Groups
Groups
Sign in
Groups
Groups
cekirdeksanat
Conversations
About
Send feedback
Help
Kültür emperyalizminin truva atı
9 views
Skip to first unread message
Tuncay Takmaz [Çekirdek Sanat]
unread,
Sep 15, 2009, 2:03:38 PM
9/15/09
Reply to author
Sign in to reply to author
Forward
Sign in to forward
Delete
You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to cekirde...@googlegroups.com, ceki...@googlegroups.com
Sevgili Defter, Arşivden bir yazı daha... Elimde Türkiye'nin en geniş Bienal tartışmaları dosyası var
yakında tümü kitap olacak..1. Beğenal'dan itibaren... Sevgili
İbrahim Çiftçioğlu
'nun Evrensel
Gazetesi'ndeki yazısı ... tarih; 2003
sevgiyle
tuncay takmaz
Kültür emperyalizminin truva atı
İbrahim Çiftçioğlu
8. İstanbul Sanat Bienali bitti. Değişik mekanlarda 42 ülkeden, 85 sanatçının İşler�i sergilendi. Lütfen birileri açıklasın ya da kendi kendinize sorunuz: Bu bienalin hayat ve gerçek ile ilişkisi ve karşı tutumu nedir? Bilen, anlayan, gören, duyumsayan ve içselleştiren var mı? Varsa hangi bakış açısıyla ve hangi gerekçelerle..
Bienalin ana teması olan �Şiirsel Adalet� kavramını tartışmaya gerek bile görmüyorum. Dan Comeron�un açıklamalarındaki tutarsızlıklarına holding kalemşörleri gibi �iyi� niyetlerle aklama açıklamaları yapmak aklımızdan dahi geçmez. �Ya bizden yanasınızdır, ya da düşmandan� diyen ABD emperyalistlerinin terör bahanesi ile Afganistan�a, Irak�a girerken, savaşlar çıkarırken, dünyanın dört bir yanında karmaşalar, huzursuzluklar yaratıp terör estirirken kullandıkları sloganları hatırladığınızda �şiirsel adalet� gibi bir kavramla bienal teması oluşturmayı düşünmek, ileri sürmek � talihsizlik� ötesinde iğrenç bir bulantıya neden oluyor.
İstanbul Bienalini, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı düzenliyor. Açmazlar içerisinde bir kurum. Senelerce vakıf yöneticiliği yapmış bir hanımefendi kurumdan ayrıldığında bienale alternatif bir sergi düzenliyor ve yıllarca bienalde resim sergilenmesini önlerken düzenlediği sergi resimlerden oluşuyor. �Bu ne yaman çelişki anne?�
Neyse.. İstanbul Bienali küratörlerini bir önceki küratörler belirliyor. Bir önceki küratör kim? Yeni seçilenin bir benzeri. Almanya�dan, Japonya�dan, ABD�den vs.. Hık demiş birbirlerinin burnundan düşmüşler. Bunu sağlayan ve gerçekleştiren İstanbul Kültür Sanat Vakfı�dır. Bu tavrın �sanatta ve kültürde küreselleşme� ile ilgisi sorgulanmalıdır.
Bakınız ülkemizin anlı-şanlı küratörlerinden Beral Madra açık seçik �New York�tan gelen küratör... Özel sektörün yatırımıyla ayakta duran New York Sanat Sistemi, küresel sanat etkinliklerinin ölçüt belirleme merkezi olmayı sürdürüyor� diyor. (7 Ekim 2003, Radikal) Teşbihte hata olmasın ama bunun bir anlamda ekonomiyi kurtarmak için uluslararası emperyalist kurumlardan, IMF�den medet ummaktan ne farkı var? Ve halkımızın deyimi ile İstanbul Kültür Sanat Vakfı �el şeyi ile gerdeğe girmeye� çalışıyor dersek çok mu kaba kaçar?
Diyarbakır nerede?
İstanbul Bienali emperyalist kültür kuşatmasının truva atıdır. Küratörler gittikleri ülkeyi, daha doğrusu ülkemizi ve değerlerimizi tanımamaktadır. (Diyarbakır nerededir? Mistır Dan Comeron?) Burda kendisine yardımcı olan 2. sınıf �küratörler� ise onların silik bir kopyasıdır zaten. Dan Cameron�la yapılmış bütün ropörtajlara bakınız, �beklenti�lere uyan cevaplar vermesine karşın bildiğindende şaşmamaktadır. Kendi gündemini bienalin gündemi olarak dayatıyor. Bunun evrensellikle, evrensel bir gündemle ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Olan sadece halkımızın deyimi ile �muzum hıyardır, yesende bir, yemesende..� demektedir. Sanırsınız, ulusal gururunuzu çiğneyen bir sömürge valisi.
Geçmişimizi bilmez, varolan durumumuzu bilmez, geleceğe bakan tavrımızı ve önermelerimizi bilmez, sanatçılarımızı bilmez (seçilen sanatçılarda alaturka ilişkilerle önerilenlerdir ve doğal olarak yasak savma babından kabul görür..) Ama kendi gündemlerini ve anlayışlarını dayatırlar. Kültürel alanda emperyalist alandaki saldırıdan soyutlayamazsınız. Soyutlamaya kalkışırsanız, sağlıklı bir karşı duruş gösteremezsiniz büyük tekellerin gazete, televizyon ve diğer kurumları ve adamlarıyla size bir truva atı olarak yedirirler.
Türkiye�de sanat yok mu?
İstanbul Bienali tek merkezlidir. Seçilen sanatçıların şu kadar ülkeden şu kadar sanatçı olması hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Bir Türk sanat müziğinin çok sayıda müzik aleti ile seslendirilmesinin onun çok sesli bir müzik olmasına yetmediği gibi...
3. Dünya ülkelerinden seçilen sanatçılara bile baktığımızda bunu görürsünüz. En azından ya ABD, İngiltere gibi ülkelerde eğitim tezgahından geçmişlerdir. Geçmişlerdir ya da orda yaşamaktadırlar. Bienalin, katılan ülkelerin sanatlarındaki son eğilimleri yansıtan bir çoğulluğu, çok sesliliği içerdiği iddiaları palavradan öteye geçmez. Bırakınız diğer ülkeleri siz 8. İstanbul Bienali�nin (en azından bienalin ilk yıllarında olduğu kadarı ile) Türkiye�yi ve Türkiye�de sanatı gördünüz mü?
Bienal, sanatı tek boyutlu hale getirmektedir. Günümüzde sanatın ve öncü sanat yapmanın yeni araç gereçlerden, yeni teknolojilerden yararlanarak yapılabileceği bir palavradır. Bunu sanata bulaşan izleyicisinden sanatçısına kadar herkes bilir, bilmesi gerekir. �Resim-heykel vd öldü� ya da �yeni okumalar, yeni oluşum süreçleri gerekir� gibi bayat tartışmalara girmenin hiç bir anlamı yoktur. Kaldı ki geleneksel malzeme hâlâ günümüz sorunlarına ve önermelerine yeteri kadar ve yeterli yetkinlikte cevap vermektedir. Sanatçının hangi koşullarda hangi malzemeyi, hangi araç-gereci, hangi teknolojiyi kullanacağına ancak kendisi karar verir ve belirler. Burada önemli olan sanatçının duruşu, ideolojisi, felsefesi, önermeleri yani söyleyecek sözünün olmasıdır. Dilidir.
Don Comeron söyleşilerde bunu inkar etmiyor. (Bkz. Scala, Mayıs 2003 sayısı, Sibel Baykam�la söyleşi) Ancak sonuçta karşımıza tek dilli bienal çıkıyor. Video, fotograf bienali. Diğerleri çerezdir. Sanatın soylu geleneği emperyalist postmodernite mantığı içerisinde görmezlikten geliniyor, yok sayılıyor. Sanatın tek boyuta indirgenmesi öneriliyor. Bu da tehlikeli bir durumdur.
Her an sanat terörü!
Sanat çevresi söz sahiplerinin çoğunluğu ise büyük bir aymazlık içerisindedir. 12 Eylül sonrasının ölü toprağı kültür sanat ortamı üzerindeki varlığını sürdürüyor. Elitist bir entelijanslıya (Ahmet Oktay�ın deyimi ile �estetik ortodoksi�) kültür emperyalizminin �küreselleşmeci� temsilcileri olarak her an terörlerini sürdürüyorlar. Bir anlamda burjuvazinin �Holding Yazarı� ya da �Sanat Yapımcısı� olan bu kişiler �bienale sınıf atlatıyorlar�, �nazar boncukları dağıtıyorlar ya da bienali patlatıyor, iyi notlar veriyorlar�. �Unutmamak gerekir ki ülkemizde aynı zamanda �yeni bir izleyici kuşağını� oluşturma, gençleri çağdaş sanat hakkında bilgilendirme mecburiyeti..� oluşturmaktan dem vuruyorlar. Kafa karıştırmaya devam ediyorlar.
Sanatçılar ve sanat izleyicilerinin çoğunluğu ise artık sanat-politika ilişkisini düşünmüyor, konuşmuyor. Bir kısmı mızmızlanmanın ötesine geçmez çöküşü yaşarken bir kısmıda ulusal-uluslararası burjuvazi ve onların değerleri ile buluşmaya can atıyorlar.
Son söz değil tabiki bunlar. Daha pek çok şey söylenebilir, yine de sorumuzu tekrarlarsak hayat ve gerçek karşısında tutumunuzu belirlemişseniz, bienalden de dersler çıkarabilirsiniz.
Sahi bienalin hayat ve gerçek karşısında tutum ve ilişkisi nedir?
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages