ALEVİ İNANCINDA OME veya UMMA

691 views
Skip to first unread message

Yılmaz ARSLAN

unread,
Nov 17, 2012, 11:56:55 AM11/17/12
to

ALEVİ İNANCINDA OME veya UMMA GELENEĞİ !

Alevi inancı kadına çok önem verir. Kadın, hiç bir şart ve koşulda kadınlığı küçümsenmeyecek bir olgudur. Zaman zaman sözlü kültüre yansıyan ‘’Eksik etek’’ kavramı ile tanımlansa da gerçek yaşamda yeri değerlidir. Eksiketek sözü Zazaca konuşulan Alevi coğrafyasında ‘’Eşketek’’ sözü ile tanımlanır. Eşketek tanımı biraz irdelendiğinde bir anlamda fiziki veya bedensel olarak zayıf anlamına da gelir. Ancak bu tanım sadece zayıf veya güçsüzlük olarak algılanmaz. Eşketek aynı zamanda onurlu, haysiyetli, mağrur anlamını da kapsar. Bundan dolayıdır ki Eşketek maddi veya manevi anlamda bir istekte, bir talepte bulunursa bu kolay kolay red edilmez. Hatta çoğu zaman ‘’Eşketek’’ kişinin olası ihtiyaçları o bir talepte bulunmadan karşılanma yoluna gidilir.

Örneğin Eşketek’in eşi gurbettedir. Evine odun getirmesi gerekecektir. Ancak odun kesmek veya bir araca yüklemesi onun fiziki gücünü yoracaktır. Kaldığı köyün yaşlı erkek ve kadınları, genç erkeklerini Eşketek’in ihtiyacı olan odunlarını kesmesi, taşıması için görevlendirirler.

Veya Eşketek’in eşi hayatta değildir. Gene köyünün veya civar köylerin yaşlıları kendi aralarında konuşarak onun ekilecek olan tarlası, toplanacak ürünü için hiç bir maddi talepte bulunmadan ona yardımcı olurlar. Veya en az ücretle taleplerini karşılamaya destek olurlar. Onun bir kadın olarak mağdur olmaması için çaba sarf ederler.

Eşketek adeta köyün namusudur. Sorumluluk duyan onlarca gün görmüş er veya kadın kişi onun namusuna hiç bir leke gelmemesi için adeta göz kulak olurlar. Onu olası kötü niyetlilerin fırsatçılığına meydan vermeden ona hami olurlar. Onun sağlığına, çocuklarına karşı olan sorumluluğunda eksiklik olmamasına özen gösterirler. Bundan dolayıdır ki hemen her köyde var olan bir veya birkaç Eşketek, komşuların da çok yönlü desteği ile büyük sıkıntılar görmeden zor dönemlerini aşar. Ve bu durum Alevi köylerinde adeta inancın bir parçası haline gelmiştir.

Eşketek kavramı, genelde eşi olmayan, eşi Hakk’a yürümüş veya eşi yanında bulunmayan, eşi gurbette olan, askerde olan kadınlar için kullanılan bir tanımdır. Bu kavram bazen de yoksul kadın anlamında da kullanılır.

Ancak Alevilerde kadına verilen değer sadece Eşketek kavramı ile özdeşleşen anlamda kullanılmaz. Kadın bir sorun olduğunda eğer kendisi ortaya çıkmış ise onun söylem veya taleplerini daha fazla dikkate alınır. Örneğin eğer bir ciddi kavga riski varsa ve ortaya bir kadın çıkmış ise o kadının önüne geçilmez. O kadının talebi red edilmez. Başka bir deyim ile eğer erkekler bir sorunu çözememiş ise ve ortaya bir kadın çıkıp, kadınlık onuru ile bir çağrıda bulunma ihtiyacında ise onun kadınlık onuru çiğnenmez.

Çoğu zaman erkekler gerilimli konularda daha risk alıcı veya gerilimi devam ettirici tavır takınırlar. Kavgalara, şiddete daha eğilimlidirler. Kadın ise gerek bir ana olduğu için ve gerekse genetik olarak daha yapıcı olduğundan şiddete eğilimli değildir. Kavga anında eğer bir kadın başında ki örtüyü (leçek, şal) yere sererse orada cinayet olsa bile erkekler dururlar. Onun leçeğine basarak kavgalarına devam etmezler. Herkes geri çekilir.

