Teknoloji,
globalizm, ülkeler arası ticari ilişkiler, kültürel bağlar nasıl ki
insanoğlunu; klanı siteye, siteyi kabileye, kabileyi feodaliteye ve
feodaliteyi de aşıp günümüz modern toplumuna taşımasını sağlamışsa,
aynı dinamikler belli bir yoğunluğa ve karşılıklı ilişkiye ulaştığında,
dünyevi işlerde radikalizm kavramı da yetersiz bırakmıştır.
Radikal İslamcılığın en büyük
çıkmazı şudur. Topluma düşünce düzeyindeki dindarlığın dışında hiçbir
vaatte bulunamıyor. Ama insanlara soyut bir maneviyat ortamından
yaşamak yetmiyor. Dikkat ederseniz radikal İslam'ın en koyu
savunucuları; müritlerine soyut manevi bir yaşam önerirken, kendileri
teknolojinin tüm nimetlerinden ve maddiyattan yararlanmaktadı r.
Yeri geldiğinde bir Caminin
imamlığı için adam öldürmekte, yeri geldiğinde en lüks villalarda
yaşamakta, TV haram derken plazma televizyonlar edinmekte, hatta
jetskilere binmekte bir sakınca görmemektedirler.
Bu sözüm ona ruhani cemaat
liderleri radikal İslam'ı soyut maneviyattan çıkarıp, çağdaş yaşamın;
son derece karmaşık, ilişkileri son derece çetrefilli, özlemleri ve
imkanları zengin maddiyat ortamını, sadece kendileri ve çevreleri için
gizlice yaşamakta, müritlerine ise ancak Ahrette mutlu olma seçeneği
sunmaktadır. Böyle bir programın; ister az gelişmiş isterse gelişmekte
olan bir ülke olsun insanlara yetmesi mümkün değildir. Kaldı ki; ruhani
cemaat liderleri saltanat içinde yaşarken, kendilerine bir lokma bir
hırka şeklinde yaklaşımını bu müritler, kabul etmemektedirler.
İşte radikal İslam'ın bu dünya
için vaat edeceği hiçbir şey olmadığından, tüm dünyada radikal İslam
liderleri; müritlerinin normal dünyevi işlere yönelmesine engel olmak
için kendilerine hep bir düşman belirler. Tüm dünyada Radikal İslam'ın
ortak düşmanı Amerika ve Avrupa'dır. Bu sadece iki farklı dinin
çatışması değil, gelişmişlik düzeyi, yani çağdaş yaşam şekli ile bu
ülkelerin; radikal İslamcıların müritlerine; yaşadıkları dünyaya maddi
açıdan da ilgi duymalarına neden olduğundandır.
Eğer bir düşman yaratılmazsa
radikal İslam; sadece maneviyat ve Ahret için yaşamak dışında bir işe
yaramadığından, müritler için yetersiz kalacak ve liderlerine
başkaldırmaya başlayacaklardı r.
Türkiye'de radikal İslam'ın tek
düşmanı, Amerika ve Avrupa değil, aynı zamanda Atatürk ve onun
getirdiği çağdaş yaşamamızı sağlayan devrimlerinin bütünüdür. Onlar
için Amerika ve Avrupa düşmandan ziyade, Atatürk ve devrimleriyle
mücadelede kullanılan araçlardır. "Önce laik demokratik Türkiye
Cumhuriyeti'ni İslam devletine çevirelim sonra Amerika ve Avrupa ile
hesaplaşırız" demektedirler.
Öncelikli hedefin Atatürk ve
devrimleri olmasının nedeni de; gene müritlerine Atatürk ve
devrimlerinin, bu dünyayı hatırlatmasıdır. Radikal İslam'da kadının
yeri yoktur. Ama Atatürk devrimleriyle kadına insan değeri verilmiştir.
Radikal İslam'da insanın; insan olarak da değeri yoktur. Atatürk
sayesinde insanlar birey olduklarının ayrımına varmıştır. Radikal İslam
sevgili Peygamberimizin "Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın
ölecekmiş gibi Ahret için yaşayın" hadisini yok sayar. Oysa insanlar;
Atatürk ve devrimleri sayesinde bu dünyayı da yaşamaları gerektiğinin
ayrımına varmışlardır. İşte bu ve buna benzer bir çok dünyevi konuda
Atatürk ve devrimleri insanlara örnek teşkil ettiğinden, yol
gösterdiğinden radikal İslam'ın müritleri için düşmandır, yok
edilmelidir.
Onlar müritlerine Amerika ve
Avrupa'ya direnebilmek için önce Atatürk belasından ve onun çağdaş
yaşam getirilerinden kurtulmak gerektiğini söylerken, durum bunun tam
tersidir.
Batılı emperyalist sisteme
direnebilmenin tek geçerli yolu; Amerika ve Avrupalılar millet sonrası
aşamalarına ilerlemiş iken, Müslüman toplumları; ümmet aşamasında
tutmakla ya da ümmet aşamasına döndürmekle, bu insanlara radikal İslam
cemaat liderlerinin müritlerinden öte hiçbir şey olmadıklarını ve
sadece Ahret için çalışmaları gerektiğini söylemekle değil; laik ve
demokratik millete dönüşmelerini, maneviyat ortamında değil; maddiyat
ortamında yani teknolojiyle güçlenerek emperyalizmin karşılarına
çıkmaları gerektiğidir.
Müslüman’ım diyen herkes tabi ki
Hz. Muhammed’in ümmetindendir. Ancak burada söz konusu olan; ümmetin
siyasi olarak kullanılması ve millet kavramıyla karşı karşıya
getirilmesidir. Eğer siyasi olarak ele alınan ümmet kavramı başarı
sağlamış olsaydı; bugün Arap Yarımadasında küçüklü büyüklü bir çok ülke
olmazdı.
Türkiye Cumhuriyeti başından bu
yolu, yani ümmet aşamasını terk edip millet aşamasına geçmeyi tercih
eden tek İslam ülkesidir. Türkiye'nin ayağını bu kadar çelmeye
çalışmalarının, içerde radikal İslam'ı beslerken dışarıda ılımlı İslam
diye tutturmalarını n nedeni de budur. Böylece iki cephede birden
halkın dini duygularını; Atatürk ve devrimlerine karşı kullanmaktadı
rlar. Çünkü biliyorlar ki; millet olmanın bilincine varıp, Atatürk ve
devrimlerine sahip çıkan bir Türkiye ile başa çıkamazlar.
ŞEBNEM ÖZBEK
Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı.
Sürükle bırak