Selim Dindar

1 view
Skip to first unread message

Bil...@web.de

unread,
Dec 13, 2009, 5:20:59 PM12/13/09
to bilgi...@googlegroups.com
/
//
// Bilgi (http://www.bilisim.de)
---------------------------------------------------------------------

Diyarbakir Cezaevi cehenneminden çikti kör kursunla öldü

Selim Dindar

CEZAEVI ANILARI

Selim Dindar'in Nese Düzel'e verdigi röportadan:

*Biz sülale olarak seyitiz ve ben zengin bir ailenin ogluyum. O dönemde eglence içinde yasiyordum. Hiçbir siyasi faaliyetim yoktu. Zaten ben yakalanmadan önce de siyasi degildim, yakalandiktan sonra da olmadim. Ama tabii Cizreliyim ve 12 Eylül 1980 i orada yasadim, nasibimi aldim. Bizim bölge eskiden beri KDP liydi. Ailem de öyleydi. Haliyle benim de Barzani nin partisine sempatim vardi ve KDP liyim diyordum. KDP nedeniyle arandim, sinirda yakalandim ve ceza yedim. Mardin de 78 gün sorguda tutuldum. Oradan Diyarbakir a götürüldüm ve mahkemeye çikarildim, tutuklandim. Ben hiç PKK li olmadim ve PKK li da degilim. Üç yil boyunca hep tek basima mahkemeye çikarildim.

Balçiçek Pamir'e verdigi röportajdan:

*100 kisilik kogusta her gün 60 in üzerinde mars söylüyorduk. Tabii dayak esliginde. Sonra beton avludaki lagim kapagi açiliyordu ve her birimiz bas asagi o lagima sokuluyorduk. Düsünün artik. Dudagimdaki yaralari görüyorsunuz copu yatay olarak bastiriyorlardi, dudak yirtilsin diye, nitekim yirtilirdi. Porselen copu isirtirlar sonra tekme atarlar. Disler copa geçiyordu ve dislerle birlikte copu geri çekiyorlardi. Bir gün bir hemserime tebessüm ettim diye elime 5 cm lik çivi çaktilar. Postalla eze eze çaktilar, bak izi burada.

*Devamli iskenceyle yasamak insanda gerçeklik payini ortadan kaldiriyor. Bir arkadasimiz vardi, 'Ölüyüz ve kaldigimiz yer kabir' diye inanmisti ve çevreden duyulan sesler kabir azabi. Tahliye olacagi zaman 'Beni göndermeyin' diye yalvardi. Bir köy sahibi vardi. Ogluyla birlikte içeri geldi. Ogluna soktuklari copu babanin agzina verdiler, sonra tam tersi. Ölümler iskenceler, diri diri yananlar, ölüm orucumuz...

*Bir daha dünyaya gelseydim, asla Kürt olmak istemezdim. Kürt ün kaderi cezaevi, dayak, iskence ve ölüm müdür? Diyelim sag kaldim kaderim daga çikmak midir? Benim hayalim herkes gibi mutlu bir yuva kurmak ve insanca yasamaktir. Ama bugün olsa yine Cizre de dogmak isterim.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=967309&Date=04.12.2009&CategoryID=77


***

Üç yilini 'cehennem'de geçirdi

Copla agzimi yirttilar.'Lagim içiriyorlardi'Bir 'Komutan Co' vardi. Hücreleri geziyor, oturan olursa havliyordu. O köpege biz 'komutanim' diye tekmil veriyorduk. Herkesi avlunun ortasindaki lagima sokup pislik içiriyorlardi. Çok kisi iskencede öldü.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=673856


***

Iki yüz yillik iki yüzlülük!

Nedir iki yüzlülük? Hem demokrasiden söz edip, hem darbeleri savunmaktir.
Nedir iki yüzlülük?
Hem demokrasiden söz edip, hem askeri siyasetin göbeginde tutmaya çalismaktir.
Nedir iki yüzlülük?
Hem demokrasiden söz edip, hem askerin devlet içinde devlet konumuna göz yummaktir.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1173191&AuthorID=63&Date=13.12.2009&ver=60

***

Provokatör ile tanisalim

Aslinda kendisini tanir gibiyiz. Uzaktan... Arada çikagelir. Arada dedigim, kendince gerekli gördügü zamanlarda... Genellikle sular durulmaya, silahlar susmaya basladiginda...
Bazen belinde bomba, bazen elinde roketatarla...
Çarsafla, cübbeyle veya posuyla...

