultan'ın annesi Sırp Despina, yani Hüma hatun,
II.Bayezid'in annesi Kornelya,
Yavuz Selim'in annesi; Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum.
Kanuni'nin annesi; Polonya yahudisi Helga, yani Hafza sultan,
II. Selim'in annesi Yahudi kızı Roksalan yani Hürrem sultan;
III. Murat'ın annesi Yahudi Raşel, yani Nurbanu sultan,
III. Mehmet'in annesi Venedikli Bafo, yani Safiye sultan;
I. Ahmet'in annesi Yunan Helen, yani Handan sultan;
Genç Osman'ın annesi Sırp Evdoksiya, yani Mahfiruz sultan,
IV. Murat'ın annesi Sırp Anastasya, yani Mahpeyker sultan,
IV. Mehmet'in annesi Rus Nadya, yani Turhan sultan,
II. Süleyman'ın annesi Sırp Katrin, yani Dilaşüb hatun,
II. Ahmet'in annesi Polonya Yahudisi Eva, yani Hatice sultan,
II. Mustafa'nın annesi Rum Evemia, yani Emetullah sultan,
III. Ahmet'in annesi de aynı, yani II. Mustafa ile aynı anneden,
I. Mahmut'un annesi Aleksandra, yani Saliha sultan,
II. Osman'ın annesi Sırp Mari, yani Þehsüvar sultan,
III. Mustafa'nın annesi Fransız Janet, yani Mihrişah sultan,
I. Abdülhamit'in annesi Fransız İda, yani Þermi sultan;
III. Selim'in annesi Cenevizli Agnes, yani Mihrişah sultan,
IV. Mustafa'nın annesi Bulgar Sonya, yani Sineperver sultan,
II. Mahmut'un annesi Fransız Rivery, yani Nakşidil sultan,
I. Abdülmecit'in annesi Rus yahudisi Suzi, yani Bezm-i Alem valide sultan,
Abdülaziz'in annesi Roman Besime, yani Pertevniyal sultan,
V. Murat'ın annesi Fransız Vilma, yani Şevkefza sultan,
II. Abdülhamit'in annesi Ermeni Virjin, yani Tirimüjgan sultan,
Mehmet Reşat'ın annesi Arnavut Sofi, yani Gülcemal sultan;
Mehmet Vahdettin'in annesi Çerkes Henriet, yani Gülistan sultan...
Vahdettin Hain miydi?-1
Değerli kardeş,
bu güzel ülkemizin hiç bir lideri, hain olamaz.
mecburiyetleri olabilir.
Ammaa,
Son ,imparator, tarihini bilenler için konuşuyorum,TARİHİNİ OKUYANLARA,kitap okuyanlara konuşuyorum.VAHTDEDDİN BEY de,ABDULHAMİT BEY de,BİRİNCİ SıNIF- BİRER insandılar.
- (yalan- palavra bir makale okumuş) - enteller için yazılmıştır.).Onlara hain diyenler.
tarihini bilmeyen,cahillerdir.
kurtuluş hareka^atının,sponsorudurler.
bu görev abdulhamit döneminde verilmişti.
ve,son imparator.
göreve devam emri verdi
ve great britain oyalandı.
aynı oyunu ecevit yapmıştı.
1972'de
|
From: Füsun orhan <fuso...@gmail.com> |
Daha önceki maillerimde attım ama tekrar atayım. Okumadan yorum yapan arkadaşlarımız var demekki. Ya da bilinçli olarak yapıyorlar bunu.Atatürk'ü ( Ülkesini kurtarmak için savaşan birisinin idam fermanını imzalayan tabiki haindir. ) Ekli dosyayı lütfen okuyunuz....
Ekli dosyada gizli kalmış meclis tutanakları vardır. Burada 5 ve 6. sayfayı okursanız Vahdettin'in Vatan Haini olduğunu ve aşağıda taşıdığım emri kendisinin verdiğini okuyabilirsiniz!!!
|
Sadrazam Ferit Paşa’nın emriyle, Mustafa Kemal Paşa’nın hemen yakalanıp İstanbul’a gönderilmesi istenir. |
Padişah Vahdettin’in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öldürülmesi için 10 Nisan 1920 tarihinde fetva yayınlar. |
4 Mayıs 1920 tarihinde İstanbul Birinci Sıkıyönetim Harp Divanı verdiği kararla Mustafa Kemal Paşa’nın resmi rütbe ve nişanlarının alınıp idamla cezalandırılmasını kararlaştırır. İdam kararı 24 Mayıs 1920 tarihinde padişah Vahdettin tarafından onaylanır. Saygılarımla, E.YALÇIN
|
Sn Dursun;
Atatürk'ün çok zeki bir kişi olduğunu bazıları kabul etmese bile dünyada bir çok alim ve siyasetçi bunu kabul ediyor. Siz kendinizde alıntı yaptığınız yerde ifade etmişsiniz:
''Evet, Atatürk, Vahdettin'e 'vatan haini' dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. ''
Yani bu kadar değerli bir kişi olan Atatürk, gerçekleri görememiş ve Kutay'ın yorumuna göre hata etmiş !!!
Kutay'ın bunu söylemesi Atatürk'ün bu görüşünü, tespitini değiştirmez. Çünki Atatürk olayları birebir yaşamıştır. Kutay'ınki sadece yorum...
Vahdettin daha öncede naklettiğim gibi Atatürk için idam fermanı çıkartmış mıdır ?
Saygılarımla,
E.YALÇIN
|
From: ahmet dursun <ahmetdu...@gmail.com> |
Tarih bize öyle söylemiyor, her toplumdan milletten hainler çıkar. Bunlar ya çıkar karşılığı, ya da başka nedenden dolayı ülkelerine ihanet etmişlerdir. Neden önemli değildir, sonuç önemlidir.
Saygılarımla,
|
- TÜRK HAKLARI'NDAN İSTİFADE EDEBİLMEK İÇİN TÜRKLÜĞÜ BENİMSEMEK, TÜRK HARSINI (kültürünü) KABUL ETMEK, TÜRKLÜĞÜ DUYMAK, TÜRK MENFAATLERİNİ KENDİ MENFAATİ YAPMAK, ONA HÜRMEK ETMEK, "TÜRK'ÜM" DEMEK, TÜRKLÜĞÜ HARSİYLE, HİSSİYLE KABUL ETMEK LÂZIMDIR!.. BUNLARI SAMİMİYETLE BENİMSEYENLERİ, YAPANLARI TÜRK SAYARIZ!... KİM OLURSA OLSUN!..
İşte açık!.. TÜRKİYE'de hâkim unsur ÖZ-BE-ÖZ TÜRKLER'dir!.. Onların sahip olduğu haklara sahip olmak isteyen diğer unsurlar da içinde yaşadığı bu VATAN'ı, ekmeğini yediği bu DEVLET'i ve kendisine bu imkânı sağlayan TÜRK MİLLETİ'ni gönülden benimsediği takdirde TÜRK sayılır. "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEN"in mutluluğu işte budur!.. Biz onu kendimizden ayırmayız!.. Ancak o kendini bizden ayırırsa, her türlü hakkını kaybeder!
"Ben TÜRK değilim, benim kimliğimi tanıyın" diyene yapılacak bir tek şey vardır: Onu TÜRK sayan NÜFUS KÂĞIDI'nı, yani KİMLİK belgesini elinden alıp, "Tamam, şimdi istediğin kimliğe bürün, git kendine başka bir yer bul," demek!..
"Bu devlet benim devletim değil... biz ayrıyız... biz
ayrılmalıyız... bize de özel haklar verilsin" diyenlerin hepsi, kendilerine TÜRK
KİMLİĞİ bahşeden NÜFUS KÂĞIDI'ndan arındırılmalıdırlar!..
Türk Milliyetçiliği demek olan Türkçülük saf ve kutsal bir dava olduğu için ona çamur atmak, Türkiye'deki bazı kendilerini aydın olarak tanıtan bilhassa eski tüfek sosyalistler ve komünistlerden mürekkep 68 kuşağı döküntüsü ve özentisi çevreler için adeta bir alışkanlık olmuştur. Aslında bu yeni bir olay değildir. Eskiden beri sadece TÜRK IRKI'NIN üstünlüğünü ve bekaasını savunan onun haricinde fikirleri karşısına almaktan çekinmeyen TÜRKÇÜLÜK neden hor görülmekte ve TÜRK MİLLETİ'NE kökü dışarıda dayanaksız bir fikirmiş gibi gösterilmek istenmektedir?.. Dünyada nasıl bazı akımlar belli kısa süreler zaafında moda olmuşsa mesela hippilik, kürtçülük, komünistlik, sosyalistlik, kapitalistlik vs. ya da ağızlara pelesenk edilmişse zaman zaman da böyle Anti-Türkçülük modası olacaktır. Bu modaya uyan aydınlar (!) kervanına Günay Göksu Özdoğan (Turan'dan Bozkurt'a) ve Rıdvan Akar (Bir Irkçının İhaneti)'dan sonra Çetin Yetkin de Otopsi yayınlarından çıkan "Karşıdevrim" adlı kitabıyla katıldı. Kitabı genel olarak eleştirmekten ziyade bizi asıl alakadar eden "Ekler" bölümündeki "Nihal Atsız ve Türklük" bölümünü irdelemeye çalışacağım.
Nihal Atsız ve Türklük bölümünde genel
olarak kanıtlanmak istenen Atsız'ın fikirlerinin çelişkili ve çürük olduğunu
kanıtlama ihtiyacıdır. Bunun yanındaki suçlamalar ise şöyle:
1. Atsız'ın
Atatürk karşıtlığı
2. Atsız ve Osmanlı hakkındaki düşünceleri
3. Atsız ve
Türklerin Dini İnancı
4. Atsız'ın Yahudilerle alakalı çelişkili
görüşleri
5. Dr. Rıza Nur konusu
Atsız'ın Atatürk karşıtlığı iddiasını ortaya atanlar genelde sahte rozet Atatürkçüleriyle, zamanında Lenin'e, Mao'ya, Tito'ya, Stalin'e hatta Türk düşmanı Bulgar komünist dikatatör Jivkov'a tapan hayranlık duyan fakat sonradan gördükleri sert tepkiler üzerine birden Atatürkçü kesilen militan anarşistler ve komünistlerdir. Atsız Atatürk'e tarafsız bir şekilde dalkavukluk etmeden değerlendirme taraftarıydı. Ancak bu kesinlikle onun karşıtı olduğu ve Atatürk'e düşman olduğu manasına gelmemelidir. "Çanakkale'ye Yürüyüş" adlı eserinde Atatürk'e hitap olarak:
Asırlar bize yaştır,
Kemal ülküye baştır,
Bize yol göster Kemal,
"Toprak ve Mazi" adlı şiirinde de:
Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi,
Bu milletten çıkar mıydı bir büyük "GAZİ"?
dizeleri Atsız'ın Atatürk için düşüncelerini apaçık göstermektedir. Öte yandan Atatürk'ün Tarih Tezi denilen 4 ciltlik okullarda okutulan "Türk Tarihinin Ana Hatları" adlı eserin ilmi yanlışlarından dolayı tenkit ettiği ve bu teze karşı çıkan Zeki Velidi Togan'a destek olduğu için ona gene Atatürk karşıtlığı damgası gene yapıştırılmaktadır. Halbuki bu tarih kitabı daha sonra kaldırılmıştır. Demek ki yanlış yapılan bir işten dönülmüş ve de Atsız haklı bir eleştiride bulunmuştur. Atatürk'ün dış politika anlayışını pasiflik olarak gören zihniyet o günün icabı olarak söylenen politik manevra olarak nitelenebilecek "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözünü dayatmayı marifet saymaktadırlar. Ancak şu unutulmamalıdır ki ülkemiz o zaman savaş yaralarını sarmakta ve hem ekonomik hemde sosyal bakımdan toparlanmaya çalışıyordu. Ancak Atatürk sayesinden bu kriz dönemi çabuk atlatılmış ve Türkiye bölgede büyük bir güce ve etkinliğe erişmişti. Balkan Antantı ve Sadabad Paktı bu gücün zirveye ulaştığı noktalardı. Görüldüğü gibi Türkiye içine kapanan pasif bir devlet değil aksine bölgnin lideri olan ve oradaki ülkeleride etkisi altına alan o zamanın süper güçleri olan İngiltere ve Fransa'ya kafa tutan bir konumagelmiş. Tutsak vatan toprağı Hatay'da yurdumuza katılmıştı. Hatta Atatürk manevi kızı Afet İnan'a Kerkük ve Musul'u da Türk Vatanın sınırları içerisine dahil etmek arzusunda olduğunu açıklamıştı. Atsız'ın "Milli Siyaset" adlı makalesindeki:
"Türkiye, Atatürk'ün ölümünden beri pasif bir devlet
siyaseti gütmektedir. Atatürk'ün zemin ve zaman icabı olarak, sırf o devir için
söylediği " yurtta sulh, cihanda sulh" sözlerini, edebi düsturmuş gibi
benimsemiş görünerek siyasetini bu esas üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Barış
uğruna kimseyi gücendirmemek zihniyeti hakim olmuş ve bu zihniyet, siyasi
sınırlar dışındaki Türkler'in ihmalini doğurmuştur. Herhangi bir devlette
yaşayan Türkler'le ilgilenmek o devleti gücendirir, tedirgin eder, kızdırır diye
âdeta cihan Türklüğü inkar olunmuştur."
cümleleriyle düşüncelerini açıkça ifade etmiştir. Atsız ve Atatürk'ün fikirlerinin tamamen birbirine paralel olduğunu Atsız 3 Mayıs 1944 olayları sonrasındaki polis sorgusundan anlıyoruz:
"Emniyet amiri
Atsız'a sorar: "Cumhuriyete taraftar mısınız?
Atsız: Tabiî, hiç taraftar olmaz olur
muyum.
E A : Halkçı
mısınız?
Atsız:
Elbette
E. A : Laik
misiniz?
Atsız:
Şüphesiz
E. A : Devletçi
misiniz?
Atsız:
Evet
E. A :İnkılâpçı mısınız?
Atsız:
Hayır. Belki bir fikir sonsuz olarak devam edebilir ve mahiyeti bozulamaz. Fakat
inkılâpçılık ebediyyen devam edemez. Çünkü mevcut olan düzeni değiştirmek demek
olan inkılâpçılık devam edecek olursa ortalıkta değiştirilecek birşey
kalmadıktan sonra evvelce değiştirilmiş olanları da yeniden değiştirmek icap
eder ki bu da inkılâbı bozmaktan başka birşey olamaz. Onun için inkılâp artık
durmalıdır. Artık değiştirilecek bir şey kalmamıştır".
Atatürk ile
alakalı bir diğer makalesinde:
"Şunu da unutmamalı ki O Sakarya ve Dumlupınar Meydan Savaşları'nı kazanmış bir kumandan, mahvoldu sanılan bir milleti kalkındıran devlet adamıydı. Tehlike anlarında ülkesini bırakıp gitmiş ve ünvanını durup dururken almış değildi" demektedir. Sonuç olarak Atsız'ın Atatürk düşmanı olduğu iddiasının ne kadar çürük ve temelsiz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir eleştiri konusu ise Atsız'ın ırkçı bir yaklaşımda olmasına rağmen başka milletten kadınlarla evlenen Osmanlı hanedanına sahip çıkmasıdır. Atsız TÜRK tarihini bir bütün olarak kabul ediyordu. Şimdiki bazı yobazların İslam'dan önce ya da Atatürk'ün arkasına sığınan bazı sahtekarların Cumhuriyet önceki Türklüğü şanla ve kahramanlıkla dolu tarihini inkar etmelerine karşı çıkması gayet doğaldır. Osmanlı padişahlarının çoğunun yabancı kadınlarla evlenmiş olması Osmanlının bir Türk hanedanı olduğu gerçeğini değiştiremez. Avrupa'daki bir çok hanedanda tarihte farklı milletlerden evlilikler yapmıştır. Mesela Rusya'da Komünizm öncesi hüküm süren Romanov Hanedanından pek çok Çar Alman prenseslerle (mesela I.Katerina ve II.Katerina) evlenmiştir ve de bu prensesler ya Alman prensliklerinden ya da Avusturya Macaristan İmparatorluğu hanedanı olan Habsburglara mensuptular. Bunun haricinde Avusturyalı Habsburg hanedanı Fransa'daki Bourbon Hanedanına (Fransız İhtilalinde Fransa Kraliçesi olan Marie Antoinette Habsburg Hanedanından olup Avusturyalıdır) kız vermiştir ya da kız almıştır. Şimdi hal böyle iken bu milletlere mensup hiçbir tarihçi mesela Ne bir Rus kalkıp Romanovlar Rus değildir, Fransızlar Bourbonlar Fransız değildir veyahut Avusturyalılar Habsburglar Avusturyalı değildir diye gülünç iddialarda bulunmamışlardır. Osmanlı hatalarıyla sevaplarıyla bizimdir , TÜRK Milletine aittir. Çünkü o muhteşem uygarlığı yaratanda Öz TÜRK unsurudur. Ecdadımızın hamam tellaklığını, dalkavukluğunu, soytarılığını, halayıklığını, cariyeliğini, kapatmalığını, iç oğlanlığını kısacası köpekliğini yapan; mensubu oldukları topluluklar tarih boyunca herkesin ayakları altında çiğnenmeye alışmış; devlet kuramayan, medeniyet yaratamayan kanı bozuk kırma devşirmelerin değildir; yalnızca bizimdir. Zaten Çetin Yetkin bu konuda referans kaynaklarından biri Ali Kemal Meram adlı şahsın yazdığı"Padişah Anaları" adlı ilim dünyasında kibarca porno kitabı olarak görülen hiçbir değeri olmayan gayrı ciddi bir eserdir.
Türklerin Din inancı konusunda da Atsız'ın bir makalesinde alıntı yapılarak çarpıtılmış. Atsız Türk-İslam sentezcisi gibi gösterilmeye çalışılmış. Söz konusu makalede de Atsız eğer zorlama olmazsa dış Türklerinde bir gün Müslümanlığı kabul edeceğini yazmış. Fakat Çetin Yetkin bunu değiştirerek bütün Türklerin Müslüman olmasının bir zorunluluk olarak yazmış ve de dolayısıyla çarpıtmıştır. Atsız'ın hiçbir zaman din ile ilgili önyargılı yazıları yoktur. O sadece Cumhuriyet Düşmanı ve Türkler arasında din ayrıca da mezhep kavgasını körükleyenlerin karşısına dikilmiştir. Kürtçü bölücülere karşı "Bağımsız Kürt Devleti Propagandası" makalesinde de şöyle yazıyor: "Bizim burada Doğan Kılıç'tan öğrendiğimiz en önemli husus Şafii, Şii ve Hristiyan Kürtlerin birlikte çalışıp mücadele etmeleridir. Bunu bizim yobazlara ithaf ediyorum. Şamani, Musevi ve Hristiyan Türkler şöyle dursun, Şii Kürtleri bile reddeden bu kaba softaların nasıl bir gaflet, cehalet ve hamakat içinde bulundukları bir kere daha ortaya çıkmış bulunuyor." Ayrıca Çetin Yetkin sadece bununlada kalmıyor Atsız'ın yobazlara askeri okullara ve mülkiyeye girmeleri konusunda ilham verdiğini iddia edecek kadar alçalıyor. Atsız bunu Türkçü gençlere tavsiye etmiştir. Türkçü gençlerde yobazlar yada komünistler gibi TÜRK Devletinin ve Milletinin düşmanı değil aksine onu her türlü davadan üstün tutan insanlardır. Türkçüden anarşist, terörist ya da yobaz çıktığı görülmemiştir. Ama solcuların, yobazların ve etnik özürlülerin bu konuda bayağı bir sabıkası mevcuttur.
Çetin Yetkin yazısının bir yerinde de Atsız'ın Yahudiler hakkındaki görüşlerine yer vermiş ve bunların çarpık gene çelişkili olduğunu öne sürmüş. Atsız'ın önceki makalelerinde Yahudilere ve Siyonizme karşı çıktığını fakat daha sonra Arapları yenip İsrail'i kuran Yahudileri övdüğünü iddia etmiş. Atsız'ın Yahudiler,Siyonizm ve Masonluk konusundaki görüşleri açıktır ki bunlar olumsuzdur ve karşıttır. Ancak Yahudilerin koskoca Arap dünyasını karşılarına alarak yenmeleri, İsrail'i kurarak ekonomik açıdan dünyanın ekonomik güçlerinden biri haline getirmeleri, ondan da önemlisi yok olmuş olan kültürlerini ve dillerini yeniden diriltmeleri takdire şayan bir olaydır. Her dürüst insan bu kadar imkansız işi başaranlara saygı duyar ve takdir eder. Atsız sadece bunu yapmıştır. Yahudilere ve vasiyetinde belirttiği diğer milletlere düşmandır. Fakat bu onların iyi yanlarını da görmesine engel teşkil etmemektedir.
Dr. Rıza Nur ise Atsız için yöneltilen sıradan suçlamalardan biridir. Dr. Rıza Nur, Kurtuluş Savaşında TBMM'de Sinop Milletvekili olarak daha sonra da Maarif ve Sıhhiye Bakanlıklarında görev yapmış ayrıca Lozan Barış Konferansında Türkiye'yi temsil eden heyette İsmet İnönü ve Hasan Saka ile beraber ikinci üye olarak katılmıştır. Daha sonra İsmet İnönü ile anlaşmazlığa düşerek yurtdışına gitmiş ve bir süre Paris'te yaşamış daha sonra Mısır'a geçerek İskenderiye şehrine yerleşerek "Türk Bilik Revüsü" adlı bir mecmua çıkarmış. Bu mecmuada Türk tarihi ve diliyle ilgili makaleler yazmıştır.1940'ta Türkiye'ye dönerek Fakat Paris'te iken yazdığı "Hayat ve Hatıratım" adlı eserinde bilhassa Atatürk'e ve Kurtuluş Savaşına katılmış diğer kişilere içerisinde küfür, hakaret barındıran ağıza alınmayacak iftiralarda bulunmuştur. Bu eseri British Museum'e teslim ederek 1960 yılına kadar açılmaması şartını koşmuştur. Türkiye'ye döndüğü zaman kimse bu eserden haberdar değildi. Döndüğü vakit çıkarmaya başladığı Tanrıdağı adlı dergide de Atatürk'e yönelik bir iftirası ya da ithamı olmamıştır. Dolayısıyla kendisine itibar edilmiş ve öldüğü zamanda onu övücü makaleleri yazılmıştır. Eser Hatıratı ortaya çıkarıp Türkiye'de yayınlatan kişi İslamcı yazar Kadir Mısıroğlu'dur. Atsız'da bu eseri gördükten sonra Rıza Nur'dan kesinlikle bahsetmemiş ve adınıda anmamıştır. Atatürk'e sövenleri Atsız hiç savunmamıştır. Aksine onlarla da polemiklere girmiştir. Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet bunlara en iyi misallerdir. Nedense günümüzde kendilerini Atatürkçü olarak ifade belli bir kesim tarafından durmadan yüceltilmişler halanda yüceltilmektedirler.
Türk insanına Atsız dendiği zaman sanki korkunç, ya da gerilim filmlerindeki katillere benzer bir izlenim verilmeye çalışılmaktadır. Basın yayın yoluyla bizlere dayatılmaya çalışan başını eski kızıllar ya da yobazlar şimdinin Liberalcileri, Atatürkçüleri ve Demokrasi Savaşçılarının propagandalarıdır. Atsız'ı en iyi öğrenmenin yolu onun eserlerini okumaktır. Biz Türkçüler de Atsız'ı her yerde tanıtmalı ve ona yönelik iftiralara karşı sessiz kalmamalıyız. Çünkü biz sessiz kaldıkça muarızlarımız gittikçe küstahlaşmakta ve diğer Türkleri de etkileri altına almaktadırlar.
Değerli araştırmacı kardeşim, Bilmem mailim size ulaştımı?
Tarih okumakta yetersizler böylesi bahtsızlıklar,yaşıyorlar.
Cahillik de ama, boş geçme !!
Osmanlı'yı yıpratmak isteyenler;
Atalarımıza ,sövenlerdir.
Hunlar'a, Gökktürklere, uygurlar'ada da sövelim,
Binlerce yıllık tarihimize sövenlere ortam vermeyelim. .
Bunlar entel geçinen bahdsızlardır.
Deli'den bir ince nağme.
özel not;
Bu cahiller,yazdıklarına taraf ararlar.
sonra da aldıkları cevaplara göre, agalarına istatistik yaparlar.
|
From: Av.MBH <mbhatt...@gmail.com> |
Değerli arkadaşım
Halk olarak ,sürekli medine fukarası gibi himmet bekler ve komu oyunda ses vermezsek. Çingene çalar-Kürt ve Türk oynar.
Sonunda golu Türk yer.
Yan gelip yatmış bir milletiz.
şimdi ağzımızda bir sakız.
çiğne dur,işin ne?
mantığı ile batıyoruz.
Entellerin ,ALLAH BELASINI versin.
sağmalcılar cezaevi eyleminde entelleri gördük. --- On Tue, 9/30/08, Eyup YALCIN <eyupy...@yahoo.com> wrote: |
"İnsan kendi yönettiği ülkeye neden ihanet etsin?" Levent Kalem'in bu cümlesi/sorusu ile başlayan yorumunun neresi mantıklı?
Ben şimdi Levent Kalem'den şüphelenecek olsam, "Mustafa Kemal'i takdir ediyormuş gibi yaparak aslında hain Vahdettin'i hoş göstermeye kalkışıyor" diyebilirim, ama demeyeyim...
Ülkenin topraklarını peşkeş çekmek ülkeye ve de millete ihanet değil midir?
Ülke topraklarına giren silahlı düşmanı, kendi vatandaşına karşı korumak ihanet değil midir?
|
Mustafa Kemal'in Anadolu'ya milli direnişi örgütlemek amacıyla
bizzat Sultan Vahdettin tarafından gönderdiğini vurgulayan tarihçiler," Atatürk
çok geniş yetkilerle donatılmıştı. Atatürk'le Vahdettin'i birbirlerine
yakınlaştıran nedenlerden biri ise Enver Paşa'ya karşı paylaştıkları olumsuz
hislerdi" diyorlar.
Nuriye Akman'ın 11-14 Haziran 1995′de Sabah'ta İsmet Bozdağ'la yaptığı söyleşinin önemli bir kısmı Sultan Vahdettin hakkındadır. Akman'ın röportajında Bozdağ, Abdulhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinlediği bir iddiaya göre Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'ya 40 bin altın vermiştir. Vahdettin bu parayı kıymetli atlarının satışından elde etmiştir. Bozdağ, Ahmet İzzet Paşa ve Sebahattin Selek'in de kabul ettiği gibi Mustafa Kemal Paşa'ya verilen yetkilerin çok geniş olduğunu, hatta böyle bir görev Osmanlı tarihinde sadece Köprülü Mehmet Paşa'ya verildiğini ifade eder. Sultan Vahdettin'in hain olmadığı görüşünü savunanların başında ünlü tarihçi Yılmaz Öztuna geliyor. Öztuna, halen tartışılan ve sorumluluğu son Osmanlı Padişahı Vahdettin'e yüklenen Sevr Anlaşması
hakkındaki resmi tarihçilerden kaynaklanan yaygın görüşlerin aksini savunur. Öztuna "Devletler ve Hanedanlar" isimli eserinin ikinci cildinde Sultan Vahdettin ve Sevr Anlaşması hakkında şunları söylüyor: "Sevr'i yalnız Yunanistan Hükümeti, parlamentosu ve Kralı tasdik etti. Sultan Vahideddin, topladığı Saltanat Şurası'nda tek çekimser oya karşılık ittifakla muahedenin kabul edilmesine rağmen muahedeyi imza ve tasdik etmedi. Böylece diğer karşı taraf devlet başkanlarınca tasdikini de önlemiş oldu ve bu yüzden muahede yürürlüğe girmedi, kadük kaldı ve o andan itibaren tadili için çalışmalara başlandı." Öztuna geçtiğimiz günlerde gündeme gelen tartışmalarla ilgili olarak bir gazeteye verdiği görüşte şöyle diyordu: "Sultan Vahdettin'in hain olmadığını ben 40 senedir yazıyorum zaten. Kaldı ki, tarihçiler 'hain' kelimesini kullanmaz. Çünkü bu siyasi bir kelimedir. Kuruluş yıllarının ateşli dönemlerinde kullanılmış bir kelimedir bu ve öyle bir dönemde de mutlaka kullanılması gerekirdi. Bu Fransız İhtilali'nden sonra da böyle olmuştur, Rus Devrimi'nden sonra da böyle olmuştur. Ama aradan zaman geçip yeni rejim yerleştikten sonra, geçmiş dönemleri daha dikkatle tetkik etmek ve inceleme yaparken de böyle kavramlara yer vermemek gerekir. Ecevit'in böyle düşünmesi ve düşüncelerini cesurca söylemesi, bence önemlidir."
Atatürk ile Vahdettin'in ortak paydası
Enver Paşa'ymış!
Mirliva Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya milli bir direnişi örgütlemek amacıyla Sultan Vahdettin'in gönderdiğine inananların arasında Sultan Vahdettin'in Mustafa Kemal Paşa'ya sempatiyle bakan Sadrazamı Ahmet İzzet Paşa da vardır. Ahmet İzzet Paşa, Mondros Mütarekesi'nden sonra Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'a davet eder. Amacı kuracağı kabinede Mustafa Kemal Paşa'ya Harbiye Nazırı olarak görev vermektir. Bu görevlendirme bazı nedenlerden dolayı gerçekleşmez. Mustafa Kemal Paşa, Vahdettin'in şehzadeliği döneminde yaptığı Almanya seyahatinde yaveri olarak bulundu. Atatürk, mütarekeden sonra İstanbul'a giderek pek çok siyasi temaslarda bulundu. O günlerde özel yazışmalarını "Fahri Yaveri Hazreti Şehriyari Sabık Yıldırım Grubu Kumandanı Mirliva Mustafa Kemal" ünvanıyla yapıyordu.
