Esselamualeykum değerli kardeslerim..
Bu gece, alemlerin fahri, gönüllerin ışığı; Tevhide susamış ruhların feyiz kaynağı,
kâinat ağacının en mukemmel meyvesi;
'' Sen olmasaydın Ey Habibim, alemleri yaratmazdım''
İlahi hitabın muhatabı, insanlığın önderi, sefaatcimiz;
Hz. Muhammed'in (a.s.m) dünyayı teşrif ettikleri gecedir..
Bizler de bu geceyi fırsat bilerek, Peygamberimize biatımızı yenilemeli,
onu sâlât ve selâmlarla çok çok anmalıyız..
Hayatı, Peygamberimizin sünnetine göre yaşamalı, onun şefeatine nail olmaya çalışmalıyız..
“ Beşer mukadderatının programı çizilirken,
insanlara verilen eşsiz bir fırsattır MÜBAREK GECELER...
Bu gece vebundan sonra peşpeşe gelecek bir dizi kandillerin;
Miraç ve Beraat kandillerinin, on bir ayın sultanı Mübarek Ramazan ayının ve
Kadir Gecesi'nin de habercisidir. Bu sebepledir ki Mevlit Kandili'nde manevî gücümüz artacak,
kalplerimiz huzur bulacaktır.
”Mübarek MEVLİT KANDİLİNİZİ tebrik eder,
Kardeşliğin daimi olduğu, sevgilerin birleştiği dostlukların hiç bitmediği,
belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de sevgi dolu nice kandillere...
İlahi rahmetin coştuğu bu gece de affedilebileceğimiz ümidiyle dualarda buluşabilmeyi niyaz ederim...
Rabbi Rahman, Mevlid Kandilinin hayırlara vesile olmasını nasip etsin..
Bütün Islam Aleminin Mevlid Kandili Mübarek olsun..
Muhabbetle...
KARDELEN
Adın Rahmet! Adın Hasret! Adın Vuslat! Adın Sevda hayat lügatımızda...



Hoşgeldin! Ey, Nebiler Nebisi! Hoşgeldin!...
Sen öyle bir iklimde geldin ki, medinedeki çöl ortasında açan tek güldün..
gül kokulu ferah iklimler getirdin beraberinde ve bölük bölük melekler indiler yeryüzüne,
senin yüzün suyun hürmetine..
Hoş geldin Allah'ın Resulu! Hoşgeldin!
Kutlu bir gecede, şereflendi dünya.. çünkü seninle tanıştı..
karanlık çökmüş dünyadaki tek aydınlık misali, mehtaplı bir gecede yanıp sönen ışıltılı yıldızlar gibi,
daha da güzel, tarifsiz bir nurla, nurunla teşrif ettin yeryüzüne..sen ki Muhammed Mustafa'sın ve
senki alemlare rahmet olarak gönderilensin ve Sen ki.. peygamberimizsin elhamdülillah..
senin nurunla aydınlandı dünya.. senin için söylendi en güzel şiirler, senin için yazıldı mevlidler, ilahiler... Necip Fazıl,
"Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!" dedi.. en güzel dizelerinden birinde..
ve seni seven insanların en güzel zamanları yaşandı bu dünya üzerinde ve insanlar kul hakkından korkar, iliği severdiler.. çünkü seni unutmamıştı insanlar... seni tanıyorlardı... Ya şimdi ?...
Ümidimizi yitirmek hiç yakışmasada bizlere, içimdeki vaveylalar artarken bir çığ gibi...
bazen bende düşüveriyorum yes'lere, istemesemde.. senin nurlu mekanın Kabe'nin resimleri avutabiliyor zavallı kalbimi..
ve belki de bir avuntu arıyorum resimlerde...
seni yattığın ebedi mekanı binlerce insan tavaf edip eriyorken o yüce mertebeye.. aydınlık sanki sadece o mübarek beldelerde..bizim içimizi gittikçe büyüyen karanlıklar kaplarken, senin bulunduğun belderler gece karanlığında bile ışıl ışıl
Ya ResulAllah !
Dünya senin nurun olmadan daha ne kadar dönebilir yörüngesinde? yada zaman ne kadar güzel ve bereketli sensizliği çekerken iliklerine ? Özledim seni, Özledik seni ya ResulAllah !Zulmün arşa değeceği zamanlarda senin merhametini özledik, zalimlerin başlarımıza kara bulutlar gönderdiği zamanlarda senin sabrını özledik.. Zenginin fakiri gözetmediği zamanlarda senin cömertliğini özledik.. Özledim seni,özledik seni ya ResulAllah !
Mavi Gezegen maviliğini siyaha devrediyor sanki.. ve gittikçe birşeyler azalıp yitiyor usulca.. ve dünya her zamankinden daha ağır ve daha miskin sanki şu zamanlarda...
Zor zamanlarda yaşıyoruz velhasıl! Ölesiye zor zamanlarda başladı sana olan sevdamız...
Zor zamanlarda sevdalandık sana.. Sevgiyi unutmak üzere olan bir gezegende yeniden SEVGi diyebilmek.barışı istemeyen gözlere senin barışçılığını düşünerek..
sıcacık ve içten illaki BARIŞ diyebilmek,acımasız yüzlere, senin merhametini düşünerek MERHAMET'in varlığını hatırlatabilmek, herşeye rağmen, senin yüzün suyun hürmetine ve Allah rızası için illa ki illaki GÜZEL'den, illaki SEN'den bahsedebilmek...
ve tüm çirkinliğe inat senin o sonsuz güzelliğini düşünüp güzel görebilmek.. zor olsada imkansız olmuyor seni tanımakla.. seni hissetmekle..ve Allah'ın lutfettiği güçle..
Özledik seni Allah'ın Resulü, Özledik Seni Ya Hz. Muhammed(a.s.m) ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissetiriyor bize.. zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve RAbb'imizin ilham ettiği düşüncelerle..
Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl,bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle,Allah'ın izniyle devam edecek güzeller ve senden gelen gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleritüm evrene ve bir gün herşey güzele, gül'e dönecek ve ALLAH Nur'unu tamamlayacak İnşaallah...
seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel!.. sen ve senin getirdiğin gül kokulu ilhamlar zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah..ve derince bir özlem dahi güzeli sürüklerken peşinden yine de...
Seni ve senin güzelliğinİ özledik Ya Resulallah !..
HOŞGELDİN! EY, KUTLULAR kutlusu !Esselamu AleykeYa Rasulallah!
Esselamu Aleyke Ya Nebiyallah!
Esselamu Aleyke Ya Habiballah!....
![]() Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlar. ![]() ![]() ![]() بسم الله الرحمن الرحيم
Gül bahçesine girenler gül olmasalar da gül kokarlar. ![]() ![]() Adın Can Muhammed(sav),
Can oldun,
kan oldun,
ten oldun,
nefes oldun
davanı idrak eden her varlığa.
Bir cümle çıkıyordu dudaklardan:
‘Anam, babam sana feda olsun Ya Resulallah!’.
Dünyaya ait ne varsa yok oldu gözlerden, gönüllerden senin sevdanla.
Ve fıtratımızdaydı aslında Hakk’a vurulmadıkça keşfedemediğimiz sevdan.
Yeryüzünde hiçbir varlık sevilmedi Senin kadar.
Bedende atan sen oldun, damarda akan sen.
Sevgi sen,
sevgili sen
Ya Habibullah!
Rabbim adıyla andı levhi mahfuzda adını.
Ya seni bilmeyen nasıl bilsin Mevla’yı? |




Allahümme Salli Alâ Seyyidinâ MUHAMMED... 
Elimde bir gül ile geldim kapına.
Adın Gül Muhammed(sav),







Ey rüzgârı ölçmeye çalışan!
Ey suyu parmak aralarında tutacağını sanan?
Ey gerçeğin yerine süslü laflar koymaya kalkışan!
Ey "ölüm" diye diye ölümü de eskiten talihsiz!
Ey ölenlere ağız yakmayı ölmenin kendisi sayan çaresiz!
Hiç öldün mü sen? Öldün mü ki!
Kolaysa, bir söz bul da, son sözün olsun. Ölüm gibi, sonrasında başka söze hâcet bırakmasın!
Yoksa, sus, sus da
,"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!" diyen Rabbin konuşsun.
[Duhan, 25]
Senai DEMİRCİ
GAFLETTEN UYANMAK VE BİR DAHA GAFLETE DALMAMAK ,
DAVAMIZDA SEBATKAR OLMAK DUASIYLA...
CENNET EHLİ OLMANIZ DİLEĞİYLE…



Delik kalbler zamanı...
Birkaç yıl önce bir Cuma günü Cuma namazına az zaman kalmış iken farkına vardığım bir bahisti.
İçimi titreten, günlerce etkisi altında kaldığım...
"Cinayetkâr hırs kalbi deler, sanemleri içine idhal eder."
![]() بسم الله الرحمن الرحيم
yaşamak savruk bir yaprağın elindeyken ben hayatın bahanesi olmak için doğdum ya sen beyaz güvercin dalları çiçek açmış tebessüm çiğnenirken
kayıp ve unutulmuş bir şarkı mıdır kaldırıma bıraktığın suskun söz annelerin duasında büyümüş bir gelinsin her yeni gün efsane kanatların alıp götürsün bizi bir yağmur duasında saklanan umudumuz
yalnızlığın ortasında oturmuş ağlıyorum kırılası parmaklar oynasın dursun saçlarımla diyemem acının sevincini bulmalıyım ben
dudaklarda arzın kanayan sancıları vuruyor yüzümüze / yaramıza bakmadan kirpikler kara bulutlar gibi yakamızda kavganın fotoğrafları uçurtması bedduaya takılmış her yalanın
bir güvercin olmayı ne çok istedim yoktunuz... nokta koymuyorum / koyamıyorum sabra damlıyor baş ucumdan kırgın ayet sesleri
ya’kûb’un elinde hüznü dağlayan bir kanlı gömlek gibi eyyûb’un sabrı sümeyye’nin ruhunda çizilen nefes gibi ibrahim’in ateşi bir peygamber daveti gibi yüreğim bir duanın gözyaşına emanet
hayatı kucaklayan ellerim vardı benim kırdınız... sokaklar da yetmiyor vicdanı köreltmeye iplik iplik sökülen günahın örtüsüyken üşüyen karanfilim buruşuk kağıtlarda “nasıl” diye sorma bana bir kalem nasıl ağlarsa öyle
gölgeler sokağına bir nurla giriyorum içi boş zihinler kaldırımının haydi gel omuzlarında kalabalıkların bestelediği şiir gün gelir adın unutulur / elin tutulur / dilin tutulur dağılır taneleri nefes tesbihlerinin zehir kusan acil şifa değilsen patenti koltuk olan ihanetin resmisin hevesti / geçti deme
bak bir iç daha çekiyor Kitap sayfalar / satırlar eğiyor başlarını sükut ve sitem inceden inceye yakıyorken sineni “nasıl” diye sorma bana bir bebek nasıl ölürse öyle
gözlerim kapanmayacak artık başım devrilmeyecek düş yorgunu değilim avucumda doğacak bütün yıldızlar
çığlığı olmayanın uykusuna yas düşmez düşlerim ağlamasın / kardeşim ağlamasın bu dehlize yaktığım mum bana esaret değil yüzüme kapattığın kapılar sana cesaret değil
alkış istemiyorum haykıran bir kalp yeter sevdaya kor düştüm bir yasağın içinden garipler diyarında bir soluk arıyorum
yarım kalmış cümlesiyim kalbimdeki sözlerin bana dua getirin gönül bahçelerinden melekler şahit olsun bırakın bırakın da öpeyim başörtünün ucundan MEHMET ŞÂMİL |
![]() ![]() |




“Allahım!
Gönlümü
sana bağlayacak, darmadağın hâlimi biraraya toplayacak, dağınık ve
parçalanmış işlerimi birbirine yaklaştıracak kötü itiyat ve fitnelerden
beni koruyacak, dilimi ıslah edecek, zâhirimi yükseltecek, amelimi
temizleyip arttıracak, yüzümü ak edecek,her kötülükten beni koruyacak
olan rahmetini senin fazlın......dan isterim.Allahım! Küfür düşünmeyecek
şekilde sâdık ve yakin imanı rahmetini senden isterim...
Sırr-ı ışkı sînemde cânumdan evvel saklaram
Bu cihânda sırrını fâş eyleyen hod er degül
Muhibbî
Gül, sırrını açtığı için solgun bir yüzle döner baharından.
Ayrılık acısıyla demlenmiş bir yudum içmeyi dileyerek ağız açan da gül gibi sırrını ifşa eder.
Gül, güzelliğini açığa çıkarmak için açılıyorsa;
insan, yükünü taşıtmak için paylaşır esrarını.
Gülün, her ne kadar güzel hatıraları da olsa başladığı noktada biter yolculuğu.
İnsan ise hafiflemek için bıraktığı yükün altında daha çok ezilmeye başlayacaktır.
Sırrın kaderi budur. Kimsenin bilmediğidir sır. Durdukça yakar.
Bundan dolayıdır ki gül,
yapraklarının yandığını ve bu yanık kokusunun tüm bedenini sardığını görünce sarhoş olur.
Sırrın sırrıyla hemhal olur.
Kendinden geçer ki bir sabah elinde olmadan bir bülbül görsün diye halimi açıverir masumca dudağını.
Kızaran yaprakların ucunu gösterir bir diğer gün.
Sonra o sırrın sırrıyla yanışın kokusu yayılır etrafa.
Her akşam farkına varsa da kendini daha çok ifşa ettiğinin dönüşü olmadığını bilir. Geri adım atamaz.
Gecenin bu pişmanlığı da bir sırdır çünkü ve bu sırrın sarhoşluğu ile
sabahın ışıkları ona daha da çok açtırır güzelliğini.
Bir bakmışsın ki açılmadık, görülmedik yaprak kalmamış.
Elbette yerindedir bülbülün keyfi. Gül ise sırrını ortaya dökmenin derdiyledir.
Ne bülbüle yâr olur ne de içine düştüğü durumdan kurtarabilir kendini.
Sonrasında her yaprağın taşıdığı sır paylaşıldıkça ölmeye başlar.
O ateş gibi yanış kaybolur.
Kokunun nefesi kesilir birden. Başını öne eğmekten başka çaresi yoktur gülün.
Kendine küser. Kalbini kırar kendinin.
Önceleri mağrur bir duruşla karşısına çıktığı rüzgârın bir selamıyla döker bütün yapraklarını.
Hazin bir yok oluştur bu.
Sırrını açığa çıkartan her gülün sonu bu ve de insanın...
Mehmet ŞAMİL