Leçek, başörtüsü Alevi inancında aynı zamanda Fatma Ana’nın başörtüsü olarak kabul edilir. Hiç bir Alevi, Fatma Ana’nın başörtüsünü çiğnemez. Onu çiğnemeye teşebbüs eden hiç bir Alevi de, diğer Aleviler tarafından bağışlanmaz. Başörtüsü bir nevi beyaz bayrak anlamına gelir. Beyaz Bayrak, barış, sulh, ateşkes, uzlaşı anlamları içerir. Barış talebi, sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesi dileğinin dışa vurumudur. Nice olası kavgalar bir Alevi kadının erkekler arasına girerek leçeğini yere sermesi ile durdurulmuştur. Başörtüsünü yere sererek kavgaları durdurma geleneği Orta Asya’nın kimi Türk kavimlerinde halen devam eden bir gelenektir. Orta Asya Türkleri elbette çoğunlukla Alevi olmadıkları için kadının yere serdiği başörtüsüne orada Fatma Ana başörtüsü tanımı yapılmaz. Dolayısı ile varsa kudsi bir tanım, bu tanım Alevilerde olduğu biçimde değildir. Ancak Orta Asya Türkleri de kadına çok değer verdiklerinden orada da kudsi bir anlam ifade edebileceği düşünülmelidir.

Alevi inancında kadına verilen değer o denli yüksektir ki eğer kadın bir eve gelmiş ve bir talepte bulunmuş ise o talep her şart altında yerine getirilmeye çalışılır.

Gerçi Zazaca konuşulan Alevi coğrafyasında genç kızlar için ‘’Başlık parası’’, gelinler için ‘’Gelinlik’’ denilen çağdışı uygulamalar da vardır ama bu uygulamalar inanç endeksli olmayıp tamamen yerel kültürden kaynaklanmıştır. Zaten böyle olduğundandır ki köyden göç edip kentleşme sürecinde bu gelenekler sancısız bir şekilde tarihe karışmış veya çok zayıflamıştır. Ayrcıa ‘’Başlık Parası’’ geleneği sadece Zazaca konuşulan Alevilerde değil, Kürtçe ve Türkçe konuşan Alevilerde de mevcuttu. Bunun inançtan değil gelenek ve kültürden geldiği şurdan da bellidir. Başlık parası geleneği sadece Alevilerde değil, Hanefi ve Şafii inançlı Ehli Sünnet (Sünni) kardeşlerimizde de vardır. Hatta bazı bölgelerinde yaşayan topluluklarda çok daha yaygın ve katıdır.

’Gelinlik’’ denilen ve bir başörtüsü ile yüzün ağız kısmını kapatan, kadının olgun bir yaşa, örneğin 50 yaşlarına gelene kadar, genellikle de yakın akrabaları dışında yetişkin erkeklerle konuşmasını sınırlayan son derece katı bir gelenektir. Kadın aileden olmayan hiç bir erkekle konuşmaz, birşey sorulursa ancak işaret dili ile veya ‘’Evet- Hayır’’ anlamına gelecek şekilde başını sallayarak yanıtlar. Kısacası erkeklerle çok acil durumlar dışında konuşmayı yasaklayan bir gelenektir. Kölelere bile uygulanamayacak kadar ilkel olan bu gelenek de gene inanç endeksli olmadığı için göçlerle birlikte sancısız bir şekilde kültürel değerler arasından çıkarıldı. Bu da gösteriyor ki gücünü inançtan almayan gelenekler, kültürel değişimlerde büyük sorunlara meydana vermeden tarihe karışabiliyor. İnaçla çelişen bu geleneğin tarihe karışması Alevi kadını açısından son derece yerinde bir gelişmedir ve Alevi kadınını daha da saygın hale getirmiştir.

Zazaca konuşan Alevilerde OME veya UMMA denilen bir gelenek daha vardır. Ome kelimesi zaman zaman Umma olarak, Türkçe ‘’UMMAK’’ veya ‘’UMUT ETMEK’’ kelimesinden türemiş olabileceği kanısındayım.

Kadın eğer eşi veya çocuğu ile beraber birinin evine gidip makul bir talepte bulunmuş ise bu talep kesinlikle yerine getirilir. Aleviler genelde kırsal bölgede yaşayan köylü veya göçebe, bir kısmı ortakçı (maraba) durumunda olduklarından kadının talepleri de bu yaşam biçiminin gerekleri doğrultusundadır.

Örneğin kadının mali durumu iyi değildir ve orta halli bir başka köylüye OME adını verdiğimiz ziyareti yaparak bir takım taleplerde bulunur. Bu talep genellikle birkaç teneke buğday, bir koyun, veya benzeri bir istektir. İstenilen borç değil, iade edilmemek üzere alınacak maddi taleptir. Ev sahibi muhakkak ki bu isteği geri çevirmez ve o kadına ihtiyaçlı olduğu yiyeceği veya hayvanı verir. Ome ziyaretine çıkan kadın sadece bir eve gitmez. Köyde hali vakti yerinde olan birkaç evi, hatta birkaç köyü ziyaret eder, ihtiyaçlarını tamamlar.

Kadının, Ome ziyareti sonucu elde ettiği yiyecekleri veya hayvanları bazen evine götürmeyip bir kısmını pazarda satarak paraya çevirdiği de görülür. Elde edilen para ile de evinin diğer ihtiyaçlarını giderir. Örneğin kadının evlenecek bir oğlu var ise ve düğün günleri gelip çatmış ise, ve bu düğünü yapacak maddi imkânları yoksa Ome ziyareti sonucu bir hafta içinde düğün masraflarının tamanına yakınını bu şekilde karşılamış olur.

Ome ziyaretinde temel kıstas, Ome’ye gelen kadının ihtiyaçlı olduğu ve elde edeceklerini ihtiyaçları için harcıyacağıdır. Meselâ bir kadın boynuna altın gerdanlık almak için Ome ziyaretine gitmez, kadınlık gururu böyle bir ziyarete gitmesine de engeldir. Ome ziyaretine gelen kadın kesinlikle boş gönderilmez. Ziyaretine gittiği ev sahibinden örneğin 10 teneke buğday istemiş ise ve ev sahibinin ambarında vereceği bu kadar buğdayı yoksa, kadına hissettirmeden başka bir komşudan istenilen ölçüde buğdayı ödünç alır ve Ome’ye gelen kadına verir. Ome’ye gelen kadın, talepte bulunduğu ev sahibinin buğdayının olmadığını fark ederse, genellikle başka komşudan alınıp kendisine verileceğini anlarsa onu kabul etmez. Özür diler ve evine geri döner. Bundan dolayıdır ki ev sahibi kişi(ler) kendilerini Ome’ye gelen kadına, talepte bulunduğunu vermekle mükellef görürler.

Ome basit bir sadaka ölçütü değildir. Örneğin bir yoksula küçük meblağlı, bugünkü para birimi ile birkaç liralık sadaka verilebilir ve bu ayıplanmadığı gibi takdir de edilir. Ome ziyaretinde ise talep edilen veri bunun kat kat üstündedir.

Ome ziyaretine giden kadın hiç bir surette çok abartılı, yüksek değer ifade eden taleplerde bulunmaz. Ev sahibini mağdur edecek bir istek ifade etmez. Örneğin bir inek veya bir çift öküz istemez. Talep her zaman makul bir düzeydedir ancak çok küçük değer de değildir.

Ome ziyaretinde bulunan kadın eğer gerçekten mağdur değil ise veya Ome sonucu elde edilen kazancı, amacı dışında kullanmış ise bu çok büyük bir ayıp olarak görülür. Konu, komşu onu ayıplar. Hatta bir dönem herkes ondan selamı keser, onunla dostluğunu sona erdirir. En azından güvenleri zedelendiği için muhabbetleri azalır. Bundan dolayıdır ki Ome sonucu elde edilen veri ancak ve ancak amaçları doğrultusunda değerlendirilir.

Ome’ye giden kadın bunu sürekli yapmaz. Bir kadın bütün yaşamı boyunca ancak bir defa, çok zorunlu hallerde de 2 defa Ome’ye gider. Ome kültür ve inancı son yıllarda özellikle göçler sonucu giderek kaybolmaya yüz tutan bir gelenek haline gelmiştir.

Muhabbetlerimle

Kazım Balaban

-----------
“Atatürk! Seni sevmek milli ibadettir.”
Eski Cumhurbaşkanlarından Celal Bayar
 
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages