İstanbul'da art arda camiler kundaklanıyor, üstelik herkesin bir Alevi
açılımı yaptığı, Alevi kesimin çok hassas olduğu bir dönem ve Maraş
katliamının 30. yılında!
Bu gelişmeler hiç de hayra alamet değil! Görünen o ki birileri 30 yıl
evvelki dosyayı yeniden açmak istiyor. Kendilerine göre yarım kalmış
bir işi tamamlamak istiyorlar. Adına "alevi Sünni çatışması" dedikleri
provokasyonlarla acımızı tazelemek ve daha fazlasını yaşatmak
istiyorlar.
Bu yüzden o günlere bir daha dönmemek ve o günlerin muhasebesini
yaparak gençlere doğruları anlatmak istedim. Yazdıklarım o günlerde
olan, yaşanan ve söylenen şeylerdir. Bu gün camileri ve belki de
"Cemevlerini" kundaklayan ve kundaklayacak kişiler yine eskisi gibi
emperyalist güçlerin oyuncağı, hainlerdir.
Şimdi birlikte bir zaman yolculuğuna çıkıp "keşke yaşanmasaydı"
dediğimiz o günlere bir bakalım. Unutulmamalıdır ki o günlerde SSCB
gizli servisi KGB başta olmak üzere Çin, Arnavutluk, Bulgaristan ve
diğer komünist blok ülkelerinin gizli servisleri ülkemizde cinayetler
işleyip, büyük provokasyonlara imza atmaktaydılar.
Bu büyük iç savaş provalarından ilki belki de "Malatya Olayları" diye
bilinen, Malatya'da CHP'nin 52 yıllık iktidarını yıkarak 11 Aralık
1977'de belediye başkanı seçilen Hamit Fendoğlu'nun, 17 Nisan 1978'de
gelini ve torunları Bozkurt ve Mehmet ile birlikte şehit edilmesi
olayıdır. Diğer olaylarda olduğu gibi "Hamido"nun da şehit edilmesi
olayına bir ülkücü fail bulunması gerekiyordu. Aranan fail Ülkü
Ocakları Derneği (ÜOD) eski genel başkanı Muharrem Şemsek'ti!
Oysa bunların hepsi bir yalan ve büyük bir oyunun parçası idi. Bugün
olduğu gibi o günlerde de Türkiye başta KGB olmak üzere CIA ve
MOSSAD'ın eylem ve cinayet işleme alanı haline gelmişti. Bu olay da
bunların işiydi. Bu servislerin satın aldığı hainler vasıtasıyla
gerçekleştirilen katliamlar toplumsal hayatımızda derin yaraların
açılmasına sebep oluyordu. Muharrem Şemsek'in suçsuzluğu kısa sürede
anlaşılacaktı ama karanlık kişiler amaçlarına ulaşıp, çıkan olaylarda
masum insanlar hayatlarını kaybettikten sonra...
Malatya olaylarına gelinmesindeki en büyük nedenlerden biri de
ülkücülerin yaptığı büyük mitingdir. 15 Nisan 1978 tarihinde MHP'nin
düzenlediği büyük mitinge iktidardaki CHP'nin her türlü olumsuzluğa,
tehdit ve bütün engellemelerine rağmen çok büyük bir katılım olmuş ve
Türkiye siyasi tarihindeki en büyük miting olarak tarihe geçmiştir.
Hiçbir taşkınlığın ve yasadışı olayın yaşanmadığı bu yürüyüş ve
mitingde yaklaşık olarak yarım milyon insan toplanmıştı. Yürüyüşe
geçen kortej Cemal Gürsel meydanından Tandoğan'a saatler sonra
gelebilmişti. İşte SSCB, ÇİN, ABD ve MOSSAD, CIA, KGB bundan
korkuyordu... Bu kitlesel büyüme durdurulmalıydı!
Hamido'ya gönderilen bombanın bir benzeri de üç gün evvel CHP'den
istifa eden (Maraş) Pazarcık eski ilçe başkanı Memiş Özdal'a
gönderilmişti. Ancak bu paket postanede patlamış ve iki posta
görevlisi ölmüştü. Yapılan araştırmalar sonucu Türkiye büyük bir
gerçekle yüzleşiyordu! İçişleri Bakanlığının 24 Nisan 1978 tarihinde
Güvenlik Dairesi Yabancı Faaliyetler Bölümünün 10568 sayılı yazısına
dayanılarak valiliklere gönderdiği yazıda Hamit Fendoğlu ve PTT
memurlarının ölümüne sebep olan bombalar Almanya'da faaliyet gösteren
yasadışı "Türkiye Gizli Ermenistan Kurtuluş Örgütü" tarafından imal
edilerek amacına ulaşması sağlanmıştır. (Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket,
Cilt 3, sh, 228)
Bunlarla yetinmeyenler bu sefer gözlerini Sivas'a çevirmişlerdi.
Sivas'ta Ramazan'ın son günü (3 - 4 Eylül 1978) patlak verip bayramın
birinci günü de devam eden olaylarda 10 kişi ölmüş yüzlercesi de
yaralanmıştı. Burada da aynı oyun sahneye konmuş maalesef
istediklerini almışlardı. Bu olayda da diğerlerinde olduğu gibi bir
ülkücü fail bulunmuştu. Bu seferki fail Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD)
genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu olacaktı. Ne var ki sonunda ÜGD genel
başkanının suçsuzluğu anlaşılacak ve olayların arkasında İGD, TİKKO,
DEV-YOL, Acilciler gibi komünist terör örgütleri çıkacaktı.
Kısacası Türkiye'nin her yerinde cinayetler işleniyor, kurtarılmış
topraklar ilan ediliyor, Kars kalesine Rus, Antep kalesine Çin bayrağı
çekiliyordu... ODTÜ'de Türk bayrağı indiriliyor, istiklal marşı
söylenmiyordu... Konya'da istiklal marşı okunurken yuhalanıyor, protesto
etmek için bir grup yere oturuyor, meydanlarda Karl Marks, Friedrik
Engels, Lenin, Stalin, Mao ve bilumum komünistlerin posterleri
dolaştırılıyordu...
İşte Türkiye'nin "manzarayı umumiyesi" buydu!
Katliamların arkasında kim var?
Maraş katliamı gibi büyük olayları çıkarmak kimin işine yarayabilir
sorusuna cevap aramak ve bu cevabı milletimize duyurmak sağduyu sahibi
herkesin görevidir. 12 Eylül öncesinde komünist fırtınanın son hızıyla
estiği günlerde meydana gelen gerek toplumsal ve gerekse kişisel
katliamlarda bu olayları kimin teşvik edip tasarladığını ve uygulamaya
koyduğunu merak edenlere şu basit cevabı verebiliriz!
Yapılan katliamlar kime menfaat sağlıyorsa ve işlenen cinayetlerde
kullanılan yöntem kime ait ise bu işleri onlar yapmıştır! O hâlde
Türkiye gibi bir ülkede bunları kimler yaptırabilir? Bu yöntemler
kimin yöntemleridir?
Türkiye'deki toplu katliamların ve siyasî cinayetlerin arkasında
SSCB'yi görmekteyiz. Toplu katliamları ve siyasî cinayetleri bir
yöntem olarak kullanan SSCB bu yöntemle hem düşman kabul ettiği
muhaliflerini ortadan kaldırır ve hem de iç savaş aşamasından sonra
işgale başlar. Komünizmi ve komünistleri deşifre ederek milletini
uyanık olmaya davet eden kişi, kurum, dernek, parti ve sendika gibi
sivil toplum teşkilatlarının Rus ve Çin hükümetleri tarafından
kurdurulan veya beslenen ya da desteklenen komünist örgütlerce yok
edilmeleri sağlanır.
Çarlık Rusya'sından komünist Rusya'ya kadar bütün Rus yönetimleri
İstanbul'u ve boğazları ele geçirmeyi millî bir politika olarak kabul
etmiştir. Rus milli politikası içinde Kars, Ağrı ve Ardahan özel önem
taşımaktadır. Onlara göre buralar ele geçirilmeli ve Türkler
Anadolu'dan sökülüp atılmalıdır.
