5 Kasım 2010 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’nde ender rastlanan bir olay yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Teknopark” açılışı nedeniyle üniversiteye yaptığı ziyaret esnasında öğrenci protestoları başbakanlık korumaları, sivil polis ve çevik kuvvet tarafından orantısız güç kullanımıyla engellenmeye çalışıldı.
Öğrenciler tarafından bir karşı kuvvet kullanılmaması ve demokratik protestoda ısrar edilmiş olması belki de olayların daha korkunç bir boyuta ulaşmasının önündeki tek engeldi. Özgür ve eleştirel düşünce, bilimsel üretim ve ifade özgürlüğünün beşiği olması gereken bir üniversitenin orta meydanında biber gazı kullanılması, sınıfların polislerce basılması ve öğrencilerin tartaklanmasını kabul edilemez buluyoruz.
Bir komutan edasıyla okula gelen başbakana, okuldaki sağlıklı eğitim ortamının tehlikeye girmesine zemin sunan okul yönetimine hatırlatmak gerekir ki üniversiteler öğrencilerin, akademisyenlerin ve emekçilerindir. Kendini eleştiren ve protesto eden herkesi despot bir biçimde susturmaya çalışan yaklaşım, muhalif seslerin bastırılmasına hizmet ediyor ve en basit ifadeyle üniversiteye yakışmıyor. Öte yandan, üniversitemizde açık şiddet ve baskı ortamının oluşmasına zemin sunanların rektörlük ve yönetim olduğu aşikârdır.
Üniversite kapılarından içeri girmemesi gerekenler anadillerinde eğitim talep eden Kürtler, siyasi duruşları nedeniyle kapı dışarı edilen muhalifler ya da başörtülü kadınlar değil; okulu ve öğrencileri terörize eden başbakan ve polisleri ile tüm bunlara zemin hazırlayan, göz yuman okul yönetimidir.
Boğaziçi Üniversitesi’nin mezunlarından öğrencilerine, hocalarından emekçilerine kadar tüm kesimlerini, 5 Kasım’da üniversitemizde gördüğümüz manzaraya sebep olan başbakan ve polislerini, olaylara zemin sunan okul yönetimini kınamaya, üniversitenin demokratik ve özgürlükçü geleneğine sahip çıkmaya davet ediyoruz."