Meclis te, otobüste, kampüste, cemevinde ya da dag basinda...
Bir çöp bidonuna biraktigi ses bombasiyla ya da bir devriye pususuyla...
Imzasini kanla atar.
Kurbanlar, cinayet mahalline celladinin adini kaniyla yazar:
Provokatör!

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1173110&AuthorID=75&Date=13.12.2009&ver=76

***

Iletisim Baskani Acarer, YouTube sitesinin Atatürk le ilgili özel bir kanun nedeniyle yasaklandigini söyledi: 31 yasak daha sirada bekliyor

http://www.taraf.com.tr/haber/45515.htm

***

Beklenen karar

Anayasa Mahkemesi nin kararinin böyle olacagini bekliyordum, onun için kulagimla isittigim zaman hiç saskinlik geçirmedim. Bu Mahkeme, Türkiye nin Devlet Partisi nin Yargi Kolu nun en önemli organi oldugunu uzun süredir sergilemekteydi. Demokratik Açilim gibi bir politika karsisinda Devlet Partisi nin alacagi tavrin bu tavir olmasinda da beklenmedik bir sey yok.

http://taraf.com.tr/makale/9001.htm


***

Üç seçenek...

Bu ülkede tahminen yirmi milyon Kürt ve elli milyon Türk yasiyor.

Bu iki grubun iliskilerini belirleyecek üç seçenek var.

Türkler ve Kürtler ayrilirlar, toprak paylasilir.

Türkler ve Kürtler birarada ama sürekli çatisarak, savasarak, kan dökerek yasarlar.

Türkler ve Kürtler, birarada, herkesin esit oldugu, kimsenin irkindan dolayi ikinci sinif vatandas sayilmadigi bir düzende yasarlar.

http://taraf.com.tr/makale/9005.htm

***

Sen her vesileyle Minareler süngümüz diye uluorta siir söylersen, elin adami da kendi ülkesinde giderek çogalan minareleri, Müslümanlara Süngü tak emri gibi algilar.
Sen camileri kisla, müminleri asker olarak gösterirsen, onlar da kislana saldirir.
Asker ini düsman görür; süngü taarruzunu, süngüyle püskürtür.

Ders kitaplarinda bize hep Medeni Kanun u aldigimiz ülke diye tanitilan Isviçre, kötü bir medeniyet dersi verdi gerçekten de...

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1169884&AuthorID=75&Date=05.12.2009&ver=10


***


Der ehemalige Mufti von Jerusalem Mohammed Amin al-Husseini - heute eine umstrittene Figur der islamischen Welt - galt in den 20er bis 40er Jahren als bedeutende politische und religiöse Autorität der Palästinenser. Sein Antisemitismus ließ ihn ab 1937 offen mit den Nationalsozialisten kollaborieren. So lebte al-Husseini zu Beginn der 40er Jahre in Berlin und unterstützte die Nazis mit seinem Einfluss, den er als religiöses Oberhaupt der arabischen Muslime und als deren politischer Führer genoss. Das Porträt erzählt eine nahezu unbekannte Geschichte.

Die Geschichte von Mohammed Amin al-Husseini, des ehemaligen Muftis von Jerusalem, ist eng verwoben mit der Geschichte des Dritten Reiches. Der Hass auf die Juden vereinte den Araberführer mit den deutschen Nazis und verschaffte ihm dort Zugang zu höchsten Kreisen. Als freiwilliger Helfer im NS-Vernichtungsprogramm diente er sich den Nationalsozialisten an.
In der arabischen Welt galt er schon zu Lebzeiten als Legende. Er wurde verehrt und bewundert von seinen Landsleuten, verachtet und bekämpft von seinen Feinden. 16 Jahre lang war al-Husseini religiöses Oberhaupt der arabischen Muslime, 30 Jahre lang ihr politischer Führer und lange Zeit auch politischer Repräsentant der arabischen Welt.
Von den Briten verfolgt, gelang al-Husseini während des Zweiten Weltkrieges die abenteuerliche Flucht nach Deutschland. Von 1941 bis 1945 lebte er in Berlin und war eng mit der Staatsmacht verbunden. In dieser Zeit stützte er das verbrecherische System ideologisch und politisch und verteidigte es skrupellos. Die Beziehung zwischen dem Mufti und den Nazis ist so frappant wie erschreckend und eine bis heute unbekannte Geschichte des Dritten Reiches.