Türkiye üzerinde çok büyük politikaları olan Rusya bu amaçla
beynelmilel komünizmin de yardımıyla yüzlerce örgüt kurdurmuş bunlara
para, silâh, mühimmat, teknoloji ve beyin gücü yardımı yapmıştır.
Genellikle yasadışı yöntemleri kabul eden Rusya ihtilalciliği bir
yöntem olarak benimsemiştir. Ayrıca Ernesto Che Guevara, Carlos
Marighella, Alberto Baya gibi Latin Amerika ve Ho Şi Minh gibi Vietnam
gerillacılığını da Türkiye'de kullananlar olmuştur. Başta romantik
(komünist ve) maceraperestler arasında taraftar bulan komünizm daha
sonra pembe romantizmden, kanlı kızıl komünizme dönüşüyordu. Bu andan
itibaren Türkiye'de toplu ve kişisel siyasi cinayetlerin arkasında
Rusya, Çin, Arnavutluk ve Bulgaristan gibi komünist blok ülkelerini ve
DEV-GENÇ, THKO, THKP-C, DEV-YOL, DEV-SOL, POL-DER, PKK ve DHKP-C vs.
vs. gibi çeteleri görüyoruz.
Türkiye'nin millî politikaları, Rus millî politikaları ile devamlı
çatışmıştır. Başta Atatürk olmak üzere hiçbir Türk hükümeti Rusya'ya
onların istediği kadar taviz vermemiştir. Bu yüzden Rusya kendi nüfuzu
altına alamadığı Türkiye'nin hem İslâm ülkeleri ve hem de batı ile iyi
ilişkiler geliştirmesine mani olmak için Türkiye'de bir kamuoyu
oluşturmuş ve mitingler düzenletmiştir. Türkiye'nin istiklâlini koruma
ve kendi kaderini çizebilme isteğine hiçbir zaman saygı duymamış ve
sürekli olarak Türkiye'yi bulunduğu pakt ve ittifaklardan koparmak
istemiştir. Bunu yaparken de ortada kalacak olan Türkiye'yi nüfuzu
altına alarak zamanı gelince işgal etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla
Türkiye içindeki milliyetçi fikirlere acımasızca saldırmış, bu akımın
tek ve gerçek temsilcisi olan ülkücüleri hayvanî yöntemlerle
katletmişlerdir.
Suikast ve siyasî cinayetlerin yanı sıra kitlesel katliamlara da
başvuran komünistler 1917'den beri uyguladıkları "devrimci şiddeti"
Türkiye'de de uygulamışlardır. Rus ihtilâli adını verdikleri
katliamları ile ve Çin'in yaptığı gibi ırk, cins, yaş ve din ayrımı
gözetmeksizin herkesi öldürdüler. Bu katliamlarda ise hep aynı yöntemi
kullandılar. Başta Ermenilerin 1915 - 1919 yılları arasında Türklere
uyguladığı yöntemler olmak üzere; Rus, Çin, Kamboçya, Kuzey Kore ve
diğer komünist ülkelerin uyguladığı yöntemler Türkiye'de Malatya,
Sivas, Maraş, Çorum ve diğer illerde uygulandı. Öldürmek istediklerine
her türlü işkenceyi yapan komünistler özellikle Kahramanmaraş'ta büyük
vahşet yaşatmışlardır. İşkence ederek öldürme ya da öldürdükten sonra
işkence etme bunların en belirgin özellikleridir. Ümraniye, 1 Mayıs
mahallesinde işkence edilerek öldürülen 5 ülkücü işçi buna en zalimce
örnektir. Keza 1915-1919 yılları arasında Ermenilerin Türklere yaptığı
zulmün tarifi imkânsızdır. Aynı yöntemleri Maraş'ta 1978'de de
kullanmışlardır. Bu yöntemler ayrıca Yahudiler tarafından da sıklıkla
kullanılmış ve halen kullanılmaktadır.
Zaten Türk milletinin mayasında işkence ederek öldürme diye bir şey
yoktur. Türkler tarihin hiçbir anında öldürdüğü insanların karnını
deşmemiş, gözünü oymamış veya tecavüz etmemiştir. Ancak bu yöntemler
ne yazık ki komünizm ve komünistler arasında bir yöntem, baskı ve
yıldırma amaçlı olarak kullanılmıştır. Bu yöntemleri gerek Kurtuluş
savaşında ve gerekse Kıbrıs savaşında Yunan ve Rumların da
kullandığını biliyoruz. Aynı yöntemleri PKK adlı cinayet şebekesi de
kullanmıştır.
Bunun bir başka örneğini ise 1978 yılında Maraş'ta yaşadık. Ne yazık
ki "Alevi-Sünni çatışması" gibi gösterilen ancak Rus, Ermeni, komünist
çeteler ve diğer emperyalist devletlerin ortak yapımı olan bu
katliamın üzerindeki sır perdesini kaldırıyoruz.
Bu olay da tıpkı "Deniz Gezmiş ve arkadaşları" gibi milletimize yalan
ve yanlış bilgilerle aktarılmış, bunun sonucu olarak ise ülkücüler
suçlanmaya çalışılmıştır.
Güneş Ne Zaman Doğacak!
Maraş olayları "Çiçek sinemasının" bombalanmasından sonra başlamıştır.
Ama yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi öncesinde gelişen olayları
görmezden gelemeyiz...
Evvela Güneş Ne Zaman Doğacak adlı filmin içeriğine bakmakta fayda
vardır. Benim de (tarihini pek hatırlayamadığım büyük bir ihtimalle
1979'da) seyrettiğim bu film o günlerde iyice kuduran komünist
teröristlerin değil bütün solcuların tepkisine sebep olmuştu. Hiç
unutmuyorum Tirebolu'da annem, babam ve ben ailece gitmiştik. Renk
Sinemasında oynuyordu...
Film, komünizmin bütün pisliğini o günkü film teknolojisi, senaryosu,
oyuncuları ile gözler önüne seriyordu. Dolayısıyla bu filmden Türk
Milliyetçilerinin gocunacağı hiçbir şey yoktu. Aksine komünistlerin ve
solcuların alınacağı, utanacağı pek çok şey vardı. Çünkü filmin konusu
1940'lı yılların Türk yetkililerince Ruslara teslim edilen ve bunlar
daha Türk topraklarından Rus topraklarına adımlarını dahi atmadan
1940'lı yılların yöneticilerinin gözü önünde kurşunlanarak öldürülen
soydaşlarımızın hayatını anlatıyordu. 1940'lı yıllarda ise Türkiye'de
CHP iktidarda idi. İşte sırf bu yüzden CHP'liler tepki göstermiş
olabilirler. Komünistlerin tepkisi ise o iğrenç ve insanlık dışı
yüzlerinin açığa çıkmasındandır.
Bu film hakikaten büyük gürültü koparmıştı. Filmin yönetmen asistanı
İsmail Güneş'e göre bu olayların arkasında SSCB ve KGB var! İsmail
Güneş filmi çekerken başlarına gelenlerin pişmiş tavuğun başına
gelmediğini iddia ediyordu. Buna göre ekip film daha çekim aşamasında
iken Rus konsolosluğunda görevliler tarafından çekilmemesi konusunda
nazikçe uyarılmışlar. Çekime devam eden ekibe saldırılar olmuş, stüdyo
basılmış. Saldırılar bunlarla bitmemiş. Filmin negatiflerinin
yıkandığı Lale stüdyosu üç kişi tarafından basılmış, üzerinde adı
yazılı olması gereken filmi arayan komünistler kutunun üzerinde başka
bir ad yazıldığı için muratlarına eremeden oradan uzaklaşmışlar.
Filmi Rus konsolosluğundaki görevliler ve onların tetikçilerinden
kurtaran ekibin karşısına bu sefer de "sansür kurulu" çıkmış. Ancak
sansür meselesi de filmin kadın başrol oyuncusu Oya Aydoğan'ın CHP
senatörü bir yakını sayesinde aşılmış. Aslında film Maraş'tan önce
Karagümrük ve Beşiktaş'ta gösterildiği sinemalarda saldırıya uğramış.
İsmail Güneş o kadar iddialı konuşuyor ki ona hak vermemek elde değil.
Ona göre "bu iş ne sağ sol ne de Alevi Sünni çatışması değildi."
