ÇEVRECİ TERÖRÜ
KÜRESEL YALANLAR=DEZENFORMASYON
Küresel ısınma konusunda söylenen yalanlar üç ayrı bölümde incelenebilir. Bilimsel, politik ve ekonomik yalanlar. Bilimsel yalanlar incelendiğinde, lise düzeyinde fen bilimleri bilgisine sahip insanların bile anlayabileceği, ancak sanki bilim dünyası tarafından genel kabul görüyormuş gibi dile getirildiği için, kimsenin itiraz etmeye cesaret edemediği, çok basit ve komik yalanlar söylenmektedir. Matematik ile ilgilenen herkesin iyi bileceği şekilde, bir teoremde ufak bir hata yapmanız sonucunda, yanlış bir teoremin doğru veya doğru bir teoremin yanlış olduğu, örneğin "2 + 2 = 4" eşitliğinin yanlış olduğu çok kolay bir şekilde kanıtlanabilir. Bu bilimsel yalanlarda da izlenen taktik, bir takım doğru bilgilerden yola çıkılarak yanlış sonuçlara varılmasıdır; bunu yaparken sözde küçük hatalar yapmaktalar ve bir takım gerçekleri ihmal ederek görmezden gelmekteler. Gene IPCC raporunda bilimsel gerçekmiş gibi dile getirilen sonuçların tümü, gerçeklere değil birçoğu bilimsel dayanak içermeyen ve salt politik nedenlerle öne sürülen varsayımlara dayalıdır. Bu varsayımlardan herhangi birinin yanlış olması halinde, teori de teoriden çıkarılan hipotetik sonuçlar da tamamen yanlış olacaktır.
KÜRESEL YALAN 1- FOSİL YAKITLAR KÜRESEL ISINMAYA NEDEN OLMAKTALAR
İnsan yapımı CO2-CH4-N2O-CFC gibi sera gazlarının küresel düzeyde bir ısınmaya ve dolayısıyla iklim değişikliklerine neden olduğu yalanı. Bu yalan, zaten esas olarak söylenen temel yalan ve diğer bütün yalanların da dayanak noktası. İşin doğru olan kısmı, evet bu gazların emisyonları, insanların dünya üzerinde medeniyet kurmaları ve özellikle de fosil yakıt tüketimi sonucunda ve özellikle de 1950 sonrasında artmıştır ve bu gazlar gerçekten de bir sera etkisi yaratmaktadır (aslında insandan önce de var olan doğal sera etkisi sayesinde mevcut habitat var olabilmektedir; yani bu sera etkisi insan kaynaklı bir fenomen değildir; zaten var olan ve canlıların yeryüzünde yaşamı için faydalı doğal bir fenomendir). Buraya kadar olan kısmı, gerçekten de bilimseldir ve bir takım felaket kuramcıları ve geri zekalı çevreciler tarafından bu durum 1980'lerden bu yana bir küresel tehdit olarak algılanmaktadır; ancak bu sadece uçuk bir teoridir. Bu teoriye göre, biz daha fazla fosil yakıt tükettikçe, dünya kaçınılmaz, hızlı ve geri dönüşü olmayacak bir şekilde ısınacaktır.
Teorinin bilimsel ciddiyetinin olmama nedeni ise aslında son derece basittir. Evet insan yapımı sera gazları da, küresel düzeydeki ısınmaya katkıda bulunacak ajanlardır. Ama katkıları hangi düzeydedir? Asıl soru budur. İnsan yapımı sera gazlarının, dünyada bizden önce de mevcut ve doğal döngüleri ve değişimleri konusunda kısmen bilgi sahibi olmamıza karşın, tam anlamamış olduğumuz ve dolayısıyla kontrol edemediğimiz DOĞAL sera gazları içindeki yeri nedir? İnsan yapımı sera gazlarının mevcut sera gazları içindeki yüzdesi kaçtır?
Bunun cevabı bu çevreci olduğunu iddia eden manyaklar açısından maalesef üzücüdür; zira teorileri bu noktada çökmektedir. İnsan yapımı sera gazlarının dünyadaki sera gazları içindeki yeri BİNDE BİRLER düzeyindedir. Neden bu kadar az? Çok basit bir cevabı var, ama sanki bütün bilim dünyası birden bire geri zekalılaşmış gibi susuyor. Cevabı şu: dünyadaki sera gazlarının % 95'i su buharıdır. Kimse örneğin insan yapımı su buharı miktarı konusunu konuşmak bile istemiyor. Neden? Çünkü o zaman gerçek küresel ısınma ajanının su buharı olduğu ortaya çıkacak ve su buharı ile ilgili olarak yapılabilecek hiç bir şey yok. Oysa insan yapımı su buharı, miktar olarak insan yapımı CO 2 göre çok daha fazla. Örneğin basit bir fosil yakıt olan doğal gazın yakılması sonucunda elde edilen 1 molekül CO2 için 1 ile 2 molekül arası H2O gazı üretilmektedir. Örneğin metan için: CH 4 + 2 O2 à CO2 + 2 H2O.
Bu arada hem su buharı hem de karbondioksit için birçok çevresel dönüşüm ve değişim söz konusu. Ancak önemli olan konu sonuçta global düzeyde mevcut olan sera gazlarının bileşimi ki bunların % 95'i su buharı. IPCC veya sözde çevreciler eğer mümkünse bunun aksini iddia etsinler.
Yani burada esas konu şu: dünyadaki sera gazları incelendiğinde, en etkili ve en büyük miktarda bulunan sera gazı su buharı, ama her nedense bu hiç bir ortamda dile getirilmiyor. Su buharı ihmal edildiğinde, fosil yakıt tüketimi sonucu ortaya çıkan ve en büyük problem olarak görülen CO 2, önemli bir sera gazı olarak ortaya çıkıyor ve bunun insan yapımı olarak artışı, küresel ısınma için teorik bir anlam taşıyabiliyor. Ama hangi varsayımla? Su buharının varlığının tamamen (sera gazlarının % 95'ini teşkil eden) ihmal edilmesiyle . Yani bu teorinin bilimsel olarak anlam taşıması için, su buharının sera gazı etkisine sahip olmaması gerekmektedir ki, bu mümkün değil. İstediğiniz bilimsel veya yarı bilimsel kaynağı açın bakın: dünyadaki en önemli sera gazı % 95 oranında su buharıdır.
Atmosferdeki karbondioksit miktarı ise sadece % 0.038 yani on binde 4 civarındadır ve sera gazları içindeki oranı ise % 3 civarındadır ve 1750-2000 yılları arası için iddia edilen atmosferik karbondioksit artış miktarı sadece 90 ppm'dir ve bu artış yüzde olarak 250 yılda sadece % 30'dur. Yani toplam sera gazları içinde son 250 yıldaki CO2 artışının etkisi % 0.9'dur. Endüstrileşme sonucu oluşan insan kaynaklı CO2 artışının bu toplam artışın yüzde kaçını temsil ettiği belirsiz, ancak en fazla binde birler düzeyinde olduğu ise kesin. Zira insan dışı canlıların emisyonları, okyanus emisyonları ve volkan emisyonları kalem kalem hesaplanabilecek emisyonlar değil, ama önemli bir rol oynadıkları kesin.
Sonuç: İnsan kaynaklı CO2 emisyonlarının toplamının, toplam sera gazları içindeki oranı son 250 yılda binde birler düzeyindedir. Yani insanoğlu olarak dünyada bulunan sera gazlarına bütün endüstrileşmeye rağmen yapabildiğimiz katkı binde birler düzeyindedir.
KÜRESEL YALAN 2- KÜRESEL ISINMA KURAKLIĞA NEDEN OLUR
İnsanları korkutmak için kullanılan en temel yalan, küresel ısınmanın kuraklığa neden olacağıdır. Gene aynı temel taktik izleniyor ve gerçeğin büyük bir kısmı ihmal edilip, bir parçasına odaklanılıyor. Teoriye göre yeryüzündeki tatlı su kaynakları küresel ısınma sonucu azalacak. Neden? Çünkü ısınma sonucu buharlaşma artacak ve göl, baraj ve akarsu gibi yeryüzü suları hacimsel olarak azalacak. Yanlış mı? Evet yanlış, ama kurulan mantık doğru ve insanları maalesef ikna ediyor. Niye yanlış? Çünkü buharlaşma sadece tatlı su kaynaklarını değil, bütün su kaynaklarını ve esas olarak okyanusları etkileyecek ve buharlaşma tek yönlü gerçekleşemez; yani su buharlaşıp dünya dışına taşınamaz ve yok olamaz. Dolayısıyla buharlaşmanın doğal sonucu yoğunlaşma yani yağıştır.
İlkokul mezunu herkesin bildiği üzere dünyanın yaklaşık dörtte üçü su ile kaplıdır. Karalar sadece dünyanın dörtte birini kaplar. Dünyadaki su kütlesinin de yine çok büyük bir kısmı (% 97) tuzlu sudur. Dünyadaki yeraltı (% 1) ve yerüstü (% 0.025) tatlı su, havadaki su buharı (% 0.001) ve buzullar (% 2) dünyadaki su kütlesinin % 4' ünü bile oluşturmazlar. Dolayısıyla buharlaşma en çok okyanusları ve denizleri, yani tuzlu su kaynaklarını etkileyecektir. Gene küresel ısınmanın doğal sonucu olarak denizlerdeki ve okyanuslardaki suda azalma ve buharlaşmada artış ve su buharı yani havadaki nem miktarında büyük oranlarda artış olacaktır. Bu da tabi ki kaçınılmaz bir şekilde bulutlanmaya, yoğunlaşmaya ve yağışlarda artışa neden olacaktır. Tabi ki yağışların tümü karalara düşmeyecektir, ama büyük bir kısmı karalara düşmektedir. Dolayısıyla küresel ısınmanın en basit sonucu, tuzlu su kaynaklarında azalma ve tatlı su kaynaklarında ve özellikle de yeraltı su kaynaklarında artış olacaktır.
Burada yine ihmal edilen gerçek, global su kaynaklarımızın % 95'inden fazlasının tuzlu su kaynağı olduğu ve okyanuslarda bulunduğudur. Eğer okyanuslar olmasa idi ve tatlı su kaynakları, toplam su kaynaklarının büyük bir kısmını oluştursaydı, buharlaşma da doğal olarak en çok gölleri, barajları ve akarsuları etkilerdi ve bunun sonucu olarak tatlı su miktarında azalma ve tuzlu su miktarında artış yaşanabilirdi. Ama okyanuslar var ve dünyadaki su kaynaklarının yüzde 97'sini oluşturuyorlar. İşte burada da ihmal edilen gerçek dünyada bulunan suyun büyük bir kısmının tuzlu su içeren okyanuslarda bulunduğudur.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'nin kuraklığa mahkum kalacağı iddiası ne kadar mantıklı acaba? Yüzey alanı neredeyse Türkiye'nin yüzölçümüne yakın bir deniz kütlesi ile çevrili olan Türkiye'ye bu denizlerden buharlaşan kütleler yağış olarak düşmeyecek bu durumda. Peki o zaman yağışları Türkiye almayacaksa kim alacak ve nasıl alacak?
Sonuç: Kuraklığın olması için yağış miktarlarında azalma olması gerekli; bunun içinde sırasıyla yoğunlaşmanın, bulutlanmanın, havadaki nemin ve buharlaşmanın azalması gerekli. Oysa teorik küresel ısınmanın sonucu doğal olarak daha çok buharlaşmadır.
KÜRESEL YALAN 3-KÜRESEL ISINMA SU DÜZEYLERİNDE YÜKSELMEYE NEDEN OLUR
Yine aynı taktik. Buzullar eriyecek ve deniz yükseklikleri artacak ve şehirler su altında kalacak palavrası. Evet küresel ısınma olsa, bunun sonucu olarak dünyada bulunan buzullarda bir azalma görülecektir. Bu da doğal olarak en son buzul devrinde görüldüğü düşünülen şekilde, büyük bir su artışına ve deniz yükselmelerine neden olabilirdi ama olmuyor. Neden?
Birçok nedeni olmakla birlikte, herşeyden önce biz buzul devrinde değiliz; buzulların miktarı (% 2) ihmal edilebilecek düzeyde az. Dünyanın yarısı buzullar ile kaplı olsaydı, tabi ki bu tip bir etki görülebilirdi, ama buzullar kütlesel olarak sadece güney ve kuzey kutup bölgeleri ve yüksek dağlarla sınırlı.
İkinci en önemli neden, küresel ısınma sonucu denizlerde ve okyanuslarda buharlaşmada büyük miktarda artış olacağıdır ve bunun sonucu olarak karalara düşecek ve yeraltı ve yeryüzü su kaynakları olarak kalacak suyun miktarının artması ve havadaki su buharının artışı, denizlerdeki su miktarının azalmasına yok açacaktır.
Yani esas olarak muhtemel bir küresel ısınmanın sonucu, deniz yüksekliklerinde artma değil, azalmadır. Yine burada ihmal edilen konu, okyanuslardaki buharlaşmanın etkileridir. Biz su kütlesinin yüzde ikisini teşkil eden buzullara ne olduğu ile ilgilenirken, yüzde doksan yedisini oluşturan okyanuslarda ne olduğu ile ilgilenmiyoruz ve bu konuyu ihmal ediyoruz.
Evet kuzey kutup bölgesinde son senelerde buzul erimesi görülüyor (ama bu zaten binlerce yıldır var olan normal doğal bir proses) ama öte yandan güney kutup bölgesinde ise giderek artan bir buzullaşma rapor ediliyor. Burada küresel bir ısınmadan bahsedilirken, sadece kuzey kutup bölgesine odaklanılıyor ve güney kutup bölgesi ihmal ediliyor. Bu yetmezmiş gibi sanki dünyadaki global su kütlesinin çok büyük bir kısmını teşkil ediyormuş gibi sadece buzullara odaklanılıyor ve %97'yi oluşturan okyanuslar ihmal ediliyor.
Sonuç: Madem küresel ısınma artık neredeyse geri dönüşü olmaz bir şekilde dünyayı etkiliyor ve en büyük sonuçlarından biri de deniz düzeylerinde yükselme, size soruyorum Türkiye'deki Ege-Marmara-Karadeniz gibi denizlerdeki çekilmeyi nasıl açıklıyorsunuz?
KÜRESEL YALAN 4-FOSİL YAKITLAR TÜKENİYOR
Fosil yakıtlar maalesef tükenmiyor (şahsen fosil yakıtı çevreyle dost bir enerji kaynağı olarak görmüyorum ve aslında tek gerçek enerji kaynağı olan güneş enerjisi kökenli enerji sistemlerinin geliştirilmesi için kaynak ayrılması taraftarıyım). Fosil yakıtlar kullanılmaya başlandığında ve öncesinde, bunu öngören derin güçler (özellikle İngiltere ve ABD), en kolay fosil yakıt çıkarılabilen ve sömürge şeklinde kullanılabilecek olan Orta Doğu bölgesine, askeri-siyasi-ekonomik olarak saldırıya geçmişler ve 1980'lere kadar da hiç bir rekabet, problem veya engelle karşılaşmadan enerji tekellerini korumuşlar. Ancak teknolojinin ilerlemesi, fosil yakıt üretmeyen ülkelerin uyanması, Orta Doğu bölgesinde hakimiyetin zorlaşması, fosil yakıt ve enerji sektöründe rekabetin artması, dünyanın her yerinde fosil yakıt bulunduğunun artık halklar tarafından bile bilinmesi sonucu, mevcut enerji tekelleri pozisyonlarını koruyamaz hale geldiler. Artık dört kıtada ve okyanuslarda petrol çıkıyor. Petrol üreten ülke sayısında büyük bir artış var. Petrol rezervleri giderek artıyor. Enerji tekellerinin karlılıkları düşüyordu ve önlem almaları gerekiyordu . Ne yaptılar?
1999 yılında varil fiyatı 10 USD olan petrol fiyatları 2007 yılında 75 USD'a çıktı. Nasıl?
1-Ham petrol üretimini sınırlandıramazsanız, ne yapıyorsunuz? Yeni rafineri kurmazsınız, mevcut rafinerileri kapatır veya düşük kapasite ile çalıştırırsınız ve piyasaya daha az petrol ürünü verirsiniz, yani hammaddeyi kısamadığınıza göre, işlenmiş ürün arzını azaltırsınız ki fiyat artsın.
2-Talebi arttırmanız lazım, ama dünya ekonomisi büyümüyor. Ne yaparsınız? Nüfus planlamasına global düzey engel olmak üzere, son 30-40 yılda geri kalmış ve nüfus artışı sorunu yaşanan ülkelere gerici politikalar izleyecek hükümetler kurarsınız. Bakınız: Türkiye 1970'lerde 40 milyon idi bugün 75 milyon. Hatırlayın 1970'lerde dünyanın en büyük problemlerinden biri nüfus artışı idi ve çözümlenmesi zorunlu idi. Çevresel problemlerin asıl kaynağı da, aslında basit bir şekilde insan türünün sınırsız bir şekilde üremesidir, çünkü diğer türlerin üremesi çok çeşitli doğal mekanizmalar ile sınırlandırılmıştır, ama insan türü, hem tıp sayesinde hem de dünya kaynaklarını istediği gibi kullanabildiği için, herhangi bir sınır değere bağlı olmadan artmaktadır. Peki 1980 sonrasında nüfus planlaması kelimelerini duydunuz mu? Hayır.