Anadolu İhtilali isimli iki ciltlik eserinde Sabahattin Selek, Vahdettin'in Mustafa Kemal Paşa'ya büyük bir itimat duyduğunu, bu nedenle geniş yetkileri içeren 9. Ordu Müfettişliğine ilişkin iradei seniyenin ivedilikle çıkarıldığını kaydeder. Hatta atamayla ilgili muamelelerin tamamlanmasında çok acele edildiğine dikkat çeker. Selek, Atatürk'ün siyasi kıskançlık yahut saltanat ve hükümet nazarında kuşkulu bir kişi olduğu iddiasıyla ordu müfettişliği gibi bir bahaneyle İstanbul'dan uzaklaştırıldığı şeklindeki iddiaları son derece çürük bulduğunu belirterek, "Kendisine verilen görevin önemi ve geniş yetki, bu kabil iddiaları çürütmektedir" der. Selek, Vahidettin ile Atatürk'ün en azından Enver Paşa'ya karşı aynı olumsuz hisleri paylaştıklarına dikkat çekerek, "Bu ortak his onları az çok birbirine yaklaştırmış olmalıydı. Kaldı ki Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'nın ancak büyük işlerle tatmin olacak mizacını biliyor ve muhtemelen onun şahsında mevcut güçlüklerin yenilmesinde iki taraf için de karlı neticeler sağlayacak bir müttefik görüyordu" der.
Mareşal Çakmak'ın sır gibi sakladığı gerçek
Araştırmacı-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, TİMAŞ Yayınlarından 1990 yılında neşredilen "Son Bozgun" adlı araştırmasının birinci cildinde, Mareşal Fevzi Çakmak'ın ağzından Vahdettin'in Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya milli mücadeleyi başlatması için gönderdiğini yazar. Hatta Mareşal'in bu olayı uzun yıllar sır gibi sakladığını söyler. Kitapta yer aldığına göre Çakmak Paşa, eşi Fitnat Hanım'a ´Fitnat. Öyle birşey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeğe." Fevzi Paşa'nın Fitnat Hanım'a anlattıkları şöyle yer alır sözkonusu kitapta: "Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti.
"Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler anca Anadolu'da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin."
Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
"Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?"
"Haşa Padişahım."
"Bir
namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır?"
"Haşa Padişahım."
"Beceriksiz ve
kabiliyetsiz midir?"
"Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve
dinamiktir."
"O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?.."
Hiç düşünmeden cevap verdim:
"Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır."
Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı… Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek:
"Paşa, Paşa… Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun… Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa'yı göreceğim."
Ay-Yıldız'ı da desteklemiş
"Anadolu İhtilali" isimli iki ciltlik eserinde Sabahattin Selek de Sultan Vahidetttin'in Mustafa Kemal Paşa'yı görevlendirmesiye ilgili tartışmalara değinir. Selek, Sultan Vahideddin'in Mustafa Kemal Paşa'ya milli mücadeleyi açmak üzere bir Hattı Hümayun verdiğine ilişkin belgenin varlığını kabul eder, ancak bu belgenin Atatürk tarafından kullanılmasına gerek olmadığı şeklinde bir yoruma gider. Vahdettin'in Atatürk'e olumlu hisler beslediğini belirten Selek, Mevlanzade Rıfat'tan yaptığı bir alıntıda, Atatürk'ün mütareke döneminde Ay-Yıldız isimli bir teşkilat kurduğundan bahseder. Alıntıda, "Bu cemiyetin kulaktan kulağa fısıldanan programı yer yer başlayan ve Osmanlı devletinin taksimini hedef tutan, ecnebi işgallerine karşı durmak, ordunun Harbi Umumideki mağlubiyet şerefsizliğini kaldırmaya çalışmak idi. Sultan Mehmet Vahideddin hazretleri bu cemiyetten dahi haberdar olmuş ve bu cemiyetin riyasetinde, veliahtliğinden beri yaveri olan Mirliva Mustafa Kemal Paşa'nın bulunmasından memnun olarak -bütün mesaisi neşriyat ve propogandaya münhasır olan- Vilayat-i Şarkiye Müdafaai Hukuk Cemiyeti'yle bu cemiyetin temas edip ittihadını arzu eylemişti" ibareleri yer alıyor.
Vahdettin parasızlıktan ilaçlarını alamamıştı
Yakın tarih konusunda ün kazanmış tarihçilerden Cemal Kutay da Vahdettin konusunda Resmi Tarih'e aykırı tespitlerde bulunanlardan. Nuriye Akman'ın 11-14 Haziran 1995′de Sabah'ta Kutay 'la yaptığı söyleşilerin önemli bir kısmı Sultan Vahdettin hakkındadır. Kutay, Akman'ın "Siz bugün Vahdettin'i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz?" sorusuna, "Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey'i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Nuriye Hanım, oradan kaşıkçı elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinin çünkü. Kesinlikle bunlar namusu müeccem" şeklinde cevap veriyordu.
( 1918′de Sadrazam, 1921′de de Hariciye Nazırı olan Ahmet İzzet Paşa, Atatürk'ü Anadolu'ya Sultan Vahdettin'in gönderdiğinden çok emin olduğunu ifade etmektedir. İzzet Paşa, Nehir Yayınları'ndan çıkan "Feryadım" isimli hatıratının 214. sayfasında bu konuyu şöyle dile getirir: "Bu hususta kanaatim sağlamdır. Çünkü kendisine verilen yetki, şimdiye kadar hiçbir faniye nasip olmamış bir genişlikteydi. Kendi teftiş dairesindeki askeri kıtalardan başka komşu kolordulara ve bütün Anadolu vilayetlerine emri geçerli olacak, memurları istediği gibi görevinden alacak veya tayin edecektir. Benim bildiğim Babıali bu gibi işlerde, özellikle askerlerin yöneticileri hükmü altına alması meselesinde çok kıskançtır. Hele gurur ve kıskançlığı delilik derecesinde olan Ferit Paşa'nın Sadaret makamında olmayan yetkileri başkasına bahşetmek istemesi, doğal olmayan bir durumdur. Bu tarihlerde eski politikasının ilkelerini değiştirerek güya halka hoş görünmek ve güven vermek için, Tevfik Paşayla benim kabinelerimizin seçtiği ve tayin ettirdiği on iki nezaretsiz bakanın katılmasıyla oluşturulan kabinenin içinde ben de vardım. Mustafa Kemal Paşa'nın müfettişliğe tayinini içine alan ve yetkilerini belirleyen belge görüşülüp tasdik olunmak üzere Vükela Meclisi'ne verildiği tarihten bir hafta on gün önce Paşa fermanını, yetki mektubunu taşıyarak hareket etmiş bulunuyordu. Bu haller açıkça gösterirki bu memuriyet resmi hükümetin değil, Padişahın düşüncesinin ürünü ve tedbirinin eseridir. Babıali ve Harbiye Nezareti Saray'dan aldıkları işaretle bunu uygulamaya koymuşlardır." )
> > olsun diye..Biraz kendinizden utanın..Vahiddedine İngiltereye kaçtığı
> > için ağzınızdan küfürler savunarak hain dersiniz ancak sovyet rusya'ya
> > iltica eden yahudi asıllı nazım hikmeti yere göğe sığdıramaz ve birde
> > utanmadan sizin deyiminizle yurtsever sayarsınız..eğer vahideddin hain
> > ise yahudi nazım milyar kere hain oğlu haindir..Birde utanmadan Atsız
> > hocaya iftira atıyorsunuz..Yazıklar olsun sizin zihniyetinize..Hain
> > olan bir durum var ise Türkiye'de oda sizin iflah olmaz bu komonist
> > zihniyetinizdir..
>
DÜRRİZÂDE'nin fetvaları, MUSTAFA KEMÂL PAŞA'ya göre "PADİŞAH'ın hürriyetinin olmamasının işareti"dir!.
Atatürk'ü ( Ülkesini kurtarmak için savaşan birisinin idam fermanını imzalayan tabiki haindir. Alt bölümde kırmızı ile belirttiğim gibi )
Ekli dosyada gizli kalmış meclis tutanakları vardır, lütfen okuyunuz....
Burada 5 ve 6. sayfayı okursanız Vahdettin'in Vatan Haini olduğunu ve aşağıda taşıdığım emri kendisinin verdiğini okuyabilirsiniz!!! Sadrazam Ferit Paşa’nın emriyle, Mustafa Kemal Paşa’nın hemen yakalanıp İstanbul’a gönderilmesi istenir.