Sovyetler bu filmi oynatmamak için elinden geleni yapmış ve bunda
kısmen başarılı olmuştur.
Çiçek sineması bombalanıyor.
İşte bu film bütün Türkiye'de olduğu gibi Maraş'ta da halkın yoğun
ilgisi ile karşılaşıyordu. Bu ilgi solu ve POL-DER'i tedirgin etmişti.
POL-DER'li polisler bu ilgiyi dağıtmak için tehditlere
başvuruyorlardı. "Bu arada sinemayı telefonla arayıp filmin
oynatılması durdurulmazsa sinemanın bombalanacağı yönünde tehditler
gelmeye başlıyor. Emniyet de bu yönde baskıyı artırıyordu." (Ökkeş
Kenger, Kahramanmaraş Olaylarının Perde Arkası, sh, 56) Bu tehditler
ne sinema sahiplerini, ne ülkücüleri ve ne de Maraşlıyı yıldırmamıştı.
En sonunda komünist çetelerin istediği oluyor ve 19 Aralık gecesi
Çiçek sineması bombalanıyordu. Bunun sonrasında 7 kişi çeşitli
yerlerinden yaralanarak hastanelerde tedavi altına alınıyordu. Bu
arada olan olayları muhabiri olduğu Hergün Gazetesi ve Genç Arkadaş
dergisine haber vermek için PTT'ye telefon etmeye koşan bir kişi daha
sonra olayların 1 nolu sanığı olarak gözaltına alınacak ve binlerce
ülkücü gibi o da işkenceye ve iftiraya maruz kalacaktı. Bu kişi Ökkeş
Kenger'den başkası değildi. Ancak herkes Ökkeş Kenger'i olayları başta
Ankara olmak üzere Türkiye'ye ilk duyuran kişi olarak bilir. Bu
yıllarca böyle bilinmiştir. Fakat işin doğrusu hiç de öyle değildir.
Teori Dergisinin 38.sayısında yazdığına göre bu görevi de (!)
Aydınlıkçılar yerine getirmiştir. Teori dergisinde şu iddialara yer
verilmektedir:
"O zamanki Ecevit iktidarı katliamın başladığını partimizden (TİİKP)
öğrendi... Parti daha ilk andan itibaren özel bir basın bürosu
oluşturup neredeyse saat başı çıkardığı bildirilerle gerçekleri halka
ve dünyaya duyurdu." (Teori, TİİKP Bilançosu, Şubat 1993 sayı, 38, sh,
19)
Filmin oynadığı sinemadan gelen müthiş bir patlama sesi ile dışarı
çıkan ilk kişinin şüpheli davranışları etrafındaki vatandaşların
gözünden kaçmıyor ve yakalanarak polise teslim ediliyordu. İlerde
kendisinden CHP militanı diye bahsedilecek vali olmasına rağmen Tahsin
Soylu'nun konu ile ilgili şu açıklaması her şeyi bütün çıplaklığıyla
gözler önüne seriyordu."Sinemada Güneş Ne Zaman Doğacak adlı bir film
oynuyordu. Ben filmi görmedim. Ama komünizmi yeren bir filmmiş.
Sinemaya bomba atılması olayı ile ilgili olarak Pazarcık ilçesinin
Demirciler köyünden sol görüşlü Salman Ilıksoy adındaki bir şahıs
yakalandı ve tutuklandı."
__________________
Buna benzer bir açıklamayı da zamanın CHP'li içişleri bakanı İrfan
Özaydınlı yapmıştır. Bakan İrfan Özaydınlı "olayları solcular
başlattı" dediği için görevden alınıyordu. Görüldüğü gibi Maraş'ın ve
Türkiye'de asayişin en yetkilileri olan Maraş valisi Tahsin Soylu ve
içişleri bakanı İrfan Özaydınlı MHP'yi ve ülkücüleri olayın en
başından aklamış oluyorlardı. Fakat Ecevit CHP grup toplantısında yine
kışkırtıcı bir konuşma yaparak âdeta olayları solun başlattığı yönünde
açıklama yapan vali ve içişleri bakanına gözdağı veriyordu. Bunun
üzerine Salman Ilıksoy serbest bırakılıyor ve bütün oklar Ökkeş
Kenger, ÜGD ve MHP üzerine çevriliyordu. Ecevit katliamlar başladığı
zaman yaptığı tarihî grup toplantısında şunları söylemiştir.
"...Nihayet K. Maraş'ta soykırım oldu; katliam oldu... Kendilerini
milliyetçi gibi göstermeye kalkışanlar bunu yapmaya çalıştılar...
Bunlar milliyetçi olamazlar." İşte Ecevit bu defa çok haklıydı. Çünkü
bu katliamı yapanlar, ilerde anlaşılacağı gibi solun her çeşidi,
komünist ve Ermenilerdi, ülkücüler değil!
20 Aralık gecesi yani Çiçek sinemasının bombalanmasından bir gün sonra
solcuların gittiği Akın kıraathanesi de bombalanıyordu. Akın
kıraathanesinin bu olay için seçilmesindeki yegâne sebep bir gece
önceki sinema bombalanması olayının intikamının alındığı havasını
yaymaktı. Nitekim bu gayeye ulaşıyor ve solcuların gittiği Akın
kıraathanesine atılan bombadan aradıklarını bulamayan ve ortamı daha
da gerginleştirmek isteyenler tarafından 21 Aralık günü Endüstri
Meslek Lisesi öğretmenlerinden sol görüşlü Mustafa Onbaşıoğlu ve Hacı
Çolak okulun önünde öldürülüyorlardı.
Çiçek Sinemasının ve Akın kıraathanesinin bombalanması ve iki
öğretmenin öldürülmesi eylemlerini DEV-SAVAŞ adlı terör örgütünün
gerçekleştirdiği daha sonra yapılan mahkemelerde ortaya çıkarılmıştır.
Görüldüğü gibi komünistlerin safha safha uygulamaya koydukları bu
planlar ile MHP'nin, ÜGD'nin ve Türk milliyetçilerinin hiçbir alâkası
yoktur. Gerçekler böyle olmasına rağmen her olaya bir ülkücü sanık
bulmakla görevli POL-DER ve basın hemen harekete geçerek failleri
ülkücülerin arasında aramaya başlıyorlar. Bu tezgâhı kurmak hiç de zor
olmuyordu. Nasıl olsa bombalanan kıraathane solcuların, öldürülen
öğretmenler de solcular idi. O yüzden maya hemen tutmuş ve Maraş'ta
olağanüstü olaylar yaşanmaya başlanmıştı. Ertesi gün yani 22 Aralık
günü öğretmenlerin cenazeleri kaldırılacak ve cenazede bazı eylemler
yapılacaktı. Bu kararların alındığı toplantılara hem öğretmenleri
öldüren hem de bombalama eylemlerini gerçekleştiren DEV-SAVAŞ
yetkilileri ile ileride Maraş davasında yargılanıp idam cezası alacak
olan ve arkadaşı Adil Ovalıoğlu'nu öldürmekten sanık sandık cinayeti
zanlısı, Ermeni Gabris Altınoğlu da katılıyordu. Bu toplantılarda
alınan kararlar gereği, gerekirse silâh kullanmak bile serbestti.
Vali Tahsin Soylu: Solcular sağcılara saldırabilir!
Aynı akşam Vali Tahsin Soylu nasıl olduysa Gaziantep Zırhlı Birlik
Komutanına yazdığı yazıda "K.Maraş'ta cenaze törenini bahane eden
solcular, çok kuvvetli yandaşlarıyla, sağ görüşlü kişi ve kuruluşlara
saldırabilirler. Bu yüzden olaya müdahale edebilmek için kuvvet
bulundurulmasını istiyorum" diyordu.
Bütün bunlar olurken aynı vali Tahsin Soylu bu sefer "İçişleri
bakanlığı, şereflerine lâyık bir tören yapılmasını istiyor" diyerek
herkesin cenazeye katılmasını teşvik ediyor, okullar ve devlet
daireleri tatil ediliyordu. Daha önce TÖB-DER ve Yürükselim
mahallesinde beş örgüt tarafından (TÖB-DER, TKP/ML-DHB, TDKP/HK, DEV-
SAVAŞ ve TİKP) alınan karar gereğince plan uygulanıyor, iki öğretmeni
öldüren DEV-SAVAŞ cenaze töreninin hazırlıklarında da başı çekiyordu."