3-Madem talep yeterince artmıyor. Ülkelerin elinde bulunan stokları arttırmaya çalışırsınız. Nasıl?
A-fosil yakıtlar tükeniyor söylentisi ile sanal bir kriz yaratarak ve enerji piyasasını manipüle ederek
B-fosil yakıt tüketiminin sınırlandırılması için baskılar yaratarak ve yine kriz yaratarak, ülkelerin fosil yakıt taleplerini ve stoklarını arttırarak.
Dikkat ederseniz fosil yakıtların tükendiği söylentilerini yayanlarla fosil yakıtların küresel ısınmaya yol açtığı propagandasını yapanlar aynı çevreler ve dikkatinizi çekmek istediğim ikinci nokta da şu: bu çevreler sözüm ona çevreci gruplar ve büyük petrol şirketlerinden bağımsızlar ve hatta petrol şirketleri ile politik kavgaları var. Ama her nedense bu çevrelerin palazlanmaları petrol şirketlerinin karlılıklarının artması ile paralelliğe sahip. Ve gene her nasılsa bu çevreler propagandalarını güçlendirdikçe, petrol şirketleri daha da güçleniyor ve petrol fiyatları daha da artıyor. 1970'li yıllardaki OPEC kaynaklı petrol krizini düşünün ve bugünün fiyatları ile kıyaslayın. İnsanlar olarak nasıl bir politik ve ekonomik saldırı ile karşı karşıya kaldığımızı anlıyor musunuz?
4-Savaş çıkarırsınız. En büyük petrol üreticisini petrol üretemez hale getirir ve Irak'ı Türkiye'den petrol alır hale getirirsiniz.
Ayrıca fosil yakıt tüketimine karşı olanların fosil yakıtların tükenmesi endişesi taşıması ne kadar mantıklı olabilir. Gerçekten de fosil yakıtlar tükeniyorsa, küresel ısınma eylemcileri bu durumdan mutluluk duymalı idiler. Oysa tam aksine fosil yakıtlar tükeniyor diye panik yaratmaya çalışıyorlar? Niye? Amaç suni bir enerji krizinin yaratılması. Bakınız: Türkiye
KÜRESEL YALAN 5-BM İLE ABD ARASINDAKİ KÜRESEL ISINMA KONUSUNDAKİ ANLAŞMAZLIKLAR VAR VE ABD HÜKÜMETİ KÜRESEL ISINMA KURAMCILARINA KARŞI POLİTİKA YAPIYOR
BM Filistin'de bombalanıyor ve çalışanları ölüyor; BM'den İsrail'i kınama kararı bile çıkamıyor. ABD BM'den bağımsız bir şekilde Afganistan'a ve Irak'a giriyor ve BM ABD'ye karşı kesinlikle en ufak bir yaptırımda bulunmuyor ve bunca zaman geçmesine ve bunca insan ölmesine ve Irak'ın bağımsızlığının tamamen ortadan kalkmasına ve İsrail ve ABD'nin savaş suçu işleyerek soykırım gerçekleştirmelerine rağmen, hala BM hiçbir şey yapmıyor. Ama aynı BM, ABD yönetimine rağmen ve ABD yönetiminden bağımsız bir şekilde, küresel ısınma karşıtı politikalar üretiyor, kararlar alıyor ve hatta ABD'ye dahi dayatmalarda bulunuyor. Ne garip bir çelişki? İnsanların bunu yutmasını ve IPCC komisyonunun ABD'den bağımsız bir organ olduğuna inanmamızı bekliyorlar. IPCC'ye destek verenlere bakın: hepsi İngiltere ve ABD kökenli kuruluşlar. ABD, BM'ye yüzde yüz hakim olmasına rağmen, hiç istemediği küresel ısınma kararlarının çıkmasına engel olamıyor. Acze bakın. Öte yandan BM'nin kuruluş nedeni olan dünya genelinde barışın sağlanması ve ülkelerin II. Dünya Savaşı sonrasında diğer ülkelere tecavüz etmemesi konusunda, BM hiç bir şey yapamıyor İsrail ve ABD'ye karşı.
KÜRESEL YALAN 6-KÜRESEL ISINMA VAR
Küresel düzeyde bir ısınmanın olup olmadığı belli değil. Neden?
1-Verilerin en azından binlerce yıllık olması lazım. Eldeki veriler en fazla 50-100 yıllık ve çoğu global değil. Projeksiyonlarla tahmini olarak elde edilen veriler, sanki ölçülmüş verilermiş gibi veriliyor. Oysa bu verilerin güvenilirliği söz konusu değil. Yine global olmayan veriler, salt bölgesel hikayeler ile doğrulanıyor ki, bu son derece komik bir yöntem ve bilimsel olarak kabul edilmesi imkansız. Gene buzullardan elde edilen veriler, global veriler gibi sunuluyor ki, tabi ki bunlar da bilimsel olarak anlamlı değil.
2-Dünya iklimi asla stabil değil ve hiç bir zaman da değildi. Bu değişkenliğin kökeni veya nedeni insanoğlu değil; zira insanoğlunun gücü, doğanın ve evrenin yanında ihmal edilecek düzeylerde. Bilindiği veya bilimsel olarak kabul edildiği kadarıyla, dünyanın ısınma ve soğuma periyotları var. Ayrıca küresel toptan bir ısınma veya soğuma söz konusu değil. Bir bölgede ısınma olurken, diğer bölgelerde soğuma oluyor.
3-İklim değişikliği bir anomali değil tam aksine norm. Zira son yüzyıl gibi kısa bir zaman dilimi incelendiğinde bile, tek tek her bölgede 10-20 yıllık sürelerle iklim değişiklikleri olduğu çok bariz bir şekilde görülebiliyor. Bu iklim değişiklikleri arasında paralellikler yok, genel bir gidişat yok. Kendiliğinden gerçekleşen iklim değişiklikleri son derece normal.
4-Küresel iklim, büyük oranda solar değişikliklere bağlı ve hem bilgi düzeyinde, hem de kontrol düzeyinde, bu konuda insanoğlu olarak pek ileri değiliz. Son dönemdeki ısınma sadece dünyada değil, tüm güneş sistemi gezegenlerinde görülüyor. Dünyanın küresel sıcaklığında en önemli ve aslında tek etken doğal olarak güneş, ama biz güneşi görmezden gelip, insanoğlunu evrenin hakimi yapıyoruz (şizofren bir yaklaşım bu, ama evreni yaratan tanrıların çocukları olduğumuz iddiasında olan tek tanrılı dinler açısından (bakınız: tevrat-yaratılış=genesis) sorun teşkil etmiyor ve doğal olarak onlara inananlar bu saçmalığa da inanıyorlar).
KÜRESEL YALAN 7-KÜRESEL ISINMA İNSAN KAYNAKLI
Sözde tarafsız IPCC komisyonunun elde ettiği verilere dayanılarak, bu konuda söylenecek hiçbir şey yok. Zira 1940'lara kadar görülen 100-150 yıllık küresel ısınma da, 1940'lardan sonraki 40 yıllık küresel soğuma da, bu teori ile çatışıyor. Fosil yakıt tüketiminin çok sınırlı olduğu 1850-1940 arası küresel ısınmanın insan etkisi ile olduğunu iddia etmek mümkün değil. Bu durumda başka bir neden olmalı. Yine 1940-1975 döneminde küresel soğuma olması da, nedenin insan kaynaklı sera gazı emisyonu olmadığını doğruluyor. Bunun dışında da geçmişe dönük endüstrileşme öncesi tahmini CO 2 değerleri incelendiğinde, bu değerlerin belirgin bir eğilim olmaksızın değişmekte olduğu görülüyor. 1980-2000 yılları arasında ise dünyada ekonomik durgunluk olmasına karşın son yüzyılın en sıcak değerleri elde edilmiş.
Sonuç: Herhangi bir dönem için küresel sıcaklık değişiklikleri ile endüstrileşme arasında herhangi bir korelasyon yok.
PEKİ KÜRESEL ISINMA YALANI NE İŞE YARIYOR?
1-TERÖR SALDIRISI-insanlar sürekli olarak ve global düzeyde bir teröre maruz bırakılıyor. Bombalama eylemlerini gerçekleştirenler, bu eylemleri ne amaçla gerçekleştiriyorlarsa, aynı nedenlerden dolayı çevreci adı altındaki istihbarat operasyonları, bu çevreci terörünü insanların üzerine salıyorlar. Terör bahanesi ile insanların bireysel özgürlükleri kısıtlanıyor. İnsanlar politika üretemiyor ve haklarını savunamıyorlar. Sistem insanları köleleştiriyor. Terör, ister bombalama eylemi olsun, ister çevreci terör olsun, aynı amaca hizmet ediyor. İnsanların düşünme, ifade, yaşama, politika yapma, çözüm üretme vs. özgürlüklerini sınırlandırıyor.