arte
15.12.2009 um 09:55
Turban und Hakenkreuz - Der Großmufti und die Nazis
(Deutschland, 2009, 53mn)

http://plus7.arte.tv/de/1697660,CmC=2969800,scheduleId=2939244.html


***

ZEY BrEaK Dans
17.12.2009 20.00
Bilet satis: www.biletix.com: http://www.biletix.com/ veya giseden
ODTÜ KKM Kemal Kurdas Salonu
Orta Dogu Teknik Üniversitesi isbirligi ile

Zeybreak bir Ballhausnaunynstrasse / Berlin prodüksiyonudur. Prömiyer: Berlin, 24.01.2009

ZEY'BrEaK dünyada baska bir benzeri olmayan Zeybek ile Breakdance i bulusturuyor; 4 müzisyen, 2 Hip-Hop dansçisi, bir projeksiyon perdesi, bir daire. Dansçilar bu daireyi, kaybolmus kökenlerini ararken projeksiyon perdesi olarak kullaniyorlar. Daire, dansçilarin geleneksel kökenini temsil eden Zeybek kültürü ile yasamlari boyunca içinde hareket ettikleri Hip-Hop kültürünü birlestiren bir unsur olarak sunuluyor. Dans esnasinda dansçilar kimliklerini ararken iki kültür arasinda savrulup duruyor ve ayriligin, yolculugun ve kavusmalarin kendini durdurak bilmeden tekrarlayan hikayesini anlatiyor. Anadolu ve Avrupa müzik geleneklerinden hareket eden Akpinar ve grubunun müziginde Zeybek ve Hip-Hop bir potada eriyor. Yüzyillarin gelenegi çagimizin metropol tinilariyla çarpisiyor. Kurucusu oldugu Berlinli Flyingsteps grubuyla Breakdance da dört kez dünya birincisi olan Kadir Memis in ilk uzun solo çalismasidir.



***

Nasil Bir Üniversite Toplantisi ve Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, Çukurova Üniversitesi, ior...@cu.edu.tr

Özet:
12 Kasim 2009 tarihince Hacettepe Üniversitesinde "Nasil Bir Üniversite" konulu bir panel düzenlendi. Panele katilan konusmacilar üniversite yöneticilerinden ögrenci temsilcisine kadar herkes üniversitelerin sorunlarini kendi penceresinde islediler. Hacettepe üniversitesi yöneticileri, ögrenci kontenjanlarinin artirilmasi ve uzman yetistirmede yasadiklari sorunlari islediler. Özellikle TUS'ta basarili olan uzman adaylarinin üniversite yerine Arastirma hastanelerini tercih etmeleri gelecege yönelik kaliteli egitim ve bilim insani bulma konusunda kaygilari oldugu görülüyor. Panele dinleyici olarak katilan degisik üniversitelerden ögretim üyeleri ve ögrenciler ile üniversitelerin sorunlarini dinleme ve tartisma firsati duyduk. Üniversitelilerin artan düzeyde idari ve maili özerklik konusunun önemi konusuldu. Üniversitelerin iradelerine saygi duyulmasi, yeni bir yüksek ögretim yasasinin artik zorunlu oldugu ifade ediliyor. Panelin katilimcilarindan Prof. Dr. Taner Timur üniversite kavrami ve özerkliginin önemin

Ilgi duyanlar için toplanti sirasinda tutugum notlar ve önemli gördügüm görüsleri asagidadir.

Nasil Bir Üniversite?
12 Kasim 2009 tarihince Hacettepe Üniversitesinde "Nasil Bir Üniversite" basligi ile Hacettepe Üniversitesi Tip Fakültesi Doçent temsilcigi öncülügünde Dekanlik ve Rektörlügün destekledigi bir panel düzenlendi. Panele ben de konusmaci olarak davetliydim.

Hacettepe Üniversitesi Kongre merkezi toplanti salonunda sabah ve ögleden sonra yapilan toplantiya katilan Ankara'daki degisik üniversitelere mensup ögretim üyelerinin katilimi ile gerçeklesti. Toplanti nedeniyle çok sayida hoca ve ögrenci ile tanisma ve aralarda kisa süreli de olsa konusma ve tartisma imkâni buldum. Toplantinin organize edilmesi, katilimcilar ve katkilar yönünden yarali ve önemli bir toplantiydi. Dilegim bütün üniversitelerin araliklarla bu tür panelleri yaparak kendi sorunlarini ve üniversite paydaslarinin taleplerini dinlemeleri yarali olacaktir. Özelliklede üniversitelerin içeriden gelen talep ve sikâyetleri dinlemesi üniversitenin saglikli bilim ve egitim yapmasi bakimindan önemlidir.

Üniversitelerin Özerklik Talepleri Giderek Artiyor
Genel elestirilerin giderek derinlestigi ve üniversitelilik bilincinden uzaklastigi konusunda sik sik serzenisleri duydum. Üniversite yönetimlerinin sekillenmesi, ögretim üyelerinin oy kullanarak seçtikleri yöneticilerinin atanmamsinin iradelerinin hiçe sayildigini belirtiyorlar. Iktidar-üniversite iliskisinin üniversitelik bilincine ve üniversite özerkligine zarar verdigi belirtiliyor. Akademisyenlerin öz güvenlerin saglanmasi konulari sikça konusuldu. Üniversitelerin evrensellesmek yerine giderek yerlestigi vurgusu en çok dinlenen konularin basinda gelmektedir. Özellikle ögretim üyesi profilinin giderek yerellestigi belirtiliyor. Üniversitelerde hak edilmemis unvan ve görevler olusmus durumdadir. Üniversite gibi bilimsellik gerektiren is ortamlarinda tarafgirlik ön plana çikmaktadir. Üniversite sayginligi her asamada en üst düzeyde saglanmali ki toplumun üniversiteye olan güveni sarsilmasin. YÖK'ün ders içeriklerine kadar karisiyor olma vurgusu yaninda içerikten yoksun bir egitim anlayisinin yerlestigi el
Özerklik taleplerinin giderek daha yüksek düzeyde dile getirildigi vurgulanmistir. Üniversite kisiliginin korunmasi için mutlaka üniversitenin idari ve mali özerkliginin saglanmasi, hastanesi olan üniversitelerde çok daha yüksek ses ile dile getirilmektedir. Ayrica deniliyor ki Maliye Bakanligi üniversitelerde Arastirma Fonlarinda yapilan kesinti % 5 iken Arastirma hastanelerinde % 1 düzeyinde oldugu belirtiliyor. Bu durum Üniversite hastaneleri ile Arastirma hastaneleri arasinda haksiz bir rekabet yaratmakla kalmamakta, üniversitelerin nitelikli bilim insani yetistirme sistemine zarar verdigi vurgusu sikça yapildi.
Tip'ta uzmanlik konusunda ögrencilerin üniversite hastaneleri yerine Devlet hastanelerini tercih ettiklerini çünkü orada daha çok döner sermaye katkisi aldiklarini belirtiyorlar. Bu durum gelecegin Tip Fakülteleri akademik kadrolarinin olusmasi açisindan kaygi verici bulunuyor. Dogaldir ki gençler bir an önce ise atilmak, para kazanmak ve geleceklerini kurmak istiyorlar. Bu durum ögretim üyelerinin maaslari iyi akademisyen sorunu sik sik gündeme getiriyor. Dogal olarak üniversitelerin diger birimleri de benzer sorunlar yasamaktadirlar.

Tip Fakülteleri Basarili Asistanlari Bünyesine Alamamaktadir
Hacettepe Üniversitesi yöneticileri Doçent Temsilcisi, Doç. Dr Ali Düzova, Dekan Prof. Dr. Serhat ÜNAL, Rektör yardimcisi Prof.Dr. Sevil GÜRGAN panelin açilis konusmalarinda son yilarda üniversite olarak yasadiklari kaynak bulma ve kaynak kullanimi, akademik kadro saglama, kapasitenin üzerinde Tip Fakültelerine YÖK tarafindan ögrenci kontenjani gönderilmesinin yasadiklari kaliteli egitim vermemenin verdigi kaygiyi islediler.
Tip Fakültesi Dekani Sayin Prof. Dr. Serhat ÜNAL iki konuda fakültenin kalite kaygisi yasadiklarini belirttiler. Birincisi Tip Fakültesinin kapasitesinin üzerinde kontenjan ile ögrenci YÖK tarafindan üniversiteye yerlestirmektedir. Her ögrenciye uygun laboratuar, mikroskop ve uygulama alani saglayamadiklari için üzüldüklerini belirttiler.
Ikinci konu üniversitede basarili ögrencilerin uzmanlik için tercih edilmeme durumunun yaratacagi nitelikli bilim insani yetistirme sorunu. Bilindigi gibi Tip fakültelerinde doktora çalismalarinin karsiligi uzmanlik çalismasi gösterilmektedir. Uzmanlik sinavi Saglik bakanligi tarafindan TUS adli basarili bir sinav ile adaylar belirlenmektedir. Bakanlik üniversitelerden baska Arastirma hastanelerinde de uzamalik egitimi vermektedir. Arastirma hastanelerinde uzmanlik yapan uzman adaylarinin üniversitelerde uzmanlik yapan esdegerlerinden iki üç kati kadar daha fazla döner sermaye katkisi almasi nedeniyle çok basarili ögrenciler üniversite yerine arastirama hastanelerini tercih etmesi nedeniyle ileride olasi bilim insani olabilecek basarili kisilerden üniversiteden uzak olmasinin kaygisini yasadiklarini belirtiyorlar. Bu durum özellikle kaliteli egitim ve ögretim üyesinin üniversiteye kazandirilmasi açisindan önemlidir.

Hacettepe Türkiye'nin Disaridaki Bilinen Yüzlerinden Biridir
Simdilik ülkemizin dünyadaki önemli bir iki üniversitesinden olan Hacettepe Üniversitesinin kalitesinin düsürülmemesi, niteligini korumasi ve dünyaya açilan bu pencerelerin korunarak daha da nitelikli hale gelmesi önemlidir. Basindan beri ülkemizin birkaç alanda basarili bir iki üniversitesinin dünya siralamasina yerlestirmesi gerektigini savunuyor bu konuda potansiyel üniversitelerin daha özerk ve daha çok destek ile ilerlemesini savunuyorum.

Üniversiteler Kendilerini Izlememektedirler
Toplantinin bir diger konusmacisi ise Prof. Dr. Taner Timur'du. Prof. Timur Siyasal Bilgiler Fakültesinin eski hocalarindan ve Üniversite tarihi üzerine esasli çalismalari olan degerli bir bilim insani. Yillarca Ülkemizi Fransa'da UNESCO'da temsil etmistir. Taner hoca dünyadaki üniversite hareketlerinin çikis noktasini ve günümüzdeki üniversite anlayisi ile analiz ederek genel bir degerlendirme yaptilar. Bir degisimin yasandigini ancak bu degisimin ne yönde ilerlediginin iyi bilinmesi gerektigini belirttiler. Degisim diyalektik bir yaklasim ancak daha kötü yönde degisim de istenen bir degisim degildir elbette.
Prof. Timur, yillardir kendi çabasi ile yaptigi arastirmalarda üniversitelilerin kendilerini incelemediginin altini çizerek "üniversite kendisini biliyor saniyor" ancak bilmedigini belirttiler. Üniversitelerin kendi sosyal yapilarinin ve bunun toplum için ne anlama geldigini arastiramadigini veya bunun geregini yapmadigini belirttiler.

Üniversite Anlayisi Almanya'da Gelisti
Klasik üniversite anlayisinda üniversitelerin kilisenin bir parçasi olarak kuruldugunu ancak Modern üniversite anlayisinin Kant ile Almanya'da basladigini belirttiler.
Üniversite anlayisinin ilk defa gerçek anlamda 19 yüzyilda Almanya'da ortaya çiktigi görülmektedir. O dönemde bir çok alanda geride olan Almanya ilerlemenin yolunu üniversitede görür ve üniversitenin gelismesine yönelir. Kant "insanlar düsüncenin özgür olmasini, dogmalardan uzak bir egitim almanin önemini ve ihtiyacini ortaya koyar. Ancak bu kavram o dönemde Kilise ve Ilahiyatçilar tarafindan ret edilir. Kant felsefenin bagimsiz olarak tartisilabilmesi için üniversitenin devletten ve kilisenden ayri kendi muhtariyetini korumasini savunmustur. Kant'in bu anlayisi Humbolt tarafindan
Üniversite temel islevine söyle yansitilir,
-akilcilik yani özerk olmali, iktidar iliskisinden uzak durmali
-Arastirma yapmali, temel bilimlere önem vermeli
-Bilimsel yayinlari ile topluma ulasmalidir, seklinde ifade edilmislerdir.
Üniversiteyi anlamak için üniversitenin en az 3 kategoride ele alinmasi gerekir. Kavramsal olarak üniversite, kurumsal olarak üniversite ve sosyal olarak üniversite seklinde ifade edilebilir. Üniversite kavraminda özerklik en önemli kismini olusturuyor.
Özgür bilim ve egitim, ögretim anlayisi olmadan üniversite kavramindan veya kurumsal olarak yerlesik üniversite anlayisindan bahsetmenin mümkün olmamaktadir. Üniversitelerin özerklik konusundaki tehditleri bilerek bu alandaki olasi tehlikelere karsi mücadele edilmesi gerekiyor.

