-----Original
Message-----
AtaturkMilliyetcileri
Sent: Mon, Feb 18, 2019 7:50 am
Subject: SİNAN MEYDAN : “KARA SULTAN”I AKLAMAK
SİNAN
MEYDAN : “KARA
SULTAN”I
AKLAMAK
19 Kasım
2018
Vahdettin'in
hainliği sonradan mı uyduruldu?
“Vahdettin en son
melanetini de gösterdi ve hilafet
makamından firar
ile İngilizlerin kucağına atılmak
hıyanetini de
irtikab etti. ' (…) ‘Hilafet
makamından İngiliz
kucağına”
(Hâkimiyeti
Milliye 19 Kasım
1922)
Bundan
tam 96
yıl önce 17 Kasım 1922'de
-Türkiye'de meşruti
monarşinin son temsilcisi-
Halife Vahdettin İngilizlere sığınıp
Türkiye'den
kaçtı.
(Sürgün
edilmedi kaçtı. ) Çünkü Milli Mücadele
yıllarındaki
“ihanetinin” hesabını vermeyeceğinin
farkındaydı.
Ancak
Mevlanzade Rıfatlar Necip
Fazıllar ve günümüzün
gerçeği eğip büken anlı
şanlı
“eyyamcı
tarihçileri”
Vahdettin'in
“hain” olmadığını iddia ettiler
ediyorlar.
Oysaki
“Vahdettin'in
hainliği”
cumhuriyetin
ilanından sonra
Kemalistlerce
veya resmi
tarih
tarafından uydurulmadı;
Vahdettin
Milli
Mücadele sırasında –Bu mücadeleye yönelik
düşmanca tavrı
nedeniyle- daha 1920
sonlarından
itibaren I. TBMM‘de
“hain”
ilan edildi. Yani
Padişah
Vahdettin'i
sonradan tarihçiler
değil o dönemde
meclis/millet
ve
tarih
“hain” ilan etmişti.
VAHDETTİN
AKLAYICILARINA
SORULAR
“Atatürk'ü Samsun'a
Vahdettin
gönderdi”
diyerek Milli
Mücadele'yi
“Vahdettin'in
eseriymiş” gibi göstermeye
çalışanlar aşağıdaki sorulara
hep kaçamak cevap verirler:
1 –
İstanbul Hükümeti
ve Vahdettin Atatürk'ü Samsun'a
niye gönderdi?
Milli Mücadele'yi
başlatmak için mi yoksa İngilizlere
yaranmak için mi?
2 –
Milli Mücadele'yi başlatmak için
gönderdiyse (!) Atatürk'ü
Samsun'a
gönderdikten bir ay
sonra (Haziran 1919) niye geri çağırdı
iki ay sonra (Temmuz
1919)
niye görevden aldı?
3 –
Atatürk 23 Nisan 1920'de
Ankara'da TBMM'yi açınca
Padişah Vahdettin sırtını İngiliz işgal
kuvvetlerine dayayan Damat
Ferit'le birlikte
Milli Mücadele'ye ve
Atatürk'e adeta
savaş ilan etmedi
mi?
a)
Atatürk ve arkadaşlarının
katledilmesinin
“dinen caiz
olduğunu” söyleyen
fetvalar yayımlamadı
mı?
b)
Atatürk'ü ve arkadaşlarını gıyaben
idama mahkûm etmedi
mi?
c) Atatürk'ün
rütbelerini ve
nişanlarını sökmedi
mi?
d)
Yurtsever valileri komutanları görevden
almadı mı?
e) Kuvayı
Milliyecilerin
telgraflarının çekilmesini
yasaklamadı mı?
f)
Kuvayı Milliye'ye karşı
İngiliz desteğiyle paralı
Kuvayı İnzibatiye
Ordusu (Halifelik Ordusu) kurup
Anadolu'ya gönderip
Mehmetçik'e saldırtmadı
mı?
g)
Türk
Milleti'nin idam fermanı
Sevr
Antlaşması'nın imzalanmasına
izin vermedi
mi?
h) Milli Mücadele'yi sona
erdirmek
için Anadolu'ya
“nasihat
heyetleri” göndermedi
mi?
i) Türkiye'nin
yönetimini 15 yıllığına
İngilizlere
bırakmayı teklif etmedi mi?
İngilizlerle gizli
antlaşmalar yapmadı
mı?
j) İngiliz temsilcileriyle
gizli görüşmeler yaparak onlardan
Atatürk'ü ve Milli
Hareketi ortadan kaldırmalarını istemedi
mi? Bu görüşmelerde Atatürk'e ağır
hakaretler etmedi mi? Büyük
Taarruz'dan 20 gün
önce bile Atatürk'ü ve
milliyetçileri İngilizlere
şikâyet etmedi
mi?
k) Bu fetvalar idam kararları
nasihat heyetleri Kuvayi İnzibatiye (Halifelik
Ordusu) gibi
girişimler sonunda Anadolu'da Mili Mücadele'ye
karşı 20'den fazla iç
isyan çıkmadı mı?
l) Milli Mücadele
sonrasında
“Hayatımı tehlikede
hissediyorum” diyerek İngilizlere
sığınıp
ülkeden kaçmadı
mı?
(Vahdettin
konusunda bakınız: Salahi R Sonyel
Gizli Belgelerde Mustafa Kemal
Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı
Ankara 2007)
Vahdettin'i biz
değil meclis “Hain”
ilan etti
Tarih 25 Eylül 1920
Yer:
TBMM
Saltanat ve
hilafet
konusu
görüşülüyor.
Görüşmeler
uzayınca Atatürk söz alıp şunları
söylüyor:
“İkide birde Meclisi
Âlinizin bu mesele üzerinde müzakere
ve münakaşa
açması caiz değildir kanaatindeyim.
Bugün bu makamı
işgal eden zat (Vahdettin) bu millet ve
memleket
için hain bir adamdır. (Alkışlar)
Müsaade buyurunuz
beyim. Hain bir adamdır. (Alkışlar
bravo
sedaları)” (TBMM Gizli Celse Zabıtları
C.1 s. 135)
Saltanat ve
hilafet tartışması devam edince
Atatürk bu sefer de şunları
söylüyor:
Vahdettin'in
besmeleyle taşlanmasını isteyen önerge.
TBMM Zabıt
Ceridesi C. 24 s. 291.
“Esir olan adam padişah
olamaz. (…) haince hareket
ediyor…”
(TBMM Gizli Celse Zabıtları
C.1 s. 136)
TBMM'de 8 Şubat
1921 tarihli gizli oturumda
Muş Milletvekili Hacı Ahmet
Efendi Halife Sultanın
Sevr
Antlaşması'nın imzalanmasını kabul
ederek
“ecnebilere boyun eğen
bir mahlûktan (yaratıktan) başka bir
şey
olmayacağını” söylüyor.
(TBMM Gizli Celse Zabıtları
C.1 s. 412)
TBMM'nin 23 Nisan
1921 tarihli
oturumunda Saruhan Milletvekili Mahmut Celal
Bey
“Papaz Fru isminde bir
casus maalesef Sultan Osman'ın
tahtında oturmakta
olan bugünkü padişahı avucunun
içine
almış…“ deyince İstanbul
Milletvekili Neşet Bey
“O da onun gibidir.
Kahrolsun!” diye bağırıyor.
(TBMM Zabıt Ceridesi
C. 10 s. 71)
TBMM'nin 9 Temmuz
1921 tarihli oturumunda da
Antalya Milletvekili Rasih Efendi
Bursa'da Osmanlı'nın
kurucularının türbeleri
üzerine Venizelos'un oğlunun ayak
basarak fotoğraf
çektirmesine sessiz kalan
Padişah
Vahdettin'e
“Muzuriddin”
adını takıyor. Bunun üzerine İstanbul
Milletvekili Neşet Bey
“Bunu yaptıran o
domuzdur” diye bağırıyor.
(TBMM Zabıt Ceridesi
C.11 s. 208)
TBMM'de 30 Ekim
1922
pazartesi günü
saltanatın kaldırılması için
görüşmelere başlanıyor.
O
görüşmelerde Antalya Milletvekili Hoca
Rasih Efendi Padişah
Vahdettin'e
“cani ve
hain”
diyor. Bütün İslam dünyasının
ona
“lanet
ettiğini” söylüyor.
(TBMM Zabıt Ceridesi
C.24 s. 272)
Rasih
Efendi bir ara Vahdettin
için
“zavallı”
diyor. Konya Milletvekili Refik Bey
“haindir”
diye bağırıyor.
Meclisten
“haindir” sesleri yükseliyor.
Mardin
Milletvekili Necip Bey
ve Kırşehir Milletvekili Yahya
Galip Bey
“O Papaz Fru'nun
halifesidir” diye bağırıyorlar.
Hüseyin
Avni Bey “yabancıların tutsağı
olan birinin halife değil ancak kendine
patrik süsü
veren Papa'nın
dostu”
olabileceğini
söylüyor.
“Saltanat
makamında
Vahdettin
değil
Vahimeddin
adında aciz biri
oturuyor”
diyor. Hüseyin Avni
Bey
sözlerini şöyle
bitiriyor:
“Kendileri Sevr
Antlaşması'nı imza ederken
halifenin hukuku ne
olduğunu okusaydı keşke bacağı
kırılsaydı da o
halife lütfen ayağa kalkamasaydı.
Bacakları
kırılsaydı.
”
Çorum
Milletvekili Haşim Bey
“Hutbelerde isminin
anılmamasını” teklif ediyor.
Muş
Milletvekili Hacı İlyas
Efendi de
“Bütün İslam dünyasının
mukadderatına kayıtsız kalan
Vahdettin'e biat ettiği
için sağ elime nefretle
bakıyorum”
diyor.
Vahdettin'in
“böyle haince hareket
etmesinin”
nedeni
“esirliği değil
kişiliğidir”
diyor.
“Bir an önce zavallı
mabetlerimizi mescitlerimizi şu
alçağın adıyla
kirletmemek için buna bir son verelim.
” diye de ekliyor.
Kırşehir
Milletvekili Yahya Galip Bey de
“İstanbul'da bulunan ve
ismine halife denilen (Kahrolsun
sedaları) o herifle
kim temas ederse mutlaka insanlıktan
çıkar.
”
diyor.
Şöyle devam
ediyor:
“İstanbul'da halife
denilen adam İslam diniyle alâkadar
değildir. (…) O
halife olsa olsa daima nasihat aldığı
Papaz Fru'nun
halifesi olabilir. Müslümanların
böyle bir
halifeleri yoktur. Biz bunu açık
olarak
söylemeliyiz. (Yoktur sedaları).
”
Ankara
Milletvekili Ali Fuat
Paşa da padişahı
sarayı ve Babıaliyi
“Milli Mücadele'nin
düşmanları” olarak adlandırıyor.
İstanbul
Milletvekili Neşet Bey
“Hepsinin Allah belasını
versin” diye ekliyor.
Dahası da
var!
Şimdi
sıkı durun!
Diyarbakır
Milletvekili Hoca Şükrü Efendi
meclise verdiği bir önergede
“Padişah
Vahdettin'in
besmele ile şeytan gibi
taşlanmasını” istiyor.
(TBMM Zabıt Ceridesi
C.24 s.272- 291)
30 Ekim
1922'de saltanatı
kaldırmak için Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı'na verilen 78
imzalı
önergede de açıkça Padişah
Vahdettin'in Milli Mücadele'de
vatana millete
“ihanet
ettiği”
ifade ediliyor.
“Türk Milleti saray ve
Babıalinin ihanetini gördüğü zaman
anayasayı
değiştirerek egemenliği millete
verdi” deniliyor.
(TBMM Zabıt Ceridesi
C.24 s.292 293)
Atatürk'e göre de
Vahdettin haindi
Atatürk
ilk
olarak
25 Eylül 1920
tarihli meclis gizli
oturumunda
“Vahdettin bu millet için
hain bir
adamdır” diyerek Vahdettin'in
ihanetinden söz ediyor.
1 Kasım
1922'de saltanatın kaldırılması
dolayısıyla mecliste yaptığı
konuşmada da
Vahdettin'in
“hain”
olduğunu söylüyor.
Atatürk
bu
konuşmanın el yazısı
notlarında
Vahdettin'den
“bilinçsiz bir
hain”
“insanlık duygularından
arınmış bir
yaratık”
“aşağılık bir
araç”
“alçak” diye söz ediyor.
(Atatürk Belgeler El Yazısıyla
Notlar Yazışmalar s. 322-329)
Atatürk 1927'de
kaleme alıp okuduğu Nutuk'ta da
Vahdettin'den
“hain”
“alçak”
ve
“soysuzlaşmış aşağılık
yaratık” diye söz ediyor.
Atatürk
1 Kasım 1922'de saltanatın
kaldırılması dolayısıyla
yapacağı konuşmanın el yazısı
taslaklarında Vahdettin'in
ihanetinden ‘Vahdettin'in (…) bu
hareketi denaatkaranesi'
yani ‘bu alçakça hareketi' diye söz
ediyor.
Şu cümleler
Nutuk'taki
Atatürk'e ait:
“Saltanat ve hilafet
makamında oturan Vahdettin mütereddi
(soysuzlaşmış)
şahsını bir de tahtını
koruyabileceğini hayal ettiği
alçakça tedbirler araştırmakta.
(…) Vahdettin gibi
özgürlüğünü ve canını kendi
ulusu için tehlikede
görebilecek derecede aşağılık bir
yaratığın bir
dakika bile olsa milletin başında
bulunduğunu
düşünmek ne
acıklıdır?”
Demem
o ki; bugünlerde
birileri
“Yeni
Türkiye”
dedikleri yapıya uygun
yeni bir
tarih
yazıyorlar. Bu doğrultuda öncelikle Padişah
Vahdettin'i –Ziya
Gökalp'in
ifadesiyle
“Kara
Sultanı”-
aklamak istiyorlar.
Ancak
“Kara Sultanı
Aklamak”
mümkün değildir.
Çünkü
“Kara
Sultan”a sonradan
kara çalınmadı o yapıp ettikleriyle
kendi kendini kararttı.
Aklanmaz.
Gazetelere yansıyan
ihanet
1 Kasım
1922'de saltanat
kaldırıldı. Vahdettin
artık sadece halifeydi.
Halife
Vahdettin 17 Kasım 1922'de
İngilizlere sığınıp
kaçtıktan sonra
birçok gazete Vahdettin'in
“hain” olduğunu yazdı.
Tevhid-i
Efkâr Gazetesi Vahdettin'in
kaçışını “din ve millet düşmanı
padişahın misli görülmemiş
alçaklığı”
olarak duyurdu.
Hâkimiyet-i
Milliye Gazetesi
“Hilafet makamından
İngiliz
kucağına”
diye başlık atıyordu. Yeni Gün
Gazetesi
“Türk ulusunun utkusu hain
padişahı tahtını ve tacını
bırakmaya zorlamıştır (…)
Cehenneme gitsin.
” diye yazdı.
Falih
Rıfkı Atay hâkimiyet-i Milliye
Gazetesi'ndeki
“Korkak
Kaçtı”
başlıklı makalesinde
Vahdettin'e
“Senin kanına hangi kirli
su karıştı? (Senin adın Mehmet)
peygamberin ve
İstanbul fatihinin adı değil
miydi?” diye sesleniyor.
Vahdettin
Süleyman
Nazif 21 Kasım 1922'de
İleri Gazetesi'nde
“Malta'daki”
başlıklı yazısında
Vahdettin'i
“lanetli”
diye adlandırıyor. Dünyanın her
yerinde
“Vahdettin'in adı
lanetlerle
anılsın”
diyor.
İlkokuldan
üniversiteye
“her okulda her kışlada
her fabrika ve dükkânda sefil mahlûk
olan
Vahdettin'in resmini teşhir
etsinler” diyor.
Süleyman
Nazif 30 Kasım 1922'de
İleri Gazetesi'nde
“Vahdettin'e
Mektup”
başlıklı yazısında ise
Vahdettin'e
“Başınızı yukarıya göğe
doğru da sakın
kaldırmayınız”
diyor.
Tüm ecdat ruhları
sizden
“utanacaktır”
diye yazıyor.
“Kızarmak bilmeyen
yüzünüze gökten lanetler
yağar”
diyor.
“Yere daima yere… Yerin
dibine geçeceğiniz dakikaya kadar yere
bakınız ey bu
dünyanın en soysuz
adamı…” diyor.
17 Kasım
1922 tarihli İleri Gazetesi'nde
Ziya Gökalp
“İstida
(Dilekçe)”
başlıklı şiirinde
Vahdettin'e
“Kara
Sultan” diye sesleniyor.
6 Kasım
1923'te Hüseyin Cahid
(Yalçın) da Tanin Gazetesi'nde
“Vahdettin Osmanlı
padişahları arasında ilk defa olarak
vatana ihanet
etti” diye yazıyor.
IwAR3b-CNOAQBP7EP7loHDub8AbCpNB_mI8RaaGE3FfANlr_iWvRNr2mq7vTk
--
a45UyF587661