TÜRK DİLİ ÜZERİNE -4-
Biz TÜRK'LÜK davasını, böyle bir müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük TÜRK tarihine, TÜRK DİLİ'nin kaynaklarına, zengin LEHÇELERİ'ne, eski TÜRK ESERLERİ'ne önem veriyoruz. BAYKAL ötesindeki YAKUT TÜRK'LERİ'nin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.
(29.10.33 tarihli sohbet)
-TÜRK DİLİ TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR, ZİHNİDİR!..
(1938)
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
TÜRK İNSANI'nın aynı şeyleri düşünmesi, aynı şeyleri hissetmesi ancak TÜRKÇE ile mümkündür.
Sadece kelimelerin TÜRKÇE olması yetmez; kavramların, o kelimenin benimsenmesine yol açan olayların da TÜRK KÜLTÜRÜ ile bağlantılı olması gerekir.
Öyle olmadığı zaman, kişiler söyleneni anladığını zanneder ama, aslında hiç bir şey anlamaz.
Bir misal verelim:
Son zamanlarda "aydın"larımız arasında sık sık kullanılan bir tabir vardır:
GÜNAH KEÇİSİ!..
Kullanan da ne kastettiğini bilmez ya, bizim gariban insanımız "günah" ile "keçi"yi bir türlü bağdaştıramaz!..
Keçi mi günah işlemiştir?..
Keçiye dokunmak mı günahtır?..
"Günah koyunu" veya "sevap keçisi" de var mı?..
"Keçi inadı"nın bu işle alakası var mı?..
Velhasıl işin içinden çıkamaz.
Sebep basittir. "Günah keçisi" kavramı Hıristiyan kültürünün bir parçasıdır!
Bu tabirin İngilizce aslı "scape-goat"tur ve anlamı"başkasının namına vebali üstlenen"dir.
Günahla hiç alakası yoktur ama, keçiyle ilişkilidir.
İncil'de "HZ.İSA'nın bir gün cinlerin tasallutuna uğramış birisine rastladığı, onlarla uzun süre adamı bırakıp gitmeleri için müzakere ettiği, sonunda cinlerin kendilerine gidecek başka bir beden bulunduğu takdirde adamı rahat bırakmaya razı oldukları, HZ. İSA'nın da onlara orada otlamakta olan iki keçiyi gösterdiği, cinler adamı bırakıp keçilere geçince, zavallı hayvanların dellenip kendilerini uçurumdan attıkları" uzun uzun anlatılır!..
Kısacası, Hıristiyan zihinlerde bu kavram, "başkasını kurtarmak için uçuruma atılan adam" olarak şekillenir, ama TÜRKİYE'de sorduğumuz hiç bir aydın buna cevap verememiştir.
Veremez de!..
Çünkü İngilizce bilse de, Hıristiyan kültürü ile yetişmemiştir.
İşte onun için biz, kelimelerin TÜRKÇE olmasını yeterli bulmuyoruz.
Kavramların da kültürümüzden kaynaklanmasını istiyoruz.
Bizce"şamar oğlanı"…
Hatta "enayi" kelimesi bile bu tabirle anlatılmak isteneni daha iyi ifade eder.
Bir başka misal de, "double it!" tabirinin TÜRKÇE'ye "ikile!" diye sokulmak istenmesidir.
Özellikle Amerikan filmlerinde sık geçen bu ifade, "acele et, hızlan" anlamındadır.
Ama TÜRKÇE tercümesi, duyana hiç bir şey ifade etmez.
Bizde "tekleme" (arıza yapma) vardır…
"İkilettirme" (iki kere söyletme) vardır da, "ikileme" hiç yoktur!..
Bir de yabancıların bizleri kandırmak için kullandıkları kelimeleri aynen tercüme ederek oyuna geldiğimiz durumlar vardır.
Mesela; Amerikan "yardımı"!..
Yardım kelimesi TÜRKÇE'de "karşılık beklemeden verilen destek" anlamınadır.
Halbuki Amerika'nın verdiği, "yüksek faizli kredi" ile "kullanılması şarta bağlı hurda malzeme"dir.
Hurda malzeme "sadaka" statüsüne bile girmez.
Çünkü İSLAM'da kendi beğenmediğini, atacağını başkasına vermek sadaka sayılmaz!.. (Bakara 267. ayet)
Yüksek faizli kredi ise,"borç" dahi sayılmaz.
Borç, TÜRKÇE'de "faizsiz" ve "şartsız" maddi destek demektir.
Faizle borç verene TEFECİ denir!..
Kısacası, TEFECİ AMERİKA'nın sık sık "KESERİM HA!" diye tehditler ile verdiği;
Olsa olsa KREDİ ve HURDA'dır…
YARDIM DEĞİL!..
TÜRKÇE'MİZİ DÜZELTELİM!
Bazı zibidi sözde bilim adamları bu kafayla yabancı ansiklopedileri (Meydan Laourusse, Büyük Laourusse) tercüme edip basarken, bu kültürsüzlüklerini ortaya koymuşlar;
HZ. SÜLEYMAN'a Kral Solomon, HZ. DAVUD'a Kral David, KUDÜS'e Jerusalem, ŞAM'a Damascus demişler;
Böylece anlattıklarını içinden çıkılmaz hale getirmişlerdir.
Bir de ucuza tercüme edilen film ve diziler vardır ki, gülmekten karnınız yarılır.
Meşhur Ömer Hayyam filminde Anadolu'yu fetheden Sultan Alparslan "kral" olmuş, meşhur Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk tanınmaz hale gelmiş, Hasan Sabbah'ın tarikatı Haşhaşin fedaileri ise "kaatiller" diye adlandırılmıştır. Gel de çık işin içinden!..
Öte yandan dilimize girmiş bir "ukala" kelimesi vardır ki, Arapça'da "akıllı adamlar" manasına gelir…
Ama TÜRKÇE'de "bilgiçlik taslayan" anlamında kullanılır...
Yani bu Arapça asıllı kelime, TÜRKÇE olmuştur, Arap artık onu tanımaz!
ATATÜRK'ün arzusu bu ülkede TÜRKÇE bilmeyen insan kalmamasıdır.
Ama öğretilmesi gereken TÜRKÇE; insanımızın kültürüne, inancına uygun bir TÜRKÇE olmalıdır.
Geçmişini, dinini, edebiyatını anlayabileceği TÜRKÇE olmalıdır.
Bazı ne idüğü belirsiz kimselerin bir odaya kapanıp icat ettiği, her 20 yılda bir değişen ve değil uzak geçmişi; kişilerin babalarını, dedelerini bile anlayamadıkları bir "Öz Türkçe", TÜRKÇE olmaktan çıkmış, piçleşmiş bir dildir!
Umarım iyi anlayışla!..
>>> Devam edecek
Özkan BOSTANCI