Lavrens'i öldürmek onu kahraman yapmak olurdu ( 5 )
Şerif Hüseyin isyanını hazırlayan İngiliz casusu Lavrens, Osmanlı'nın dikkatini 1914 yılı başlarında çekti. Yemen'de görevli bir Teşkilat-ı Mahsusa ajanı, Bedevi kılığında dolaşan Lavrens'i tespit etti.
M.K.Atatürk
Yaşam: Ölümü hak etmektir. Haymatloslu
http://www.youtube.com/watch?v=ylrG_7l8pSg
--
haymatloslu
--
BAZI GRUPLARDAN MAiL ALIMIM YOK LUTFEN OZELDEN BiR KOPYA GONDERiNiZ
--
Yaşar, sağ görüşlü gençleri iyi karakterize ediyor mu?
Umut'un (Kurt) oyunculuğunu çok beğeniyorum. Sağ görüşlü adam nasıl durur, yürür, konuşur, nasıl cool takılır… Bunların hepsini Yaşar'da görüyoruz. Mimiklerde, vücut dilinde iyi gözlemler yapmış. Sağ görüşlü öğrenciler hakikaten Yaşar gibi davranır. Dizide zaten solcu ve sağcı militanların vücut dili çok iyi işleniyor.
Siz de gençliğinizde öyle miydiniz?
Cool ve derin bakardık. Bakışlarımıza sanki bir şey varmış gibi hava verirdik. Mesela Harun, Deniz ve Yaşar karşılaşıyor, birbirlerini kesiyorlar. Hakikaten o dönemin bakışmaları öyleydi.
Sizin de Harun ya da Deniz gibi arkadaşlarınız var mıydı?
Lisedeyken vardı. Üniversite yıllarında karşı kamplara düştük. Dizide Yaşar'ın çocukluk arkadaşı Harun'u kaçırıyorlar. Yaşar, Harun'la konuşuyor. Bu çok manidar bir sahnedir. Benzer trajedileri o dönemlerde ideolojik kampların içindeki çoğu genç yaşamıştır. Harun'un Rus ruleti oynadığı sahnenin aynısına şahit oldum. Kara sevdaya düşmüş bir arkadaşımız, kız yüz vermemiş. İntihar etmeye kalkan o arkadaşın elinden silahı çekip aldım.
Senaryoya nasıl bir katkınız var?
Yaşar'la ilgili sahnelerde diyalog önerilerinde bulunuyorum. Ben biraz da dizide Yaşar'dan sorumlu danışmanım. O dönemlerde ben de militandım. Gençlik lideri deniyor bizim gibilere. Sonra Genç Arkadaş diye bir dergi vardı, onu hazırlıyordum. Kavga devam ederken ben yazma çizme işleriyle uğraşmaya başladım.
Yaşar'ın sizin gençliğinizle bir ilgisi var mı?
Yaşar, fikrî problemleri olan, dünyanın fikirle değiştirileceğine inanan birini temsil ediyor. O işte benim. O dönemlerde 'kavga var, hadi gidelim' denildiği zaman herkes gelirdi peşinizden, ama 'fikri tartışmalar yapalım ya da dergileri taşıyalım' dediğinizde kimseyi bulamazdınız. Solda da, sağda da durum aynıydı. Dolayısıyla gençler kavga ederek, dövüşerek bir şeyleri değiştireceklerine otomatik olarak inanıyorlardı, oysaki dünya düzenini ören fikirdir. Fikirle bir şeylerin değişeceği imajı dizide Yaşar'la anlatılıyor.
Yaşar'la Işık'ın evliliği, sağ ve sol arasında kalan bir aşk olması nedeniyle öne çıkıyor. Işık gibi aşkınız var mıydı?
Vardı ama sol görüşlü bir kızdı. Menekşe gözlüydü, kumraldı ve çok güzeldi. İdeolojik kamplaşma ve kutuplaşmalar ortaya çıktıktan sonra ayrıldık, 'faşist oldum' diye bana çok kızdı. Ayrılmayı bir kenara bırakın birbirimize düşman olduk. Solcu gençlerden biriyle görüşmeye başladı. Olaylar sırasında karşılıklı sloganlar atardık. Benim karşıma geçer, en önde bağırırdı.
Yaşar sizden daha şanslı görünüyor…
Yaşar tabii ki çok şanslı. Yaşar'a benim yaptığım hataları yaptırmıyorum çünkü. O hatalardan çıkardığım dersler var. Bir gün hiç unutmuyorum, çok gergin bir atmosferdeyiz, kavga çıkmak üzere… Kimse yerinden kıpırdamaya cesaret edemiyor, o kadar insanın arasından, o geldi, arkamdan yumrukladı beni. "Pis faşist, pis faşist" dedi. Arkamı döndüğümde menekşe gözleriyle karşılaştım, o gözler hâlâ aklımdadır.
Ne gibi hatalar yaptığınızı düşündünüz?
Kör olmak, önyargılı olmak, bu kadar düşman olmak sanıyorum sadece psikolojiyle açıklanabilir. 12 Eylül'den sonra hayatımın geri kalan kısmını o dönemi anlamaya ayırdım. 'Neydi bizim yaşadıklarımız, bunları niye yaşadık?' sorularına cevap aradım. Çok düşündüm, analiz ettim ve şu sonuca vardım; bizim hatamız değildi. Ne solcuların ne de sağcıların hatasıydı. Bizim de üzerimizde devletin yukarılarında bir iktidar oyunu. Sağ-sol düşmanlığının, provokasyonlarla oluştuğunu, iktidar mücadelesine destek olmak üzere üretildiğini anladım.
Somut bir örnek var mı?
Dizinin sol karakterlerden sorumlu danışmanlarından biri şöyle bir hikaye anlattı: Deniz Gezmiş ve arkadaşları tutuklanırlar ve yargılanmak üzere mahkemeye çıkartılır. Anlatan da yargılananlardan… 'Davaya bakan yaşlı bir hâkimdi, mahkeme sırasında uyur kalırdı, biz birbirimize kâğıttan uçaklar yapıp atardık. Çünkü hepimiz çocuktuk.' Bu çocuklar kendilerini sınıfta zannediyorlar; aynı zamanda silah taşımaktan, eylemden yargılanıyorlar. Bunların hepsi 20-25 arasında delikanlılar. Bu, provokasyondan başka bir şey değil.
Dizide Yaşar'ın dışındaki sağ görüşlü gençler kavgacı gösterildiği için eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bence kavgacı gösterilmiyor. Solcular da kovboy gibi dolaşıyor ortalıkta, silahlar ellerinde, adam kaçırıyorlar. Çok dikkatli bakıldığında sağcı ve solcu gençlerin sunumu arasında çok ciddi farklar yok. Sağcılar, sağ tiplere bakıyorlar, solcular da sol tiplere. Kimseyi memnun etmek mümkün değil. Aslında yönetmen de, senarist de fotoğrafı tarafsız bir şekilde vermeye çalışıyor. Buna yapacak bir şey yok.
Sağ görüşlü gençlerin kız arkadaşları olmuyordu o dönemde değil mi?
Evet olmuyordu ama ülkücüler evlenecek kız bulmakta zorluk çekmezdi. Çünkü 68 kuşağı döneminde, orta yaşlı kadınlar, sağcı gençlere potansiyel damat adayı olarak bakarlardı. Ülkü Ocakları'nın ilk genel başkanından dinlemiştim. Eskişehirli hanımlar, ülkü ocaklarına üye olmuş. Çocuklar da sormuş, 'Siz milliyetçiliği biliyor musunuz?' diye. Tabii ki hiç alakaları yok. Demişler ki: "Burada çok iyi gençler var, bizim de kızlarımız var…" vs. Bu çocuklar Anadolu'dan gelmiş, hiçbirinin gözü açılmamış, hepsi birer gelincik yavrusu. Çok iyi eş olabilir gözüyle bakılıyor. Benim yaşadığım şey de bu. Şehirde yozlaşan ilişkiler vardır, taşradan gelen delikanlı saftır, temizdir, doğaldır. Şehirli kızlar bundan etkilenir...
Solcular, Yaşar'ı Deniz'den daha çok seviyor
Yaşar'ı nasıl buluyorsunuz?
Yaşar, bana göre o dönemde yaşamış birçok karakterin doğrularından elde edilmiş sentez bir karakter... İlk başlarda Yaşar sekiz bölümde oynayacaktı. Biraz kafa karıştırıp gidecekti. Ama çok sevildiği için kalmasına karar verildi. Işık'la evlenmesi sonradan eklendi senaryoya. Aslında Harun'la beraber olacaktı.
Bugünkü gençliğe çok uzak bir atmosfer o yıllar. Arkadaşlarınızla o dönemleri tartıştığınız oluyor mu?
Türkiye'deki gençlere asosyal ve apolitik gözüyle bakıyorlar. Asosyal olduklarını düşünmüyorum, apolitik hiç değiller. Bugünkü gençlik birbirlerine karşı daha hoşgörülü, insanî yönleri daha ön planda. Bir de eskisi gibi kimse onları yönlendiremiyor. Çünkü anne babalar kendi hatalarını çocuklarının yapmasını istemiyor.
Yaşar'la Işık evlendiler ve Yaşar namaz kılarken, Işık kocasını endişe dolu gözlerle bekledi. Bu sahneleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim setin kuaförü müezzinlik yapmış. Namaz hareketlerini onu gözlemleyerek yaptım. Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı romanında böyle bir sahne vardır. 'Namaz kılsam mı, kılmasam mı?' diye tereddüt eder ve onu da çok güzel bir şekilde anlatır. Böyle bir gece bir adam acele kılar namazını, ama Yaşar çok huşu içinde kılıyor. Hem de eşini uflatacak kadar yavaş… Işık'ın o bakışlarıyla iki ayrı dünya vurgulanmak isteniyor aslında. Işık hayatında namaz kılan birini hiç görmemiş, endişeli gözlerle bakmasını doğal karşılamak gerek.
Bıyığın size yakıştığı söyleniyor...
Kendimi bildim bileli bıyıklıyım. Bıyığı seviyorum, hoşuma gidiyor. Eskiden bıyık ideolojik bir tarz olarak algılanırdı. Artık böyle bakışlar kalmadı.
Yaşar'ın fan kulüpleri var. Size en çok kimler ilgi gösteriyor?
Dizideki dönemde yaşamış 40-60 yaş arasındaki bayanlar çok ilgi gösteriyor. Ama bu bayanların çoğu sol görüşlü. 'Biz o dönemleri yaşadık, gerçekten de senin gibi insanlar vardı.' diyorlar. Yaşar'dan etkileniyorlar. 'Yaşar'ı Deniz'den daha çok seviyorum, Harun'dan daha haklı buluyorum.' diyenler var. Solcu bayanların Yaşar'ı beğenmesi beni gerçekten mutlu ediyor.
Dizinin gençlerin tarihe ilgisini artırdığı söylenmişti. Siz ne öğrendiniz?
Dizi, bugüne tarihin bir parçası olarak bakmayı öğretti bana. O günü yaşayanların büyük kısmı hayatta. Aslında Hatırla Sevgili, o kuşak için bir geçmişle hesaplaşma, yeni kuşaklar için ise geçmişi anlama imkânı sunuyor. Ben gençlerin, yani benim kuşağımın bu diziyi daha yakından izlediklerini, kendi hayatları ile karşılaştırmalar yaptıklarını biliyorum. Sanıyorum bizlere de yaşananlardan dersler çıkartmak kalıyor.
|
Prof.Dr. Mümtazer TÜRKÖNE | |
|
| |
|
|
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi |
|
| |
|
Türkiye'nin Kayıp Halkası, Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2005 Siyaset, Lotus Yayınları, Ankara, 2003,2004,2005 Türk Modernleşmesi, Lotus Yayınları, Ankara, 2003 İslamcılığın Doğuşu, İletişim Yayınları, 1991,1993, Lotus,2003 Modernleşme,Laiklik, Demokrasi, Ark Yayınları, 1993 Cemaleddin Efgani, TDV Yayınları, Ankara, 1992 Osmanlı'da Islahat ve Teceddüt, Yeni Şafak Yayınları, İstanbul, 1991
| |
|
| |
|
Türk Modernleşmesi, Milliyetçilik Laiklik, Siyasî Partiler İslam Dünyası Siyasî Düşünce Tarihi | |
"Türk sineması son yıllarda büyük aşama kaydetti ve teknik
olarak dünya standartlarında filmler yapılmaya başlandı. Yıllardır yapılamayan Nihal ATSIZ'ın ölümsüz
eseri Bozkurtların Ölümü romanının filmini
yapmanın zamanı geldi.
Dünya sinemasında tarihi filmlere dönüş var ve konusu çok basit bile olsa çok büyük prodüksiyonlarla filmler yapmaktalar. Türk Cumhuriyetlerinde eski dönemden kalma çok iyi bir sinema altyapısı var. O altyapı da değerlendirilerek, iş gücünün de daha ucuz olduğu o mekanlarda Bozkutların Ölümü ve Diriliyor, Manas Destanı gibi bir çok ortak değerlerimizin filmini yapıp, dünyaya pazarlamamız mümkündür.
Bu tür filmleri yapmak için Euro İmage gibi Türk İmage da oluşturmak gerekmekte ve Türk Dünyası ile ortak sinema projeleri hazırlamaya başlamak lazım. Şahsım olarak bu konuda gerekli girişimlerde de bulunmaktayım."
Yücel Agabey böyle der.
İsmail GÜNEŞ, Nazif TUNÇ.... gibi yönetmenlere gerekli maddi kaynak sağlansa çok şey yapılacaktır.
Saygılaımla.
Memduh YAĞMUR
son osmanlı , umut adası gibi mükemmel sinema eserleri yapan gerçek Milliyetçi yönetmen abilerimize seslenmeliyiz.Bu dizilere şikayet için e mail telefon nereden bulabiliriz bulan buraya gönderebilirmi ?
Sayın Memduh Yağmur sinemamızın içinde olduğu durumu çok iyi bir şekilde sentezlemişsiniz teşekkürler.Maalesef vaziyet içler acısı.
M.K.Atatürk
Yaşam: Ölümü hak etmektir. Haymatloslu
http://www.youtube.com/watch?v=ylrG_7l8pSg
--
Mertkan Özkan ULUSU
Date: Sun, 6 Jan 2008 00:35:55 +0200
From: nil...@gmail.com
To: cihan-tu...@googlegroups.com
Subject: ..::CTO::.. hatırla sevgili
Yahoo! kullaniyor musunuz?
Istenmeyen postadan biktiniz mi? Istenmeyen postadan en iyi korunma Yahoo! Posta'da
http://tr.mail.yahoo.com
--
"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. böyle doğdum, böyle öleceğim.
M.Kemal Atatürk
12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motorsikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü.
Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK 'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi 'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur. [1]
Özetle bir kaçını sayayım;
- 31 Ağustos 1966'da İstanbul - Taksim'de, Çorum'dan İstanbul'a kadar yürüyen adamlarıyla birlikte ayaklanma başlatan ve ortalığı birbirine katan. Bu kargaşada çok vatandaşın yaralanmasına sebep olan
- 19 Ocak 1967'de o zamanki bir öğrenci yurdunun devir edilmesi sırasında adamlarıyla birlikte ayaklanma yapan ve yine çok sayıda vatandaş yaralanmasına sebep olan.
- 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesini adamlarıyla birlikte işgal edip pek çok öğrenciyi öldüren.
- 7 Mart 1968'de İstanbul Üniversitesi'nde yapılan AIESEC Genel Kurul toplantısında adamlarıyla birlikte salonu savaş alanına çeviren.
- 16 Mart 1969'da karşıt görüşlü bir öğrenci hareketinin İstanbul'da bir miting yapması üzerine adamlarıyla birlikte bu miting yapan öğrencilere saldıran...
- 31 Mayıs 1969'da İstanbul Üniversitesi'ni adamlarıyla birlikte işgal eden. Bu işgal sırasında polisle girdikleri çatışmada yaralanan
- Üniversitede yapılan bir aramada dürbünlü tüfekle (
suikast tüfeği, bu tüfek türü kesinlikle savunma amaçlı kullanılamaz) yakalanan
- 11 Ocak 1971'de adamlarıyla birlikte İş Bankası, Ankara - Emek Şubesini soyan
Bunların yanı sıra bu çapulcu vatan haini bir dönem Türkiye'den kaçıp, Filistin'deki kamplarda eğitim görerek geri Türkiye'ye döndü.
Nihayet 6 Mayıs 1972'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde idam edildi. İdam sehpasına götürülürken ayakkabılarının askerlere kesinlikle bırakılmamasını özellikle isteyen. Bu derece de ordu ve asker düşmanı bir soysuzdur.
Yalan deyin yazdıklarıma, diyemezsiniz hepsi gerçek değil mi?
Deniz gezmiş eline silah alıp kurtarılmış bölge dediği komünist çöplüklerinde bekleyip gelenden geçenden haraç kesen, polis ve jandarma karakollarını bombalayan bir cani değil midir? Bugün gördüğümüz tinerci, balici sokak çocuklarından farkı var mıdır?. Davranış olarak da farkı yoktur; onlar gibi önüne gelenden haraç keser, evleri taşlar, kurşunlar, geceleri sabaha kadar sokaklarda bağırarak gezer.
Kanunu, yasayı tanımayan ve zorbalığı hak bilen birisi.
Silah zoruyla sistemi değiştirebileceğini sanan ayrıca orduya, polise, millette silah doğrultarak kendini kahraman ilan eden.
Tam bağımsızlık diyerek Türkiye'yi rusyanin kuklası haline getirmek isteyen.
Soygun, yaralama, haraç alma, dövme ve cinayete sebebiyet verme, cinayete teşvik etme, cinayet işleme ve işkence suçlarını isleyen birisi.
Giyimi,kuşamı ve ideolojisi tamamen zorbalık üzerine kurulu.
Bu milleti solcu, sağcı diye bölmeye çalışan, ülkeye, ekonomiye, siyasete kısacası her şeye zarar veren biri. Yakalanmasaydı şehir eşkiyalığından dağda teröristliğe terfi edecekti.
Bu nasıl Atatürk"çülüktür böyle, hangi Atatürk"çünün resimleri pkk sitelerinde ermeni sitelerinde denizden ve hranttan başka; TSK düşmanı, Atatürk düşmanı ve Atatürk"çülük karşıtı sitelerde yayınlanıp bu insan adeta idol olarak lanse ettiriliyor bu nasıl Atatürk"çülük sorarım size? Bu arada yeni idolünüz hrantınızda hayırlı olsun. Bu nasıl Atatürk"çülüktür ki son nefesinde bile ayağındaki o lanet botlarını askere vermek istemiyor sen kimin askerinden neyini sakınıyorsun sen kimsin? işte bu kadar vatan ve asker ordu düşmanı birisi.