Padişah Vahdettin’in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öldürülmesi için 10 Nisan 1920 tarihinde fetva yayınlar.
4 Mayıs 1920 tarihinde İstanbul Birinci Sıkıyönetim Harp Divanı verdiği kararla Mustafa Kemal Paşa’nın resmi rütbe ve nişanlarının alınıp idamla cezalandırılmasını kararlaştırır. İdam kararı 24 Mayıs 1920 tarihinde padişah Vahdettin tarafından onaylanır. Saygılarımla, |
DÜRRİZÂDE'nin fetvaları, MUSTAFA KEMÂL PAŞA'ya göre "PADİŞAH'ın hürriyetinin olmamasının işareti"dir!.
----- Original Message -----From: © Özkan BOSTANCI ™®Sent: Tuesday, September 30, 2008 8:02 PMSubject: ..::CTO::.. Re: FW: ..::CTO::.. Re: VAHDETTİN HAİNMİYDİ?İşbirlikçi Vahidettin Milli Eğitim'de.
Bu görüşler Vahideddin'in hain olmadığını değil, Nihal Atsız'ın (haydi
"hainliğini" demeyeyim) Atatürk düşmanlığını gösterir.
----- Original Message -----
From: "tuncay demirbaş" <tuncayde...@gmail.com>
To: "CiHAN TÜRK OLSUN" <cihan-tu...@googlegroups.com>
Sent: Tuesday, September 30, 2008 4:34 PM
Subject: ..::CTO::.. Re: FW: ..::CTO::.. Re: VAHDETTİN HAİNMİYDİ?İşbirlikçi
Vahidettin Milli Eğitim'de.
NİHAL ATSIZ'IN VAHİDEDDİN HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ VE SÖYLEDİKLERİ
Osmanlı Padişahlarının en talihsizidir..Bu yüzden kendisine hain
damgası vurulmuştur. Fakat hain değil, bütün Osmanlı Padişahları gibi
vatanseverdir. Velihat iken Almanya'ya gittiği zaman, batı cephesinde
ateş hattı siperlerini gezmiş, her hangi bir umulmadık tehlikeye karşı
başını eğmesi söylendiği zaman "Türk başı düşman karşısında eğilmez"
demiştir.
Neden İstanbul'u terkedip te Anadolu daki milli hareketin geçmediği
sorulabilir.
Sultan Vahideddin bunu yapamazdı. İstanbul'u bıraktığı takdirde,
düşmanlar bu şehri bir daha Türklere vermezlerdi.. Şehzadeleri de
On 30 Eylül, 10:59, turkmen turaneli <buyuk-turk...@hotmail.com>
wrote:
> SELAM,
>
> BENCE VAHIDEDDIN#e HAIN DAMGASINI VURANLAR KADAR TÜK MILLETINE HAINLIK
> EDEN OLMAMISDIR SANIRIM
> EGR VAHIDEDDIN HARETLERI ISTESE IDI PAHA BILICLMEYEN DEGERLI TASLARI(
> ALTIN-PIRLANTA VE CESITLI KIYMETLI ESYALRINI TOPKAPIDA BIRAKARAK
> GITMEZDI....
>
> YURT DISINDA KRALLARA ALYIK YASAR SELSEFALET CILE CEKMEZDI.......
>
> > göstererek der ki:> > - Pasa! Pasa! Bu gemileri görmek kanima dokunuyor.
> > Bu memleket> > kurtulsun da isterse cumhuriyet olsun. Kendisine
> > selamlarimla birlikte> > teblig ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal
Gürbüz Bey;
Afrika'nın açlığını, Orta Asyayı Vahdettin ile karıştırmayın. Ben açık bir soru sordum. Vahdettin Atatürk ve arkadaşlarını hilafete karşı ayaklanmış ilan edip idam fermanını imzalamış mı imzalamamış mı ????
Baskılardan korkmuş vs vs diye yazanlar oldu. Bir lider korkmaz, korkaksa o mevkide oturamaz. Atatürk mandacılığa karşı çıkarken Halide Edip ve bazı komutanlar ( yanlış hatırlamıyorsam İsmet Paşa da dahil ) mandacılığı savunuyorlardı. Ama Atatürk tam bir liderdi. '' Ya istiklal ya ölüm'' dedi. Yani ya bağımsız başı dik, hür oluruz ya da ölürüz dedi. İşte Lider!!! |
|
Gazi Mustafa Kemal,Bir Osmanlı subayıdır:Ve Halkı Müslüman olan bir Milletin ,Bagımsız devletini kurma mücadelesi vermistir.
Bizde bazı ,hain geri zekalılar.Hep Türkiye ,dünyadan izole edilmis gördüler.
Tükler ,Müslümanlar kötü,Yabancının Pisligi bile selam durulacak kadar kıymetli. Vazgecin artık,Bizi kücük görüp,yabancını pisligine asırı saygı göstermeyi.
|
Diye yazmışsınız. Ben farklı bir şey mi diyorum? Atatürk; bir taraftan ülkeyi bölmeyi, parçalamayı hedeflemiş emperyalistler ile savaşırken içeride de hilafeti savunan,yabancı devletlerle işbirliği içinde olan halife mandacılara karşıda savaşmıştır diyorum. Hatta bazıları TV lere çıkıp; Atatürk Osmanlı Halkı'ndan vekalet almasına ( maaş+rütbe ) rağmen Osmanlı'ya ve hilafete karşı savaş açmış haindir diyecek kadar aşağılık hale gelmiştir. O hainlerden buğünde vardır.
Vahdettin iç savaş çıkmasın diye dışarıya kaçmış!!! Nasıl olurda bir lider ülkesini, haalkını bırakıp kaçar ? Atatürk'e destek veriyormuş!!!! Neden açık açık destek verip halkı yaanına almamışta Atatürk ve arkadaşlarına karşı kışkırtmış!!!
Tekrar soruyoyum arkadaşlar, tarihçiler var ise aranızda bana cevap verebilir. Bu tarihi belgeler Osmanlı arşivlerinde yer alıyor mu? Bu belgeler gerçek ise, Vahdettin'in desteği nasıl inanılır kabul edilir???
1- Padişah Vahdettin'in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öldürülmesi için 10 Nisan 1920 tarihinde fetva yayınlamış mı yayınlamamış mı?
2-Vahdettin Atatürk ve arkadaşlarını hilafete karşı ayaklanmış ilan edip idam fermanını imzalamış mı imzalamamış mı ????
Saygılarımla, E.YALÇIN |
Bütün peygamberler, bütün veliler, bütün tarikat şeyhleri, bütün padişahlar ve bütün önderler İNSAN'dır. Daha uygun tabirle BEŞER'dir. Yani iyi işler de yaparlar, hata da yaparlar... Günah ve sevaplarının hesabını ancak ALLAH bilir, O dahi KIYAMET GÜNÜ gelmeden mizân kurmaz, hesap sormaz!..
Bir kişi öldüğünde, artık tarihe gömülmüştür. Artık onu her türlü dalkavukluktan veya dedikodudan uzak değerlendirmek, bir ibret vesilesi saymak gerekir.
Maalesef biz bunu hiç yapamıyoruz. Ölmüş büyüklerimizi ya göklere çıkarıyor, putlaştırıyoruz; ya da yerin dibine batırıyor, lânetliyoruz.
"Biz" derken tarihçilerimizi, politikacılarımızı, aydınlarımızı kastediyoruz. Çünkü çocuklarımızı eğiten, halkı yönlendiren onlar!.. Onlar bu işi doğru-dürüst yapamayınca; iş Yalçın Küçük'lere, Doğu Perinçek'lere, kendilerini Ulusalcı olarak adlandıranlara kalıyor! Ve yargısız infaz başlıyor (!)