2-YENİ BİR PAZAR-Kapitalist, tekelci, anti-liberal ekonomik sistem, mevcut haliyle çökmeye mahkum ve çöküşünü geciktirmeye çalışıyor. Sorun herkesin pazarlamacı olduğu ve herkesin yavaş yavaş sömürülen değil sömüren olmaya çalıştığı bir sömürü sisteminin devamının sağlanması ve bu aslında imkansız; zira herkesin sömürdüğü bir sistemde sömürülen kalmaz. Bunun devamı için gereksiz tüketimin pompalanması lazım ki, küresel ısınma yalanı kendi başına inanılmaz bir tüketim pazarı oluşturuyor. Daha iyi, daha kaliteli, daha dayanıklı tüketim maddeleri yerine, sözde daha çevreci tüketim maddeleri piyasaya sürülüyor ve bu şekilde sistem sömürülecek yeni bir pazar buluyor: çevreciler ve ÇEVRECİ ÜRÜNLER PAZARI.
Aslında çevreye verdiğimiz zararın iki nedeni var.
A-NÜFUS ARTIŞI
B-KİŞİ BAŞINA DÜŞEN KAYNAK KULLANIM MİKTARININ ARTMASI.
Ama sistem ikisini de teşvik ediyor. Daha kaliteli ve uzun ömürlü ürünler yerine, daha kalitesiz ve dayanıksız ürünlerin üretilmesi, daha çevreci ürünlerin üretilmesi ve hatta bireylere dayatılması, sadece gereksiz tüketimi teşvik ediyor. Bu durum çevreye daha çok zarar veriyor, ama sistemin devamını sağlıyor.
3-REKABETİ YOK EDİYOR-Çevreci terörünün bir başka etkisi, üçüncü dünya ülkelerinden, yani fakir güney ülkelerinden gelecek rekabeti dizginlemeye yarıyor. Sistem hali hazırda egemen olan tekeller arası kaynak paylaşımı mücadelesini bile kaldıramazken, G8 dışı ülkelerden gelecek rekabeti asla kabul etmek istemiyor ve bu ülkelere hem enerjiyi çok daha yüksek fiyata pazarlıyor, hem de onların üretimini ve ihracatını sınırlandırıyor. Bu şekilde üçüncü dünya ülkelerinin global kaynak tüketiminin azaltılması planlanıyor. Zaten 21. yüzyılda öngörülen kuzey güney savaşı; yani zengin kuzey ülkeleri (G8) ile fakir güney ülkeleri arasındaki kaynak kullanım savaşı, ekonomik düzeyde (tarım ve sanayi ürünleri üretimi ve ihracatı konusunda) ÇEVRECİ VE KÜRESELCİ TİCARET DAYATMALARI ile zengin ülkelerdeki tekellerin çıkarına gerçekleşiyor.
4-ENERJİ FİYATLARI VURGUNU-En basitinden enerji krizi yaratarak, enerji fiyatlarını istedikleri gibi ve rekabet ortamından etkilenmeden ve rekabeti büyük oranda sınırlandırarak, arttırıyorlar. Dünya piyasalarının giderek artan oranda tekelleşmesi, Türkiye gibi üçüncü dünya ülkelerinin herşeylerinin ellerinden alınması, Rusya'nın tamamen tükenmiş olmasına karşın salt enerji piyasasındaki vurgundan yararlanıp enerji tekeli kurarak yeniden dirilişi, enerji piyasalarında gerçekleşen inanılmaz kar oranları sonucunda elde edilen vurgun karının global düzeydeki sonuçlarıdır. Irak'tan sonra İran'ın da işgalinin hedeflenmesinin asıl nedeni, yarı bağımsız en büyük petrol üreticilerinin enerji piyasası açısından rekabet oluşturmasının engellenmesidir. Zaten son 30-40 yıla bakarsanız, bu ülkeler yıllardır ya savaşıyorlar, ya da ambargo altındalar.
PEKİ YAŞADIĞIMIZ LOKAL-BÖLGESEL KURAKLIK VE İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ NEDEN OLUYOR?
Çok basit: Artık ve son 30-40 senedir sistem ve en azından G8, dünya iklimi ile oynama lüksüne sahip. Dolayısıyla istediği yere yağmur yağdırıp, istediği yerde kasırga (örn: zengin Florida'yı vuracak Katrina kasırgası fakir New Orleans'ı vuruyor) oluşturabiliyor. Ve istediği yerde kuraklık olmasını sağlayabiliyor ve bunun doğal sonucu olarak da, doğal iklim ile bu kadar oynandığında, bölgesel iklim değişiklikleri kaçınılmaz oluyor. ÖNEMLİ OLAN KONU, İKLİMİN İNSAN ELİYLE KONTROL EDİLMESİNE ENGEL OLACAK BİR MEKANİZMA OLMAMASI, çünkü herşeyden önce bu konu bilimsel bir platformda tartışılmıyor, bilimsel yayınlarda yer almıyor, bilim adamları konu ile ilgili çalışmaların olduğunu bile açıklamıyorlar. Konu zaten yok varsayıldığından, politik platformlarda hiç yer bulmuyor ve bunun sonucu olarak biz de salak salak daha az su ve elektrik kullanarak iklim değişikliklerinin önlenebileceğine inanıyoruz. Bu konuda düşünmek, araştırma yapmak, düşüncelerini ifade etmek, politika üretmek yasaklanıyor. Avrupa'da şu anda bireylere büyük vergiler getiriliyor. İnsanlara hatta küçücük çocuklara çevreci terörü işkencesi yapılıyor (bu sübyancılıktan çok daha büyük bir tehdit çocuklar için-öcülerle büyüyen anne ve babalarınızın ve onların büyüklerinin psikolojik analizini yaparsanız daha iyi anlarsınız) ve medeni dünya bunu teşvik ediyor. İnsanlara çevreci diye yeni ürünler pazarlanıyor ve bunların tüketimi teşvik ediliyor. Bu arada çevre tabi ki daha da kirleniyor ama kime ne?
Kimseye yeni bir çevresel yapılanma-türlerin üremelerinin desteklenmesi -dünyanın global düzeyde yeniden ormanlaştırılması-ciddi bir şekilde özellikle fakir ülkelerde nüfus planlaması yapılması için eğitim ve teşvik amacıyla kaynakların ayrılması -bireylerin refahı, sağlığı, çevrenin korunması için bilimsel araştırılmalara kaynak ayrılması-gerçek çevre dostu enerji sistemlerinin geliştirilmesi gibi önlemler önerilmiyor.
Aksine bireylere yeni vergiler, yeni yaptırım ve cezalar , nükleer enerji gibi ekonomik ve çevresel açıdan tehlikeli alternatifler, tarımsal ve sanayi üretiminin sınırlandırılması, daha fazla işsizlik ve daha az kaynak kullanımı öneriliyor.
Size önerilen, ÇEVRE için ÇEVRE adına ÇEVREYİ daha çok kirletecek ve sizin özgürlüklerinizi daha da sınırlandıracak bir ekonomik-siyasi sistemi desteklemeniz.
BEN BUNA ÇEVRECİ TERÖRÜ DİYORUM. Bu politikaların aktörü olan herkes, yani bu sözde çevreciler, bilinçli veya bilinçsiz olarak (insanların bilinçsiz olmaları onları suçsuz yapmaz; zira bomba eylemcilerinin çoğu da aynı şekilde bilinçsiz idi) teröristtir ve insanlık adına durdurulmaları gereklidir, çünkü yaptıkları fiilen terördür. Ancak maalesef insanlığın veya insanların (yani bireylerin) politika oluşturma konusunda herhangi bir erkleri yok. Yapılabilecek tek şey, bireylerin yaşadıkları dünyayı ve sözde gerçekleri sorgulamasının sağlanması ve uyandırılmalarıdır. Ben de yazdıklarımla elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Herkese günaydın!
DİPNOT: Çok önemli olduğu için bilgi sahibi olmayanlar açısından TERÖRİZMİN amacı, insan öldürmek, bombalama eylemi yapmak veya binaları yıkmak vs değil, toplumlarda korku uyandırmak, insanları bu şekilde etkilemek ve baskı altına almaktır. Yine lanse edildiği şekilde terör bireysel veya siyasi grupların kullandığı bir araç değil, devletlerin ve onların istihbarat kuruluşlarının kullandığı bir araçtır. Terörün hedef kitlesi insanlardır ve genel olarak toplumlardır. Terörü uygulayan bilinçli (istihbaratçılar) veya bilinçsiz (idealist dogmalara inanan ve kullanılan) bireylerdir. Ama terörü kullanan, devletleri ve asıl olarak sistemi yöneten güçlerdir. Gerçek savaş, insanlar ile insanları besi hayvanı gibi gören sistem arasındadır.