
Gör(ün)düğünü görüyor musun?… 
O görmemiş olsaydı görmen gerektiğini, gördüm diye sevdiklerin karanlıkta kalırdı. O görmemiş olsaydı görünmediğini, göründüm diye sevindiklerin yabancı kalırdı.
Gözlerini O'nun bakışından kaçırdığını sanıyorsan, kirli bir aldanış bandajıyla kör ediyorsun kendini. Bakışını hesap sorulmaz sanıp da, hesapsızca bakıyorsan, kendi kendini hiç bulamayacağın talihsiz bir körebe oyunundasın...
Kaçamak bakışlarla avladığın güzellere, senden önce O bakıyor. Nasıl olur da, zaten O'nun var ettiği yüzlere, O'na rağmen, O'ndan habersiz bakıyor olabilirsin? Kendi güzelliklerini ve zindeliklerini sergileyerek var olduğunu sanan edep yoksunları, yokluklarına acındığı için var edildiklerini nasıl görmezden gelirler? Güzel görünmelerine güvenip O'nun gördüğünü görmezden gelen "frikik verme" ustaları ve beden simsarları, kimseler görmezken de, herkesin gözü önündeyken de, herkesin gözünden yittiğinde de kendilerini göreni nasıl bilmezler?
Bir yere gizleneceğini sanma sakın! O'nun görmesini görmemek için baktığın her yüzde O'nun eşsiz görüşü var... O görmese nasıl güzel olurdu güzeller, nasıl güzel görürdü gözler, nasıl güzel görünürdü görünenler..
Haince kaydırdığın bakışlarının pervazında O'nun bakışı nöbet tutuyor. Hayır, hayır... Kırma aynaları boş yere; baktığın her yerde O'na görünen gözlerin önce sana hesap soruyor.
Baktıklarına bak yeniden... Kendi gözlerinin içine bak bir daha...
Görmek ümidiyle yolunu gözlediğin her şey, ancak sana görünür hale gelince değdi gözüne... Gözlerini sana göz göre göre veren, hem gözsüzlüğünü gördü, hem gözsüzlüğünü göremediğini gördü. Gözlerinin göreceklerini gözlerin görmeden önce gördü de gözlerinin önüne koydu. Yoksa, ne ışığa değerdi gözlerin ne de ışık görmene değer güzellere değerdi. Sadece gözlerin değil, ışık bile kör kalırdı; O görmeseydi gözlerin görmediğini.
Hâlâ her şeyi retina dediğin ışığa ve renge duyarlı tabaka sayesinde gördüğün iddiasında mısın?
Işığa duyarlı o yüzeyler sebep sadece... Bahane... O dilerse, gözsüz de görürsün güzelleri: Hiç rüya görmedin mi? O dilerse, ne kadar "açık göz" olsan da, göremezsin güzelliği: Gülleri tekmeleyenleri görmedin mi?
O istemedikçe, gözden hiç kaçmayacakları bile göremezsin!
Peki, kimselere görünmeden yapıp ettiklerinle başlattığın körebe oyununu kazanma ısrarın sürüyor mu hâlâ?
İyi bak gözlerinin içine...
Senin retinan kimsenin retinasına benzemiyor. Biriciksin gözlerinle. Herkesin gözüne değen ışık senin gözüne bambaşka bir açıyla değiyor. Başka görenler gibi değilsin, asla! Demek ki, senin gözünün içine kimsenin gözünün içine bakmadığı gibi bakmış. Sadece bakmış mı? Hâlâ bakmakta. Retinan her an o biricikliğiyle orada. Gözünün bile kör olduğu yerde. Sadece O'nun her an baktığı yerde. Farkında mısın, O şimdi gözlerinin içine yeni/den bakmakta? Sen gözlerini kapatsan da, O gözlerinden bakışını ayırmamakta...
Kimseye göstermeden yaptıklarının kimsesiz kaldıklarına emin misin?
Elindeki kudret sandığın kibir zırhını delecek bir bakışın kâinatta peşin sıra dolaşmadığına nasıl bu kadar güven duyabilirsin?
Seni kimse görmeyi bile aklına getirmezken, seni görmeyi ve göstermeyi uygun bulan Efendinin huzuruna yüzün yerde çıkmaya utanmayacak mısın?
Aklınla bulamadıklarını vahyin sana emanet ettikleriyle bulmaktan uzak durmaya daha ne kadar devam edeceksin?
Boşuna gizlenmeye kalkma... gözleniyorsun!
Gözlerin açık adresidir O'nun görmesinin...
"Gözler onu görmez; O gözleri görür...." [En'am, 103]
Sakın unutma…
Senai DEMİRCİ
![]() Bazen büyük görür insan kendini, ne acizliktir! Bazen aciz görür, ne büyük bir görüş!
Bazen, 'bazen' değil, 'her zaman' demek gerek. Ama bilmek gerek, ne zaman? Her 'bazen'in bir zamanı vardır.. Vahdet Nafiz Aksu ![]() ![]() ![]() "İbrahim'ın kuşları" geri döndü...
Meğer biz "İbrahim'in kuşları"ymışız. [bak; Bakara, 260] Kalplerin "öldükten sonra" dirilişine kalbi mutmain olarak inanmak için kendisine alıştırmış bizi.
Kâbe'nin eteğinde, Bir'in huzurunda bir bir "ev"cilleştirmiş ruhlarımızı. Sonra, fersah fersah uzakta, birbirine görmez dağların başına parça parça dağılmış "kuş"ların ardı sıra bakmış. Filipinler'den Kanada'ya, Güney Afrika'dan Sibirya'ya... Sonra da çağırmış kuşları yeniden kendine.. "Koşarak sana gelirler..." haberini gözleriyle görmek için. "İşte geldik" diyor kuşlar: "Lebbeyk..." "buradayız, ya Rabbi..." "Kaçtığımız yuvaya geri döndük." "Yüzümüzü başka yerlere çevirmiştik, senin vechine yeniden döndük." "Hata içinde hataya daldık, isyanlara battık, ama hatamızdan döndük, isyanlardan usandık..." Yeryüzünün dört bir yanından gönüllüce, bile isteye, meşakkate razı olarak, sevinçle uçuşup gelen "kuşlar", ölmüş kalplerin dirilişini gözle görülür elle dokunulur somutlukta gösteriyor, görüyor. Kalpleri Bir'e bağlayan bağlar hacıların nefesleri sayısınca dokunulur oluyor, sımsıcak hissediliyor. Kalpleri birbirine bağlayan bağlar, ayrı renklerin, ayrı dillerin, ayrı ırkların, ihramın beyazında ve Arafat'ın bozunda erimesiyle kristalleşiyor, ateşli bir ümide dönüşüyor. Dua için açılmış avuçlarda, herkes İbrahim'in [as] alıştırdığı, Muhammed'in [asm] sevdirdiği Bir'inin sonsuz göğünde, özgürlüğüne kavuşmuş kuşlar gibi kanat çırpan yüreklerini seyrediyor. İman itminana dönüşüyor. İnanmak daha bir keyifli oluyor. Senai DEMİRCİ ![]() بسم الله الرحمن الرحيم
Eğer yüreğinizde bir bulantı, kafanızda bir kuşku hissediyorsanız, varlığınızda bir rahatsızlık, çevrenizde bir huzursuzluk varsa kader sizi seçmeye çağırıyor demektir. Ya size uzatılan ipe sımsıkı sarılıp kurtulacak ya da boynunuzda bükülü bir iple ateş vadisinde dolaşmaya razı olacaksınız.. Rasim Özdenören |










Mahcubum Ya RAB!..