maneviyat...

0 views
Skip to first unread message

Pınar Taşkan

unread,
Apr 18, 2009, 6:15:36 AM4/18/09
to
Teknoloji, globalizm, ülkeler arası ticari ilişkiler, kültürel bağlar nasıl ki insanoğlunu; klanı siteye, siteyi kabileye, kabileyi feodaliteye ve feodaliteyi de aşıp günümüz modern toplumuna taşımasını sağlamışsa, aynı dinamikler belli bir yoğunluğa ve karşılıklı ilişkiye ulaştığında, dünyevi işlerde radikalizm kavramı da yetersiz bırakmıştır.
 
Radikal İslamcılığın en büyük çıkmazı şudur. Topluma düşünce düzeyindeki dindarlığın dışında hiçbir vaatte bulunamıyor. Ama insanlara soyut bir maneviyat ortamından yaşamak yetmiyor. Dikkat ederseniz radikal İslam'ın en koyu savunucuları; müritlerine soyut manevi bir yaşam önerirken, kendileri teknolojinin tüm nimetlerinden ve maddiyattan yararlanmaktadı r.
 
Yeri geldiğinde bir Caminin imamlığı için adam öldürmekte, yeri geldiğinde en lüks villalarda yaşamakta, TV haram derken plazma televizyonlar edinmekte, hatta jetskilere binmekte bir sakınca görmemektedirler.
 
Bu sözüm ona ruhani cemaat liderleri radikal İslam'ı soyut maneviyattan çıkarıp, çağdaş yaşamın; son derece karmaşık, ilişkileri son derece çetrefilli, özlemleri ve imkanları zengin maddiyat ortamını, sadece kendileri ve çevreleri için gizlice yaşamakta, müritlerine ise ancak Ahrette mutlu olma seçeneği sunmaktadır. Böyle bir programın; ister az gelişmiş isterse gelişmekte olan bir ülke olsun insanlara yetmesi mümkün değildir. Kaldı ki; ruhani cemaat liderleri saltanat içinde yaşarken, kendilerine bir lokma bir hırka şeklinde yaklaşımını bu müritler, kabul etmemektedirler.
 
İşte radikal İslam'ın bu dünya için vaat edeceği hiçbir şey olmadığından, tüm dünyada radikal İslam liderleri; müritlerinin normal dünyevi işlere yönelmesine engel olmak için kendilerine hep bir düşman belirler. Tüm dünyada Radikal İslam'ın ortak düşmanı Amerika ve Avrupa'dır. Bu sadece iki farklı dinin çatışması değil, gelişmişlik düzeyi, yani çağdaş yaşam şekli ile bu ülkelerin; radikal İslamcıların müritlerine; yaşadıkları dünyaya maddi açıdan da ilgi duymalarına neden olduğundandır.
 
Eğer bir düşman yaratılmazsa radikal İslam; sadece maneviyat ve Ahret için yaşamak dışında bir işe yaramadığından, müritler için yetersiz kalacak ve liderlerine başkaldırmaya başlayacaklardı r.
 
Türkiye'de radikal İslam'ın tek düşmanı, Amerika ve Avrupa değil, aynı zamanda Atatürk ve onun getirdiği çağdaş yaşamamızı sağlayan devrimlerinin bütünüdür. Onlar için Amerika ve Avrupa düşmandan ziyade, Atatürk ve devrimleriyle mücadelede kullanılan araçlardır. "Önce laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni İslam devletine çevirelim sonra Amerika ve Avrupa ile hesaplaşırız" demektedirler.
 
Öncelikli hedefin Atatürk ve devrimleri olmasının nedeni de; gene müritlerine Atatürk ve devrimlerinin, bu dünyayı hatırlatmasıdır. Radikal İslam'da kadının yeri yoktur. Ama Atatürk devrimleriyle kadına insan değeri verilmiştir. Radikal İslam'da insanın; insan olarak da değeri yoktur. Atatürk sayesinde insanlar birey olduklarının ayrımına varmıştır. Radikal İslam sevgili Peygamberimizin "Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi Ahret için yaşayın" hadisini yok sayar. Oysa insanlar; Atatürk ve devrimleri sayesinde bu dünyayı da yaşamaları gerektiğinin ayrımına varmışlardır. İşte bu ve buna benzer bir çok dünyevi konuda Atatürk ve devrimleri insanlara örnek teşkil ettiğinden, yol gösterdiğinden radikal İslam'ın müritleri için düşmandır, yok edilmelidir.
 
Onlar müritlerine Amerika ve Avrupa'ya direnebilmek için önce Atatürk belasından ve onun çağdaş yaşam getirilerinden kurtulmak gerektiğini söylerken, durum bunun tam tersidir.
 
Batılı emperyalist sisteme direnebilmenin tek geçerli yolu; Amerika ve Avrupalılar millet sonrası aşamalarına ilerlemiş iken, Müslüman toplumları; ümmet aşamasında tutmakla ya da ümmet aşamasına döndürmekle, bu insanlara radikal İslam cemaat liderlerinin müritlerinden öte hiçbir şey olmadıklarını ve sadece Ahret için çalışmaları gerektiğini söylemekle değil; laik ve demokratik millete dönüşmelerini, maneviyat ortamında değil; maddiyat ortamında yani teknolojiyle güçlenerek emperyalizmin karşılarına çıkmaları gerektiğidir.
 
Müslüman’ım diyen herkes tabi ki Hz. Muhammed’in ümmetindendir. Ancak burada söz konusu olan; ümmetin siyasi olarak kullanılması ve millet kavramıyla karşı karşıya getirilmesidir. Eğer siyasi olarak ele alınan ümmet kavramı başarı sağlamış olsaydı; bugün Arap Yarımadasında küçüklü büyüklü bir çok ülke olmazdı.
 
Türkiye Cumhuriyeti başından bu yolu, yani ümmet aşamasını terk edip millet aşamasına geçmeyi tercih eden tek İslam ülkesidir. Türkiye'nin ayağını bu kadar çelmeye çalışmalarının, içerde radikal İslam'ı beslerken dışarıda ılımlı İslam diye tutturmalarını n nedeni de budur. Böylece iki cephede birden halkın dini duygularını; Atatürk ve devrimlerine karşı kullanmaktadı rlar. Çünkü biliyorlar ki; millet olmanın bilincine varıp, Atatürk ve devrimlerine sahip çıkan bir Türkiye ile başa çıkamazlar.
 
ŞEBNEM ÖZBEK

Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages