|
27 "Ülkeye sancak dikin! Uluslar arasında boru çalın! Ulusları Babil'le savaşmaya hazırlayın. Ararat, Minni, Aşkenaz krallıklarını Ona karşı toplayın. Ona karşı bir komutan atayın, Çekirge sürüsü kadar at gönderin üzerine. 28 Ulusları -Med krallarını, valilerini, Bütün yardımcılarını, Yönetimi altındaki bütün ülkeleri- Onunla savaşmaya hazırlayın. 29 Ülke titreyip kıvranıyor! Çünkü RAB'bin Babil diyarını Issız bir viraneye çevirme amacı Yerine gelmeli. ![]() DEP eski milletvekili HATİP DİCLE'nin Savunması Tarih: 18.03.2004 Saat: 23:28 Konu: DosyaZerdüşt'ün getirdiği en önemli yenilik, köleci sistemin, gölgesine bile sahip çıkamaz hale getirdiği insan iradesine özgürlük tanıması, bireyi bir yönüyle köleci tanrıların mutlak kaderci tahakkümünden kurtarmasıdır Şimdi biraz gerilere giderek; Proto-Kürt Hurriler'in 1500 yıl boyunca aşiret konfederasyonları halinde, Zagroslar'dan Amanoslar'a kadar olan bölgede yarı devletleştiklerini belirtmemiz gerekir. M.Ö. 1500'lerde Hurriler, akraba grubu olarak tarih sahnesine çıkan ve 250 yıl hüküm süren Mittanilerin Asurlar tarafından yıkılışından sonra, M.Ö. 900 yıllarında, Asur dilinde "yüksek yer" anlamına gelen "Urartu" adıyla yeni bir devlet kurmuşlardır. Başkentleri, bugünkü Van yakınlarındaki Tuşpa olan Urartular, esas olarak Hurriler ile Ermenilere yakınlığı ile tahmin edilen Xaldilerden (Khaldi) oluşmaktadır. Ancak ağırlık, Hurri kökenlerdedir. Yaklaşık 300 yıl hüküm sürdükten sonra, Urartuların miraslarına Medler konarlar. Med adlandırmasının, yine Asur kökenli olması güçlü bir olasılıktır. Asurların bu bölgeye "maden ülkesi" anlamında "Madain" demesi ve Diyarbakır yöresinin demir, bakır ve gümüşüyle yoğunca ilgilendikleri bilinmektedir. Diyarbakır'ın eski adının "Amed" olması, yine bakır madeni zenginliği ile bilinen Elazığ'ın Maden ilçesiyle "Med" kelimeleri arasındaki benzerlik, bu olasılığı daha da güçlendirmektedir. Medler, siyasi olarak yükselmeden önce, güçlü bir ideolojik dönüşüm sürecinden geçmişlerdir. Bunun güçlü önderi ise Zerdüşt peygamberdir. Zerdüşt, tıpkı Buda'nın Brahmanizmde, Konfüçyüs'ün Taoculukta, Sokrates'in felsefede yaptığı büyük ahlaki reformu, hepsinden önce Mazda inancında yapmaktadır. Zerdüşt'ün getirdiği en önemli yenilik, köleci sistemin gölgesine bile sahip çıkamaz hale getirdiği insan iradesine özgürlük tanıması, bireyi bir yönüyle köleci tanrıların mutlak kaderci tahakkümünden kurtarmasıdır. Zaten M.Ö. 500 yıllarında Yunan felsefesine ve uygarlığına yol açan esas gelişme de, Zerdüşt'ün felsefesi ve özgürlük ahlakıdır. Bunun yanında, daha Med Konfederasyonu kurulmadan önce, aşiretlerin demir tekniği ile Asur imparatorlarına karşı direnmesi, Demirci Kawa efsanesinde sembolleşmişti. İşte bu iki güçlü gelenek, yani Zerdüşt'ün güçlü irade ve ahlaki devrimi ile, aşiretlerin yüzyıllarca demirler ve silahlarla direnişlerinin simgesi olan Demirci Kawa efsanesinin birleşmesi, Medlerin şahsında M.Ö. 612'de zalim Asur İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir. Bahar bayramı olarak Newroz da, bu zulüm aygıtının yıkılmasından sonra, tüm Ortadoğu halklarında bir özgürlük bayramı olarak kutlanmıştır. Tıpkı Hz. İbrahim'in çok zalim bir uygulama olan "çocuk kurban etme" geleneğine son vererek, kurban bayramına yol açması gibi... Aslında geçmeden şunu da belirtmek gerekir ki; Med Konfederasyonu, bir Med-Pers aşiretleri ittifakıdır. Sonradan bir iktidar komplosuyla Pers hanedanlığı etkin olur ve tarihteki Pers İmparatorluğu da bu zemin üzerinden doğar. Kuruculuktaki esas rol Medlerindir. Kürtlerin ataları olan Medlerin, Farsların ataları olan Persler içindeki eşit yeri, Tevrat'ta çarpıcı bir şekilde işlenmektedir. Pers etkisiyle Orta Asya'da, Hindistan ve Çin'de yeni bir dönem açılmaktadır. Nitekim Türk kökenli İlk Hun ve Mete Han dönemleri, bu etkiyle bağlantılıdır. Bu dönemin belki de en önemli gelişmelerinden biri, Med-Pers ittifakının Babil'i fethederek, burada tutsak edilmiş olan Yahudileri M.Ö. 538'de serbest bırakmaları ve Kudüs'e dönmelerine izin vermeleridir. Çünkü Hz. İsa'nın ve Hıristiyanlığın doğuşunu bu süreç hazırlayacaktır. Museviler, İbrahimi gelenek ve Zerdüşt geleneğini bu zorunlu göç ve yeniden dönüş sürecinde birleştirerek, Yahudi dinine daha güçlü bir ideolojik içerik kazandıracaklardır. Daha da önemli bir etkilenme ise, Greko-Romen klasik çağına giden yolun Med-Pers İmparatorluğu'nun derinden etkilenmesidir. Nitekim M.Ö. 500'lere kadar Atina ve Roma'nın ciddi bir tarihsel hamle yaşadıkları söylenemez. Felsefeyi başlatan filozof Thales ve Pythagoras, eğitimlerini uzun süre Ortadoğu'da yapmışlardır. Bu dönem, Batı'nın her bakımdan Doğu'ya bağlı olduğu bir dönemdir. Ancak Perslerin M.Ö. 490'da Greklere yenilmesiyle, üstünlük Batı'ya geçecektir. Felsefenin yükselişi ise, Helen kültürünün bir adım öne geçmesini sağlayacaktır. Nitekim Herodot tarihi, bu tarihsel gerçeği açıkça ortaya koyar. Büyük İskender'in M.Ö. 330'larda Pers İmparatorluğu'nu yıkmasıyla, Mezopotamya uygarlığında yeni bir dönem başlar. Artık bölgeyi, Batı uygarlığına dayalı gelişmeler etkileyecektir. Ne var ki Helen kültürünün de özünde Doğu-Batı kültürünün bir sentezi olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Helenlerin, Anadolu halklarını M.Ö. 1200'den beri aşamalı olarak kendi kültürleri içinde eritmesinin, Proto-Kürt kültürünün güçlü olduğu sınırlarda durduğunu daha önce belirtmiştik. İşte bu dönemde Helenlerin karşısındaki en önemli güç, "Komagena" adı verilen Kürtlerdir. Helenler, "Mezopotamya" adını da bölgeye bu dönemde vermişlerdir. Yine Sümerlerce "Kurti" adlandırması, Greklerce bu dönemde Kurdienne (Kürt Memleketi) ye dönüşmüş, bilindiği gibi çok sonraları da Selçuklu Sultanı Sancar, bölgeyi "Kürdistan" olarak adlandırmıştır. Kürdistan'ın isim babasının Türkler olmasına rağmen, bu kavramın coğrafik anlamda kullanılmasının Türkiye'de tepkilere yol açması, tarihin bir ironisidir. Yeniden konumuza dönersek; Komagene'nin bugünkü Adıyaman, Malatya, Elazığ, Maraş, Antep ve Urfa yörelerini kapsadığını, "çoban ve çiftçi halk" anlamına geldiğini belirtmemiz gerekir. "Kom", "Gen" ve "Gel", aslında Kürtçe kökenlidir. "Kom", günümüzde de Kürtçede mezra anlamında, çiftçi ve çobanlıkla uğraşan yarı yerleşik küçük köy ve köylü toplulukları anlamına gelmektedir. "Gen" soy, "gel" ise Kürtçede "halk" anlamında birleşince, köylü-çoban halk anlamı ortaya çıkmaktadır. Nitekim bugünkü Zeugma ve Nemrut harabelerinin Komagene döneminden kaldığı da, tarihi kayıtlarla sabittir. İşte 500 yıl bölgede hüküm süren Komagene uygarlığı, klasik köleci çağın son büyük uygarlığı olarak M.S. 250'lerde Roma ve Sasani köleci sistemleri altında dağıldığında, geriye işbirlikçilerin, çevredeki güçlü yönetimlerin memurları rolünü oynadıkları kent yönetimleriyle, engin dağlara çekilmiş özgür aşiret toplulukları kalmıştır. Bu tarihten sonra, fırsat düştüğünde ve dengeler elverdiğinde, zaman zaman bağımsız beylikler de boy göstermektedir. Aslında Sümer koloniciliği döneminden beri bir tür otonomi, tarihte hiçbir zaman eksik olmamıştır. Ama bu otonomiciliğin, bir aşiretler yönetimini kolay anmadığı da, diğer bir tarihsel gerçekliktir. Bu dönemde, Mezopotamya'daki en güçlü çıkışlardan biri de Manicilik hareketidir. Bilindiği gibi Mani, Mardin yöresinde doğmuştur. M.S. 250'lerde netleşen bu eğilim, Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve Budhacılık'tan bir sentez yaratarak, Ortadoğu Rönesans'ını yaratmayı hedeflemiştir. Başlangıçta etkili de olmuştur. Hatta sonradan Uygur Türklerinin resmi dini olduğu da bilinmektedir. Mani'nin amacı, Sasani ülkesinden, yani bugünkü İran'dan Roma'ya kadar bir barış kuşağı yaratmaktı. O dönem Zerdüştlüğü resmi din olarak benimseyen Sasani egemenleri, bu anlayışı kendi çıkarları açısından tehlikeli görmüş ve Mani'yi katlederek, bu gelişmeyi erkenden boğmuştur. Özcesi; Kürtler, ilkçağı yaratan temel kültür ve haklardandır. Köleleştirmeye karşı insanlığın ilk özgürlük bayrağını yükselten halktır. Ana hatlarıyla değindiğimiz bu 11 bin yılda, gerek insanlık tarihi, gerekse Ortadoğu tarihi açısından büyük roller üstlenmişlerdir. İran'da, Anadolu'da, Doğu Akdeniz'de, Aşağı Mezopotamya'da kurulan tüm önemli uygarlıklarda ve merkezi devletlerde de hep faal rol oynamışlar ve ortaklık etmişlerdir. Komşu halklarla ortaklık, ortak devlet ve uygarlık kurma, Kürt tarihinin temel diyalektik özelliğidir. Tarihte sadece Kürtlere özgü siyasi oluşumlara belki az rastlanır, ama her komşu oluşumda mutlaka önemli rolleri vardır. Kürtlerin diğer bir özelliği, dil ve kültürü koruyan direngen aşiret formasyonlu yapıları ve federal siyasi birlikleridir. Esas olarak Ortadoğu'nun politik kültürü de, federasyon tarzında özelliklere sahiptir. Bu nedenle Ortadoğu'da demokratik federasyonun zemini son derece güçlüdür. Şu da tarihsel bir gerçektir ki; Kürtler, Neolitik çağın en büyük yaratıcı kültürünü temsil ederken, feodal ve yakın çağlarda Kürtlerin rolü giderek silikleşecektir. Kendi elleriyle doğurup büyüttüğü insanlık, vefasız evlat misali onu tanımazlıktan gelecektir. Emektar Kürt ananın hazin trajedisi işte budur... Bu trajedi, ne yazık ki günümüzde de en kahredici biçimde yaşanmaktadır. Sayın yargıçlar; Kürtler, Ortadoğu'nun önemli bir etnik gücü olarak, Ortadoğu feodalizminin doğuşunda ve gelişiminde de yer almışlardır. Komagene uygarlığının dağılmasından sonra, Kürdistan'da Roma-Sasani çatışması dönemi, İslamiyetin doğuşuna ve yayılmasına kadar devam etti. Ne var ki, bu iki klasik köleci imparatorluk da, İslamiyet karşısında hızla gerileyip dağıldıktan sonra, İslam orduları, M.S. 650 yıllarına gelindiğinde, Kürtlerin yerleşik oldukları coğrafyayı, büyük direnişlere rağmen esas olarak fethetmiş bulunuyorlardı. İslamın Sünni mezhebi, güneyden başlayarak kuzeye doğru, geniş tarım alanlarında ve şehir merkezlerinde tam egemenlik kurarken, dağlık alandaki geleneksel direnişçilik, Zerdüşti ve sonradan Alevi Kürtler tarafından devam ettirilmiştir. Bu dönemde, feodal sisteme sıçramanın gereği olarak, tüm Ortadoğu'da toprağa bağlılık ve ticaretin öneminin artması ve siyasi birliğin daha yoğun yaşanması, aşiret bağlarından kavimsel bağlara doğru bir gelişmeyi hızlandırmıştır. Kapitalizmin uluslaşmada oynadığı rolü İslamiyet, milliyetleşmede, kavimleşmede oynamıştır. Böyle bir zeminde Araplar "Kavm-i Necip" olarak ilan edilmiş ve diğer halklara "üstün kavim" olarak dayatılmıştır. Emeviler döneminde bu dayatma zirveye çıkmış; kavmiyetçilik, Araplar arasında olağanüstü güçlenmiştir. Bunu, Farslar ve Ortadoğu'ya Orta Asya'dan henüz yeni göç etmiş ve İslamiyeti kabul etmiş olan Türkler izlemiştir. Ortadoğu'nun haklarından olan Kürtler arasında ise, kavmiyetçiliğin, diğer bir tanımla milliyetçiliğin gelişmesi oldukça zayıf kalmıştır. Örneğin, Selahaddin-i Eyyubi önderliğindeki güçlü Eyyübi Hanedanlığı, Kürt kökenli olduğu halde, her şeyini Sünni Arap egemenliğinin hizmetinde kullanmıştır. İslamiyetle birlikte Kürt coğrafyası, boydan boya Arap terminolojisine göre adlandırılıp, halka ilk defa Ekrad (Kürtler) diye hitap edilmiştir. Bölgenin verimli alanlarına Arap nüfus aktarılmış, Arap dili ve kültürü içinde asimilasyon oldukça gelişme kaydetmiştir. Özellikle Kürt üst tabakaları, yarı yarıya Araplaşmışlar, kendilerini uydurma secerelerle Arap ve peygamber kökenli göstermeye özel bir önem vermişlerdir. Seyitlik ve şeyhlik kurumunun Kürtler arasında doğuşu da, kaynağını bu dönemden almıştır. Kısacası bu dönem, Kürtler açısından özüne yabancılaşmanın çok yoğunlaştığı bir dönemdir. Bölgedeki ticarete damgasını vuran da, ağırlıklı olarak yine Arap tüccarlardır. Kentlerdeki madencilik ve zanaatçılık ise, geleneksel olarak Ermeni ve Süryani ustaların elindedir. Bu dönemde Kürtler, din ve inanç sistemi açısından Sünnilik, Alevilik ve Êæzidilikle bölünmüşlerdir. Bunun da Kürtler açısından ne kadar büyük bir olumsuzluk olduğu çok açıktır. Zira Kürt halkının Neolitik toplumdan beri kazandığı eşitlikçi ve özgürlükçü zihniyet yapısı, giderek karanlığa gömülmüş ve irade olarak da "kadere teslim olma" adı altında düzene boyun eğilmiştir. Denebilir ki; Ortaçağın Kürt toplumu üzerindeki asıl tahribatı, kaderciliği temel bir felsefe haline getirmiş olmasıdır. |
--
ALLAH HERKESE YETER.
BENİ ÖLDÜRMEYEN DAHA DA GÜÇLENDİRİR.
TÜRKÇEMİZİ GÜZEL KULLANALIM; SAYGILARIMLA.