Atatürk"çülük bumuydu, kardeşlik bumuydu hangi şehit ailesine gidersen git yine de vatan sağ olsun der üstünde başında ne varsa çıkarır verir bu vatan için bu asker için.
Hangi Atatürkçüler deniz gezmiş gibi ölürken dahi son nefesinde"Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! der.
Atatürkçülük ve Leninizm marksizim nasıl aynı cümlede telaffuz edilebilir
? Dehşet içindeyim.
(idamı haklı mıdır değil midir, o ayrı hukuki tartışma konusudur) Abuk subuk demagojilerle hiç bir şeylerin üstünü örtmeye kimse çalışmasın.
Son bir söz 6.filoya abd"ye kafa kaldırmakla, 2 taş atmakla Rusların altına girmekle vatansever olunmuyor, Türkiye'ye Türklüğe bir damla dahi hayrı olmamıştır bu insanın aksine derin yaralar bırakmıştır. Kardeşi kardeşe düşürmüştür, ne çabuk unuttunuz o günleri.
Hadi selametle.
Mertkan Özkan ULUSU
BİR HAİNİN ÖLÜSÜ İLÂHLAŞTIRILIRKEN
Nasıl adamdır Nazım Hikmet?
Kime derler sanatçı?
Hele şu mahut basının yaptığı (!) demagoji! Nedir o?
1921 yılında Rusya'ya giderek, hak ve hürriyetin ölüsü üzerine kızıl diktatörlüğün oturtulma usül ve taktiklerini öğrendikten sonra Türkiye'ye gelen Nazım Hikmet, "sanat sanat içindir" anlayışından yoksun şiir ve piyesleriyle yerli komünistler için bir nirengi noktası.
Kanun dışı bir aldanmış ve aldatılmış serseriler idealini, kızıl sultayı, belirli muhitlere zerk ederek millî ve manevî her müesseseyi öldüren bir enjektör.
Türk varlığı aleyhine ve ezelî düşman Moskof lehine gayret gösteren bir casus.
"Kan olan yerde hareket olur" tekerlemesinin tüm motif ve çizgilerinde gerçek manasını bulan, yaşantının gayesi kan olan bir vampir, bir sadist.
Türk bahriyesinde, kirli inancının propagandasını yaparak orduyu, o kutsal müesseseyi isyana hazırlamak isteyen, damarlarında dolaşan mai, mavi olduğu için kızıla tutkun bir anarşist...
Türk milletinin hayatına kasdeden kurulmuş bir bomba...
Kanun karşısında otuz yıl hapse, halk vicdanında ebediyen hiçliğe ve lânetlenmişliğe mahkûmedilmiş bir halk düşmanı...
Genel aftan sonra, Anadolu Kavağı açıklarında Romanya'ya gitmekte olan bir şilebe atlayarak demirperdeye kaçan, beni Stalin yarattı diyen büyük ve manasız bir boşluk ve hiçlik...
Ve nihayet kızıl mikrofonlardan bütün Dünyaya Türk vatanı ve Milleti aleyhinde kusmuk sıçratan ezel kadar sonsuz ebed kadar hudutsuz bir Günahkâr...
İşte kaba çizgilerle Nazım Hikmet budur.
Bir sanat endişesi ile mi; yoksa komünizmin insanlık dışı gayesini gerçekleştirmek için mi yan yana dizdiği kelimeleri en yaldızlı ambalâjlarla sanat diye yutturmağa çalışıyordu Nazım?
24 saatte 24 saat Lenin
24 saat Marks
24 saat Engels
Yüz dirhem kara ekmek
20 ton kitap
Balık çorbası,
Tüfenk talimi.
Diye öterken bir sanatçılık ruhu mu, yoksa kızıl rejimin materyallerini sağa sola fırlatma fikri mi hakimdi Nazım Hikmet'te?
Yarısı burdaysa kalbimin doktor
Yarısı Çin'dedir
Sarı nehre doğru akan
Ordunun içindedir
Ve her sabah vakti doktor
Her şafak vakti kalbim.
Şeklindeki mısraları (!) gevelediği günler. Yunanistan'da komünistler kurşuna dizilirken, uzak doğudaki Kızıl Çin askerlerini tahayyül eden Nazım Hikmet'in yine sanatçılığı mı tutmuştu?
İşte, bazı politik yakınlaşmaları hemen değerlendirmesini bilen bir kısım basınımızın son günlerde göklere çıkardıkları sanat (!) ve sanatçı (!)...
Yazık, çok yazık. Fena, çok fena...
Komünizmi sosyalizm tezgâhında işlemekle meşgul, sosyalizm tüccarlığı gerisinde bal gibi komünist propagandası yapan, yönleri genellikle bilinen bir kısım basın, 1964 Türkiyesi'nde, Nazım Hikmet gibi mezarı Kremlin'in avlusunda çakılı vatansız bir adamın şiirlerini neşrediyor ve yüksek sanatçılığından (!) bahsediyor.
Ceza kanunumuzun 141/142 inci maddelerinden devamlı müşteki, özellikle viskiye müptelâ ve ruhanî inanç, gelenek, millî şuur, tarih ve batı aleyhtarı bazı fıkra yazarları da ayni paralele ayak uydurmak için adeta finişe geçiyor. Nazım Hikmet'in meziyetlerini (!) saya saya bitiremiyorlar.
Ve bu davranışın adına da bir demogojinin yıkılması diyerek işin içinden sıyrılıyorlar.
Gariptir ki anti-komünist ve milliyetçi müesseselerin gösterdiği reaksiyondan başka, bu iğrenç rejimin sanat adına propagandasının yapılmasına karşı bir tutum görülmüyor.
Etrafta çıt yok...
Ne bir ses ne de bir nefes var?
İnsanın, Yassı Ada mahkûmlarının sanat'ı, mesleği ya da politik şahsiyetleri lehinde yazılan yazı ve söylenen sözlerin yasaklandığı bir memlekette bir vatan haininin, bir komünist leşinin ilahlaştırılması bu kadar ucuz mudur? diyeceği geliyor.
Gemi azıya alan bu sosyalist esnaflarına dur!... Sinyalinin verilme zamanının geldiği değil, geçmek üzere olduğu kanısındayız.
Biz böyle görüyoruz.
İlhan Darendelioğlu
Devlet Operaları Oyuncusu
Ercan SOYDAN
( http://www.youtube.com/watch?v=v9bGPajXUI0&eurl=http%3A%2F%2Fwww%2Ekerkuk%2Enet%2Fvideos%2F%3FID%3D7 )
tarafından , yazıldırılması için , fitili ateşlenen bu Roman ;
Çocukluk günlerinden beri Türklük davası yüzünden şehit olan ve gazi olanlardan , binlerce kişilerden biri ise ; 17 yıl , Irak Hapisanelerinde işkence , zulum , çile çeken biri de bu Dava peşinde yılmadan koşan ve Saddam rejimi tarafından akıl almaz işkencelere tabi tutulan Kerküklü
Sadun KÖPRÜLÜ 'nün bilgi , belge ve hatıralarından faydalanılarak kaleme alınması ricasında bulunulan
Osman OKTAY , yazdığı bu belgesel Romanda , ayrıca Irak'ın genel tarihini, orada bin yıl öncesine kadar uzanan Türk varlığını, Kerkük, Musul, Erbil ve çevresinin nasıl Türk yurdu olduğunu, Türkmenlerin dillere destan mücadelesini anlatmaktadır !
Yine bu eserde, uluslar arası güçlere alet olarak kendi halklarını kandıran Kürt liderlerin kirli geçmişlerini Dünya kamuoyunun önüne sunmak gibi bir gayret içinde olan bu Roman 'ın ;
Sn. Ercan SOYDAN tarafından Proje Yarışması girişiminde bulunulmuştur .
DAVAMIZIN DÜNYAYA TANITILMASI İÇİN , BU ROMAN LA , AŞAĞIDA Kİ PROJE YARIŞMASINA KATILMIŞTIR .
BU PROJE KAPSAMINDA
OY VERECEĞİNİZ PROJE !!!
" ERCAN SOYDAN "
ADINA
VERİLMİŞ OLAN
"KERKÜK GÖNLÜMDE AŞK , YÜREĞİMDE SIZIDIR "
PROJESİDİR !!!
LÜTFEN DAVAMIZ İÇİN , OY VERİN ! OY VERDİRMEK İÇİN KAMUOYU OLUŞTURUN !!!
BU İLETİYİ OLABİLDİĞİNCE ÇOOOK KİŞİLERE DAĞITIN
RUHUMLA , TEŞEKKÜRLER !
> *Degerli arkadaslar, pkk sitelerini, forumlarını
> şöyle bir göz gezdirin ve
> oraların forumlarını okuyun forum uyelerinin profil
> resimlerine bakın,
> resimler su sahıslardan olusuyor uyelerin profil
> resimleri, denizgezmiş,
> apdullahöcalan,chee, eski rus bayrağı, orakçekiç
> şekilleri, nazımhikmetran
> çeşitli resimleri, sözde kürdistan haritaları ve
> türk askerine hakaret
> içeren çeşitli haritalı resimler, bunu belirttikten
> sonra, akkartal
> arkadasimiz yorumunun içindenazım hikmetide
> belirtmiş, hatırlattığı için
> teşekkür ederim kendisine 1-2 gün önce onun
> haklkında bir yazarımızın
> konusunu gruba atmıştım tekrar ekliyorum bir
> inceleyin, kiimiş n.hikmetran*
>
*------------------------------------------------------------*
>
> *BİR HAİNİN ÖLÜSÜ İLÂHLAŞTIRILIRKEN*
>
>
> *Nasıl adamdır Nazım Hikmet?
> Biz böyle görüyoruz.*
>
> *İlhan Darendelioğlu*
>
>
> 2008/1/8, Akkartal <akkar...@gmail.com>:
> >
> > Arkadaslar,
> > Malum, eskiden solcu-enternasyonalist dedigimiz
> (kendileri de zaten oyle
> > tanimliyorlardi kendilerini)
> > vatandasarimizin pek cogu once ki, utopik
> yaklasimlarini kismen terk etmis
> > ve Turk ulusalciliginin
> > somut gercekliginde demir atmis, bu bakimdan
> klasik anlada ki ulkuculere
> > has Turkculukte hayli
> > hizli adimlar atmaktadirlar. Ne var ki bazi
> saplantilari olanlar da az
> > degildir. Bunlain basinda N.Hikmet
> > sevgi-saygilari gelmektedir. D.Gezmis'e gelince,
> bence o daha bir farkli
> > ve istisnai durumu vardir.
> > Bazi ozel mektuplarini, tutumlarini okuyunca bu
> kaniya vardim. Apo ile
> > tanisikliklarinin olmasi, hatta
>
=== message truncated ===
____________________________________________________________________________________
Looking for last minute shopping deals?
Find them fast with Yahoo! Search. http://tools.search.yahoo.com/newsearch/category.php?category=shopping
AĞZINA SAĞLIK TUNCAY GARDAŞIM. DOĞRU SÖZE NE DENİR
From: "tuncay demirbaş" <tuncayde...@gmail.com>
Reply-To: cihan-tu...@googlegroups.com
To: "CiHAN TÜRK OLSUN" <cihan-tu...@googlegroups.com>
Subject: ..::CTO::.. Re: hatırla sevgili
Date: Mon, 7 Jan 2008 13:26:34 -0800 (PST)
--
Karabey EROĞLU Y.T.Ü.-F.E.F.Kimya bölümü Davutpaşa kampüsü Topkapı-İSTANBUL 02124491946
LÜTFEN KİMSE ÖNYARGILARLA KİMSELERE YAKLAŞMASIN BU
ÜLKE HEPİMİZİN SAHİP ÇIKMA HAKKIDA HEPİMİZİN OLMASİ
GEREKİR İDEOLOJİK SAPMALARLA BİR YERE VARAMAYIZ
SELAM SAYGILAR
--- tuncay demirbaş <tuncayde...@gmail.com>
wrote:
=== message truncated ===
____________________________________________________________________________________
Never miss a thing. Make Yahoo your home page.
http://www.yahoo.com/r/hs
Fertlerin hafızaları gibi toplumlarında hafızaları olmalı Eğer
yaşadıklarınızı unutuyorsanız, hafıza kaybı yaşıyorsunuz demektir. Bu
ciddi bir hastalıktır. Ne zamandır çevrem, Atv de yayınlanan "hatırla
sevgili" dizisini izle diyor. Bende bu telkinler üzerine denk geldiğim
sürece bazı bölümlerini izledim. Gördüm ki bazıları "bıraktığımız
yerde kalmışlar".
Dün bizi: Devletin sivil gücü Sermayenin bekçileri Amerikan Uşağı
görenler bu diziyle birlikte bizi bir şey yapacaklardı belliki "
ispiyoncu" lugu uygun görmüşler.
Soygun yapıp idama gidenleri kahramanları (!) ülkücüleri de ispiyoncu
yapmışlar..
Cuntayla ilişkilerimiz de unutulmamış "itina" ile dizide işlenmiş.(!)
Şimdi sorulması gerekilen soru şu: Ülkenin içinde bulunduğu durum
ortada iken yer altı yer üstü zenginliklerimiz peşkeş çekilirken
Ülkenin üniter yapısı tarihin en sıkıntılı döneminden geçerken, niye
bu dizi?..
Ülkücüleri karalama neden?...
İflas etmiş Sol'a nostaljik destek neden?...
Sermaye Sol'a niçin ilgi duyar?...
Bu ilgi karşılıksız mı dır?...
Bir zamanlar ellerinde "Türk bayrakları" ile "Bağımsız Türkiye"
diyenlerin daha sonra ellerine "orak çekiçli bayrak",ve marx"engels"
ve "Lenin"in posterlerini almaları "halklara kardeşlik" sloganı ile
nereden nereye geldikleri unutulmamalı..
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bazı" fraksyonların" KGB,
bazılarının Alman, Fransız ve İngiliz İstihbaratı ile çalıştığı hangi
örgütlerin" taşaronluk"yaptıkları anlaşılmıştır..
"Amerikanın Eyaleti" dedikleri "Türkiye'de!!!" ise bazı
"görevlilerin"" iç "lerinde nasıl fink attıkları, Marksist
yetiştirdiklerini anlamak için "Apo'ya"ilk sayın diyen "Mit Artığı"
Mahir Kaynak'ın eserlerine ibretle bakılmalıdır..
Sol sağlıklı bir şekilde kendi iç muhakemesini yapmalı ve tarihiyle
yüzleşmelidir. Yoksa: Eline silahı alıp kendini Devlet yerine
koyanların,1944 de "tabutluklarda" 12 Eylülde "zindanda ve
darağaçlarında" yok edemediği Türkiye'nin tek bağımsız ve bağlantısız
siyasi organizasyonuna karşı "sivil bir operasyonun alt yapı çalışması
olur...
" İspiyonculuk Türk toplumunda çok kötü bir şeydir. Hele
mahpushanelerde "i...... likten de kötüdür." Yer: Ankara Mamak askeri
ceza evi Ülkücülerin yurdun dört köşesinden getirilip konulduğu yer. 5
idamın verildiği 3'ünün Ülkücü olduğu yer. Karıştır - barıştır
modeline göre "sol" birkaç "akıncı" ve birkaç "hizbu tahrir" üyeleri
ile birlikte kalıyoruz. Yani testiyi dolduranla kıran aynı!...
Ülke çapında o yıllar da Sol ceza evlerin de eylem başlatıyor...
Bu kalemin yazarı A.blok 4.koğuşun kıdemlisi (sorumlusu). Eylem
başlayınca "idareye" çağrılır. İdareye niçin gidildiğini herkes bilir.
İdare başı çeken eylemcilerin ismini ister benden. Yani istedikleri
isimler aynı zaman da ülküdaşlarımızın katilleridir. Vermeyince...
Kendimi "hava boşluğunda" bulurum...
Aldığım darbelerin gördüğüm işkenceyi bir ben bilirim birde Allah.
Yediğim "falaka" sonucu ayakkabılarım ayağıma olmamış koğuşa
ayakkabılarım elimde girmiştim. Doğruca Sol'un bulunduğu tarafa gidip
"Bu hale niçin geldiğimi biliyorsunuz değil mi?" Dediğimde sessizlik
ve mahcubiyetlerini unutamam!...
5 dakika sonra idare kendilerinden birini aldıklarında nasıl
çözüldüklerini yaşayarak öğrenmişlerdir. Hele: 1984 yılında itiraf
yasası çıktığında arkadaşlarını nasıl "ispiyonladıkları" ispiyonculara
ayrı koğuşlar tahsis edilmek suretiyle başları dik bir şekilde(!) ceza
evi avlusunda "volta" attıklarını bugünün solcu adayları ağabeylerine
sorabilirler...
Birçok olaydan sorumlu örgüt liderlerinin örgütlerini çökerttikten
sonra estetik ameliyatlarla nerelere gönderildiklerini unutanlar
olabilir...
Mahir Çayan operasyonunda sağ kaldığı için ispiyoncu yaftasından
kurtulamayan "Ertuğrul Kürkçü'yü" unutma SOL!...
Dün Kapitalizme karşı mücadelede başı çekenlerin bu gün "Tüsiad ın"
yönetimiyle ödüllendiklerini unutma SOL!..
Bir çoğunun sermayenin elinde yazar ve tv programcısı olduğunu unutma
SOL!...
Dünü unutma ama birçok yönüyle Hatırla SOL!!...
Operasyonların parçası olma...
Bir defada "milli" ol SOL!...
Cafer YAYLAN
> >
> > *Fertlerin hafızaları gibi toplumlarında
> hafızaları olmalı Eğer
> > yaşadıklarınızı unutuyorsanız, hafıza kaybı
> yaşıyorsunuz demektir. Bu
> > ciddi bir hastalıktır. Ne zamandır çevrem, Atv de
> yayınlanan "hatırla
> > sevgili" dizisini izle diyor. Bende bu telkinler
> üzerine denk geldiğim
> > sürece bazı bölümlerini izledim. Gördüm ki
> bazıları "bıraktığımız
> > yerde kalmışlar".
> > *
> >
> > *Dün bizi: Devletin sivil gücü Sermayenin
> bekçileri Amerikan Uşağı
> > görenler bu diziyle birlikte bizi bir şey
> yapacaklardı belliki "
> > ispiyoncu" lugu uygun görmüşler.
> > *
> >
> > *Soygun yapıp idama gidenleri kahramanları (!)
> ülkücüleri de ispiyoncu
> > yapmışlar..
> > *
> >
> > *Cuntayla ilişkilerimiz de unutulmamış "itina" ile
> dizide işlenmiş.(!)
> > *
> >
> > *Şimdi sorulması gerekilen soru şu: Ülkenin içinde
> bulunduğu durum
> > ortada iken yer altı yer üstü zenginliklerimiz
> peşkeş çekilirken
> > Ülkenin üniter yapısı tarihin en sıkıntılı
> döneminden geçerken, niye
> > bu dizi?..
> > *
> >
> > *Ülkücüleri karalama neden?...
> > İflas etmiş Sol'a nostaljik destek neden?...
> > Sermaye Sol'a niçin ilgi duyar?...
> > Bu ilgi karşılıksız mı dır?...
> > *
> >
> > *Bir zamanlar ellerinde "Türk bayrakları" ile
> "Bağımsız Türkiye"
> > diyenlerin daha sonra ellerine "orak çekiçli
> bayrak",ve marx"engels"
> > ve "Lenin"in posterlerini almaları "halklara
> kardeşlik" sloganı ile
> > nereden nereye geldikleri unutulmamalı..
> > *
> >
> > *Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bazı"
> fraksyonların" KGB,
> > bazılarının Alman, Fransız ve İngiliz İstihbaratı
> ile çalıştığı hangi
> > örgütlerin" taşaronluk"yaptıkları anlaşılmıştır..
> > *
> >
> > *"Amerikanın Eyaleti" dedikleri "Türkiye'de!!!"
> ise bazı
> > "görevlilerin"" iç "lerinde nasıl fink attıkları,
> Marksist
> > yetiştirdiklerini anlamak için "Apo'ya"ilk sayın
> diyen "Mit Artığı"
> > Mahir Kaynak'ın eserlerine ibretle bakılmalıdır..
> > *
> >
> > *Sol sağlıklı bir şekilde kendi iç muhakemesini
> yapmalı ve tarihiyle
> > yüzleşmelidir. Yoksa: Eline silahı alıp kendini
> Devlet yerine
> > koyanların,1944 de "tabutluklarda" 12 Eylülde
> "zindanda ve
> > darağaçlarında" yok edemediği Türkiye'nin tek
> bağımsız ve bağlantısız
> > siyasi organizasyonuna karşı "sivil bir
> operasyonun alt yapı çalışması
> > olur...
> > *
> >
> > *" İspiyonculuk Türk toplumunda çok kötü bir
> şeydir. Hele
> > mahpushanelerde "i...... likten de kötüdür." Yer:
> Ankara Mamak askeri
> > ceza evi Ülkücülerin yurdun dört köşesinden
> getirilip konulduğu yer. 5
> > idamın verildiği 3'ünün Ülkücü olduğu yer.
> Karıştır - barıştır
> > modeline göre "sol" birkaç "akıncı" ve birkaç
> "hizbu tahrir" üyeleri
> > ile birlikte kalıyoruz. Yani testiyi dolduranla
> kıran aynı!...
> > *
> >
> > *Ülke çapında o yıllar da Sol ceza evlerin de
> eylem başlatıyor...
> > *
> >
> > *Bu kalemin yazarı A.blok 4.koğuşun kıdemlisi
> (sorumlusu). Eylem
> > başlayınca "idareye" çağrılır. İdareye niçin
> gidildiğini herkes bilir.
> > İdare başı çeken eylemcilerin ismini ister benden.
> Yani istedikleri
> > isimler aynı zaman da ülküdaşlarımızın
> katilleridir. Vermeyince...
> > *
> >
> > *Kendimi "hava boşluğunda" bulurum...
> > *
> >
> > *Aldığım darbelerin gördüğüm işkenceyi bir ben
> bilirim birde Allah.
> > Yediğim "falaka" sonucu ayakkabılarım ayağıma
> olmamış koğuşa
> > ayakkabılarım elimde girmiştim. Doğruca Sol'un
> bulunduğu tarafa gidip
> > "Bu hale niçin geldiğimi biliyorsunuz değil mi?"
> Dediğimde sessizlik
> > ve mahcubiyetlerini unutamam!...
> > *
> >
> > *5 dakika sonra idare kendilerinden birini
> aldıklarında nasıl
> > çözüldüklerini yaşayarak öğrenmişlerdir. Hele:
> 1984 yılında itiraf
> > yasası çıktığında arkadaşlarını nasıl
> "ispiyonladıkları" ispiyonculara
> > ayrı koğuşlar tahsis edilmek suretiyle başları dik
> bir şekilde(!) ceza
> > evi avlusunda "volta" attıklarını bugünün solcu
> adayları ağabeylerine
> > sorabilirler...
> > *
> >
> > *Birçok olaydan sorumlu örgüt liderlerinin
> örgütlerini çökerttikten
> > sonra estetik ameliyatlarla nerelere
> gönderildiklerini unutanlar
> > olabilir...
> > *
> >
> > *Mahir Çayan operasyonunda sağ kaldığı için
> ispiyoncu yaftasından
> > kurtulamayan "Ertuğrul Kürkçü'yü" unutma SOL!...
> > *
> >
> > *Dün Kapitalizme karşı mücadelede başı çekenlerin
> bu gün "Tüsiad ın"
> > yönetimiyle ödüllendiklerini unutma SOL!..
> > *
> >
> > *Bir çoğunun sermayenin elinde yazar ve tv
> programcısı olduğunu unutma
> > SOL!...
> > *
> >
> > *Dünü unutma ama birçok yönüyle Hatırla SOL!!...
> > Operasyonların parçası olma...
> > Bir defada "milli" ol SOL!...
> > *
> >
> > *Cafer YAYLAN*
=== message truncated ===
____________________________________________________________________________________
Be a better friend, newshound, and
know-it-all with Yahoo! Mobile. Try it now. http://mobile.yahoo.com/;_ylt=Ahu06i62sR8HDtDypao8Wcj9tAcJ
--
Allah"im bizleri, vatanımızı, dinimizi, teroristlerden, tarikatlardan, cemaatlerden, vatan hainlerinden, dinsizlerden, din tüccarlarından, bizleri yıkıp bölmeye çalışan tüm şer"lerden kardeşi kardeşe düşman edenlerden koru Kuran-ı Kerim"den, senin yolundan ayırma yolumuzu saptırma, senin yolunda tek kaynagımız Kuran-ı Kerim, Kuran adı altında yazılmış kendini bilmez cahillerin din düşmanlarinin uydurma tüm kitaplardan risalelerden vb. uzak tut bizleri, şer"i bize yaklaştırma, Türk"ü koru ve Yücelt yarabbim. AMİN.
e.behcet
>
21. Yüzyılın Mervanları İş Başında !
Yıllardır AB tarafından kural(!) dayatılan fakat bir türlü kendi kurallarını koyamayan Türkiye'ye 2002 yılında yine AB tarafından bir dayatmada bulunuldu. Tabi AKP Hükümeti de hemen bu dayatmayı yasalaştırdı. Her zamanki gibi... Dayatmanın bir maddesi: Kürtler'in kendi isimleri(!)ni kullanabilmeleriydi. Diğer maddeleri de "Anadilde yayın ve eğitim"di... Olmayan bir millet yaratıldığına göre, bu millet(!)e olmayan bir dil(!), dolayısıyla da o dilin ürünü olan isimler(!) yaratılabilirdi.
Bu bağlamda ülkemizin doğu ve güneydoğusunda alfabe birliğimize tamamen aykırı olmasına rağmen kimi "naylon vatandaşlar" içinde X'li, W'li harfler bulunan isimler almak için kampanya başlatmışlardı. Bu kampanyada "öncülük" görevi yapan Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, ismini "Merwan" olarak değiştirmek için mahkemeye başvurmuştu. Yani Hazreti Hüseyin'in katili "Merwan"ın ismini almak için mahkemeye başvurmuştu.
Sanki bu zamana kadar "Hüseyin" ismini zoraki taşıyormuş gibi. O Hüseyin Kalkan ki yakın zamanda Şemdinli iddianamesi sürecinde Amerikan Los Angeles TimesGazetesi'ne yapılan bir söyleşide "Abdullah Öcalan Kürt halkının lideridir" ifadesini kullanmış ve bundan dolayı hakkında 10 yıl'a kadar hapis cezası istenen bir idiianame hazırlanmıştır. Fakat hiç bir ceza almamıştır, yani söz konusu suçu sadece iddia(!) olarak kalmıştır. Yani gerçekte ne o gazeteye demeç vermiştir, ne de o ifadeyi kullanmıştır(!) birisi böyle bir iddia ortaya atmıştır(!).
Yukarıdaki; siyasette, bize göre asla olmaması gereken bir yerde bulunan bir "Mervan"dı. Bir de toplum mühendisliğine soyunup, her birinin ruhunda bir Bozkurt barınan Türk gençliğinin, önemli bir kısmını mankurtlaştıran, velhasılı kelam etki ajanlığı yapan Mervanlar var...
İşte bu Mervanlardır ki bugün milletimizin üzerinde egemen olan işbirlikçi düzenin en önemli unsurlarından olan bir kesimdir.
Bu milletin soyundan kaynaklanan özgüvenini çok büyük ölçüde kaybettiren, sömürgecilerin işbirlikçisi soyu-kanı bozuk çeşitli kesimlerin içierisindeki özellikle bu kesim, bu sefer de bu milletin "dinler arası diyalog" adı altında dininden kaynaklanan özgüvenini yıkmaya çalışıyor.
Halbuki Mehmet Emin Yurdakul da yaklaşık bir asır önce bakın ne diyordu;
"Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur!.."
İşte biz bu özgüvenle Bağımsızlık Savaşı verip yedi düveli yenmiştik !
Sömürgecilerin en büyük hedefi bizdeki bu özgüvendir, en büyük amaçları ise bizdeki bu özgüveni yıkmaktır. Çünkü bu özgüven demirden dağları bile erittirir ! Bu kesimden özel eğitimli bir kişi çıkmış, İslam tarihinde belki de bir ilki gerçekleştirerek sanki Kur'an yetersiz geliyormuş gibi o Kur'an ayetlerini onaylayıcı(!), teyit edici(!) İncil ve Tevrat ayetlerini kutsal kitabımızın içine sokuşturmuştur.
İslam inancına göre Allah'ın koruyuculuğu üzre olan Kur'an kıyamete kadar asla tahrif edilemez, hükümsüzleştirilemez. Yine o Kur'an da buyurulur ki; "Allah indinde tek din İslam'dır".
Yapılan kalkışmaya bir başka düzlemden baktığımızda bu çalışma hemen hemen tamamı Müslüman olan Türkiye'deki Türk toplumu nezdinde İncil'e ve Tevrat'a meşruiyet (geçerlilik) kazandırma çalışmasıdır. Son tahlilde bunu da misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde değerlendirebiliriz.
O zaman bu gayretkeşlik nasıl sıfatlandırılabilinir? Bunun sıfatlandırmasını İslam tarihinden yapabiliriz; 21. yüzyılın Mervanlarıdır bunlar! Ve o günkü Mervan'dan da daha cüretkardırlar. Çünkü o günkü Mervan'ın arkasında kapağını atacağı, sırtını dayayacağı bir Sam Amcası yoktu. Ama bunların var! Çağlar değişti, dünya değişti, Mervanlar da değişti... O gün Hazreti Hüseyin'i Kerbela Çölü'ne sürükleyen Mervan gibi bugünkü Mervanlar da Türk Milleti'ni yıkılışa, çözülmeye, yok oluşa sürüklemektedirler.
Herkesin sahibi var da, dayanacağı var da bir tek bu milletin bir sahibi yokmuş gibi görünüyor. Halbuki bu milletin bütün değerleri eksiksiz bir şekilde kendi içinde temayuz etmiştir. Sahibi de O'nu var eden ve dünyaya düzen versin diye gönderen Allahıdır...Aklıma bu arada ister istemez bir Kazak Türk Atasözü geliyor:
"İtin sahibi varsa *Gökbörü'nün Tanrısı var".
Ulu Önder Atatürk'ün bizi özgüvenin doruklarında yaşatan milli şairimiz Mehmet Emin Yurdakul'a da atıfta bulunduğu şu sözlerince bu Mervanlara karşı duruşumuzu belirlemek zorundayız; "Milli varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairin dediği gibi, "Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi" diyelim. Düşmanlarımıza bu gerçeği ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, idealimize, geleceğimize yan bakan her ferdi düşman kabul ettiğimiz gün, milli bütünlüğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her engeli derhal devirdiğimiz gün, gerçek kurtuluşumuza ulaşacağız. Ve sizler gibi aydın, azimli, imanlı gençler sayesinde bu kurtuluşa ulaşacağımıza emin olabiliriz."
Bugün Asil Türk Milleti Kerbela Çölü'nde bir yudum su arayan Hazreti Hüseyin gibi; yana yakıla özgürlüğünü, bağımsızlığını aramaktadır... Kaybettiklerini bulabilmesi için de her şeyden önce "özgüveni"ni -tam anlamıyla- kuşanması gerekmektedir.
*Gökbörü: Gök yeleli bozkurt
Hayriye Özgüvenir