Unutmamak Adına, Sevgili Kendim

42 views
Skip to first unread message

beyaz karanfil

unread,
Jan 28, 2014, 5:06:41 AM1/28/14
to beyazkar...@googlegroups.com

                                                                                                      ferda’ya…                                                                                                                Sevgili kendim,

Gitmek için oldukça geç kaldın, hala bahçenizdeki portakalların olgunlaşmasını bekleyerek kendini avutuyorsun, oysa artık öğrenmelisin, hayat portakal turuncusu gibi değil. Portakal turuncusu gibi değil, yani kendini ifade etme derdine düşmüş gibi. Turuncu ama bağırmıyor, ben buradayım demiyor, süslenmiyor. Ama güzel. Çirkinleşmiyor, çirkefleşmiyor, incitmiyor, ve hatta haddinden fazla anlayışlı yolsuzluklarına karşı bahçıvanların. Hayat gibi değil, ve sen portakal turuncusunu sadece turunçgil bahçeleri ile karşılaştırmadığın için yara alıyorsun. Sevgili kendim, yine kendini kandırıyorsun.

Sevgili kendim,

İnsanlar ölüme suizan ediyorlar, sanki ölmüşler gibi. İnsanların büyüyünce ne olacaklarına cevapları var, fakat ölünce ne olacaklarına bir cevapları yok. Oysa insan ölünce nereye gideceğini de kendisi seçiyor.İnsanlar kendilerini kandırıyor, nasıl yaşarlarsa öyle haşrolunacaklarını bilmez gibi, ölümün yaşamaktan daha büyük bir gerçek olduğunu unutur gibi. Kalabalığın arasına karış ama kalabalığın kendini kandırdığı yalanları Allah’ın kanunu sanma. Ölüm kirpiklerinin ucuna as, ve bekle. Çünkü sen bu dünyaya merhametten daha azını bırakmadın.

Sevgili kendim,

Her kitapta kendini arıyorsun, her karakterde bir teşbih sanatı saklıyorsun kendinden. Tüm kaybedenlerin yenilgilerinin sebebi senmişsin gibi gözlerin doluyor, hıçkırıyorsun. Merhametten gözlerin dolarak baktığın bu dünya bu ciddiyeti hak etmiyor. Zafer hikayelerini okuyup da kendini eksik hissettiğin bu dünya bunca değer vermeye gelmiyor. İnsanların gözlerinden hikayeler biçilir de omzuna yük olur diye gözlerini daima kaçırıyorsun, çünkü sen herkesin bir hikayesi var sanıyorsun. Oysa kendim, unutuyorsun, Kalem fıtratı acıları sever, acıtanları değil.

Sevgili kendim,

Geceleri karanlıktan korktuğun için sabahlara dek çalışıyorsun, ama insanları bilgeliğinle kandırma derdindesin. Bilge görünmek için değil, güçlü görünmek için saklıyorsun geceye olan itimatsızlığını. Çünkü güçlü görünmenin bu çağda ne çok para ettiğini sende biliyorsun. Sessizlikten korktuğun için sürekli şarkı mırıldanıyorsun, seni mutlu sanıyorlar. Şarkılar mırıldanan insanları mutlu film sahnelerinden hatırla. Hep en güzel anlarından hatırla. Aynanın karşısına geçip on binlerin karşısında şarkı söyler gibi saçlarını savuruşunu hatırla. Ama sen şarkıyı mırıldanırken kendim, sessizlikten nasıl için titreyerek kaçtığını unutma.

Sevgili kendim,

Sevdiğin adamların takım elbiseler içerisinde nasıl küçük, küçücük kaldığını unutma. Hayatlarında ilk defa bir toplantıya katılmış gibi apartman toplantılarına koca bir ciddiyet takınıp da gelen komşuların için nasıl içten içe güldüğünü ve onları küçümsediğini de unutma. Kibir hanenin her geçen gün kabarmasından sende utan, ama sevdiklerini, etrafındaki herkesi nasıl medeniyet yularından kendilerine bağladıklarını asla unutma. Kaybettiklerinin kazandıklarından çok olduğunu zaten biliyordun, Ama üstadın da dediği gibi ‘yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer’ olduğunu da unutma.

Sevgili kendim,

Gitmek biraz kalmak falan değildir,Gitmek sadece gitmektir.

Giderken götürdüğünün yine kendin olduğunu unutma. Konulduğu kabın şeklini alan sıvı sanıyorsun kendini, oysa sen de eminsin artık nereye konarsan kon söyleyeceğin türkü hep aynı tonda çıkacak dudaklarından. Kalbinin acıları ile, kemiklerinin kırıklarıyla, aklının karışıklığıyla nereye gidersen git bu dünya da onları emanet bırakabileceğin bir şehir olmadığını unutma.

Sevgili kendim,

Aramızda onulmaz duvarlar var, bunları seninle birlikte inşa ettik. Bu yüzden konuşurken bir duvarın ardından konuşur gibi sesimiz yükseliyor birbirimize. Sesimiz yükseliyor ama sözümüz hep alçak kalıyor. Beni dinlemediğini bilsem de, içimde bir şeyler söylemenin vicdani hafifliğini hep hissetmek istiyorum. Bu yüzden kendimi her avutuşumun bedelini sana ödetiyorum. Sana gelmemi istiyorsun, sana gerçeklerle kendimi teslim etmemi istiyorsun. Oysa kendim, unutuyorsun, gerçekler var olduğunda ben yok oluyorum.

Sevgili kendim,

Dünya dönerken sende dönmeye çalışıyorsun, başın dönüyor, düşüyorsun. Bir menekşen olsa büyütemeyeceğini bile bile menekşesizlikten yakınıyor, incecik giyinip soğuğa isyan ediyorsun. Neye başkaldıracağını bilmeyen öğütülmüş bir halk gibi, neye elini atsan öfkeni çıkaramıyorsun. Karasın ve öfkenin payı da yok karalığında. Sen karalığında karasın. Aydınlıktan kaçışın bundan. Aydınlığa sayışın da bundan. Ne vakit dönsem belirli belirsiz bir küfür dudaklarında, içten içe tütün sarıyor parmakların. Parmakların bu dünya için kötü ne varsa onu geride bırakmak istercesine titriyor hırsından. Ellerimizden her geçen gün kayıp giden, hatta bazen bizi bile geride bırakıp da giden bu dünya için söylenecek tüm sözlerini öfkene peşkeş çekiyorsun.

Sevgili kendim,

Karaköy’de balıkçıların kokusunu ve hatta balığı, ve hatta sevdiğin mavi kazağı bu defa denizi geride bırakmama pahasına suya bıraktın. Suya bıraktıkların yükünü hafifletmeseydi sudan çıkamayacak, ve portakalların turunculuklarına dokunamayacaktın.

Sevgili kendim,

Suya bıraktıklarını unut, bazen suyu bile unut ve bazen yaşamayı , gitmeyi ve hatta unutabilmeyi bile unut.Ama teslim olduğun yerde kalbini tek kurşunla öldürenleri unutma.

Çünkü bir kez öldüğünü unutursan, bin defa daha öleceksin.

Hümeyra İslamoğlu

--


Grubumuza üye olarak kaleme aldığınız ya da ulaştığınız yazıları grup üyelerimiz ile paylaşabilirsiniz,katılımlarınızı bekliyoruz...


http://groups.google.com.tr/group/beyazkaranfiller
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages