Kanal D'nin 2010 yılındaki lokomotif dizlerinden biri karşınızda: Öyle Bir Geçer Zaman ki...
Hikaye 1967 yılında, İstanbul’un eski semtlerinden birinde başlayan ve günümüze kadar sürecek olan bir zamanı dilimini içeriyor. Dizinin odağında Akarsu ailesi vardır. Anılan zaman içinde bu ailenin dağılması, aile bireylerinin bu dağılmadan aldıkları etkiler
ve her birinin bu etkiler altında şekillenen hayat hikayeleri sergilenir. Denizci olan Ali Akarsu’nun Hollandalı Carolin’le olan aşkı, karısı Cemile Akarsu tarafından öğrenilince yaşanan büyük sıkıntılar ve bu durumun yarattığı olumsuz koşullar ile Cemile, Ali ve çocukları üzerinde hayatlarının geri kalanını şekillendirecek
kalıcı etkiler bırakır. Hayatla ve birbirleriyle olan mücadeleleri; bir çok travmanın izlerini taşıyarak sürer. Ali ve Cemile’nin üniversiteye gitmekte olan büyük kızı Berrin, liseye gitmekte olan küçük kızı Aylin,
Aylin’le aynı liseye gitmekte olan oğlu Mete bu travmayı kendi hayatları içinde hissederler ve kendi hayat hikayeleri de bu etki altında gelişir. Ailenin en küçük bireyi olan 6 yaşındaki Osman; bütün bu sürecin içinde olan, etkilenen, gözleyen bir kişi konumundadır.
Küçük olduğu için korunan, kollanan ve olayların dışında tutulmaya gayret edilen bir durumdadır. Ama bu sebeple; aslında olayların bütününü görebilen, gözleyebilen ve diğer aile bireylerine oranla yaşananlara en bütüncül yorumu yapabilecek verilere sahip olarak gelişen biridir.
Bu özelliğiyle Osman; 1967’den günümüze uzanan hikayenin odağında olan kişidir. Ve hikayenin bütünü aslında Osman’ın hikayesidir. Osman’ın bu niteliği hikayenin gelişimi içinde derinde olgunlaşacak ve ancak günümüz aşamasına gelindiğinde kendini net bir şekilde açığa vuracaktır.