Meselâ Sultan 2. ABDÜLHAMİD... Yıllarca bu zâtı, ülkede isyan çıkaran, Türk ve Müslüman öldüren Ermeni çetecilerin ağzıyla "Kızıl Sultan" diye anmadık mı?.. Yahudiler'e Filistin'i vermedi diye, Yahudi tarihçilere uyup yerden yere vurmadık mı? Onun "istibdat" denilen 33 yıllık saltanat döneminde ayakta duran OSMANLI DEVLETİ, onun tahttan indirilmesinden 10 yıl sonra çöküp gitmedi mi? Onu tahttan indiren ENVER PAŞA, cenazesinde hüngür hüngür ağlamadı mı?.. Yine İttihatçılar'dan SEVR Antlaşması'na imza koyan RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI, onun için:
diyerek pişmanlığını dile getirmedi mi?.. Niye ders almıyoruz?
Maalesef MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK te, hep söylediğimiz gibi, bu akıbetten kurtulamamıştır. Dönmeler, yani dışı "türk" ve "müslüman", ama içi Yahudi veya Hıristiyan, Ermeni veya Rum, veya bölücü Kürt olanlar, hep sahte Atatürkçülük yapmışlar, ATATÜRK'ün kendine has özelliklerini ve gerçek devrimlerini bırakıp; Hıristiyan emperyalist BATI'ya hayran bir uyduruk "atatürk" icat etmişlerdir. Bu "atatürk", sadece "demokrat" ve "lâik"tir!.. Ne MİLLİYETÇİ, ne TÜRKÇÜ, ne TAM-İSTİKLÂLCİ, ne MAZLUM-MİLLETÇİ, ne CUMHURİYETÇİ, ne DEVLETÇİ, ne HALKÇI, ne de İNKILÂBÇI'dır!.. Onun ağzından lâf uydururlar!.. Onu dinsiz, imansız, kitapsız tanıtırlar!.. Ve onu kullanarak birilerini "gerici" ilân ederler; öldürmeye niyetlendiği birisini de, "İkinci Adam" sayıp, her yere heykelini dikerler!
İşte bu uygulamanın bir parcası olarak, Sultan ABDÜLHAMİD'in kardeşi Sultan VAHDEDDİN de, yarım yamalak bilgilerle "aptal, geri zekâlı, hain" diye damgalanmıştır... Öyle mi, değil mi, bunu tesbite çalışacağız. Yalnız bunu yaparken, bazı gözden kaçırılmış hususları da ortaya dökmek mecburiyetinde kalacağız (!)
- "Ben, çok sıkılmış, çok muazzep bir halde:
- 'Evet, seyyahat edeceğiz,'
- "dedim... İtiraf edeyim ki, bir mecnunla (deli) karşı karşıya bulunduğumuzu derakap (derhal) hissetmiş, fakat mantıkî mükâlemeye girişmekten kendimi menetmiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki:
- 'Efendi Hazretleri, beraber seyyahat edeceğiz. Seyyahat iki gün sonra başlayacaktır. Perşembe akşamı garda bulunacaksınız. Oradan hareket edeceğiz."
- "Veda ettik ve çıktık... Mükellef bir saray arabasına binmiştik. NACİ PAŞA ile aramızda şöyle bir muhavere oldu:
- 'Zavallı bedbaht!.. Şâyân-ı merhamet!..' Bunlarla ne olabilir?
- 'Öyledir.'
- 'Bu zavallı yarın PADİŞAH olacaktır. Kendisinden ne beklenebilir?'
- 'Hiç!.. Biz ki, aklımız, mantığımız vardır... Biz ki, memleketin mukadderatını, hâlini ve âtisini (geleceğini) anlamış insanlarız, ne yapabiliriz?'
- 'Güç!'
- "Perşembe akşamı gara gittim. Daha evvel VAHİDEDDİN'in etrafındaki adamlara haber göndermiştim ki, bizim seyyahatimiz bir yerde askerî bir seyyahat olacaktır. Zât-ı Âlîleri üniformasını giymelidir... Gara geldiğim vakit, VAHİDEDDİN'in sivil giyinmiş olduğunu gördüm... (Meğer) VELİAHD'e feriklik (korgenerallik) tevcih olunmuş, (ama) sonra mirliva (tuğgeneral) olduğunu bildirmişler!.. O da muğber olarak 'ikinci rütbeye tenezzül etmem' demiş... ve hiç bir rütbeye lâyık olmayan VAHDEDDİN, işte bu sebeple gara sivil gelmiş!.."
-"Bineceğimiz tren hazırdı. Bir askerî müfreze, saff-ı harb nizamında VELİAHD'ı teşyie muntazırdı. Başkumandan Vekili ENVER PAŞA da orada idi."
- 'Bu asker sizi teşyi (uğurlama) için hazırdır. kendilerini selamlayınız,'
- "VAHDEDDİN yüzüme baktı, 'Nasıl?' demek istiyordu. İşaret ettim."
- 'Siz yürüyünüz, arkanızdan biz geleceğiz.'
- "VAHDEDDİN, askerin önünden geçerken, iki eli de yukarıda, gayrıtabiî ve gayrışuurî selâm vererek yürüdü!.. Geriye dönüp trene bindik... İçine girdiğimiz salonun pencerelerini açtırarak, tren hareket edeceği sırada VAHDEDDİN'e:
- 'Bu pencereden askeri ve ahâliyi selâmlayınız.'
- "dedim... VAHDEDDİN benim bîperva ihtarıma râm (teslim) olmuş gibi görünerek, dediğimi yapıyordu... Tren İSTANBUL'u terketti. VAHİDEDDİN diğer bir salonda, kendine hazırlanan kompartımana gitti. Beni bıraktığı salon bana aitti."
İşte bu hatıratta yer alan yukardaki ifadeler, sahte Atatürkçüler'in, sözde aydınların dilinden düşmez!.. Sık sık kelimesi kelimesine tekrarlıyarak Sultan VAHDEDDİN'i "aptal, salak, zavallı, durgun veya geri zekâlı, mecnun, beceriksiz" gösterirler!
- "VAHDEDDİN'in salonuna girdiğim vakit kendisini ayakta, bana muntazır buldum. Oturdu... Bana da oturmak için yer gösterdi... BU DAKİKADA, SARAYIN EKSERİYA GÖZLERİ KAPALI KONUŞAN ZÂTI(NI), BÜSBÜTÜN BAMBAŞKA BİR VAZİYETTE BULDUM!.. BİLÂKİS, GÖZLERİNİ ÇOK KUVVETLE AÇMIŞ VE BANA DİKKATLE BAKIYORDU!.. Bir nutuk irâdeder tarzda, beyanatta bulundu:
- 'Ben sizi çok iyi bilirim. ARIBURNU ve ANAFARTALAR'da yaptığınız bütün icraat, kazandığınız muvaffakiyetler tamamen mâlûmumdur. Siz İSTANBUL'u ve herşeyi kurtarmış bir kumandansınız. Beraber seyyahat etmekte olduğum için çok memnun ve müftehirim (iftihar ediyorum).'
- "O gece için görüştüklerimizi kâfi addederek 'kendisini fazla rahatsız etmek istemediğimi' söyleyip müsaade aldım. Salona avdet ettiğim zaman inşirah (ferahlık) hissediyordum. DÜŞÜNDÜM Kİ, BU ZAT AKILLI OLMALIDIR!.. İSTANBUL'DA ilk buluştuğumuz vakit, O DEVRİ BİLENLERCE ANLAŞILMASI KOLAY OLAN ESBAB VE ŞERÂTİN (SEBEPLER VE ŞARTLARIN) TESİRİ ALTINDA GARİP BİR HAL GÖSTEREN VELİAHD, İSTANBUL'U TERKETTİKTEN, KENDİSİNİ TAMAMEN SERBEST GÖRDÜKTEN VE BİLHASSA MUHATAPLARININ ŞÂYÂN-I EMNİYET (GÜVENİLİR) ADAMLAR OLDUĞUNU ANLADIKTAN SONRA, ŞAHSİYETİNİ OLDUĞU GİBİ GÖSTERMEKTE ARTIK BEİS (ZARAR) GÖRMÜYOR!.. BUNA GÖRE BEN DE KENDİSİNE BÜTÜN AHVÂLİ VE ZARURETLERİ ANLATABİLİRİM!.. HATTA KENDİSİNCE YAPILABİLECEK BAZI ZEMİNLER ÜZERİNDE FAALİYETE GEÇEBİLİRİM, ÜMİDİNE KAPILDIM!"
- "Seyyahat günleri birbirini takip ediyor ve her gün biz kısa veya uzun bir mülâkat yapıyorduk. BENDE HÂSIL OLAN KANAAT ŞU İDİ Kİ, BU ADAMLA KENDİSİNİ TENVİR ETMEK VE KENDİSİNE YAKINDAN VE SAMİMİ MÜZAHERET ETMEK DESTEKLEMEK VE KORUMAK) ŞARTİYLE, BAZI İŞLER YAPMAK MÜMKÜNDÜR!.. BU NOKTA-İ NAZARIMI (GÖRÜŞÜMÜ) GEREK NACİ PAŞA'YA, GEREK DİĞER ZEVATA SÖYLEDİM VE VELİAHD'I BU ŞEKİLDE HAZIRLAMAK, MEMLEKET MENAFİİ NÂMINA BİR VAZİFE OLDUĞUNU İŞARET ETTİM."
Vahdettin Hain Degildi, Canım Dısarıyı karıstırma diyorsunuz.Rahatsı mı olunuyor? Simdi Türkmenler in,ellerinden hakları göz göze alınıyor.Biz ne yapabiliyoruz?
Simdi biz hainmiyiz.
TC bir hata yaptı,Abdülhamit Han vakfı olan bu arazi vakıflıgını iptal etti.Simdi de eskiya sahip cıkıyor.Hemen bir yorum mu yapalım.
Sincanda Belediye Baskanı ,Kalktı,Isllamın ikinci kutsal sehri hakkında toplantı,yaptı.Tanklar yürüdü.Baskan hapse atıldı. Burda hain varmıydı?Kimse sesini cıkarabildimi.? Alman ya mahkemesi,Deniz Fenerini yargıladı.Sucluları iceri attı.Katil örgüt ,malı Bulgaristan dan alıyor.Avrupanın her yerine dagıtıyor.Santaj yapıyor.tehdit ediyor.Sesimiz cıkmıyor.
Bugün bir arkadasım,Marmariste,insanların malına ve Namusuna saldırı yapan ,gruplar oldugunu yazdı.
Kimse sesini cıkaramıyor.Cıkaramıyanlar hainmi? Gazi MustafaKemal cok sey söylemis.Dedigi bir söz var.Kimsenin isine gelmiyor.
Sadece heykelciler var ortada.
Hattı Müdafaa yoktur,sathi müdafa vardır.Bu satıh bütün vatandır.
Nerde bizim tosunlar ? göreve?
Hadi bakalım göreve!
Hemen bahane hazır.Az maas veriliyor.Destek yok.Yolunu bulursan kacarsın dısarıya.
Niye hep aynı nakarat.Yasamadıgımız dönemdeki bir zatı muhtereme yükleniyoruz.
Su anda Türkiye de o kadar cok hainlik varki,onu göremiyoruz.Iki cümleyi alıp yorum yapıyoruz. Peki,Siz niye cevap vermiyorsunuz?
Kazım Kabekir Pasa,A.Fuad Cebesoy,Rauf Orbay gibi nice Kuvayi Milli Kahramanı,ekarte edildi ve hatta idama kadar Götürlüyordu,Gazi M.kemal tek adam olarak kaldı.Bu olaydaki ifadeyi kullanmak istemiyorumSimdi ,hemen kahve kültürü ile yorum yapalım veya Bu o gün icin bir gerekti,Devlet Basa mı diyelim.
Ben Devlet basa derim.
Türkiye in Sultanlık tan kurtulması gerekirdi.Kurtuldu.Bazı bahaneler de uyduruldu.
Bunlar hikaye.
TC kurulması gerekiyordu.Sultanın da yurt dısına gitmesi Okadar. Ingilizlerle anlasıldı.Ankara dan,yakın zevat Istanbula gitti.Ve yurt dısına cıkarılıs gerceklesti bu kadar. G.Mustafa Kemal,Bolseviklerin yaptıgını yapmadı.Isi efendice cözdü.
siz Topal Osman Hikayesini bilirmisiniz.Kardenizden ,Rumları temizlemis,kahraman kisidir.Sakarya savasında askerinin yarısı sehit olur.
Muhafız alayı komutanıdır.Sehirde cok havalı gezer.Gazi Mustafa Kemale yan bakanı temizler.
Fakat cok tepki ceker.Etkisiz hale getirilmesi gerekir.Bir Gün Emniyet Gen.Md. lügünün ordaki evi basılır ve öldürülür.
Cünki Devlet basadır.Ben de bunu destekliyorum''.Devlet Basa Kuzgun Lese.''
TVC döneminde ,Osmanlıyı Karalamak icin öyle,yalanlar uydurulduki,haddi hesabı yok.
Bir gün bir yabancı kitabda ,OIsmanlı tarihini okurken utandım.Bu kadar da olmazdıki.
Simdi bu yanlısların sonucunu görüüyoruz.Azgın Ermeniler,hain sahte Türkler,Emperyalistler ,onların usakları,Osmanlıya saldırıp aslında Müslüman Türklerden intikam alıyor. O , K....ler ,Iraka baksın diyorum.
Irak a bakın.
Gercegi göreceksiniz.
Niye hainler Ittihad terakki icindeki hainleri görmüyorda ,Sultanla ugrasıyor.
hainleri görmüyorda ,Sultanla ugrasıyor?
|
----- Original Message -----From: © Özkan BOSTANCI ™®
Isbirlikci veya hain arasinda bir fark yok.
Turkmen'lerin ellerinden topraklari alinirken bunun vebalini nicin kendimize aliyoruz? Bunun vebali ve hainligi tarihi es gecip, mevcut haklari kapi aralarinda vaadlerde bulunup Turk menfaatleri yerine dis ulkelerin menfaatleri icin yapilan planlara uymakta sakinca gormeyenlerdir.
Konuyu bu sekilde genellestirirsek Vahideddin degil o donemde yasayan tum Osmanli tebasi vatan hainidir dememiz mi mumkun?
Elindeki davulun tokmagini baskasina verip sonra aglamak haklilik getirmez. Bu konuda herseye hakim, elinde fetvalar verme yetkisi varken Istanbul'a Ingilizler, Izmir'e Yunanlilar girmis vilayet vilayet kuffar tarfindan paylasilmasina ses cikarmaz iken bu durum once eldeki topraklari verelim sonra geri aliriz gibi bir A ve B planlari mi uygulandi?
Gecin bunlari lutfen. Yanina Ingiliz generalini al, olum fetvalari cikar sonra kaybolan, yokluk icinde sefalet icinde yasayan tebani kaybettigin icin agla. Oldu. Bu isin tarafi marafi yok.
Kimse de inanci, halifelik ozlemi ile karistirmasin. Ayri bir konu ancak Yavuz Sultan Selim Kutsal Emanetleri aldigi zaman "halifelik bende" demedi. Ne zaman ki kotu yonetim basladi o zaman "halifelik" kullanilmaya baslandi.
Sen elindeki guc, kuvvetle Peygamberin fethiyle mujdeledigi Istanbul'u kuffara teslim et ardindan soyle boyle de. Savas, mucadele et, ol ve kaybet. Olmeyi bilmeyen teslimiyeti sec ama kahraman olarak kal.
Iyisiyle kotusuyle tarih bizimdir ama gercekleri oldugu gibi gorerek.
|