ÇGD’yi en iyi bilen, bu derneğe en çok emek vermiş insanlardan biri olduğundan, son 4 aydır yaşadıklarımızı seninle de paylaşmak ve fikirlerini almak istedim. Bu yüzden yazıyorum bu maili.
Biz İstanbul’da basın özgürlüğü mücadelesi yürüten farklı kurumlardan bir grup gazeteci, kurumsallaşmamızın bu mücadeleyi daha etkili ve sürekli kılacağını, bir adım öteye taşıyacağını düşünerek ÇGD İstanbul’da örgütlenmek istedik. ÇGD İstanbul’u herkesi kapsayabileceği için (sigortasız çalışanlar, ana akım çalışanları vb.) tercih ettik ve tüm gazetecilere, bu önerimizi birlikte değerlendirmek için bundan 4 ay önce çağrı yaptık.
Bu öneri insanları heyecanlandırdı, ilk toplantıya farklı çevrelerden 40’ı aşkın gazeteci katıldı. Bu toplantıda yaklaşık 30 üyelik formu dolduruldu. Genel merkezden de biri vardı toplantımızda. Bu kişiye formlarımızı teslim ettik. Bu kişi, genel merkez olarak bizim bu girişimimizden heyecan duyduklarını, 6 yıldır kapalı olan şubeyi aktif hale getirerek yeniden örgütleme fikrimizi desteklediklerini dile getirdi. Bir mail grubu kurduk, bu genel merkez temsilcisini de gruba üye yaptık. Daha sonra toplantılarımıza düzenli şekilde devam ettik, farklı kurumlardan yeni arkadaşlarımızın aramıza katılımını sağladık.
Daha sonra bildiğin gibi DHKP-C adı altında baskınlar oldu. 5’i Yürüyüş çevresinden, 1’i Yurt gazetesinden 6 gazeteci daha tutuklandı. Yürüyüş dergisi kullanılamaz hale getirildi, yıkıldı döküldü, fotoğraf arşivine, makinelere, ses kayıt cihazlarına el konuldu. Biz de Perşembe günü yaptığımız rutin toplantımızda acil bir şeyler yapmalıyız dedik. KCK Basın davası da yaklaşıyordu. Cumartesi günü Yürüyüş dergisi önünde basın açıklaması, dergiyi ziyaret ve ardından Sami Menteş için Taksim’de Yurt gazetesi çalışanlarının düzenlediği eyleme katılma kararı aldık. KCK Basın davası öncesinde de Taksim’de yürüyüş yapmayı ve bildiri yazıp imzaya açmayı kararlaştırdık.
Bir arkadaşımıza görev verdik, ÇGD İstanbul Şubesi’nin halen resmi başkanı olan Hakan Gülseven’le görüşecek ve tüm bu eylemleri ÇGD İstanbul adıyla yapıp yapamayacağımızı soracaktı. Arkadaşımız sordu Hakan beye, sakıncası yok cevabını aldı. Biz de bunun üzerine yalnızca iki günümüz olduğu için ivedi şekilde bir basın duyurusu yaptık ve ÇGD İstanbul olarak Yürüyüş’e destek ziyareti yapacağımızı duyurduk.
Ancak birden bire beklemediğimiz bir tavırla karşılaştık. ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, ÇGD İstanbul ismini kullanamayacağımızı söyledi. Ardından mail grubuna, genel merkez yöneticisinden zehir zemberek bir mail geldi. Mailde, ÇGD ile kurumsal ilişkisi olmayan birilerinin (ki biz aylar önce vermiştik üyelik formlarımızı, işleme konmamış) ÇGD adına açıklama yapamayacağı, Hakan’ın bu konuda söz sahibi olmadığı, Genel merkezin İstanbul’daki bu girişime güvenini yitirdiği ve İstanbul ÇGD’yi “askıya aldığı” belirtiliyordu.
Ahmet Abakay’a bir mail attım, genel merkeze değil de Hakan’a sorarak hata yapmış olsak bile (ki Hakan’ın genel merkeze sorması gerekirdi) gösterdikleri tepkinin çok sert olduğunu, İstanbul’da uzun zaman sonra güzel bir birlikteliğin oluştuğunu, buna zarar vermeye haklarının olmadığını söyledim. Abakay, verdiği cevapta, bizi fırsatçılıkla (ÇGD’nin İstanbul’da örgütlenmesinin olmadığından faydalanıp fırsatçılık yapıyormuşuz!), art niyetli olmakla, 35 yıllık ÇGD’nin ilkelerini çiğnemekle suçladı.
Biz bu tepki üzerine Yürüyüş dergisi ziyaretini de, KCK Basın davası öncesi Taksim’de 300 küsur kişiyle yaptığımız eylemi de “gazeteciler” olarak yaptık, hiçbir isim kullanmadık. Aldığımız tüm kararları uyguladık. Sonrasında da genel merkezle görüşmek istediğimizi, sorunlarımızı karşılıklı konuşarak aşmak arzusunda olduğumuzu dile getirdik, sürekli alttan aldık. Ancak her seferinde olumsuz yanıtla karşılaştık. Genel merkez, görüşme isteklerimizi bile geri çevirdi, ÇGD İstanbul meselesini tamamen kapattıklarını, Diyarbakır’da da benzer bir talep olduğunu, ona da izin vermediklerini, gazetemiz yazarı Nazım Alpman’ı İstanbul ÇGD temsilcisi yaptıklarını, artık görüşmemizi gerektirecek bir konunun olmadığını söylediler. Örgütlenme hakkımızı engellediler, aylar önce verdiğimiz üyelik başvurularımızı işleme koymadılar ve bize eli yüzü düzgün bir açıklama yapma gereği dahi duymadılar. Bazen bize karşı saygısızlığa kadar varan bir üslup kullandılar.
Biz şimdi ÇGD’de örgütlenme hakkı gasp edilmiş gazeteciler olarak genel merkezin bu tavrını kamuoyuna deşifre etmeyi düşünüyoruz. Gazetecilerin bu kadar örgütsüz olduğu ve bu nedenle basına yönelik saldırıların bu denli yoğunlaştığı bir dönemde ÇGD Genel Merkez’in bu tavrına anlam verebilmek mümkün değil. Biz açıkçası ÇGD İstanbul’da örgütlenelim, 6 yıldır kapalı olan şubeyi basın özgürlüğü mücadelesinde başı çeken aktif bir kurum haline getirelim diye düşündüğümüzde, hiç böyle bir tavırla karşılaşacağımızı tahmin etmemiştik. Ama ne yazık ki böyle oldu.
Bilmen gerektiğini düşündüm. Ayrıca bu yaşadıklarımızla ilgili ne düşündüğünü merak ediyorum, benimle paylaşırsan çok sevinirim,
Sevgiler
Sevgim
BirGün muhabiri