Şehadet/ Şehit-Dr.Ali Şeriati (Kitap Özeti) -2-

128 views
Skip to first unread message

dua ekseni

unread,
Oct 4, 2009, 3:41:00 PM10/4/09
to beyazkar...@googlegroups.com

 

 

Kıyamın Başlaması İmam’ın Medine’den Çıkışı
 
  Hüseyin ,Medine’den çıkarak Mekke’ye gelir.Bundan sonra Küfelilerin çağrısı ulaşır:
 
  “ Biz sana inanıyor,seni bekliyoruz!Önderliğine muhtacız! Güçlerimizi senin eline verip zulme ve zorbalığa karşı koyacağız! Seni savunacağız!Bizi, bu bozguncu yönetimin elinden kurtar!”
 
Derki: “Medine’den,dedemin ve babamın siretine uyarak,iyiliği emredip,kötülükten alıkoymak için çıkıyorum”
 

   Hacılara; “İnsan için ölüm,genç ve güzel bir kızın boynundaki takı gibidir” der.

   Siyasi bir kıyam için yola çıkan kişi bunu söylemez.Vuracağız,kıracağı,öldüreceğiz der.
 
   Mekke’deki bütün hakim güçlere,hükümete,orduya, halka biat etmeyeceğini,ölüme hicret etmek üzere yola çıkacağını açıkça söylüyor.Gizlice Küfe’ye gitmiyor.Bu hareket metodu ne bir kaçış,ne köşeye çekilme,ne de bir boyun eğme.Düşünsel,bilimsel,fıkhi,ahlaki bir mücadele olmadığı gibi askeri bir ayaklanma da değildir.
 
   Öyleyse nedir?
 
   Bu dönemde düşünceler felce uğramış,kişilikler sarsılmış,zahitler bir köşeye çekilmiş,gençler karamsar ve samimi insanlar yalnız durumdadır.Bu dönemde kitlelerden ses çıkmıyor! Kalemler kırılmış,dilleri kesilmiş,ağızları dikilmiş,bütün hakikat üsleri samimi erlerin başına yıkılmıştır.
 
   Hüseyin ise sorumlu bir önder olarak susması halinde İslam’ın tümden bir “Devlet Dini” durumuna geleceğini seziyor!
 
Susamazdı; çünkü vakit daralıyor,her şeyin kökü kazınıyordu.Beyin,vicdan ve duyguda hiçbir iz bırakılmıyor,Okulda,mescidde ve cemaat içinde her şey yok ediliyor,Muhammedi davetin bin bir güçlükle yerleştirdiği tüm değer, inanç,hedef ve idealler değiştiriliyordu.Çarklar; sessizlik,durgunluk ve boyun eğmişliğin yararına dönüyordu.
 
   Hüseyin yapayalnız ve silahsızdır.Yapayalnızdır ama bu ideolojide yalnızlarda sorumludur,Çünkü sorumluğu, güç ve imkanlar değil,bilinç ve inançlar doğurur.En çok sorumlular da en bilinçli kimselerdir.Öyleyse Hüseyin’den daha bilinçli kim olabilir?
 
    Hüseyin olmak O’nu batılla savaşa çağırıyor.Fakat savaşacak silahı yok!
 

    Bütün akıl sahipleri,bilginler,dindarlar,vaizler ve çıkarcılar hep bir ağızdan “Hayır!” diyorlar.

    Hüseyin ise “Evet!” demek istiyor. “Nasıl?” sorusuna cevap vermek için de Mekke’den çıkmıştır.Hüseyni kıyamın felsefesi budur işte!

   Şu “Ne yapmalı?” sorusu,tarihin o duyarlı anlarında çokça sorulan bir soruydu.Bütün aydınlar,bilinçli kesimler,İslam’ın getirdiği hak ,adalet,özgürlüğe bağlı kimseler, devrime inanmış, acı çekmiş,sorumluluk duyan ve çözüm yolu arayan herkes “Öyleyse ne yapmalı?” sorusunu soruyordu.
 
   Buna ;
 

   Cebriyeciler:

   “hiçbir şey” diyorlardı.Olanlar bir hikmet üzere olmuştur.Bu hikmet ilahi bir hikmettir, ilahi takdir, bunun böyle olmasını istemiştir.Ali yenildi yalnız kaldı,Muaviye de üstün gelerek iktidar oldu.Öyle ya ;” Dilediğini yüceltir,dileğini alçaltırsın.Yönetimi de istediğin kimseye verirsin”(3/26) Sen ne diyebilirsin ki?

   Bu felsefede, cihada “güç yetirme ya da yetirmeme” gibi bir şey söz konusu değildir,onların böyle bir sorunu da yoktur!Niçin? “seçebilecek güçte değildirler de ondan!”
 

   Mürcie:

    Mürcie mensupları;Biz mi?Bizim mi ne yapmamız gerek?Kime karşı?Kim için? Onları kurtuluşa ve cennete çağıran bizzat Allah değil mi? Durum böyleyken biz nasıl olurda , onu yargılayıp,savaşırız?Bu Allah dururken ilahlık taslamaktır.Onların hepsi müçtehit ve fakihtir.

    Bilen bilmeyenden üstündür.Avam,davara benzer.Din alimlerinin işine karışmak haddini bilmemezliktir.Ne yapılması gerektiği araştırmak bize mi kaldı?
 

  Dindarlar:

  Öncelikle; “Allah’a giden yollar, yarattıklarının sayısıncadır” diyor. Sonra yapılması gereken yalnız cihad mı? Namaz dinin direğidir.Cihad ise iyiliği emredip,kötülükten alı koymanın bir türüdür.Sen namazın tüm adap,ahkam,şart ve ön hazırlıklarını biliyormusun?Kendi durumunu inanç esaslarına göre bir düzene sokabildin mi?Arınmış,takvalı biri olabildin mi?

   Üstelik Cennet’in tamı tamına sekiz kapısı vardır.İllada cihad kapısından girmek gerekmez ki!Cihad cennetin anahtarlarından bir tanesidir.Dua, vird ve zikir Cennet’in anahtarlarını kazasız belasız, başın ağrımadan eline uzatır! Daha da önemlisi ; takvalı,dindar ve rabbani bir Müslüman için siyasete karışmak bir tür sapma olup,dünya karşılığında dini satmaktır.

   Öyleyse şu küçük cihadları bırakıp, büyük cihad olan “nefsinle”cihada girişmelisin!
 

  Düzene Bağlı Din Adamları:

    Rejime bağımlı sahabe,fakih ve din adamları şu karşılığı veriyor:Ali’nin düşündükleri olacak şey değil. Kişi idealist değil, gerçekçi olmalı! Söz ve davranışlarında; güçlü kabileleri, soylu ve büyük aileleri gözetmiyordu.Halifeliği imamlık ve peygamberlikle karşılaştırmayınız.Peygamber dönemindeki gibi yaşayın demek olmaz.Yaşam biçimi,gelenek,görenek değişmiş,Roma ve İran’ın etkisiyle ekonomik düzen,edebiyat,şiir,müzik,dans ve eğlence türleri değişmiştir.Ne yapmalı sorunuza cevabımız;Siz de bizim gibi düzenle iş birliğine geçiniz.
 

  Bilgin ve Edebiyatçılar:

   Yeni ilim,hikmet ve ilahiyata dalarak doğa ötesi ile Kur’an’ın belagat, anlam,beyan ve bediliğini araştırmak; hadis,siyer ve fıkıh araştırmaları yapmak; kısacası, kültürel, bilimsel ve düşünsel araştırmalar yoluyla İslam toplumunun yararına çalışmak! Bu kadar!

    Görüyorsunuz ki saray çevresi, din adamları,alimler ve hatta cepheleri açıkça belli olan aydınlar bile hicri 60. yılda bir olmuş yüzyılın bu “Ne yapmalı?” sorusuna hep bir ağızdan “Hayır!” cevabı veriyorlar.

   Bir tek kişi “Evet!” diyor.

   “Evet” ne demek? Bilinçli ve özgür insan, mutlak güçsüzlük durumlarında bile zulme karşı savaşmakla yükümlüdür demek!

   “Evet!” diyen Hüseyin işte bu yüzden hayatın ve aşkın bilinen en yüce sembolüdür.Kıyamların yenilgi ve şehadetle bittiği  bir dönemde; Ansızın karanlıklar yırtılır ve sessizlikler içinde bir patlama duyulur.Toprağın derinliklerinden gelen diri bir şehid görünür.Umut ışığı saçan aydın bir yüz ; dersin ki Allah’ın şu Ad kavmine gönderdiği bir fırtınadır da şimdi esecek …Bütün sorumluluklar sırtında; sırtı ağrımaktadır.O, acının varisidir.Adem’in,İbrahim’in,Muhammed’ien varisi!…

  Yalnız başına bir adam!

   Ama hayır!

   Onunla birlikte kardeş risaletini yüklenmiş bir de kadın!Adamın ölümden başka silahı yoktur! Ancak o;”güzel ölme sanatı”nı yaşamdan öğrenmiş bir ailenin çocuğudur.

   Bu dünyada “Nasıl ölünmesi gerektiğini” ondan daha iyi bilecek bir kimse yoktur.

   “Şehadetin” büyük öğretmeni herkese; şehadetin bir yenilgi, bir kayıp değil, tersine bir “seçim” olduğunu;mücahidin zafere, ancak kendisini özgürlük ve aşk mihrabında kurban ederek ulaşılacağını öğretmektedir.

   İşte peygamberler varisi Hüseyin , şimdi kalkmış, insanlığa “Nasıl ölünmesi gerektiğini” öğretiyor.”Şehadet”i seçme yürekliği gösteremeyen kimseleri nasıl bir ölüm bekliyor, gözler önüne seriyor!
 

  Şehid

   Din ve Kültürümüzde şehadet, “acı,kanlı bir olay” anlamını taşımaz.Öldürülene “şehid”,ölüme de “şehadet” denir.Kültürümüzde şehadet,mücahide düşman tarafından yüklenen bir ölüm değildir.Şehadet gönüllü ölümdür.Mücahid bunu kendi duygu ve düşüncesiyle, bilinçli ve mantıklı olarak seçer.Hüseyin’e bakınız! Şehrini terk ediyor,yaşamı bırakıp, ölüme koşuyor.Çünkü mücadele vermek, düşmanı rüsvay etmek,düşmanın arkasına saklandığı perdeleri yırtmak için başka silahı yoktur.Bütün aile fertlerini yanına almış, şehadet mihrabında kurban etmeye gidiyor.Çünkü sahip olduğu inançların geleceği tehlikedeydi.

   Duymuşsunuzdur Aşura’da çocuğunun boynundan akan kanı avuçluyor ve göğe, Allah’ın huzuruna yükseltiyor.Sonra, “Ya Rabbi! Bu adağı benden kabul et ! Şahit ol” diyor.

  Böyle bir dönemde “ölmek”, bir halkın yaşam güvencesi,inancın kalıcılık mayasıdır.

   O’nun şehadeti; batılın,yalanın,zulmün, hakkı silahsız bıraktığı, siperlerini yok ettiği , savunucularını öldürdüğü bir dönemde biricik cihad şekli, yegane varlık belirtisi,tek saldırı silahı ve “hakikat”,”doğruluk” ve “adalet”i savunmanın biricik yoludur.

  İnsanın yaratılışı,Şeytan ve Allah karışımından oluşur. “Balçık ile Allah ruhunun” karışımıdır.Yani insan alçakların en alçağıyla,yücelerin en yücesinden oluşan bir karışımdır.

  Dini hükümler,ilim ,ibadet ve Salih amel; kişinin bayağı yönünü üstün yönü karşısında, şeytani boyutunu, rahmani boyutu karşısında güçsüz düşürmek için yapması gereken alıştırmalardan ibarettir.

   Şehadet ise,kişinin ansızın,devrimci bir biçimde davranarak, kendi alçak oluşumunu aşk ve iman ateşine atıp tümden ilahi,aydınlık ve iyilik oluşundan ibarettir.

  Şehidin yıkanmaması, kefenlenmemesi ve kıyamette hesaba çekilmemesi bundan dolayıdır.Çünkü şehadetten önceki günahkar kişiyi, şehid; bizzat ölerek kurban etmiştir,böylece huzura kavuşmuştur.
 
  Bundan dolayı Aşura’nın ikindi vakti İmam Hüseyin özenle temizlenip,tıraş oluyor,yıkanıyor,güzel giysilerini giyip,hoş kokular sürünüyor.Çünkü huzura kavuşmanın yakın olduğunu,şehadetin de huzur olduğunu biliyor.
 
   İnançlı kimseler yaşam ve değerlerini, güçlü oldukları dönemlerde cihadla; güçsüz ve bütün mücadele imkanlarından yoksun oldukları dönemlerde ise şehadetle güvence altına alırlar.
 

   ÇÜNKÜ;

   ŞEHADET BİR ÇAĞRIDIR,BÜTÜN ÇAĞ VE KUŞAKLARA

   VE

    GÜÇ YETİRİYORSAN ÖLDÜR!

    GÜÇ YETİREMİYORSAN ÖL!

     SLOGANINI HAYKIR!!!...

 

    Şehadetten Sonra
 

    Tüm sevdiklerini kanlar içinde gören Hüseyin seslenir;

    “Bana yardım edin,öç alacak yok mu?” Ona yardım edip ,öç alacak olmadığını bilmiyor mu?Bu soru geleceğe,bize sorulmuş bir sorudur.Bu soru Hüseyin’in beklentisini açıklıyor.Şehitleri sevip sayan herkese şehadet çağrısı yapıyor.

    Her devrimin iki yönü vardır;”KAN” ve MESAJ”

    Şehit, tarihin kalbidir.Kalp gibi, toplumda kurumuş damarlarına kendi kanlarını ulaştırır.Hüseyin’in şehadetinin en büyük mucizesi  her kuşağa yeni bir “kendine inanma duygusu” kazandırmasıdır.

   Hak ile batılın çarpıştığı savaş alanında olmadıktan sonra ;çağının şahidi,toplumun şehidi olmadıktan sonra nerede olursan ol! İster namaza dur,ister içki sofrasına otur ;ne fark eder!

  Şehadet;Tarihin sürekli hak ve batıl savaşında bulunmaktır.Cennet isteğiyle mihraplarda ve evlerinde ibadete çekilenler de,korkup sessiz kalanlarda birdir.

  Evet her devrimin iki yönü vardır dedik; “Kan” ve Mesaj”

  Birinci risalet”Kan” risaleti olup onu Hüseyin ve arkadaşları omuzlamışlardır.

  İkinci risalet; “mesaj” risaletidir.Şehadet çağrısını dünyaya duyurmaktır.Bu risalet bir kadının “Zeyneb”in zarif omuzlarına yüklenmiştir.Zeynep;erkeklerin cömertliği dizlerinde öğrendiği kadındır.Onun risaleti kardeşinin risaletinden daha ağırdır.Tutsaklar kervanın başındadır.

   Cinayet kentine,zulmün başkentine durgun ancak galip gelmiş,gururla dolup taşarak girer.Gücün, acımasızlığın,ücretli kölelerin,cellatların ve zorbaların başına şunları haykırır:
 
   “Soyumuza bu kadar yücelik ve büyüklük veren Allah’a şükürler olsun” Nübüvvet ve şehadet övüncü.Zeynep Kerbela mesajını tarihe aktarmasa,Kerbela tarihe karışmış olurdu. Hüseyin’in ölümüne ağlayan herkese,onun “hayat: iman ve cihattır” mesajını haykırıyor.
 
  Bütün insanlığa haykırarak;”Dininiz varsa din,yoksa özgürlük:dindar veya özgürlükçü biri olarak omuzlarınıza kendi dönemlerinizin tanığı ve hak ile batıl mücadelesinin şehidi olma sorumluluğunu yüklemiştir.Şehitlerimiz sürekli aramızda bulunuyorlar;bilinçli ve diridirler.Davranış örneği olup örnek durumundadırlar.Hak ve batılın, insan alınyazısının tanığıdır” diyor.
 
 Hakkı tasdik etme ve özgürlükçü olma sorumluluğunu seçenler;” Her yer Kerbela,Her ay Muharrem,her gün Aşura”diyenler ,ya kanı yada mesajı seçmek zorundadır.
 
  Ya Hüseyin gibi ölmeyi,ya da Zeynep gibi kalmayı tercih etmelidirler!
 

  “Gidenler,

    Hüseyni bir iş yapmıştır.

    Kalanlarsa,

    Zeynebi bir iş yapmalı

    Yapmıyorsa Yezididir!”.

 

Şehadet/ Dr.Ali Şeriati  Fecr Yayınları -96 Sayfa

 

Selam ve Muhabbed ola..

 

(duaekseni)

 

 

 



--
"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages