Azrail’i Görüp Cebrail’e Aşık
Olmak!
Hayatın
gerçekleri neden en acı anlarımızda yüzümüze tokat gibi çarpar?
Bir ömür
hükmedemediğimiz nefsimiz bizi yalnız bırakmasa o cellât ile baş başa, farkında
olamayacağız güzelliklerin…
Ne de hüzünlü oysa bir canın, gözleriyle
tutunmak istemesi hayata.
Sözler filiz olsun tekrar açsın ister, ister ama
nafile…
Ömrün kısa olduğunu, hayatın hiçbir zulme, kine ve nefsin hırsına
gerek bırakmayacak kadar anlamsız;
ama bir o kadar da mana dolu olduğunu hepimiz biliriz.
Klasiktir
biliriz ve öyle yaşarız; yalan
dünyayı!
Devlet isek zulmederiz, savaşırız.
Sınırlar
içindir kimi zaman sebep, din adınadır çoğu zaman bir canın yok olması…
Ölmek
için doğarız hepimiz, farkında değiliz aslında…
Ne zaman Cebrail’e aşık
oluruz, anlayın ki rüyalarda kalmıştır her şey.
Ve hepimiz Azrail’in
yeryüzündeki temsilcileri olarak ömür sürmüşüzdür.
Hâlbuki bir ömre neler
sığmazdı; paylaşmak esas olsa mutluluğu!
Tatlı dilin delikten yılan çıkardığı
bir yaşamın içerisindeyiz. Öyle ki; tatlı dile vesile olan nefes için, devlet
bile olmaya demiş Kanuni…
Bir nefesten alacağımız hazzı, nefsin esiri olarak;
çekişmeye, dedikodu ve gıybete, maddi üstünlük hırsına, gösterişe tercih
etmemiz; bedenimize ihanet, ruhumuza haksız acizlikten başka bir şey değil
aslında.
Cebrail’e aşık yaşasak ve umurumuzda olmasa Azrail; vicdanlar rahat buluşsak
ahirette!