Kandırma kendini; okudukların sadece soğuk
harfler.
Baktığın şey kağıt değil, yazılarsa eski, güzel kalemlerden çıkmış
satırlar değil. Hayat artık daha kolay; masanın üstünde biriken kağıt
yığınları yok, kaleminin mürekkebi bitmiyor, gömlek cebinde ise lekeler
oluşmuyor artık...
Dayanmaya çalışıyoruz, ama kolaylık her zamanki gibi ezip geçiyor.
Düşünceleri, duyguları okumak için para ödemek zorunda değiliz aldığımız
bir kitap ardından. Hatta bu satırları yazarken arka planda çalan "mp3"
melodileri dinlerken ben de o melodilere emek harcayanları hiçe
sayabiliyorum...
Yirmi bir olarak nostaljinin "kızıl" renginden kopmamaya çalışıyorsam,
benden daha "büyükler" olarak aranızdan birkaç kişinin işi çok daha zor.
Kitap kokusunu alamamanın burukluğu ve elinde "somut" bir şey tutmadan
fikirlere ulaşmanın "garip"liği dolaşıyor etrafımızda...
Kitaplar da gidecek, biliyorsunuz değil mi? Yavaş yavaş ağırlıksız ve
bedensiz düşünceleri okuyacağız. Okurken de yazanın el yazısından
kişiliğini anlama lüksünü kaybettiğimizi fark edeceğiz.
Önümde "17 inch" bir "kağıt" ve ellerimin altında 106 tuşun 30 - 35
tanesinin dışındakilerini pek kullanmadığım bir kalem var. Arkamda duran
"eski" ve "güzel" kitaplara sırtımı dönmüş yazıyorum. Her şey daha kolay
ve çabasız…
Gözlerimi hafif sağa kıpırdattığım zaman kimlerin bu "sanal" dünyanın
içinde gezindiğini görebiliyorum. Onlar bir sandalyede otursalar da artık
orada değiller. Yumuşak hatlı nesnenin üzerindeki tuşlara dokunarak
dünyanın başka bir ucundaki, nerede, nasıl durduğunu bile bilmedikleri ve
hatta düşünmedikleri bir bilgisayarın "HardDisk" ini çalıştırıp oradaki
"birler" ve "sıfırlar"dan nasiplerini alıyorlar...
1024 "çarpı" 768 pikselden oluşan dünyanın içerisinde varolmaya
çabalarken, bunun bir eğlence ve zaman geçirme aracı olduğuna kendimi
inandırmaya çalışıyorum galiba. Düşününce "Matrix" fena fikir değilmiş
gibi gelmiyor ara sıra...
Kaçıyoruz galiba "her şey" den buralarda. Somut olamayan insanlar ve
somutlaşmak istemeyen düşünceler uçuşuyor etrafta. İletişim yanıp sönen
"imleç" anlamına geliyor aslında ama ne çok duygular yüklüyoruz sınırlı
harflere ve silikçe duran satır sahiplerine. Yaratmanın uzağında
dolaşırken, diğer yandan da yarattığımızı sanıp "ASCII" güllerle ilan-ı
aşk ediyoruz sanal güzelliklere...