Marksist-Leninist bölücü terör örgütleriyle Marksist-Maoist bölücü
terör örgütleri kendi yandaşlarınca öldürülen öğretmenlere görkemli
(!) bir cenaze töreni düzenlemek için aralarındaki çekişmeyi bir
süreliğine rafa kaldırmışlardı. Yıllardır milliyetçi muhafazakâr
yapısı nedeni ile bir türlü sızamadıkları Maraş'ta kendilerinin
ispatını ancak bu yolla yapabileceklerine inanıyorlardı. Üstelik kan
içicilerin kanla yazılır dedikleri devrimin ilk ayağını da burası
oluşturuyordu.
Okulların ve devlet dairelerinin tatil edilmesinin ardından komünist
katiller çarşıları dolaşarak bütün esnafı dükkân kapatmaya
zorluyorlardı. Bundaki amaç mümkün olabildiğince kalabalık toplamaktı.
Böyle gergin bir ortamda morgdan alınan cenazeler, cenaze namazı (!)
için Ulu cami'ye doğru yola çıkarılmışlardı. Tarihler 22 Aralık 1978
cuma gününü işaret ediyordu!
Adı geçen öğretmenlerin cenazesinin kalkacağı gün çeşitli yollarla
halkı Ulu Cami'ye toplamayı sürdüren komünistler, tahriklerine olanca
hızı ile devam ediyorlardı. Hatta o kadar ileri gidiyorlardı ki, duyan
kulaklarına inanamıyordu. Ama ne yazık ki komünistler "Maraş
müftüsünün resmî araçla kentte dolaşıp halkı (Alevilere karşı)
kışkırttığı" (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel
Katliamlar, sh, 97) dedikodusunu yayarak Ulu cami etrafında binlerce
kişinin toplanmasını sağlıyorlardı. Bu söylentileri Hürriyet gazetesi
okuyucularına şöyle duyuruyordu: "Saldırganlara dinamit lokumu ve
silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, Maraş
müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı
konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını öne
sürdü" (Hürriyet Gazetesi, 26.12.1978)
Bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sayılır... (!)
Bu arada akıllara durgunluk veren bir iddia daha ortaya atılıyordu.
Aynı gün "Bağlarbaşı imamı Mustafa Yıldız Cuma namazında (22.12.1978)
oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevî öldüren beş sefer hacca gitmiş
gibi sevap kazanır diye vaaz verdiği" (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın
Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 150) dedikodusu yayılır. Artık ok
yaydan çıkmış, herkes her söylenene inanır hale gelmişti... Zaten
istenilen de buydu...
Ulu cami Maraş tarihinde çok önemli bir yer işgal etmektedir. Ayrıca
Maraş'ın en büyük camisidir. İşte komünist militanlar yapacakları
katliamın mümkün olduğunca büyük olması için özellikle Cuma günleri
tıklım tıklım olan Ulu cami'ye bu yüzden cenazelerini getirmek
istemişlerdir. Aslında maksat tabii ki cenaze namazı kılarak dini
vecibelerini yerine getirmek değildi. Bu arada yeri gelmişken şunu da
belirtmekte fayda var: Türk solu tıpkı ağa babaları Lenin. Stalin.
Mao. Rusya, Çin, Enver Hoca, Tito v.s. gibi din düşmanıdır. Üstelik "...
Sünni İslâm düşmanı" (Mahmut Çetin, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, sh,
268)
Oradaki hain ve sinsi plan Cuma namazını kılanları tahrik ederek
öldürebildiklerini hemen orada katletmekti. Bu arada cenazeleri alan
topluluk önlerine çıkan her şeyi tahrip ederek Ulu cami önüne
geldiler. Bütün bu azgınlığın arkasından gelecekleri sezen Maraşlılar
da Cuma namazından çıkanlarla beraber Ulu cami önünde toplanmaya
başladılar. Karşılıklı slogan atmalar ve komünistlerin Peygamberimize
(S.A.V) hakaret etmeleri ise sinirleri iyice gerdi. İşte "bu anda
polisten (POL-DER) ve kortejde bulunan militanlardan topluluğun
üzerine ateş edenler oluyordu." Tabii provokatörler de (kışkırtıcı)
boş durmayarak halkın galeyana gelmesine yardım ediyorlardı.
Cenazeleri bırakıp kaçıyorlar.
Kan temeline oturtulan devrimin ilk kıvılcımı sayılabilecek Maraş
olaylarının patlak verdiği gün bir başka kıvılcım da Elbistan'da
çakılmıştı. Bir CHP senatörü olan Hilmi Soydan o tarihlerde ülkenin
istikbalini MHP'de gördüğünden partisi CHP'den ayrılıp MHP
yetkililerine "artık MHP'de siyaset yapacağını" söylemişti. Senatör
Hilmi Soydan TÖB-DER'de yapılan hain plan sonrasında DEV-SOL militanı
Ali Sarıaslan tarafından katlediliyordu. Bu cinayetle olayların
boyutunu ve alanını genişletmeyi uman katiller Hilmi Soydan'dan başka
MHP ilçe başkanı, ÜOD başkanı ve Ülkü-Bir başkanını da öldürmeyi
planladıklarını daha sonra itiraf edeceklerdi.
Ulu cami'de karşılıklı slogan ve taş atmalardan sonra Maraşlıların
kararlı tutumları karşısında militanlar cenazelerini de bırakarak
burayı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu konuyla ilgili Avukat
Selahattin Aydın 30.06.1980 tarihinde Adana 1 nolu sıkıyönetim
mahkemesinde şöyle demiştir.(Kaçan teröristleri kastederek) "Bir kısmı
da askerî araçlarla olay yerinden uzaklaştırılmış... Hastane civarında
askeri bir cemseden militanlarca açılan ateş sonucu Cemil Karadutlu
adında sağ görüşlü bir genç vurularak öldürülmüş... Bu grup içinde
bulunan DİSK bölge temsilcisi solcu Mehmet Taşkesen topluluğu silahla
tarıyor ve bir vatandaşı ağır yaralıyor... Aynı gün akşam, Yürükselim
mahallesinde Memili Bakıca ve Hamza Yıldız isimli sağ görüşlü gençleri
öldürüyorlar..."
22 Aralık Cuma günü ve akşam öldürülen üç kişinin cenazeleri 23 Aralık
günü defnedilecektir. Cenazeye bütün Maraşlı katılarak bir kez daha
sola geçit ve taviz vermeyeceğini gösteriyordu. Geceden Yürükselim
mahallesinde askerlerin tedbir aldığını gören Maraş sakinleri hiçbir
şeyden habersiz hastanenin olduğu yere doğru ilerliyordu. Bu duygu ve
düşüncelerle öldürülen gençlere duyulan acılar ve katillere duyulan
kin ile yoğrulan bedenlerin üzerine bir anda mermi yağıyordu. Geceden
kurulduğu belli olan bu tuzağın içine düşenlerden ilk anda 30 kişi
hayatını kaybediyordu. İlk tetiğin çekilmesinden hemen sonra diğer
mahallelerde de katliam başlıyordu. Komünist teröristlerin daha önce
seyyar satıcı ve milli piyango satıcısı kılığında Maraş'a soktuğu
katiller yine daha önce hazırladıkları silâhlarla sağcı-solcu, alevi-
Sünni ayrımı yapmadan katliamı sürdürdüler. Bastıkları evlerde hiçbir
ayrım yapmadan çocukları, kadınları, yaşlıları bile öldürdüler.
Üstelik bununla da yetinmeyip evleri ateşe verdiler. Savunmasız
gördükleri her şeyi leş yiyici sırtlan sürüsü gibi talan ediyorlardı.
Katliamlar yapan komünistlerin bu görevi 25 Aralık 1978 tarihine kadar
sürüyordu. 26 Aralık günü olayın gerçekleri herkes tarafından
görülüyordu. Resmî açıklamalara göre 111 ölü ve yüzlerce yaralı vardı.
Sivil otoritenin kasıtlı tutumları sonucu askerî birlikler olaya çok
geç müdahale etmiş ve cinayetlerin artmasına neden olmuştur. Güvenlik
güçlerinin geç gelişi komünistlerin işine yaramıştır. Bu konuda
"olayları solcular başlattı" dediği için istifa ettirilen içişleri
bakanı İrfan Özaydınlı'nın yerine gelen Hasan Fehmi Güneş bakın ne
diyor!
Bundan iki yıl önce "78'liler Federasyonu" tarafından düzenlenen
"Maraş Katliamı ve Gerçekler" konulu panelde konuşan Hasan Fehmi
Güneş, "dönemin hükümetinin katliamı önleyebilecek güce sahip
olduğunu" iddia etti. Güneş, "ciddi bir devlette böylesi katliamların
engellenmesinin mümkün olduğunu, hükümetin 'kötü yönetimi nedeniyle'
katliamın durdurulamadığını" söyledi. "Ben de hükümetin üyesiydim.
Maraş'ta bu tür hareketlerin olacağı sinyalleri geliyordu" diyen
Güneş, olaylarda hükümetin sorumluluğu olduğunu itiraf ediyordu.
Sadece Maraş'ta çıkan olaylarda birkaç gün içinde yüzden fazla insanın
ölümüne rağmen Ecevit, kendi dönemlerinin barış ve kardeşlik dönemi
olduğunu iddia etmiştir.
"Yapılan yargılamalar neticesinde MHP ve diğer ülkücü kuruluşlar
hakkında suç duyuruları reddedildi." (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın
Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 156) Ancak Ecevit hükümetinin ve
POL-DER'li polislerin bütün oyunlarına rağmen adalet karşında hesap
veren MHP ve ülkücü kuruluşların beraat etmesine karşılık, başta
Garbis Altınoğlu olmak üzere pek çok komünist yargılanmış ve suçlu
bulunmuşlardır. Adı geçen Ermeni Garbis Altınoğlu Türk milletine
yaptığı bütün kötülüklerin cezasını Maraş katliamının bir numaralı
sanığı, tertipçisi, teşvikçisi ve uygulayıcısı olduğu gerekçesiyle
yargılandığı mahkemece suçlu bulunmuş ve idama mahkûm edilmiştir.
(Alıntı)
On 12 Ocak, 23:48, Biz Türk Milliyetcileriyiz
1. 1972 yılında meydana gelen Sandık cinayeti faillerinden, Devrimci
Halkın Birliği Örgütü Lideri Ermeni asıllı Garbis Altınoğlu
(Altınyan)'nun Kahramanmaraş olaylarının tertipçilerinden olduğunu ve
bu davadan idam cezası ile cezalandırıldığını (Adana Sıkıyönetim
komutanlığı (2) Nolu As. Mahkeme 12.04.1984 Tarih ve 1984/109 Sayılı
Kararı)... 1991 yılında çıkarılan infaz yasasından faydalanarak
tahliye olduğunu ve bu olaylarda çatışmalara katılıp kimliği tespit
edilemeyen 7 sünnetsiz militanın öldüğünü biliyor muydunuz?
2. Olayların çıkmasına sebep olan iki sol görüşlü öğretmenin fraksiyon
çatışması sebebi ile DEVRİM SAVAŞÇILARI (DHKP/C DEV-ŞAVAŞ) örgütü
tarafından öldürüldüğünü... Örgüt militanlarının Adana 1 Nolu Askeri
Mahkemesi tarafından idam cezasına mahkum edildiğini (1 Nolu As. Mah.
27.09.1984 Tarih ve 1984/208 Gerekçeli Karar) biliyor muydunuz?
3. Türkiye Devrimci Komünist Partisi / Halkın Kurtuluşu (TDKP/HK)
Kahramanmaraş olaylarında, cenaze töreni ve diğer çatışmalara
katıldığı ve etkin rol üstlendiğini (Adana 1 Nolu As. Mah. 21.06.1984
Tarih ve 1984/150 Sayılı Karar), bir çok militanın bu yüzden ceza
aldığını biliyor muydunuz?
4. PKK-Apocular... Örgütün Kahramanmaraş olaylarında etkin rol
üstlenerek çatışmalara girdiklerini, bir çok militanın bu yüzden idam
cezası aldığını (Adana Sıkıyönetim As. Mah. 1986/104 Sayılı Gerekçeli
Karar) biliyor muydunuz? Marksist-Ermeni tertibi Kahramanmaraş
olayları sonrası idam talebi ile iki yıla yakın yargılanan Ökkeş
Şendiller'in, Adana Sıkıyönetim (1) Nolu As. Mahkemesinin
08.08.1980/520 Sayılı Kararı ile beraat ettiğini biliyor muydunuz?
5. Haksız yere tutuklandığı için Ankara 7.Ağır ceza mahkemesinde
Devlet Hazinesi aleyhine açtığı davayı kazanarak, 250 milyon Türk
lirası tazminata mahkum ettirdiğini (16.19.1996/129 Sayılı Karar)
biliyor muydunuz?
6. Ökkeş Şendiller'in, Adana Sıkıyönetim (1) Nolu As. Mahkemesinin
08.08.1980/520 Sayılı Kararı ile beraat ettiğini görmezden gelerek,
aleyhte kasıtlı yayın yapan başta dünyaca ünlü "Meydan Laorusse"
ansiklopedisi olmak üzere bir çok basın kuruluşunu ve şahsi manevi
tazminat cezasına mahkum ettirdiğini biliyor muydunuz?(Alıntı)
> kin ile yoğrulan bedenlerin üzerine bir anda mermi...
>
> tamamını oku »
Yıllardır Alevilerle Suniler arasındaki mesafeyi açmak için kullanılan
olay, -icracıları ortaya çıkmasına rağmen, arka planı bakımından- hala
esrarını koruyor.
Bazı yazarlar, olayı Ülkücülere fatura eden analizler yaptılar. Bu
doğru değil. Bu tip sansasyonel olayları bir gruba mal etmek, olayın
çap ve maksadını küçümsemektir.
Maraş olaylarını anlamak için önce olayların hangi sonuçlara sebep
olduğunu, hangi toplumsal yarılmalara vesile olduğunu anlamak gerekir.
Bu olayla birlikte sosyal bünyede onulması güç yaralar açılmıştır.
Olayın üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen acıların tazeliğini koruması,
gözyaşlarının kurumaması bunun en bariz göstergesidir.
Emre Aköz, Maraş olayları ile ilgili yazısında Ökkeş Şendiller'in, o
dönemin ender milliyetçi filimlerinden biri olan, Cüneyt Arkın'ın
başrol oynadığı "Güneş ne zaman doğacak" filminin oynatıldığı sinema
salonuna bomba attığını ve olayların bu provokasyondan sonra
başladığını yazmış. Sinemanın bombalanmasından başka bu iddiaların hiç
biri gerçeği yansıtmıyor. Ökkeş Şendiler Maraş olaylarından yargılanıp
Berat etmiş bir isim. Olaya ışık tutan, arka planını aydınlatmaya
çalışan kitapları var.
Maraş olayları patlak verdiğinde CHP iktidar, Bülent Ecevit ise
başbakan'dı. Olaydan sonra CHP'nin iç işleri bakanı İrfan Özaydınlı
(Emekli orgeneral) yaptığı açıklamada olayların sebebinin -sol
örgütler- olduğunu söylemiş, partisinden büyük tepki almıştı.
Sonrasında da İç işleri bakanlığından istifade etmek zorunda
bırakılmış, yerine sansasyonel davaların adamı Hasan Fehmi Güneş
getirilmişti.
Türkiye'de bazı kesimler solu iyilik meleği gibi görüyor. Sol, soygun
yapar, adam öldürür, banka soyar, hırsızlık yapar, ama her zaman
masumdur. Sağ saldırıya uğrar, nefsi müdafaa şartlarında kalır ama her
zaman günah keçisidir. Hâlbuki bugünün PKK'sı neyse dünün DEV-SOL'u,
TİKKO'su, THKO'su, DHKP-C'si, kısacası Marksist solu da odur. Daha
ilerisini söyleyeyim, bugünün DTP'si neyse dünün CHP'si de oydu.
Nitekim Ecevit bile, 12 Eylül darbesi ile birlikte bu CHP ile ilgisini
kesmiş, yeni bir siyaset biçimine yönelerek CHP ile arasına keskin bir
çizgi çekmişti.
İrfan Özaydınlı'dan sonra iç işleri bakanlığına atanan Hasan Fehmi
Güneş çok uğraşmasına, elindeki imkânları sonuna kadar kullanmasına
rağmen, olayı Ülkücü-Milliyetçi kesimle irtibatlandıracak tek bir
belge çıkaramamıştır. Aksine Adana Synt. Mahkemelerinde yapılan
yargılamalarda olayın Ermeni Garbis Altınoğlu'nun örgütü Devrimci
halkın birliği ile öteki sol örgütlerin tezgâhladığı mahkeme
kararlarıyla kesinleşmiştir. Adana 1 nolu askeri mahkemesinin 1984/208
K.sayılı kararında hem çiçek sinemasının bombalanmasının hem de iki
solcu öğretmenin öldürülmesinin devrimci savaş örgütü tarafından icra
edildiği ortaya çıkmıştır. Aynı olaylardan Halkın Kurtuluşu örgütü
1984/150,PKK ise 1986/104 sayılı kararla mahkûm edilmişlerdir. Maraş
olaylarında suçu sabit görülerek hüküm giyen tek bir ülkücü veya daha
genel bir ifadeyle tek bir sağcı yoktur. Ancak medya militanlarının
çarpıtması ile olay ülkücü-milliyetçi kesimlerin üzerine yıkılmıştır.
Ortada kapı gibi mahkeme kararları dururken 30 yıl sonra Maraş
olayları aydınlansın demek, bu mahkeme kararlarını yok sayın, 30-40
yıldır bu ülkenin kanını emen solcuları aklayıp, başkalarını mahkûm
edin demektir. Elbette hiçbir olay gizli kalmamalı, hiçbir insanımızın
kanı heder edilmemelidir. Sol örgütlerin kim bilir hangi derin
güçlerle iş birliği yaparak, Aleviliği Marksist solun fideliği haline
getirmek için yaptıkları bu çirkin olay, bütün veçheleriyle
aydınlatılmalı, olayı sunilikle hesaplaşmaya çevirip yeni
provokasyonların peşinde olan eski tüfeklerin oyunu bozulmalıdır.
İrfan Sönmez
On 12 Ocak, 23:49, Biz Türk Milliyetcileriyiz
> ...
>
> tamamını oku >>
Kahramanmaraş Olayları'yla bilinen Ökkeş Şendiller, İçişleri eski
Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT)
sağcıların elinde olduğu yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını
söyledi. Şendiller, sadece solcuların adının karıştığı olaylarla
ilgili dosyaların mahkemeye intikal ettiği yönündeki görüşlerin
yalandan ibaret olduğunu söyledi.
Kahramanmaraş Olayları'yla bilinen Ökkeş Şendiller, İçişleri eski
Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT)
sağcıların elinde olduğu yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını
söyledi. Şendiller, sadece solcuların adının karıştığı olaylarla
ilgili dosyaların mahkemeye intikal ettiği yönündeki görüşlerin
yalandan ibaret olduğunu söyledi.
Ökkeş Şendiller, hadiselerin sorumlusu olarak sol örgütleri göstererek
dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'i belgeleri karartmakla
suçladı.
Kahramanmaraş Olayları'na adı karışan, işkencelere ve yargılamalara
maruz kalan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 19'uncu Dönem
Kahramanmaraş MHP'li Eski Milletvekili, Kahramanmaraş Olayları'nı dış
mihrakların içinde bulunduğu, Türkiye'yi istikrarsızlaştırma
planlarının bir ürünü olarak tarif etti. Olaylarda iç ve dış
mihrakların etkili olduğunu belirten Şendiller, olayları
planlayanların sol marksist örgütler ve dış mihraklar olduğunu
kaydetti.
Hadiselerde ölen militanlar arasından 7 sünnetsiz cesedin ortaya
çıkarılmasının ortaya attığı görüşün açık ispatı olarak nitelendiren
Şendiller, "Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Kahramanmaraş'ta
incelemelerde bulunup olayı Sol örgütlerin çıkardığını söylemiş,
Ankara'ya döner dönmez görevden alınmış yerine Hasan Fehmi Güneş
getirilmişti" diye konuştu.
Ökkeş Şendiller, olayların Alevi ve Sünni sorunu olmadığına işaret
ederken, Maraş'ta sinemayı bombalayan ve 2 öğretmeni öldürenlerin
Devrimci Savaş Örgütü olduğunu belirtti.
Cenaze törenlerini düzenleyen, duvar yazılarını hazırlayanların da
aynı örgüt olduğunu söyleyen Ökkeş Şendiller, Adana Sıkıyönetim
Mahkemesi'nin kararlarıyla söz konusu eylemlerin sabitlendiğini
söyledi.
"MİT'İN SAĞCILARIN ELİNDE OLDUĞU, SADECE SOLCULARIN KARIŞTIĞI
OLAYLARIN SAVCILIĞA İNTİKAL ETTİĞİ YALAN"
Şendiller, Devrimci Savaş Örgütü'nün katlettiği 2 öğretmen Alevi
olmadığına temas ederek, hadiselerle ilgili mahkeme kararlarına dikkat
çekti. Ökkeş Şendiller sözlerini şöyle sürdürdü:
"12 Eylül'den önce Maraş Katliamı'yla ilgili davalar
açıldı. .İşkencelere maruz kaldık, yargılandık ama beraat ettik.
Ancak, olayların başlamasına neden olan Çicek Sineması'na bomba atarak
halkı tahrik eden, iki öğretmeni öldüren Devrimci Savaş Örgütü, Adana
SIkıyönedtim Askeri Mahkemesi'nce suçlu bulundu.
Altınyan'ın Devrimci Halkın Birliği Örgütü'nün olayların planlayıcı
olmak suretiyle suçu sabitlendi. Halkın Kurtuluşu Örgütü ve
Apocular'da süreçte işledikleri cinayet ve yaptıkları eylemler
nedeniyle suçlu bulundu. Fakat 1980'den sonra Askeri Sıkıyönetim
Mahkemelerince alınan tüm kararlar görmezden gelinmiştir, eylemlerin
altında imzası bulunan örgütler gizlenmiştir."
Dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ve CHP İktidarının
Kahramanmaraş Olayları'yla ilgili belgeleri kararttığını dile getiren
Şendiller, İrfan Özaydınlı'nın sol örgütlerin olayları başlattığı
yönündeki iddiasını çürütmek için Hasan Fehmi Güneşin göreve geldiğini
ve gerçekleri kararttığını söyledi.
2006 yılı sonu Ecevit'in kasasından çıkan belgelerde MİT'in
Kahramanmaraş Olayları'nı başlattığı yönünde iddialara rastlandığını
bildiren Şendiller, 1978'liler Vakfı'na konuya muhattap tarafları
tartışmaya davet ettiklerini ifade etti.
Sadece 12 Eylül 1980 tarihinden önceki yargılamalara bakılmamasını
isteyen Şendiller, şöyle dedi: "1974 yılında Ecevit Affıyla dışarı
çıkan Garbis Altınyan, Maraş Elbistan'da faaliyet göstermiş. Onun
bağlı olduğu örgüt, mezhep farklılığını kullanan, Çin modeli bir
örgüttür. Olayların çıkmasına sebep olan, ilk ölen 28 sağcının
öldürülmesine sebep olan Devrimci Savaş Örgütü'dür. Bunlar görmezden
gelindi.
Konuyla ilgili bilgi ve belgeleri 12 Eylül öncesinde Sıkıyönetim
Mahkemesi'ne aktarmayan Hasan Fehmi Güneş ve ekibidir. Ecevit'in
dosyasında çıkan dosyada MİT sağcıların elindeymiş onun için olaylar
haber verilmemiş. Sadece solcularla ilgili hadiseler mahkemeye
gönderilmiş bu yalandır, gerçeği karartmadır.
Ecevit'in elindeki belge değil, mahkeme kararı da değil. Ecevit neden
olaydan 10 gün sonra Başbakan olarak ilgili mahkemeye dosyayı
göndermedi?
Hukuk sisteminde mahkemelerin son lerdiği kararlar göz önünde
bulundurulmalıdır. Ecevit ve Güneş sokaktaki vatandaşlar değil, bu
konuda eğer MİT ya da başka kurumların parmağı varsa açıklanmalıdır."
Yakın zamanda ortaya çıkacak olan Kanlı Oyun adlı kitabında döneme
ilişkin bilgileri ortaya koyacağını söyleyen Ökkeş Şendilli, kitabıyla
yeni Sivas Olayları'nın meydana gelmesini engellemek istediğini
açıkladı.
MİT'in o dönem başkanlığını Sosyal Demokrat kimliğiyle tanınan Adnan
Ersöz'ün yürüttüğüne dikkat çeken Şendiller, MHP'liler ve Ülkücüler
dahil kimsenin konuyla ilgili ceza almadığını aktardı.
"SORGUDA Kahramanmaraş KATLİAMI'NI TÜRKEŞ'İN TALİMATIYLA YAPTIĞIMIZI
SÖYLEMEMİZ İÇİN BASKI YAPILDI, VAATLERDE BULUNULDU"
Ökkeş Şendiller, Özaydınlı'nın görevden alınmasının ardından Pol-
Der'de kadro bağlamında yapılanmaya gidildiğini ve kendisinin günlerce
işkenceye maruz kaldığını belirtti.
Şendiller, "Bizden sorguda Kahramanmaraş Katliamı'nı Türkeş'ten
aldığımız talimat doğrultusunda yaptığımızı söylememizi istediler.
Bizi yurt dışına gönderecekleri, estetik uygulayacakları ve polis
yapacakları vaat ettiler. Ankara Emniyet Sarayı'nda günlerce süren
İşkencelere direndik ve yargılama sonucu beraat ettik." diye konuştu.
Dönem içerisinde Türkeş'e yönelik suçlamaların sürdüğüne işaret eden
Şendiller, Güneş'in sorgulamasına bizzat katıldığını kaydetti.
Şendiller, şöyle devam etti:
"Kahramanmaraş Olayları devam ederken bir çocuğun ana karnından
çıkartılmasıyla ilgili haber vardı. Olaylar sürerken kadının biri
doğum için hastaneye geliyor. Doğum yapan kadının ölümü gerçekleşiyor,
gazetecinin biri hadisenin fotoğrafını çekiyor ve böylesine bir
iftiraya imza atıyor.
Hastane Başhekimi olayla ilgili açıklamalarda bulunmaya çalıştıysa da
etkili olamadı. Ayrıca olaylara 4 gün boyunca müdahale edilmedi.
Hadisede Hükümet kusurları var, kargaşa sürecinde sokağa çıkma yasağı
getirilse bunlar yaşanmayacaktı."
Ökkeş Şendiller, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in mahkeme
kararlarını yok saydığını öne sürdü. Kenan Evren'in de 1990 yılındaki
hatıralarında yer verdiği Kahramanmaraş Olayları'nın sorumlusunun
sağcılar ve dinciler olduğu yönündeki iddialara temas eden Şendiller,
söz konusu kişileri mahkemeye vereceklerini kaydetti.
Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi (BBP) Eski Genel Başkan
Yardımcılarından Ökkeş Şendiller, hadiseler hakkında söylenmeyenlere,
açıklanmayanlara ışık tuttu. Olayları'nı başlattığı yönünde iddialara
rastlandığını bildiren Şendiller, 1978'liler Vakfı'na konuya muhattap
tarafları tartışmaya davet ettiklerini ifade etti.
On 12 Ocak, 23:50, Biz Türk Milliyetcileriyiz
> ...
>
> tamamını oku »
MaraŞ olaylari ve sovyetler bİrlİĞİ
Olayların çıkış noktasında duran 'Güneş Ne Zaman Doğacak' adlı filmin
yönetmen asistanı İsmail Güneş olayların müsebbebi olarak Sovyet
Rusya'yı
Maraş olayları bir sinema filmiyle başladı 'Perdenin ardında Sovyet
Rusya var'
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in gamalı haçı ve Stalin'in kızıl
yıldızı arasında kalarak hırpalanmış sürgün edilmiş kurşuna dizilmiş
hayatları anlatan pek çok dramatik hikâye var. Sovyet Rusya'nın lideri
Stalin'in katliamlarından canını kurtarabilmek için Türkiye'ye kaçan
417 Kırım Türk'ünün acı sonla biten hikâyesi gibi. 1945'te ölümden
kaçtıkları Sovyet Rusya'ya teslim edilmeden hemen önce 'yaşadığımızın
kanıtı olsun' deyip kış ortasında elbiselerini çıkararak Kars tren
garında onları izleyenlere vermiş sağ sol kavgasına itilmiş cunta
borazanlarının her bir yanda çalındığı bir dönemde gösterime girdi.
Ardından yakın tarihe kanlı Maraş katliamı olarak adını kazıyan
toplumsal histerinin görünürdeki çıkış noktası oluverdi birden. Filmin
gösterildiği Çiçek Sineması 20.00 seansında salon sağcılar tarafından
tıklım tıklım doldurulmuşken bombalı saldırıya uğradı. İkisi ağır yedi
kişi yaralandı. Patlamadan iki gün sonra iki sol görüşlü öğretmen
öldürüldü. Bu iki olay koca şehri kana bulamaya yetmişti. Üzerinden 30
yıl geçse de binlerce hayatı altüst eden katliam hâlâ aydınlanabilmiş
değil. Suçlanan pek çok kişi ya da örgüt var. Yıllarca onların
savunmalarını ya da suçlamalarını dinledik. 'Farklı bir şey yok'
derken Güneş Ne Zaman Doğacak filminin yönetmen asistanına kulak
kabarttık. Bu kişi The İmam Gülün Adı Yok gibi filmlerin yönetmeni
İsmail Güneş. Onun gösterdiği adres Sovyet Rusya yani KGB. Filmin
çekimini ve gösterimini engellemek için Sovyet Rusya'nın elinden
geleni yaptığını söylüyor. Filmin final sahnesinde geçen sözlere
atıfta bulunarak "Sovyetlerin sinema filmine tahammül edememesidir tüm
bunlar." diyor.
Filmin yönetmeni Mehmet Kılıç'ın asistanlığını yapan Güneş o dönemde
17 yaşında bir güzel sanatlar öğrencisi. Sovyet Rusya'nın filmin
çekileceğinden nasıl haberdar olduğunu şöyle anlatıyor Güneş: "Filmde
1945 Rusya'sı anlatılıyor. Yönetmen Mehmet Kılıç prodüksiyon amiri
olan Mustafa Doğan'a 'Bana illa o dönemin Rus askeri kıyafetlerini
bul.' diyor. Çünkü o yıllarda Yunan da olsa Bulgar da olsa hep aynı
asker kıyafetleri kullanılıyor sinemada. Mustafa Doğan da her tarafa
bakıyor bulamıyor. Son çare olarak yönetmene haber vermeden
Beyoğlu'ndaki Sovyet Rus konsolosluğuna gidiyor. 'Biz Stalin zulmünden
kaçan Kırım Türklerini anlatan bir film çekeceğiz. Bize sizin
askerlerin kıyafetlerinden lazım' diyor. Adresini falan bırakıyor."
İsmail Güneş yönetmen Kılıç'tan filmi çekmemesini istemiş ısrarla.
Hatta 'Biz sana yardımcı olalım Sovyet Türk halklarının kardeşliğini
anlatan bir film çekelim.' teklifinde bile bulunmuşlar. Tüm
tartışmalara rağmen Mehmet Kılıç filmi çekmekten vazgeçmemiş. Bu arada
kalpaklıların ziyareti birdenbire kesilmiş. Film çekimleri başlamış.
Her şey yolunda giderken İsmail Güneş'in 'ilk operasyon' dediği stüdyo
baskını yaşanmış bu arada. Çekimlerin bitmesine az bir zaman kala
filmin negatiflerinin yıkandığı Bomonti'deki Lale Stüdyosu üç kişi
tarafından basılmış. Fakat bu baskın ilginç bir şekilde amacına
ulaşmamış. Bunun sebebini yönetmen Güneş şöyle anlatıyor: "Filmleri
kamera asistanı Cem Molvan teslim ediyor stüdyoya. Bir minibüs var ve
her gün set sonrası çalışanları tek tek evlerine bırakıyor. En son
stüdyoya uğruyor. Bu arkadaş stüdyoya negatifleri bırakıyor. Kutuların
üzerine filmin adını yazması gerekiyor tabii. Fakat aklına gelmiyor
filmin adı. 'Güneş Ne Zaman Doğacak' yerine 'Bir Yolcu' diye yazıyor
kutunun üzerine. Üç kişi gelip stüdyoyu basıyorlar filmin
negatiflerini yakmak için. Meseleyi kökünden çözecekler böylece. O
zaman stüdyonun müdürlüğünü yapan Ender Teker diye biri. Stüdyonun
duvarlarında da Yılmaz Güney'in fotoğrafları falan var. "Çocuklar ayıp
ediyorsunuz biz öyle bir filmi yıkamayız." diyerek ikna etmeye
çalışıyor adamları. Tabii adamlar tüm kutuları kontrol ediyorlar ama
isim farklı yazıldığı için bizim filmi bulamıyorlar.
Kanlı Maraş olayları yakın tarihimizin kara lekelerinden...
Önce Karagümrük'ü basmışlar Bu baskından sağ salim kurtulan filmin
çekimleri kısa bir süre sonra tamamlanmış. Fakat sansür kurulundan
geçememiş. Bu noktada devreye giren filmin oyuncularından Oya
Aydoğan'ın bir yakını olan Cumhuriyet Halk Partili bir senatörün
yardımıyla filmin üzerindeki yasak kalkmış. Böylece sinema
gösterimleri başlamış.
Bu sırada ilk sinema baskını Karagümrük'te yaşanmış. Sinemayı basan
saldırganlar filmin kopyasını dışarı çıkarıp üzerine benzin dökerek
yakmış. Bir diğer saldırı da Beşiktaş'taki Mıstık sinemasında
yaşanmış. Yine gösterim sırasında sinemayı basan saldırganlar filmin
kopyasını yakmış. Hatta camı çerçeveyi indirip sinemayı birbirine
katmış. Bu olaylar yaşanırken Eskişehir valisi şehrinde Güneş Ne Zaman
Doğacak'ın gösterilmesini yasaklamış. Yasağı kaldırmak için uzun süre
uğraşan yapımcı firma Orhon Film son çare olarak dönemin Cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk'e mektup yazmış. Olumlu cevap almışlar. Böylece
Cumhurbaşkanlığı emriyle Eskişehir'deki yasak kalkmış.
Eskişehir'deki galaya filmin oyuncularından Turgut Özatay'la
gittiklerini belirten İsmail Güneş büyük bir ilgiyle karşılaştıklarını
ifade ediyor. Bu arada Karadeniz'de ve Erzurum bölgesinde filmin büyük
bir ilgiyle takip edildiğini de sözlerine ekliyor. Sadece Adana
bölgesinde bir sorun yaşanıyormuş o günlerde. Bu bölgede filmleri
gösteren şirketle yönetmen Mehmet Kılıç arasında bir tartışma yaşanmış
çünkü. Bu nedenle Kahramanmaraş'ın da içinde bulunduğu bölgeye
filmleri kendileri götürmek zorunda kalmış. Filmi Adana bölgesine
İbrahim adlı bir arkadaşının götürdüğünü söyleyen İsmail Güneş şöyle
devam ediyor: "İbrahim Maraş'a gidiyor. Film oynamaya başlıyor.
Sinemaya bomba koyuyorlar. Bombadan ben iki ölü hatırlıyorum. Gerçi o
zaman öyle alışmıştık ki ölüm haberlerine. Bunun üzerine kontra bir
durum oldu. İki kişinin cenaze töreninde iki ölü üç tabut var. Üçüncü
tabutta silah var. Meydana gelindiğinde camilere minarelere ateş
açılıyor insanlar öldürülüyor. Bir kaos ortamı. O zamanki Sovyetler
Birliği bu filmi oynatmamak için elinden geleni yapmıştır. Sonunda
Maraş'ı birbirine katmıştır.
Alevi-Sünni çatışmasıydı sağdı soldu demeye gerek yok. Sovyetlerin
sinema filmine tahammül edememesidir tüm bunlar. Çünkü her tür film
gösterilmiştir bizde. Bu olaylardan sonra iş çığırından çıktı zaten.
Sürü filmine bomba attılar. Karşılıklı saldırılar başladı. Sinemalara
bomba atma modası başlamış oldu.
İsmail Güneş 17 yaşındaydı
Daha çok Maraş olaylarıyla anılan Güneş Ne Zaman Doğacak adlı film
1945 yılında Sovyet Rusya'dan kaçıp Türkiye'ye sığınan 417 Kırım
Türk'ünün hikayesini iki kişi üzerinden anlatıyor. 1977 yapımı filmin
başrollerinde Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan oynamış. The İmam Gülün
Bittiği Yer gibi eserlerden tanıdığımız yönetmen İsmail Güneş henüz 17
yaşında bir güzel sanatlar öğrencisiyken bu filmin yönetmen
asistanlığını yapmış yani KGB'yi adres gösteriyor. sınırı geçer geçmez
de Stalin'in askerleri tarafından kurşuna dizilmişler. İşte bu
insanların hikâyesinden yola çıkarak 1977 yılında çekilmiş bir film
var. Final sahnesi '1945 yılında Sovyetlerden Türkiye'ye iltica eden
ve sınırda iade edilirken kurşuna dizilen 417 Türk'ün aziz hatırasına'
diye biten film.
Başrollerinde Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan'ın oynadığı bu film
prodüksiyon amirinin bu görüşmesinin hemen ardından Beyoğlu Sakızağa
Caddesi'nde bulunan ofislerinin 15 gün boyunca yaklaşık 50 kişilik
kalpaklı kişiler tarafından ziyaret edildiğini anlatıyor. Türkçe
konuşan ve Sovyet Konsolosluğu'ndan gelen kalpaklılar...(Alıntı)
ÖNDER DELİGÖZ
> ...
>
> tamamını oku »
Ancak 12 eylül sonrası askeri mahkemelerde 6 sol örgütle ilgili dava
açılmış ve bir çok militan ceza almıştır. Bunlardan bazıları
şunlardır:
1-Devrimci Halkın Birliği örgütü lideri eski sandık cinayeti
sanıklarından ERMENİ GARBİS ALTINYAN VE ÖRGÜTÜ Kahramanmaraş
olaylarını tertiplemekten idam cezası aldı(Adana sıkıyönetim mah.
1982/438 karar) 1991 infaz yasası ile tahliye oldu.
2-Dev-savaş örgütü olayların sebebi olarak gösterilen 2.sol görüşlü
öğretmenin öldürülmesinden idam cezası aldılar.(Adana askeri mah.
1984/208 no'lu karar) 1991 infaz yasası ile tahliye oldular.
3-TDKP/HALKIN KURTULUŞU örgütü Adana askeri mah.1984/150 sayılı karar
birçok militan ceza aldı.
4-APOCULAR(PKK) Adana askeri mah.1986/104 sayılı karar bir çok militan
ceza aldı.
7 Sünnetsiz Ceset
Ayrıca pol-der ve töb-der üyesi birçok militan aynı mahkemelerde
yargılanıp ceza aldı.
Kahramanmaraş olaylarında resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını
kaybetti, yüzlerce insan yaralandı, yüzlerce ev ve iş yeri yandı.
Ölenler arasında kimliksiz birçok militanla birlikte 7 sünnetsiz ceset
tespit edildi. Bu cesetlerin kesinlikle gayrimüslim olduğu ve
olaylarda dış güçlerin olduğuna delil olarak değerlendirildi.
Ökkeş Şemdinliler bir numaralı sanık olarak 2 yıla yakın Adana 1 no'lu
askeri mahkemesinde yargılanarak beraat etti...
08.08.1980/520 gerekçeli karar.(alıntı)
On 12 Ocak, 23:51, Biz Türk Milliyetcileriyiz
> ...
>
> tamamını oku >>