Üniversite Özerkligi Halen Tehdit Altindadir
Ancak günümüzde post modern anlayisla üniversiteler sürekli tehdit altinda oldugunu belirttiler. Özellikle Amerikan üniversite modelinde üniversitelerin okullastirildigi ve tehdit edildigi belirtildi.
Üniversite ögretim üyeleri, ögrenciler ve çalisanlari ile bir bütünlük olusturmaktadirlar.
Sürekli tehdit altinda devletin ve otoritenin kusatmasi altinda sürekli mücadele eden bir üniversitenin asli görevlerini yapamayacagini belirttiler.
Tarihsel olarak bilime tehdidin devletten geldigini belirterek,
Üniversitenin, Sermayeden, Sosyal ahlaktan, Kendisinden ve Dis tehditlerden gelen bir yapi ile karsi karsiya bulundugunu belirttiler.
Vakif ve özel üniversitelerin ortaya çikmasi ile özerklik kavraminin tüm üniversiteler için devlet destekli olmasinin daha demokratik oldugunu ve en azinda herkese esit egitim hakkinin taninmasi gerekecegini belirtiler.
Devlet organinin tek basina bir özerklik temsili oldugunu belirttiler. Ancak özerklik, kime karsi özerklik sorusunu gündeme getirmistir.
Devlete, hâkim siniflara veya her kimden tehdit gelirse ona karsi özerkligin savunulmasi gerekir. Ancak özerkligin somut olarak anlasilmaya ihtiyaci oldugu belirtildi. Özerklik kavraminin ne için ve kime karsi düsünüldügünün de ayrica ele alinmasi gerektigi belirtildi.
Genelde özerklik mücadelesinin devlete karsi yapildigini, ancak bazi durumlarda devletten önce sermayeye karsi özerkligin verildigi belirtildi.
Üniversiteler feodal bir yapi olarak dogdular. Bilim üretimi araci oldular ve simdi de isletme gibi görülerek isletme anlayisi içinde kamu ve sermeyenin tehdidi altinda bulunuyor.
Üniversite özerkliginin, üniversitenin bagimsiz bilgi üretmesi için yurttas olarak birer vatansever olarak ve bilinçli olarak özerkligin savunulmasi ile üniversitenin üniversite olacagi vurgusu yapildi.
Türkiye'de üniversite geleneginin Medrese gelenegi ile geldigini ifade ettiler. Bir çok külliye üniversite gibi islev görmüs. Medreselerin Darülfünun'lara dönüstürülme sürecinde özellikle II. Mahmut dönemine de medreselerin disinda mühendishane, harbiye, tibbiye gibi yüksekokullar kurulmustur. Osmanli medreselerinde tefsircilik çok ileri düzeyde gelismisti.
1846 yilinda batili anlamda üniversitenin kuruldugunu, ancak halen istenilen düzeyde özerk konuma gelinemedigi vurgulandi. Bugün halen gerçek anlamda bir üniversite degil yüksek okul niteliginde diploma veren okullar istendigini belirttiler.

ÖSS sinavi Adil ve Demokratik olarak ögrenci yerlestirmelidir
Bilkent Üniversitesi ögretim Üyesi Prof. Dr. Haldun Özaktas, Üniversite giris sinavi üzerinden üniversite özerkligini tartisti. Sinavin adil, demokratik ve verimli olup olmadigini sorguladi. Sinava giren ögrencilerin, üniversiteyi okuyan örencilerin birer kupon ile desteklenmesi gerektigini belirttiler. Daha önce de sik duydugumuz gibi devletin bir sekilde özel vakif üniversitelerinde okuyan ögrenciye burs niteliginde destek çiksin, yani ögrenciyi borçlandirsin, bu sekilde kontenjanlarin dolabilecegi anlamina gelen ifadeler kulandilar. Bu konu tartisma konusu oldu. Benim de halen bu ülkenin gençligi bu ülkenin gelecegi anlamina gelecegi için parasiz egitimin milli bir politika olacagini benimsedigimi belirtim.
Sayin Prof. Dr. Özaktas bazi ülkelerde oldugu gibi ders verenin de sinavi yapanin da ayrilmasi gerektigini belirttiler. Ayrica akademik unvanlar yerine ögretim üyesi sifatinin kullanilmasinin yeterli oldugunu belirttiler. Kamu üniversitelerinin gelecegi, politika yapicilarin sorumlulugu ve Bologna sürecinin önemini islediler.

YÖK eski YÖK
Hacettepe Üniversitesinin bir önceki Rektörü eski YÖK üyesi Prof. Dr. Tunçalp Özgen
ögleden sonraki oturumun konusmacisiydi. Prof. Dr. Özgen hoca basarili bir bilim insani ve yönetici olarak uzun zamandir izledigim saygin bir sahsiyet. Prof. Dr. Özgen hoca genel olarak Türk Yüksek Ögretiminin sorunlarini kendi rektörlük ve YÖK üyeligi dönemindeki deneyimleri ile akilci bir biçimde konuyu anlasilir olarak açikladilar.
Üniversite, bilim yapan kurumlar olarak tanimladiktan sonra egitim kalitesinin önemini vurguladilar. Üniversitede kimin ögrenim görmesi gerektigi, kimin ders verebilecegi neyin ögretilmesi gerektigi ve nasil ögretilmesi gerektiginin kuramsal ve kamusal özerkligin saglanmasi ile basarilabilecegini belirttiler. Özerklik kavraminin kolay kolay üniversitelere verilmedigini belirttiler.
Türkiye'de önemli bir genç nüfusun var oldugunu çogunlugunun üretimden yoksun oldugunu belirttiler. Dershanelere önemli derecede kaynak aktarildigini bugünkü rakamlar ile 8 Milyar dolar gibi bir paranin söz konusu oldugunu vurguladilar. Türkiye'nin gelismis isgücüne olan ihtiyacin Ab ülkelerinden daha fazla oldugunu Türkiye için %45, AB ülkeleri için %30 oldugunu belirttiler. YÖK'ün eski YÖK oldugunu temelde pek bir seyin degismedigini ancak kisilerin degistigi anlamina gelen ifade kulandilar.

Üniversitelerin En Ciddi Sorunu Örgütleme Sorunu
Hacettepe Üniversitesi Ögretim üyeleri Dernek Baskani Prof. Dr. Perihan Çaglar
ögretim üyelerinin sorunlari, üniversitenin yerleske bazinda sorunlarini islediler. Özellikle üniversitelerdeki, örgütlenme yetersizligini vurguladilar. Prof. Dr. Çaglar, "Hacettepe'de idari görevlere belirli kisilerin degil potansiyel yöneticilerin ortaya çikmasi için dönüsümlü olarak is yapacak kisilerin göreve getirilmesi gerekir" dediler. Son yillarda üniversite yöneticilerine yönetilen elestirilerin odaginda liyakate uymayan atamalar konusudur. Potansiyel yöneticilik yapabilecek kisilerin belirlenmesi için belirli kisiler degil de herkese firsat verilerek içlerinden iyilerin dogal yollarla ayiklanmasi bir öneri olabilir.
Kanimca da üniversitelerin en ciddi sorunu örgütlenme ve kendi sorunlarina ortak akilda çözüm üretmesi sorunudur. Toplumun genelini üniversitelerden bekledigi, model olmalari yönündedir.

Lisans Üstü Egitim Kalitesi Bütün Üniversitelerde Tartilma Konusu
Arastirma Görevlisi Temsilcisi, üniversiteler temel bilim politikasindan yoksun ve eksik yapilan yüksek lisans ve doktora egitiminde yasanan sorunlari islediler. Çogu doktora tezlerinin hipotezinin olmadigi belirtildi. Ben de bu öneriye katiliyorum. Ülkemizde yasanan ciddi bir bilim politikasi eksikliginin ve yöntem eksiliginden kaynaklaniyor. Ayrica ucuz ve niteligi düsük yayinlarin yapildigini belirttiler. Kaliteli egitim, danisman hocalarin bilimsel yeterliligi konusu islendi.
Ögrenci temsilcisi Ilker Pazarcibasi ögrenci sorunlarini ve ülkemizin degerlerine sahip çikilmasi gerektigini belirttiler.

Büyük Üniversitenin Niteligi Kendi Yöneticisini Seçebilmemsinden Belli Oluyor
Ögleden sonar ki oturum baskani Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ugur Erdener di.
Rektör gelismeleri sogukkanlilikla izleyerek gerekli notlari aldilar. Hiçbir tartismaya girmeden yapilan konusmalari özetlediler. Salondaki ögrencilerin sert elestirilerini sonuna kadar dinlediler ve bir iki zorunlu açiklama disinda hiçbir açiklama yapmadilar. Rektör genel üniversite içi trafik sorununa üniversite içindeki bir komite tarafindan organize edildigini belirttiler. Asistan egimine önem verildigini belirttiler. Ögrencilerin gerçeklestirdigi eylemlerin siddette yol açmadikça, egitim ve ögretim engellenmedigi sürece ögrencilerin kendilerini gerçeklestirilmesine saygi duyduklarini belirtiler.
Bir anda büyük üniversitenin önemi daha iyi anlasiyor kanisina vardim. Daha önce degisik üniversitelerde gördügüm en küçük bir elestiriye sert tepki gösteren baskansinin söz almasina bile tahammülü olmayan rektörleri hatirlayinca çok daha mutlu oldum.

Üniversitelerin Sorun Temelde Bilim Politikasinin Olamamasi ve Özerkliktir.
Ben de toplantida "Üniversitelerimizin temel sorunlari ve çözüm önerileri" konulu bir sunuda bulundum. Üniversitemizin genel sorunlari ile ülkemizin sorunlarinin bir birine bagli oldugunu ve ülkemizin aydinlik geleceginin bilim ve teknolojiye verilecek öneme bagli olarak gelisecegini isledim. Sorunun temelinde YÖK yasasi ile baslayan özerkligin rafa kaldirilmis olmasi ve buna bagli olarak üniversite geleneklerinin erozyona ugramasi oldugunu örnekler ile isledim. Ayrica ülkemiz üniversitelerinin topluma örnek olacak nitelikte bilim adami seçimi, üst yönetim seçimi konusunda ilke ve model gelistirmedigini yasanan olaylarla anlatim. Temelde
Ülkenin benimsenmis bir bilim politikasi olmadigi gibi üniversitelerin de kendi politikasi yok.
Tema, hedef, amaç ve vizyon yok
Vizyon ve misyona uygun strateji yok
Arastirma politikasi yok
Hedef belirleme ve izlemede kisir ve yetersiz
Egitim sistemi ögrencilere bütünsel baka bilme becerisi kazandiramadigi, bunun sonucu olarak egitilmis insani ülkemizin sorunlarini analiz etmekten yetersiz kalmaktadirlar.
Üniversitelerimizin dünyadaki siralamasi ülkemizin agirligi ile ters orantili olarak gelistigi
Bilim profilimiz düsük. Arastirma kadrolari yetersiz, arastirma kapasitesi sinirli ve Türkiye'nin büyüklügü ile ters orantili
Laboratuarlar yetersiz ve teknolojiyi takip etmekten uzak, kullanilan teknoloji genelde yurtdisindan saglanmaktadir
Üniversiteler derin arastirma yapacak mükemmeliyet merkezleri gelistiremedi
Üniversite çalisanlari ve bilim adamlari bilim ortamina uygun yasam ve maas kosullarindan uzak yasamaktadirlar
Öneri olarak yeni bir Yüksekögretim Yasasinin zorunlu oldugu, özerkligin tam olarak saglanmasinin gerekçelerini isledim. Üniversitelerin nitelikli ögrenci ve bilim insani seçimi için yeni düzenlemeye gereksinim oldugunu isledim Ancak hepsinden önemlisi zihinsel bir dönüsüm ve degisim için bilim ve üniversitenin en üst düzeyde desteklenmesi gerektigini isledim.

Türkiye'nin temel sorunlarinin araliklar ile üniversiteler tarafindan degisik boyutlarda tartisilmasi ve nasil bir yapilanma istedigimizi belirtmemiz birçok yönden topluma güven verecektir. Çok tartisilan Yüksekögretimin sorunlari konusunda üniversitelerin kendi içinde ne düsündüklerini, topluma örnek olabilecek islevselligi olan modeller üretip üretmediklerinin bilinmesi büyük önem tasimaktadir. Bu baglamda basarili geçen panelin diger üniversitelerde de yapilmasi her yönü ile yarali olacaktir.

___________________________________________________________
Preisknaller: WEB.DE DSL Flatrate für nur 16,99 Euro/mtl.!
http://produkte.web.de/go/02/

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages