"- KÜLTÜR; BİR İNSAN TOPLULUĞUNUN DEVLET HAYATINDA, fikir hayatında yani İLİMDE, GÜZEL SANATLARDA, İKTİSADİ HAYATTA YAPABİLDİĞİ ŞEYLERİN MUHASSALASIDIR." diyor Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Kendi El Yazısı Notlarında.
Her ne kadar, ATATÜRK, "MEDENİYET'i HARS'tan ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur," demişse de, KÜLTÜR ile MEDENİYET arasında fark vardır..
KÜLTÜR, MEDENİYET ve TEKNOLOJİ birbirleri ile sık sık karıştırılır...
Özellikle konuyla ilgili olmayan kimseler, bu yüzden kolayca etkilenir ve TEKNOLOJİ'nin alınması gereken yerde KÜLTÜR İTHALİ'ne kalkarlar.
İlk misali kendi dışımızdan verirsek, mesele biraz daha kolay anlaşılabilir...
Biz JAPON KÜLTÜRÜ deyince, Japonlar'ın çalışkanlığını, birlikte hareket etme alışkanlığını, yabancılara kendilerini kapatışlarını, çocuk yetişme ve aile adetlerini, dil ve dinlerini, şiir, resim, müzik ve danslarını anlıyoruz...
JAPON MEDENİYETİ deyince tarih boyunca kurdukları devletleri, geliştirdikleri yazıyı, inşa ettikleri kendilerine özgü binaları, savaş tekniklerini anlıyoruz...
JAPON TEKNOLOJİSİ deyince de, elektronik cihaz, makine, sanayi mamüllerini yine kendilerine has bir sistemle üretmelerini kastediyoruz.
Şimdi burada JAPONYA'nın saydığımız bu üç konuda, bırakın AVRUPA ve AMERİKA'ya benzemeyi, yakın komşuları olan ÇİN ve KORE'den bile çok farklı olduğu, kolayca görülür.
Ama siz bir İNGİLİZ medeniyeti, İNGİLİZ teknolojisi duydunuz mu?..
Böyle şeyler yoktur, ama İNGİLİZ KÜLTÜRÜ vardır...
İNGİLİZLER kendilerine has kültürü soğukkanlı tavırları, ciddi tutumları ile hemen ortaya koyarlar ve AMERİKALILAR'dan hemen ayrılırlar.
İNGİLİZ KÜLTÜRÜ, FRANSIZ ve ALMAN KÜLTÜRÜ'nden farklıdır...
Aslında bütün toplulukların kültürü farklıdır.
Bir ülke içindeki tek MİLLET için bile bu farklılıklara rastlamak mümkündür, ama artık ona KÜLTÜR denmez, ÂDET denir.
Kendimize dönersek, bir İSLAM KÜLTÜRÜ ve İSLAM MEDENİYETİ'nden söz edildiğini duymuşuzdur, ancak bir İSLAM TEKNOLOJİSİ tabiri yoktur...
Belki geçmişte böyle bir şey yaşanmıştır, ama bu kelime kullanılmaz.
Bizce KÜLTÜR toplumlara ve milletlere, MEDENİYET ise milletlere ve bölgelere aittir, İlki özeldir, ikincisi nisbeten daha geneldir...
FRİG MEDENİYETİ, HİTİT MEDENİYETİ, MISIR MEDENİYETİ, İNKA MEDENİYETİ dediğimiz gibi, ANADOLU MEDENİYETLERİ, ifadelerini de kullanıyoruz...
Dikkat edilirse, bu medeniyetler sadece kendi bölgesinde kalan; kendi zamanlarındaki diğer toplum ve milletlere şamil olan medeniyetler değildir.
Başka bölgelere de etkisi olmuştur.
Ama bu toplumların KÜLTÜR'ünü değerlendirmek isterseniz, mutlaka yazılı eserlerini bulmanız gerekir.
Destanlarını, şiirlerini, dini ayinlerini, musiki parçalarını bilmediklerimiz milletlerin kültürleri üzerinde, fazla bir şey söyliyemeyiz.
Öte yandan BATI KÜLTÜRÜ tabiri de kullanılır...
Bu söz ancak DOĞU-ŞARK KÜLTÜRÜ'nün karşıtı olarak alındığında, ve BATI AVRUPA ve AMERİKALILAR'ın ORTAK ÖZELLİKLERİ genel olarak alındığında doğrudur...
Tabii bunların başında HIRİSTİYANLIK, SÖMÜRGECİLİK ve SINIF FARKLILIKLARI gelir...
Bu yüzden HIRİSTİYAN LATİN AMERİKA mesela, BATI KÜLTÜRÜ taşımaz!..
Çünkü LATİN AMERİKA kültüründe SÖMÜRÜLME ve AFRİKA KÜLTÜRÜ hakimdir.
BATI MEDENİYETİ tabiri ile aynı şekilde bu HIRİSTİYAN SÖMÜRGECİ KÜLTÜR'ün BİLİM'den yararlanarak meydana getirdiği ŞEHİR YAŞAMI kastedilir...
Dikkat edilirse, BATI'nın MEDENİYET eseri görünen, bize cazip gelen her şeyi BİLİM, ve onun tatbikata dökülmüş hali olan TEKNOLOJİ ürünüdür.
BİLİM ve TEKNOLOJİ ise, bütün insanlığa aittir...
Barut, kağıt, ÇİN MEDENİYETİ'nin ürünü olabilir...
İşte bunun yüzden, biz bu konuyu son derece önemli görüyoruz...
BİLİM ve TEKNOLOJİ'nin görüldüğü yerden alınması, almak mümkün değilse ÇALINMASI gerektiğine inanıyoruz...
Ancak KÜLTÜR'ümüzün kendi DİN, DİL, TARİH, COĞRAFİ ÖZELLİK ve İHTİYAÇLAR'ımıza göre özel olduğunu; İTHAL edilememesi gerektiğini düşünüyoruz...
Aynı şekilde İTHAL MEDENİYET'in mümkün olmadığı kanaatindeyiz...
Para TEKNOLOJİ satın alabilir ama, MEDENİYET alamaz. Alsaydı, petrol zengini ARAP ülkeleri dünyanın en medeni toplumları olurdu!..
Doğu kültürü, Batı Kültürü'nden farklı olduğu gibi, Doğu'da yer alan Japon Kültürü de İslam Kültürü'nden farklıdır...
Aynı dine mensup olmalarına rağmen TÜRK Kültürü, Arap Kültürü'nden önemli ayrılıklar gösterir.
Netice itibariyle, KÜLTÜR MİLLET'İN KENDİNİ İFADE ETMESİDİR!..
KÜLTÜRÜN YOKSA, ŞAHSİYETSİZ BİR MİLLET OLURSUN!..KÜLTÜR öyle kolay da oluşmaz...
Asırlar boyu ekersin, ancak ondan sonra biçmeye başlarsın...
Konu çok uzun ve derin... Ama kültür farklılıklarının yüzlerce yıllık bir birikim sonucu olduğunu ve insanların genleriyle nesilden nesile intikal ettiğini, ruhlarına sindiğini göstermek için bir kaç örnek vermek istiyoruz.
TÜRK KÜLTÜRÜ ile Batı Kültürü o kadar birbirinden farklıdır ki, KELİMELER bile aynı anlamı taşımaz!..
Mesela sık sık "Amerikan yardımı"nın kesileceğinden söz edildiğini duyarsınız...
Söz konusu olan, belirli ek şartlara tabi KREDİ'dir!..
Amerikalılar o uygulamaya "yardım" der! Verirken de "şu kadar yılda, şu kadar faizle ödiyeceksin, bu parayı ancak şurada harcıyabilirsin, ancak benden mal alabilirsin, silah alırsan Kürt isyancılara, Yunan'a karşı kullanamazsın" gibi kurallar getirir...
Söyleyin ALLAH AŞKINA, bu bizim kültürümüzde "yardım" mıdır?..
Bizim insanımız ancak "KARŞILIKSIZ verilene YARDIM der...
Bu, BORÇ bile değildir!..
Çünkü bizim insanımız BORC'u ihtiyacı olana, şart koşmadan FAİZSİZ verir...
Faizli borç TEFECİLİK sayılır, en iyisine de KREDİ denir!..
Yani TÜRK dilinde bu uygulamayı KREDİ diye bile adlandıramazsınız!..
Gelelim ÖLÜM, HORTLAK, HAYALET meselesine...
Batı kültüründe ÖLÜM korkunç bir olay, MEZARLIK kötü yerdir...
Bütün hortlak filmlerinde mezarlardan HORTLAKLAR çıkar, insanlar mezarlığa girmekten korkar...
Halbuki bizim insanımız MEZARLIK'la içiçe yaşar, HORTLAK değil, YATIR vardır. Çoğu kimse AK SAKALLI bir DEDE gördüğünden, kendisine yol gösterdiğinden bahseder...
Çoğu türbelerde insanlar şifa bulmak için gece yalnız yatarlar!..
En önemli fark KÖLE, CARİYE kelimesindedir.
Daha önce de yazdık. Batı KÖLE'yi hayvan olarak görür, öldürünceye kadar çalıştırır, izbe kulübelerde yaşatırdı...
Halbuki, TÜRKİYE'de köleler ailenin bir parçası, "arap bacı" olmuştu...
Aynı sofraya oturur, çocuklar, gençler hürmetle elini öperlerdi...
Pek çok kişi cariyeleri ile evlendiği gibi, padişahlar da onları baştacı etmişler, çocuk doğuranları "sultan" mertebesine çıkarmışlar, KÖLE'nin ÇOCUĞUNU PADİŞAH yapmışlardır!..
Erkek köleler de yükselmiş, sadrazam mevkiine gelmiştir...
Siz hiç Clinton'un bir köle ile evlenebileceğini...
İngiliz tahtına Prens Charles'in zenci karısından olma melez çocuğun oturduğunu dütünebiliyor musunuz?..
Araplar da bu konuda birnebze TÜRKLER'e benzer...
Köle olarak aldıkları TÜRKLER'i komutan, sonra vali yapmışlar, sonra bu köleler devlet kurmuşlardır!..
MISIR KÖLEMEN DEVLETİ ile HİNDİSTAN KÖLEMEN DEVLETİ böyledir.
Dünyada bir başka benzeri yoktur.
BATI Kültürü'ne HAYVAN-KÖLE kavramı öyle sinmiştir ki; sözümona köleliği 1850'lerde kaldırmış olmalarına rağmen, zamanımızda dahi işçileri KÖLE gibi çalıştırır, kadınları, çocukları CARİYE'den beter durumda kullanır, sonra da paçavra gibi atarlar...
Bu yüzdendir ki, BATI ülkelerinde bugün 200 yıl önce olandan daha fazla insan sokaklarda perperişan yaşamak durumundadır!..
Bize bunu, "BATI TARZI EKONOMİ-EKONOMİK ÖZGÜRLÜK" diye yutturmaya kalkanların suratına tükürmek gerekir!
Gönül deyince yazmadan edemedik...
AŞK bile farklıdır Avrupa'da...
2000 yıllık Avrupa tarihinde bir tek ROMEO VE JULİET'in hikayesi bizim AŞK hikayelerimize benzer, sevenler kavuşamaz!...
Koca Avrupa'da bundan başka sevgililerin kavuşamadıkları ve aşk uğruna öldükleri bir hikaye, senaryo, opera yoktur!..
Ama o hikaye dahi AŞK'ı LEYLA İLE MECNUN, FERHAD İLE ŞİRİN, KEREM İLE ASLI kadar ulvileştirmez...
Ne MECNUN'un çölünü, ne FERHAD'ın DAĞI DELİŞİ'ni, ne de KEREM'in 32 DİŞİNİ ASLI'YI SEYREDEBİLMEK İÇİN ÇEKTİRİŞİ'ni bulabilirsiniz!..
Batı'da aşk, "çapkınlık, hovardalık" anlamında kullanılır...