Şehadet/ Şehit- Dr.Ali Şeriati (Kitap Özeti) 1

666 views
Skip to first unread message

dua ekseni

unread,
Oct 4, 2009, 3:33:18 PM10/4/09
to beyazkar...@googlegroups.com

Şehadet

 

     Şehit aydın/öğretmen  Dr.Ali Şeriati

 

   Tarih hak ile batıl arasındaki mücadeleden,tevhid ve şirk arasındaki savaştan,mazlumlar ve zalimler arasındaki çarpışmadan ibarettir.Ruhban sınıfı ve mal-mülk sahipleri, her zaman peygamberlere karşı koyan sömürgeci sınıfı teşkil etmişler; buna karşılık yoksullar,mazlumlar ve muttakiler hep peygamberlerin ve şehitlerin yanında yer almışlardır.

  Tevhid inancı,tarihi ve toplumsal sorumluluktan ayrı düşünülemez.Dolayısıyla tevhide inanan bir toplum cihadlada yükümlüdür.Tek kelimeyle izah edilmek istenirse “Hayat: iman ve cihaddır”

 

Kıyama Doğru

    Yöneten,zorlayan,alçaltan ve öç alan Allah’ın adıyla.Ya da Ebu Zerr’in dediği gibi;” Ey güçsüz bırakılmışların Rabbi!”

   Hüseyin’in yüklendiği tarihsel misyon için çok şey söylendi,yazıldı.Ancak “şehadet” anlaşılmadan Hüseyin’in misyonunun anlaşılamayacağı kanaatindeyim.Hüseyin’in kendisini adadığı dava kendisinden daha büyüktür.

   Şehadet; eritici bir aşk ile derin ve anlaşılması güç bir bilginin karışımı olup, ikisi bir arada açıklanması son derece zordur.Şehadetin anlaşılabilmesi için öncelikle Hüseyin’in temsil ettiği ideoloji ile tarihsel akımları ve savaşlara sebebiyet veren özel inançların aydınlatılması gerekir.Hüseyin bu savaşın bayraktarlarındandır.Kerbela ise tarih boyunca değişik siper, kuşak ve dönemlerde süregelmiş savaş alanlarından biridir.Kerbela ve Hüseyin’i İbrahim’i Tarihte var olan hareketlerle kurulacak ilişkiden sonra yani tarihsel,inançsal ve ideolojik bütünlüğünden ayırmadan ele almak gerekir.

   Tarih boyunca ortaya çıkmış dini hareketleri; içeriği,elçileri,öncülerin bağlı oldukları toplumsal sınıflarla bu davetlerin yönünü temelde iki kısma ayırıyorum.

   Buna göre, gelmiş geçmiş tüm(önderler) peygamberler iki bölüme ayrılır.

   Birinci bölüm, en büyük kurucusu İbrahim olan rasuller dizisi.Ortak özellikleri toplumsal ve ekonomik bakımdan en mahrum kesimler arasından çıkmış olmasıdır.

   İkinci bölüm; felsefi ve ahlaki doktrin kurucularından oluşudur.Çin, İran,Yunanlı hepsi güçlü ve varlıklı sınıflardan çıkmışlardır.

   Tarihte egemen güçler ;

   1 Güçlüler, 2 Varlıklılar, 3 Din adamları olarak üç gruptan oluşurlar.

   İbrahimi olmayan bütün bu öncüler ; anne ,baba tarafından krallara,soylulara,din adamlarına dayanır.Konfiçyus,Lao Tsu,Budha,Zerdüst,Mani,Mazdek,Sokrat,Eflatun,Aristo vb  işte bu noktada birleşir.

  İbrahimi rasullerden söz etmek ,”nâs” dan yani insanlardan söz etmektir.Bunların gönderilişi,ötekilerin ortaya çıkışından farklıdır.Kendi dönemlerinde var olan güçlere karşı insanlara dayanır.Kur’an; İslam dininin Kur’anla yada Kur’an’nın indirildiği Muhammed (sav) ile başlamadığını tarih boyunca tek bir din olduğunu ve tüm peygamberlerinde bu dini tebliğ ettiğini ,bu dininde “İSLAM” olduğunu söylemektedir.

  Yine Kur’an üç olgudan söz eder.Allah’ın ayetleri,peygamberler ve adaletle hükmedenleri aynı sınıftan; buna karşılık kafirleri,peygamberleri öldürenleri ve adalet ehlini katledenleri de bir başka sınıftan saymaktadır.(3/21) Rasuller tarih boyunca insanlara; “Hikmet”,”Kitap”, ve “Adalet”öğretmek üzere gelmişlerdir.

  İslam Peygamberi (sav) zamanında temelleri atılan ve sağlam bir zemine oturtulan bu denge onun hayattan ayrılışından hemen sonra baş gösteren anlaşmazlıkla ilk başlarda fazla bir ayrılık yokken , önceleri çok küçük olan bu açının gittikçe genişlediğini, hatta zamanla tam tersi istikametlerde ilerlediğini görmekteyiz.

   Muhammed’in ‘(sav) okulunda eğitim gören sahabiler üç kola ayrılmıştı.

   O’nun çizgisinden sapmaya dayanamayınca haykıranlar öldürüldüler.Yıl hicri 60.Ebu Zerr, Ammar,Abdullah bin Mes’ud,Meysem ve Hucr bin Adiy….

  İkinci grup, zor zamanda Hakk’a tapmanın beraberinde fethi ve ganimeti değil;şehadet, işkence ve zindanı getirdiği bu dönemde cenneti cihad meydanlarında değil ,güvenli mekanlara çekilip nefs arındırıp, Allah’ı sevgili gibi düşünüp ,durmadan oruç tutup,nafile namaz kılıp, Emevi zorbalara direnmeleri beklendiği zor zamanda.Savaş alanını bırakıp mihraplara çekilenler.

  Üçüncü grup ; Bedir,Uhud ve Huneyn’de, hicret ve cihad Medine’sinde kazandıkları tüm değerleri Muaviye’nin yanında yer alarak  “Yeşil Saray”ın da harcayanlar.

  Bu yıllar, yani Hüseyin’in döneminde işler , İslam devriminin ikinci kuşağının eline  geçtiği yıllardır.

  Ali’yi mihrapta öldürenler Ali’de( de) var olan( mü’minlerdeki) iman ateşini unutmuşlardı!Bu ateşin gerçek merkezi Kalpler ve beyinlerdi! Bu ikisi öldürülmedikçe fetihler sonuçsuz, iktidarlar emniyetsiz kalmaya mahkumdur.Bu ikisi yaşadıkça Ali’ler şehadetten sonra bile ölmezler.Ancak bu iki merkez; kalpler ve beyinler öldürülürse kişi yaşarken ölmüş olur! Devrimin ilahi çağrısı Kur’an’da değil bu merkezlerdedir.Sıffin’de ki gece savaşında Silah Kur’an’dır.Cephe;sünnet,düşünce ve ilimdir.Kalkan; inançtır, İslam sancağıdır. Ordu; tefsirciler,hadisciler,hafızlar,hatipler,fakihler,yargıçlar ve imamlardan… oluşturulmuştu.Saldırı başladı !.. Din ordusu, dünya ordusunun daha önce açtığı yollardan kolaylıkla geçip ilerliyordu.

    İslam’da her şeyin alınyazısını değiştiren hareket başlamış oldu.Din adına bütün değerler yok edildi, islamın devrimci ruhu öldürülüp , hak, yönetime kurban edildi.Tarihte ilk kez ,din bilginlerinin de yardımıyla İslam, baştakilerin oyunlarına alet edilmiş oluyordu.

   Böylece iki virüs, Allah ve İslam adına halkı kırıp geçti.

    Bunlardan birincisi, Mürcie denilen ekoldür.Bunlar genellikle din alimlerinden,cemaat imamlarından ve hatiplerden oluşuyordu.

   İslam’ı ve Kur’anı, Muhammed’den (sav) ,Muhacir ve Ensar’dan değil de satılmış düşünce pazarlamacılarından öğrenen ikinci kuşağı felce uğratıp, Mürcie düşüncesiyle zehirlemiş oldu.Sonuçta İyiliği emredip,kötülükten alıkoyma sorumluğu taşıyan Müslümanlar, her iki fikri kolayca kabul edebilecek geniş mizaçlı kimseler haline geldi.Bu mizaca Allah’ta sığıyordu,şeytanda.Üstelik birbirlerine karışmıyorlardı bile!

   İkinci virüs, Cebriye ekolüydü.Aynı dönemde yani Emeviler döneminde ortaya çıkan ilk dini akım.İlahiyat alanında ortaya çıkan ilk felsefi akımda budur.Şu cebir (zorlayıcılık) düşüncesi ne kadar da aldatıcı görünüyor! Kur’an’dan getirdikleri kanıtlara, üretilen hadisler destek çıkar.O kadar hadis üretirler ki Peygamber’in bunları söyleyebilmesi için gece gündüz durmadan bin yıl konuşması gerekir.O dönemin inançlı,samimi kuşağını korkunç bir şekilde etkilemeyi başarırlar.Derler ki;Emeviler’i başa geçirende, Ali’nin yenilmesini dileyende Allah’tır.İyilerin yok edilip ,kötülerin başa geçmesini dileyen Allah’ın bir hikmetidir.Her şey Allah’ın istemesi ve dilemesiyle olmuştur.İstediğimizi seçebilecek güçte değiliz.Dolayısıyla, herhangi bir iktidara,cinayete,yağmalamaya karşı en ufak bir itirazda bulunmak, tıpkı Allah’ın kudret ve iradesine karşı çıkmaya benzer.

  İkinci kuşağın başkaldıranları öldürüldü,geri kalanları da ya Cebriyeci, ya da Mürcie’nin tuzağına düştüler.İnançlar ya değiştiriliyor,ya satın alınıyor yahut felce uğratılıyordu.Karşı çıkan olunca da kılıç devreye giriyordu.

   İşte Hüseyin bu sırada gelecek, bütün imkanları kullanarak peygamberin mirasına konan bu güce karşı başkaldıracaktır.Peygamberin sevgili torunu, nasıl olsa cenneti garantilemiştir (!) diye olduğu yerde oturmamış, aksine sorumluluğunun gereğini yapmıştır.Allah’a yaklaşmak için cihada karşılık duayı tercih etmemiştir.

   Önündeki iki seçenekten;

   Birincisi ; “Emeviler karşısında güçlü olmadığımdan siyasal mücadeleye girişemem”deyip düşünsel mücadeleye girişmek,

  İkincisi; Rejime karşı siyasi ve askeri bir kıyama girişerek onu devirmek ve kamu yönetimini ele geçirmek halkın hakkını almak üzere Medine’den ayaklanma başlatıp yola çıkmak.

  O ikincisini tercih etti.

…/… birinci bölümün sonu

 

(duaekseni)

 



--
"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages