![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
NE KADAR GUZEL
. . . . . .
Cayin rengi ne kadar guzel,
Sabah sabah,
Acik havada!
Hava ne kadar guzel!
Oglan cocuk ne kadar guzel!
Cay ne kadar guzel!
Orhan Veli KANIK
Zeyd o kadindan
ilisigini kesince onu sana nikahladik ki, Zaten Allah in emri
yerine getirilmistir.
Ahzab 33/37
ZEYNEP Muhammedin in oz halasinin, guzelligi ile unlu kizi ve
7.esidir.
Kolesi ve hukuken evlat edindigi Zeyd i, hala kizi Zeynep ile
evlendirdi.
Muhammed goruntude boyle bir evlilik yaptirdi diye
dedikodularin ardi arkasi kesilmedi.
Azhab suresinde Muhammed peygamber hanimlari dedikodu yapmayin
diye vahiy geldi dedi.
Muhammedin in istemesiyle Zeyd, evliligi sona erdirdi.
Bir muddet sonra da Peygamber e, Zeynep ile evlenmesi icin
vahiy yoluyla emir geldi.
Bir insana
yalan olsa bile bir soylemi surekli tekrarlarsaniz, o soylemin
nereden geldigini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve
savunur.
Joseph GOEBBELS
(Hitler in Propaganda Bakani)
| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur_...@yahoogroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur_gunde...@yahoogroups.com |
| Gruptan ayrilmak icin | : | ozgur_gundem...@yahoogroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | ozgur_gun...@yahoogroups.com |
| Grup Sayfamiz | : | http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Primas sum,
primatum nil a me alienum puto
Primatim ve primattan gelen hicbir sey bana yabanci
degildir.(Earnest Albert Hooton)
Latin Atasozu
Nisa Suresi
3.Ayet:
Begendiginiz kadinlardan ikiser, ucer, dorder alin.
Kur an-i Kerim in bazi ayetlerine iliskin mazeretler:
1- Bu ayetler yanlis tercume edilmis!
2- Bu ayetler yanlis anlasilmaya musait yani herkes anlayamaz!
3- Bu ayetler zaman asimina ugradi yani bugun gecersiz!
4- Bu ayetler cag disi yani Islam da reform yapilmasi lazim!
5- Bu ayetlere iman etmek imkansiz ama yine de ben bir
muslumanim!
Mazeretlerin Cevaplari:
1- Diyanet Vakfi Meali ni, konularinda uzman Ilahiyatci Heyet
hazirladi. En cok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlis
tercume yapmasi imkansiz. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
2- Kur an-i Kerim i herkesin anlayabilecegine dair ayetler var*
ve zaten bu sebeple indirilmis . Tersi ise adaletsizlik olur
cunku herkesin anlayamayacagi ve yanlis anlasilmaya musait bir
kutsal kitap gondermek Allah a yakismaz. Bir sakinca da sudur;
Muslumanlara siz Kur an i anlamazsiniz, sadece biz anlariz diyen
ruhban sinifi olusur ki Islam da ruhbanlik haramdir. Hal boyle
iken bu mazeret gecersizdir.
3- Kur an in, kiyamete kadar , cihansumul(evrensel) yani her
zaman ve her yerde hukmunun gecerli olduguna inanmak farzdir.
Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
4- Allah 21. yuzyilin hayat sartlarini ve yasam bicimini ezelden
beri bildigine gore Allah in bu durumu hesaba katmadigi ni iddia
etmek Allah a karsi cok buyuk bir iftiradir. Hal boyle iken bu
mazeret gecersizdir.
5- Bu ayetlere iman etmeyenin adi Musluman degil Kafir dir.**
Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
*Bakiniz: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide
Suresi 15. Ayet, Hac Suresi 16. Ayet.
**Bakiniz: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet.
Amerikan Devleti
nin bize emrettigi ve ogrettigi gibi hissetmiyorum.
Bakin soyluyorum.
Benim aklim oyle calismiyor.
Bir moron gibi yaptigim birsey var adi: Dusunmek.
Kendi goruslerimi de olusturmayi sevdigim icin icin pek iyi bir
Amerikali degilim.
Bana soylendigi anda yere yuvarlanmiyorum.
Ne yazik ki cogu amerikali emir verildigi anda yere yuvarlanir.
Ben boyle degilim.
Hayatimda uydugum kesin kurallarim var.
Birinci kuralim: Devletin bana soyledigi hicbir seye inanmamak.
Hicbir seye.
George Carlin

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
F...S. O.......D ICIN
. . . . . .
Sevilmek mi?-oyleyse birakma yuregini
Simdiki yolundan ayrilmaya.
Oldugun herseyken simdi,
Olmadigin sey olma.
Boylece kibarligin, lutfun,
Askin guzelligin, sonsuz bir
Ovgu konusu olacak yeryuzunde,
ve ask-basit bir gorev.
Edgar Allan Poe
Peygamber, savasta kadinlarin va cocuklarin oldurulmesinin bir
sakincasi olmadigini soyledi.
Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113
Kur an daki Celiskileri Goz Ardi Etme Cabalarinin Yeni
Celiskilere Neden Olmasi
Muhammed in, Tanri dan geldi diyerek yerlestirdigi hukumlerin
celiskili ya da birbirleriyle tutarsiz olmasi, bir aralik
oylesine goze batar ve oylesine halkin tuhafina gider olmustur
ki, gerek Araplar, gerek Yahudiler ve Hiristiyanlar onu alaya
almislardir. Tanri nin asla hata yapmayacagini, Kur an i sil boz
tahtasi haline sokmayacagini, celiskili hukumler koymayacagini
soyleyerek, Muhammed i uydurmacilikla damgalayanlar olmustur.
Onlarin bu sekilde konusmalarina karsi Muhammed, Kur an i
uydurmadigina dair Tanri dan vahiy geldigini soyleyerek isin
icinden siyrilmaya calismistir. Bu amacla Kur an koydugu
ayetlerden biri soyledir:
Ey Muhammed sana, Kur an i kendiliginden uydurdu derler; de ki,
Uydurdumsa sucu bana aittir ... (Hud Suresi, ayet 35).
Bunu yaparken, Kur an da, celiski bulunmadigini, cunku celiski
ve tutarsizlik gibi seylerin insana ozgu olup, ancak insan
yapisi kitaplarda (sozlerde) bulunabilecegini, oysa ki, Tanri
dan sadir olan sozlerde boyle bir sey olamayacagini anlatmak
uzere su ayeti koymustur:
(Eger Kur an) Tanri dan baska bir yerden gelseydi, onda
birbirini tutmaz bircok (celisme) olurdu (Nisa Suresi, ayet 82).
Fakat, isi biraz daha saglama almak icin, ayetlerin zamana ve
ihtiyaca gore Tanri tarafindan degistirildigini soyleyerek,
celiskili gibi gorunen ayetlerin kaldirilmis oldugu kanisina yer
vermistir. Nahl Suresi ne koydugu su ayeti okuyalim:
Bir ayetin yerini bir baska, ayetle degistirdigimizde -ki Allah
indirdigini gayet iyi bilir onlar Muhammed e, Sen sadece
uyduruyorsun derler. Hayir, oyle degildir (Nahl Suresi, ayet
101).
Bunu pekistirmek uzere de, Allah diledigini mahveder, diledigini
birakir (Rad Suresi, ayet 39) seklindeki ayetleri ornek
vermistir. Anlatmak istemistir ki, Tanri, her yarattigini
diledigi gibi yok edebildigi gibi, diledigi ayetleri nesh eder ,
yani kaldirir ya da degistirip yerine bir baskasini koyar veya
oldugu gibi birakir. Bu dogrultuda olmak uzere, Kur an koydugu
ayetlerden bir digeri soyledir:
Herhangi bir ayetin hukmunu yururlukten kaldirir veya
unut-tufursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzetini
getiririz... (Bakara Suresi, ayet 106).
Yani Tanri, koymus oldugu ayetlerden herhangi birini kaldirmak
istedigi zaman, onun yerine daha iyisini , daha hayirlisini ya
da benzerini koymakta oldugunu bildiriyor! Ancak, Muhammed, bu
tur ayetleri one surerek Kur an da celiski olamazmis, yani Tanri
celiskili hukum koymazmis kanisini yaratmaya calisirken, cok
daha sakincali celiskilere neden olmustur. Bir yandan Tanri yi,
Hic yanilmayan, din gununun sahibi olan, her seyin hakimi, ilim
ve hikmetin kokeni, ebediyetler ve ezeliyetler boyunca hata
islemez olan, her seyi en mukemmel bir sekilde onceden
hesaplayan, her yaratigin kaderini daha dogmadan once deftere
yazan olarak tanimlarken, yani Tanri nin asla yanilmaz, asla
hata yapmaz, her seyi en mukemmel ve ek$iksiz, en hayirli
sekliyle dusunur ve yapar oldugunu belirtirken, diger yandan bu
ayni Tanri nin, her seyi en iyi sekliyle dusunemedigini, en
isabetli sekilde karar veremedigini, hayirli hukmun ne oldugunu
bilemedigini, hata isleyebildigim ve bundan dolayi koydugu
ayetlerin hukmunu yururlukten kaldirip, yerine daha hayirlisini
veya benzerini koydugunu soylemistir.
Tanri yi hem hata yapmaz hem de hata yapar sekilde, tanimlamakla
yeni celiskilere sebebiyet vermistir. Fakat, Kur an in uydurma
olmadigini ve celiskili hukumler kapsamadigini belirtmek
amaciyla, Tanri dan vahiy geldigini soylemesine ve ornegin,
(Eger Kur an) Tanri dan baska bir yerden gelseydi, onda
birbirini tutmaz bircok (celisme) olurdu (Nisa Suresi, ayet 82)
seklinde ayetler yerlestirmesine ragmen, Muhammed, halktan
kisilerin kendisi hakkinda yalanci , uydurucu ya da meczub diye
konusmalarini onleyememistir. Onleyebilmek icin, iyice
guclenmeyi beklemistir. Nitekim, Medine ye gecip de,
taraftarlarinin sayisinin arttigini ve giderek guclendigini
gordugu an, kendi aleyhinde konusanlari kilic yoluyla
susturmaktan geri kalmamistir. Yaratmis oldugu korku ve dehset
havasi sayesinde, artik hic kimsenin kendisini uydurmacilikla ya
da celiskili hukumler koymakla damgalamaya cesaret
gosteremeyecegini dusunmustur.
https://kuranelestirisi.wordpress.com/2011/12/30/kurandaki-celiskileri-goz-ardi-etme-cabalarinin-yeni-celiskilere-neden-olmasi/

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Basarilarda gururu yenmek, felaketlerde umitsizlige direnmek
lazimdir.
Mustafa Kemal ATATURK
ISLAM TURK DIN I DEGILDIR.KURAN DA ISLAM MEKKELI ARAPLAR ICINDIR
YAZIYOR.
Islam in sarti Uc tur. Musluman olabilmek icin asagidaki uc
sartin bir arada gerceklesmesi zorunluluktur. Cunku kuran ve
Islam bu kosullari tasiyanlara gonderildigini yazmaktadir.
1-Arap irkindan olmak
2-Mekke ili sinirlari icinde ikamet etmek(Kureys kabilesinden
olmak)
3-Kurani dusunebilecek kadar iyi Arapca ile okuyarak
anlayabilmek
A-Her Millete kendi Dilinde kitap ve Milletinden peygamber
zorunlulugu vardir.
Kuran da acikca her Millete sadece kendi dilini konusan kendi
milletinden olan bir peygamber atarim yazar. Bir baska seklide,
hic bir Millete o kavmin kendi dilinde olmayan bir Kitap ve
Peygamber gondermem der. Bu durumda Kurana gore; Turklere,
Turkce bir kitap ve Turkce konusan Turk bir peygamber atanmasi
zorunludur.
IBRAHIM-4.Her Millete sadece o milletin kendi diliyle seslenir.
O kavimden olan birini peygamber yollariz
YUNUS-47 Her ummetin bir Peygamberi vardir. Peygamberleri
kendilerine gelince, adaletle hukmedilir,
NAHL-36.Yemin ederim ki: biz her Millete Allah a kulluk edin
diyen peygamber gondermisizdir.
NAHL: 63 - Allah a yemin olsun ki, biz senden once bir cok
milletlere peygamberler gonderdik
SEBE-44.Onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. senden
once hicbir peygamber de gondermedik.
FATIR-24 kafirler uyaran bir elci olarak gonderdik. Zaten uyaran
bir peygamber olmayan hicbir millet yoktur
FURKAN-51. Sayet dileseydik, elbet her kabileye bir peygamber
gonderirdik.
Ibrahim 4 ayetini aciklarsak: Turklere sadece Turkce seslenir.
Sadece Turklerden bir peygamber yollariz
Anlaminin oldugu gorulur. Turklere Arap peygamber atanamayacagi
gibi Turklerin Kutsal kitabinin Arapca olamayacagi cok acik
olarak gorulebilmektedir. Turklere Arap kavminin diliyle inen
kitap olan Kuran ve Kendi milletinden olmayan bir peygamber olan
Muhammed gecerli degildir.
Yukaridaki Ayetler Kurandan olmasina ragmen, Kuranda bunlarin
karsiligi olarak Turklere bir peygamber gelmis oldugu ve isminin
ne oldugu yazmaz. Bu durum sadece Turkler e ozgu de degildir.
Arap ve Israil oglu disinda bir peygamber yoktur. Cinlilere,
inkalara, Wikinglere, Mayalara, Pigmelere ve aborjinlere de
peygamber oldugu ne gorulmus nede duyulmus bir seydir.
FUSILET-3.Bir Millet icin indirdigimiz Ayetleri detaylica
aciklanmis Arapca bir Kurandir.
Fusilet 3 ayetinde bir Millet icin oldugu aciktir ve bunlar
Turkler degildir. Kuranin bakis acisina gore olmasi gereken
budur. Arapca bir kuran ve Arap peygamber Turkler icin uygun
degildir. Turklere Turkce kitap ve Turk peygamber olmasi
gerekir. Mealciler veya Kurani cevirenler Fussilet-3 Ayetinde
oldugu gibi, bir kavim icin yazmak yerine bilen bir toplum icin
yazilarak anlam saklama sahtekarligi yaparlar. Mealciler baska
kelimeyi degil de BIR KAVIM ICIN kelimelerini atlama geregi
duymuslarsa onlarinda Kuranin tek kavme ozel olusunu bildikleri
kavradiklarini gosterir. Saklamalari ise Turkleri enayi yerine
koyduklarinin kanitidir. Yoksa anlamini saklama ve atlama geregi
duymazlardi.
NAHL-103.Andolsun ki biz onlarin, Kur an i ona bir insan
ogretiyor dediklerini biliyoruz. Ima ettikleri kimsenin dili
yabancidir. Bu Kur an ise gayet acik bir Arapca dir.
Nahl-103 ayeti Arapcadan baska bir dile tahammul olmadigi
gostermek acisindan onemlidir. Muhammed e Arapca disinda bir
Dilin yabanci olmasi normaldir. Ancak Kuranin Allahtan gelme
oldugunu iddia eden Islamcilar, Arapca disindaki diller neden
Allah icin yabanci dil olmaktadir aciklamak zorundadirlar.
Allaha gore Arapca disinda diller yabanci ise, Tevrat ve incil
nasil Allahin kitabi olabilir?
Mekke de cok bilgili iki Hristiyan kole vardi. Bunlar aslen
Irakli idiler. Adlari Yesar ile Hayr idi. Bunlarin bircok
kitaplari vardi. Firsat buldukca bu kitaplari okurlardi.
Muhammed de cogu kez onlara ugrar, kendilerini dinlerdi. Gunun
birinde, peygamberlik iddiasi ile ortaya cikinca, muhalif
olanlar, Hayir, Muhammed bu bilgileri Allah tan degil de adi
gecen kolelerden almistir. Allah i ise isini saglama almak icin
kullaniyor demeye basladilar. Bu yuzden, nahl Suresi nin
103.ayeti cevap olarak indi. (Muslum)
Mekke de Tevrat ve Incil i cok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Ais ya
da Yais adinda bir demirci vardi. Kimileri de adi Yesar-i Rumi
idi diyorlar. Ayrica onun yaninda bir kardesi de vardi, Muhammed
$ik $ik bunlara gidip kendilerinden bilgi alirdi. Muhammed,
peygamberlikle gorevlendirilince, ona muhalif olanlar, Muhammed
bu bilgileri Allah tan degil de, adi gecen demirci koleden almis
demeye basladilar. Bunun uzerine Nahl Suresi nin 103.ayeti
indi.(Taberi)
Kuranda bildirilenlerin baska dilde bildirilmesinin mumkun
olmadigi soylenerek sadece arapca bilen Araplarin
anlayabilecegini anlatan bir ayettir. Bu durumda Araplardan
baska milletlere de geldi diyerek yalan soylemenin ne anlami
vardir. Bile bile bir Turkun bunu yapmasi Turk milletine
ihanetten baska bir sey degildir.
B-Kurani anlayarak bilerek okumak ve ogrenmek zorunlulugu
vardir.
Bir insandan Okudugunda anlayamadigi yabanci dilde bir kitabi
okumasini istemek anlamsizdir. O nedenle herkes kendi dilinde
olan okudugunda anlayacagi kitabi okumalidir. Yuz Yillarca biz
Turkleri salak yerine koymuslar ve okudugumuzda hic
anlamadigimiz kitabi bulbul gibi ezberletip okutmuslar. Ne
soyledigimizi bile bilmedigimiz dualar ettirmisler. Islam in biz
Turklere gelmedigini bile bile yukumlu olmadigimiz seylerle
oyalayarak bizi ahmak yerine koymuslar.
Araplarin Allahtan geldigini iddia ettikleri Kuran in, kendi
dillerinde olmasi ile anlayarak okumalari normaldir. Bir Turkun
anlamadan Arapca okumasi neden dini bir zorunluluk olsun? Eger
anlayarak okuma mecburiyeti mantikliysa, Ben bir Turk olarak
neden binlerce yildir atalarimdan yadigar olan Anadilim Turkceyi
degistirerek Dilimi Arapca yapmak zorunda olayim? Neden bir Turk
olarak ben Araplasmak zorunda kalayim? Kuranda herkese kendi
dilinde olan onun anlayacagi kitabi gonderirim diye Araplara
soylemis. Oyleyse nerede benim Turkce kitabim? Kurani anlayarak
okuyan Turk Islamcilar. Islam in Turkler icin olmadigini
bildikleri halde, Arap emperyalizminin usakligini yaparlar. Iste
kurandan Enam98 i Arapca anlayan toplum Turkler olabilir mi?
ENAM-98.O, sizi bir tek candan yaratandir. Sizin bir karar kilma
yeriniz, bir de emanet birakilma yeriniz var. Biz anlayan bir
toplum icin ayetleri ayri ayri aciklamisizdir.
YUSUF-2.Kuran i anlamaniz icin Arapca indirdik
Zuhruf, 3:Biz, ANLAYIP DUSUNMENIZ ICIN onu Arapca bir Kur an
kildik.
Bu ayeti Turklere uygularsak, Ey Turkler Kurani anlayabilmeniz
ve dusunebilmeniz icin Arapca indirdik anlami cikar. Turkce
konusan biz Turklere anlayabilmemiz icin Arapca bir Kuran
verilmesi normal olabilir mi? Bir Dilde dusunebilmek ancak ana
dil olursa mumkundur. Yabanci dili anlayabilmek le yabanci dilde
dusunebilmek cok farkli seylerdir.
Kuranin tek kavme ozel olusunu bir kenara birakalim. Tum Dunyaya
oldugunu kabul edelim. Boyle bir durumda, Allah in Kuranin Arap
olmayanlar icin dil sorunu yaratacagini hesaba katmadigi sonucu
ortaya cikar. Yani karma$ik Arapca bir kitabi butun insanlara
yollama acemiligi yapmis sa, Kendinden beklenen Tanrisalligi
gosterememistir. Arapca konusmayanlar icin dil sorunu dogacagini
tahmin edememis demektir.
Butun dillere cevrilemeyen, hatta Arap olmayanlarin dogru
sekilde okumasi imkansiz olan bir kitabi butun insanlara
yollamis olabilir mi? Kuran bunumu iddia ediyor? Hayir,Kuran tam
tersini soyluyor. Kuran sadece Arapca konusan Arap kavmi icin
geldigini soyler. Butun kavimlere ve butun dillere geldim demez.
Kuran her kavme sadece o kavmin kendi dilinde inen mesajla
seslenmek gerektigini dusunuyor. Yabanci bir peygamberle ve
yabanci dilde inen kitapla degil. Yabanci Dil de mesaj
olmamalidir. Kuran yabanci Dil de inen kitaba itiraz etmeyi
mesru goruyor
FUSSILET-44.Eger biz onu yabanci dilden bir Kur an yapsaydik
onlar mutlaka: derlerdi. Sen de ki: Iman etmeyenlerin kulaklarinda ise bir agirlik
vardir. Kur an onlara gore bir korluktur. Sanki onlar uzak
bir yerden cagriliyorlar.
Araplar hesap sorar diye korkan bir Allah oldugu ayetten
anlasiliyor. Arap sorabiliyor ise, biz Turkler Turklere hic
Arapca bir Kuran gonderilir mi diye neden sormuyoruz? Biz
salakmiyiz? Yoksa Turklerin kayda degecek bir Millet
olmadigini mi kabul edecegiz?
Simdi bu ayete gore biz Turklerin;Turk olana yabanci dilde
inen kitap olur mu? Dilimizde inmeliydi deme hakkimiz neden
olamiyor? Bu asagidaki ayet nedeniyle olabilir mi? Kuran
sana ve kavmine geldi dedigi icin?
NAHL-64. Kendi aralarinda ihtilafa dusmus olan bir
kavmi,icine dustukleri bu ihtilaflardan kurtarman icin
Kurani indirdik. Baska hic bir sebeple indirmedik.
ZUHRUF-44.Dogrusu Kur an, sana ve kavmine bir oguttur.
Ileride ondan sorumlu tutulacaksiniz.
Bu ayette butun kavimler ondan sorumludur unutulmustur.
Turkler Gordugunuz gibi sorumlu degil!
Kuranin olma nedeninin tek kavmin sorunlarini cozmekten
ibaret oldugu ayette acikca soylemistir.
Tek kavme oldugu ne kadar da acik, Cunku Kendi aralarindaki
anlasmazliklar icin yaziyor.
C-Islam ve kuran sadece Mekke ve cevre ilcelerini uyarmak
icindir.
Kuran in Mekkeli Araplar disindaki insanlarla alakasi
yoktur. Mekke ve cevresine hitap ediyor. Bu ayetteki Ummu
l-kura , Mekke nin diger adidir. Kurani bilen ve anlayarak
okuyan bir cok Turk bunu mutlaka gormustur. Islam in
Turklerle alakasinin olmadigi konusunda Insanlari neden
uyarmamistir? Sizi su anda ben uyariyorum, ne yapmayi
dusundunuz? Uyarmaya calisanlarlardan Turan Dursun u
duydunuz mu? Bazi insanlar Osmanli padisahlarinin Islami
cikarlari icin kullandiklari devrinde bunu soyleselerdi ne
olur du? Dusunelim.
SURA-7.Sehirlerin anasi (Mekke de) ve onun cevresinde
bulunanlari uyarman ve asla suphe olmayan toplanma gunuyle
onlari korkutman icin, sana boyle Arapca bir Kur an
vahyettik.
ENAM-92.Iste bu da, bereket kaynagi, kendinden oncekileri
tasdik eden ve sehirler anasini (Mekke yi) ve butun
cevresini uyarasin diye indirdigimiz bir kitaptir.
Kuranin Mekke deki Arap Kureys kabilesine hitap ettigi
ayetlerde acik olarak gorulmektedir.
Zuhruf, 44:Dogrusu Kur an, sana ve KAVMINE bir oguttur.
Ileride ondan sorumlu tutulacaksiniz.
Burada sana dedigi Muhammed oldugu soylendigine gore:
Muhammedin kavminin Turkler olmadigi acikca bilinmektedir.
Kuranda gercekte olmayan bir cok fayali ve iyi seyi var
diyen Islamcilar bu ayetleri gormemis olabilir mi?
Amaclarinin ne oldugunu anlamaniz ve islamin ne oldugunu
gozlerinizle gormeniz acisindan cok onemlidir.
Islamin sartlari denilerek konulmus her sey Islam sadece
Mekke ve cevresi icindir denilen kurandaki ayetleri
destekler niteliktedir. Islamin Dunya icin olmadiginin
sadece Mekke ve cevresinde olan Arap milleti icin oldugunun
tum kanitlari Islam ve Kurandadir. Ancak Tum Dunyadan harac
alincaya kadar savasmak da!
Islamcilar Islam in Dunyanin Din i oldugunu soylerler.
Kurana gore sadece Mekke ve cevresinin dini oldugu
ortadadir. Islam in sartiyla ilgili duzenlemeler de bu
dusuncenin kanitlarini daha da saglamlastirirlar. Yasin-40
da Kuranda gece gunduz birbirine esittir yazmaktadir. Oysa
sadece Mekke civarinda gece gunduz uzunlugu birbirine
yakindir. Islamin tum ibadet ve kurallari gece gunduzun esit
zannedilmesine gore duzenlenmistir.
Bunlar daAy takvimine gore belirlenmistir. Islam dunyasinin
sembolu Ay dir. Tum Dunyaya hitap edecek olsa, Ay takvimi
yerine tum Dunyanin kullandigi Gunes takvimini kullanmasi
gerekmez mi? Islamin Dunyaya degil, sadece Kuresys
kabilesine hitab ettiginin kanitlarindan biri de Ay
takvimidir.Mekke de gece gunduz farki az oldugundan Namaz
vakitleri Mekke cevresinde olusur.Fakat Kutuplarda namaz
yapilamaz. Sabah namazini yerine getirdiginizi dusunsek
bile, aksam namazini alti ay sonra yerine getirebilirsiniz.
Mekke disinda kible ararsaniz yuzunuzu Dunyanin yuvarlak
olmasi nedeniyle Kabe yerine uzaya donmus olursunuz.
Oruc kutuplarda tutulamaz bakara suresinde orucun nasil
tutulacagi bellidir. Mekke ve cevresinde oruc $ikilmadan
zorlanmadan tutulabilir. Kutuplarda aksam alti ay sonradir.
Baslayan oruc bitirilemez.
Islam in sadece Mekkede yasayan Araplar icin gecerli
oldugunun en buyuk kanitlarinin biri de Hac emridir.
Hac, 27:Insanlar arasinda hacci ilan et ki, gerek YAYA
OLARAK, gerekse nice uzak yoldan gelen argin DEVELER
UZERINDE sana gelsinler.
Islam ve Kuranin yalnizca Mekke cevresinde yasayan kureys
kabilesine hitap ettigi bu kadar acik ortadadir. Buna ragmen
bir itiraziniz varsa, Hac,27 Ayetinin bir Brezilyali
Musluman a farz oldugunu gozunuzde bir canlandirin lutfen.
Atlas okyanusunu yuzerek gecen bir Deve bulmasinin imkansiz
oldugunu anlayabilmenizi bekliyorum. Yuruyerek okyanusu
gecmekten hic soz etmiyorum. Yukaridaki ayete daha dikkatli
bakarsak, Islamin kapsama alaninin yaya ve Deve ile
gelinebilecek uzakliklar oldugu rahatlikla
anlasilabilecektir. Kurana gore islamin gecerlilik alani en
fazla deve ile yolculuk mesafesidir. Hatta daha mantikli
gercekci bir yaklasimla At ile seyahat eden Milletler icin
islam gecerli degildir gorusunu savunabilirim.
Daha akilli bir insan ise, Kuran Allahtan gelen bir kitap
olsaydi Hac.27 ayeti Cesitli ulasim araclariyla gelsinler
seklinde olurdu. Kurani olusturan insanlar biraz dikkatli
olabilselerdi, kuranda ruzgarla giden gemilerden
sozedildigine gore, en azindan gemilerle gelin diye yazmasi
gerekirdi.
Hac ibadetine gitmenin Kuran da yuruyerek veya deveyle
yapilmasi soylenir. Bir Rus yada Viking deve bulup hacca
gidemez. Burada deve olmayan yerlere hitap edilmedigi
ortadadir. Basi bozuklugun haydutlugun kol gezdigi eski
donemlerde seyahat guvenligi yoktur. Ispanyadan Kabe ye
Gidecek insanlar o devirde yaya yada deveyle gidebilir
miydi? Gidebilse geri donebilir miydi?
Islam tum Dunyaya gelmis olsa Amerika ve Asya kitalarinin
varliginin kuranda belirtilmesi ve Muhammedin bu kitalari
kesfetmesi beklenirdi. Cunku oradaki insanlara anlatilma
gorevi vardi. Kuranda Cografi olarak meyve ve yiyeceklerin
Mekke ve cevresinden ornek verildigi gorulur. Portakal ve
mandalinadan soz edilmez. Kabak, Domates, patates, Fasulye,
Misir, Aycicegi Amerika nin kesfinden sonra Asya kitasina
gelmistir. Kuranda bu sebzelerden sozedildigini
goremezsiniz.
Bu mealci ve Kuran bilenler Allahtan korkmuyor mu?
Korkmuyorlar cunku kendilerinin Islam konusunda sorumlu
olmadigini en iyi onlar biliyorlar. Islam cilar, Kuran in
bir Kavim e degil butun kavimlere gonderildigini anlatmak
icin bir ayet getirirler.
ENBIYA-107.biz seni ancak alemlere rahmet olarak gonderdik.
Yukarda saydigimiz o kadar ayet ve delil karsisinda, bir tek
bu ayete sarilarak her seyi kurtarma cabasina girerler. Bu
ayetteki Alem Arapca dir. Ayeti gordugunuz gibi ayetin her
yeri cevrilirken, sadece Alem kelimesi Arapca olarak
birakilmistir. Alem kelimesi Kuranda bir cok yerde bilenkisi
anlaminda cevrilirken burada oylece birakilir. Diyelim ki,
Dogru ve bir sekilde Alem lafi herkes anlamindadir. Bu
kurtarmaya yeterli olmuyor. Dil ve anlatimlarda ancak Dunya
alem kelimesi herkesi ifade eder. Alem olarak Mekke alemini
kastetmeniz de mumkundur. Kuranin geldi dendigi donemde
Araplar icin Alem Mekke ve Medine dir. Muhammed soyle bir
emir gonder se, cumle alem gelin diye, en fazla Mekke nin
hepsi gelir. Yada kime soylediyse soyledigi kisinin ailecek
hepsinin gelmesini istemistir. Buradan tum Dunya anlami
cikmaz.
Kurani anlayarak okumak ve dusunebilmek zorunlulugu vardir.
Kurani okuyan Turk, Iranli, Afganli Musluman olamaz. Bu
Milletler kendilerine ait olmayan bir dinle
kandirilmislardir.
Islam Din i Emperyalist bir ozellik tasidigi icin islami
kabul eden topluluklarin kulturlerini yok eder.Turkler
acisindan bakildiginda islam Turk geleneklerine
goreneklerine uygun olmayan bir dindir. Bu nedenle Islam
Turklerin uzerinde basari saglayamamistir.
Islamda kadin erkek bir arada bulunmasi gunah olsada,
Turklere Haremlik selamlik uygulatilamamistir.
Islamda kadinin sokaga cikmasi yasak olsada, Turklerde Kadin
erkek halk oyununu engelleyememistir. Islamda muzik yasak ve
gunah olsada, Turkler icin halk Turkuleri ve ozanlar
vazgecilmez olmustur.
Islamda Yonetici halife yada dini lider kurali olsada,
Turkler asirlar boyu Meclis kurultaylar yaparlar.
Islamda kadinlarin ev yonetme hakki olamazken, Turklerde
asirlar boyu kadinlar meclislerde yar alirlar.
Turklere uygun olmayan Islam dini, Turkluge ihanet edenler
tarafindan geleneklerimize uydurulmaya calisilmistir.
Turklerin Araplara efendim demesini saglayabilmek icin islam
dini Turklere gore yorumlanmaya baslanmistir.Bu yeni Din in
islam la hicbir ilgisi yoktur.Adi Islam olarak soylenen
bambaska bir dindir. Islamin kurallarinin Uygulandigi Kuran
gecersizlestirilmistir. Turklerde is oyle bir dereceye
gelmis ki, Siz Muslumanligi bilmiyorsunuz kurana
uymuyorsunuz diyen yobazlar dogru soyledigi halde,
Yobazlarin Musluman olmadigini dusunen bir Turk halki
olusturulmustur. Mezhepler, tarikatlar ve cemaatlerle asil
Muslumanin ne oldugu anlasilmaz hale gelmistir. Yonetme
gucunu elinde tutan kesim halki koyun gibi yonetebilmek icin
Turk e gore bir Muslumanlik uydurmustur. Ancak okudugunuz
gibi Islamin Turklerle hicbir ilgisi yoktur.
http://www.turkish-media.com/forum/topic/304098-islam-arap-dinidirturk-milletinin-degil/
Kendine Acindirmak
Kendimi kaptirmamaya calistigim cocukca, yaki$iksiz bir duyumuz
vardir. Dertlerimizle dostlarimizi acindirmak, kendimize vah vah
dedirtmek. Basimiza gelenleri buyutur, sisirir, karsimizdakini
aglatmak isteriz, neredeyse. Baskalarini kendi dertleri
karsisinda sogukkanli gorduk mu overiz, ama sogukkanliligi bizim
dertlerimize karsi gosterdiler mi dariliriz, kizariz.
Dertlerimizi anlamalari yetmez, yanip yakinmalarini isteriz.
Oysaki insan sevincini buyulterek anlatmali, uzuntulerini
kisaltarak. Kendini yok yere acindiran gercekten dertli olunca
acinmamayi hakeder. Durmadan vahlanan kimse vahlanilmaz olur.
Kendini canli iken olu gostereni, olu iken canli gorebilir
herkes. Oylelerini gordum ki, es dost kendilerini gurbuz,
keyifli gorecek diye odleri kopar, iyilesmis sanilmamak icin
gulmelerini tutarlardi. Saglik, kimseyi acindirmadigi icin,
nefret ettikleri bir sey olurdu. Isin tuhafi, bu gordugum
kimseler kadin da degildi.
Michel de Montaigne : Denemeler
Sakin baskasinin kolesi olma; cunku Allah seni hur yaratmistir.
Hz.Ali
Kadin evden cikmamali perde arkasindan konusmali
AHZAB 33.evlerinizde oturun, eski cahiliye adetinde oldugu gibi
acilip sacilmayin.
Namazi kilin, zekati verin, Allah a ve resulune itaat edin.
Ey ehl-i beyt!
Allah sizden, sadece gunahi gidermek ve sizi tertemiz yapmak
istiyor.
AHZAB 53.ey iman edenler!
Siz zamanini gozetlemeksizin, bir yemege davet edilmedikce,
peygamber in evlerine girmeyin.
Ancak davet edildiginiz vakit girin.
Yemegi yediginizde hemen dagilin, sohbete dalmayin.
Cunku bu hareketiniz peygamber i uzmekte, fakat o (size bunu
soylemekten) utanmaktadir.
Ama Allah, hakki soylemekten cekinmez.
Peygamber in hanimlarindan bir sey istediginiz zaman perde
arkasindan isteyin.
Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onlarin kalpleri icin daha
temiz bir davranistir.
Sizin Allah in resulunu uzmeniz ve kendisinden sonra onun
hanimlarini nikahlamaniz asla caiz olamaz.
Cunku bu, Allah katinda buyuk (bir gunah) tir.
Tanri adina islenen cinayetlerin sayisi, seytan adina
islenenlerden cok fazladir.
Erica Jong

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Bir kisiyi layigindan fazla ovmek riyadir, dalkavukluktur;
layigindan az ovmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya
hasedden.
Hz.Ali
Gerek kucuk, gerek buyuk tuvaletinizi yaparken kibleye donmeyin.
Hanbel 3/12
***
Peygamberimiz bir takim insanlar kucuk ve buyuk tuvaletleri icin
kibleye donmeyi hos karsilamadiklarindan, bu bidati (hurafeyi)
kaldirmak icin tuvaletini kibleye dogru yaptirdi.
Buhari 4/11
Bir hadiste kibleye karsi tuvaleti yapmanin hurafe oldugu
anlatilirken; diger bir hadiste ise Peygamber hurafe
uygulayicisi olarak gosterilmis oluyor.
Goruldugu gibi hadisleri Peygamber e atfetmek aslinda Peygamber
e iftira etmek demektir.
Prensiplerimiz, gokten indigi sanilan kitaplarin dogmalariyla
asla bir tutulmamalidir.
Biz, ilhamlarimizi, gokten ve gaipten degil, dogrudan dogruya
hayattan almis bulunuyoruz
ATATURK, Cumhuriyet Halk Partisi programi, Soylev ve Demecleri /
Cilt 1 / Syf.
389
(Yoklugu
dusunulemeyen varlik ozu)
Her sey akar, her sey degisir
Herakleitos
Peygamber, Medine
de bir yahudi tarafindan buyulendi.
Gunlerce ne yaptigini bilmez durumda ortalikta dolasti.
Buhari 59/11; 76/47; Hanbel 6/57; 4/367
Darwin 100 yil
once oldu.
Buna ragmen, evrimsel biyoloji her zaman oldugundan daha zinde,
daha heyecan verici bir konumda.
Bu gunler, Dunya uzerindeki yasamin guzelligi ve gizemleriyle
ilgilenen gunumuz akademisyenleri icin heyecan verici
zamanlardir.
Ernst Mayr
(Gelmis gecmis en onemli biyologlardan biri olarak gorulen
evrimsel biyolog, taksonom, tropik arastirmaci, ornitolog ve
bilim tarihcisi)

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Savasi kazanan savasci, sogukkanli, kararli savascidir. Ofkeli,
kizgin, oc alma pesinde olan savasci kaybetmeye mahkumdur.
Sun Tzu dan Savas Sanati
Tevbe Suresi 5.Ayet:
Musrikleri buldugunuz yerde oldurun.
Kur an-i Kerim in bazi ayetlerine iliskin mazeretler:
1- Bu ayetler yanlis tercume edilmis!
2- Bu ayetler yanlis anlasilmaya musait yani herkes anlayamaz!
3- Bu ayetler zaman asimina ugradi yani bugun gecersiz!
4- Bu ayetler cag disi yani Islam da reform yapilmasi lazim!
5- Bu ayetlere iman etmek imkansiz ama yine de ben bir
muslumanim!
Mazeretlerin Cevaplari:
1- Diyanet Vakfi Meali ni, konularinda uzman Ilahiyatci Heyet
hazirladi. En cok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlis
tercume yapmasi imkansiz. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
2- Kur an-i Kerim i herkesin anlayabilecegine dair ayetler var*
ve zaten bu sebeple indirilmis . Tersi ise adaletsizlik olur
cunku herkesin anlayamayacagi ve yanlis anlasilmaya musait bir
kutsal kitap gondermek Allah a yakismaz. Bir sakinca da sudur;
Muslumanlara siz Kur an i anlamazsiniz, sadece biz anlariz diyen
ruhban sinifi olusur ki Islam da ruhbanlik haramdir. Hal boyle
iken bu mazeret gecersizdir.
3- Kur an in, kiyamete kadar , cihansumul(evrensel) yani her
zaman ve her yerde hukmunun gecerli olduguna inanmak farzdir.
Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
4- Allah 21. yuzyilin hayat sartlarini ve yasam bicimini ezelden
beri bildigine gore Allah in bu durumu hesaba katmadigi ni iddia
etmek Allah a karsi cok buyuk bir iftiradir. Hal boyle iken bu
mazeret gecersizdir.
5- Bu ayetlere iman etmeyenin adi Musluman degil Kafir dir.**
Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
*Bakiniz: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide
Suresi 15. Ayet, Hac Suresi 16. Ayet.
**Bakiniz: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet.
Levent Erturk : SIZIN DUYGULARINIZ GERCEK MI? EMIN MISINIZ?
En sonunda, insanin devredilemez sandigi her seyin bir degisim
araci oldugu, alisverise konu edildigi ve devredildigi zaman
gelmistir. simdiye dek ifade edilen ama asla takas edilmeyen;
verilen ama asla satilmayan; edinilen ama asla satin alinmayan
erdem, sevgi, inanc, bilgi, vicdan gibi degerlerin, kisaca her
seyin ticarete dahil oldugu zamandir bu. Genel bir yozlasmanin,
her seyin satilabilir olmasinin evrensellestigi ya da politik
ekonomi diliyle konusacak olursak, maddi manevi her seyin
pazarlanabilir bir deger haline geldigi ve gercek degerinin
saptanabilmesi icin pazara getirildigi zamandir.
(karl marx)
***
Yukardaki satirlari ne zaman okusam, marx a buyuk adammissin
demekten kendimi alamiyorum.
Gercek, cok acimasiz ve bayagi gorunebilir. Ama ortada bu tablo
varsa, cozum yine ayni tablonun icinden cikacaktir. cagimiz
artik bir reklam ve pazarlama cagidir. ustelik, metanin yani
uretilebilen, gercek bir karsiligi olan somut urunun kendisinden
cok; gercek olarak uretilemeyen her tur duygunun, erdemin,
tutkunun, istegin pazarlanmasi daha fazla kazanc getirmektedir.
urunun imaji, urunun kendisinden daha cok deger kazanmistir.
uzerinde x firmanin logosunun oldugu bir ayakkabi diyelim ki 200
lira bedelle satilabilir. Ama o ayakkabinin temsil ettigi sosyal
sinifa ait imaj dunyasi (diger imajlar ile birleserek)
trilyonlarca lira kazandirir. Marx in ongorusu fazlasi ile
gerceklesti. Her sey pazarlanabilir:
Bir savasta annesi ile birlikte olen cocugun resmi,
Bir insanin hayatindan 2-3 resim alinarak olusturulan tanitim,
Bir dinin ilk temsilcilerinin cektigi cileler,
Bir kahramanin idam sehpasindaki goruntuleri,
Ayni kahraman icin bestelenen sarki,
Bir depremde enkazin altinda kalan bebegin tanitimi ...vs
Ve elbette... sevgi, ask, cesaret, kahramanlik, fedakarlik,
dindarlik, annelik, cocuk masumiyeti, doga sevgisi ...akliniza
gelebilecek her tur duygu ustalikla pazarlanabilir ve
pazarlanmaktadir; ustelik alicilari da cok fazladir.
Bir suru ah vah edebiyati ile dolu bos sozleri birakip,
yasadigimiz dunyanin gercekligini en acimasiz sekilde gormek
isterseniz, bu kitabi okuyun derim: jean baudrillard.
Simulakrlar ve simulasyon .
Cagimiz bir sanal gerceklik cagidir, hatta o sanal
gercekliklerin yeniden simule edilerek olusturuldugu hiper
gerceklik cagidir. Sanal gerceklikte, gosterenin , yani imgenin
gonderme yaptigi bir gerceklik vardir. ornegin bir gul imgesinin
gonderme yaptigi gercek bir doga vardir. Hiper gerceklikte o
bile yoktur. Hiper gercekligin imgeleri, gerceklikte hicbir
karsitligi bulunmayan diger imgelere gonderme yaparlar ve bu
durum boyle surer gider. Kendi kendini doguran anlam.
Baudrillard bu durumu reklamlarda anlamin hicligi bolumunde cok
guzel anlatmis.
Turkiye de ise durum daha da beterdir. Avrupa ve abd
medeniyetlerinde carpikliklar olsa dahi, tum bu surecin alt
yapisina sahip olan bir medeniyet, kendi icinden ciddi
dusunurler ve cozumler cikarabilir. Oysa, bu bilimsel ve
teknolojik sureci yasayamamis, hep ithal etmek zorunda kalmis,
dolayisi ile felsefesini de gelistirememis bir ulkede verilen
tepkiler hep alaturka, vicik vicik ucuz duygu edebiyati ve bol
bol gozyasi ile cevrili olacaktir.
Neler oldugunu anlayamadi kucuk elif. Minicik bedeni soguk
taslarin ustune yapisti. Cocuklugu, hayalleri, umitleri orda
kaldi.
Yalan, yalan, yalan. Arka plandaki olumun ve acinin kendisi
dogru olsa dahi, pazarlanmasi ve islenmesi bastan asagi yalan.
Acinin simule edilmesi ve tekrar tekrar kullanilmasi cagimizin
bir gercekligidir. Bir sure sonra, elif in bedeninin kendisi
unutulur, geriye goruntusu kalir; hatta o bile unutulur, geriye
bir kac parmak hareketi, iki uc photoshop posteri veya buna
benzer sekilde ifade edilen protesto kirintilari kalir. Zaten o
arada piyasaya yeni elif, osman, Ilker, funda goruntuleri gelir.
Atolye her zaman hazirdir.
Bu durum, insanin kendine yabancilasmasidir ve kacinilmaz bir
gercekliktir. Bir insanin diger bir insani oldurdugu bir durum,
televizyonda canli yayinda sunuluyorsa ve ancak 2-3
dakikaligina, bir sofra basinda oylesine seyrediliyorsa, her tur
gercek duyguya yabancilasma kacinilmazdir.
Simdi geliyorum asil aci verici soruya. Sorunun cevabini bana
vermeyin, ben kimsenin yargici degilim. Sadece kendi vicdaniniza
cevap verin.
Siz, kendi duygularinizin gercekliginden emin olabilir misiniz?
Ben emin degilim. Artik emin olamiyorum. Bu yuzden buyuk
konusmak istemiyorum. Kimseyi elestirmiyorum, bu genel bir durum
degerlendirmesidir.
Akliniza gelebilecek her seyin sanala donustugu bir dunyada,
insan duygularinin da sanallasmasi kacinilmazdir. Bunda
ayiplanacak hicbir sey yok. Zira hepimiz tv, sinema, basin,
internet, cep telefonlari, etrafimizi saran milyonlarca ic alan
(indoor) ve dis alan (outdoor) reklam araclari ile muthis bir
bombardimana tutulmaktayiz. Sokaga cikip 1-2 saat dolastiginiz,
sonra evde biraz tv seyrettiginiz ve internette iki uc mesaj
yazdiginiz sakin bir gunde bile 25-40 bin arasi degisen reklam
mesaji alirsiniz. Bunlarin tamamina yakinini farkedemezsiniz ama
bilincaltiniza mesajlar pompalanir. Bunu butun reklamcilar
bilirler. Durum o hale gelmektedir ki, insanin kendisi dahi
artik sadece bir imgedir. Gercekligini gormeden, bilmeden
seveceginiz, hayran kalacaginiz veya kufur edeceginiz bir imge.
Ister istemez herkes bu surecin icinde yer alir. Hatta surece
karsi cikiyor bile olsa.
Bir sure sonra, akliniza gelebilecek en acikli sahne bile; o
sahneyi sunanla, sahneyi alanin ortaklasa sergiledikleri
duygusal bir masturbasyona donusecektir. Yasanan da zaten budur.
Sistem, kendi cocuklarini yemekten bile cekinmez.
Tek basina kimsenin sucu yok ve kimse tek basina kurtarici
olamaz. cok mu acimasiz yaziyorum?
Baudrillar in kitabindan ufak bir alinti yapmak isterim:
Simulasyon her zaman icin gercege saldirmaktan yanadir. Sisteme
karsi, kuskunun oldugu yerde en emin yol budur. Bu, giderek
icinden cikilmaz bir duruma donusmektedir. Bunu basarmasini
saglayan sey ise, bizi cevreleyen gercegin tepkisizligidir.
Artik, bundan boyle sanal gercekligin uretildigi sureci
yalitabilmek imkansizlastigi gibi, gercegi kanitlayabilmek de
imkansizlasmaktadir.
Maalesef daha fazla alinti yapamiyorum. Aslinda kitabin her
sayfasi birbirinden degerli. Konuya mecburen yalap sap degindim.
Her yeri ve her seyi kana buladiktan sonra, ayrica bunu
ambalajlayarak yeni bir urun seklinde size sunanlarin ilk
istedigi sey, sizin tepkilerinizin gercek degil sanal olmasidir.
Iste bu yuzden, oncelikli olarak, gercek tepkiler siddetle
bastirilir. Asker, polis, gonullu muhafizlar vs araciligi ile,
gercekligin kendisine acimasiz bir savas acilir. Buna elbette
medya da katilmaktadir. Bir sure sonra, o sistemin yoneticileri
ve dogrudan savas planlarini yapanlar; idealist bir lider,
halklarinin koruyucusu, dindar ve ahlakli ornek sahsiyetler
olarak parlatilirken, en basit haklarini arayan insanlar birer
canavara donustururler. Geri kalanlar ise sindirilir. Bunun
ardindan, yonetenlerin hicbir sekilde korkmayacagi, hatta
destekleyecekleri bir duygusal rahatlama sureci baslar.
Iste bu ve benzer sebepler yuzunden, ben ah caniiim, nasil da
kiymislar yavrucaga seklinde tepkiler veremiyorum artik. Icimin
buz gibi sogudugunu soyleyebilirim. Cunku sunu biliyorum ki,
istisnaslar haricinde; tum bunlar, her seyden habersiz
cocuklarin, onlari oldurenlerin, oldurdukten sonra arkalarindan
aglayanlarin, sonra tum bu olaylari verilmek istenen mesaja gore
yeniden kurgulayanlarin, nihayet mesaji alip aglayanlarin
..herkesin katildigi sanal bir sahnedir.
Belki bir cozum olabilir.
Nasil ki, gercekligin kendisinden bikip sanala siginiyorsak;
Bir gun tum bu sanal senaryolardan bunalan insanlar, arka
plandaki duygularin samimi oldugu yeni bir gerceklige yol
verebilirler.
Simdilik oyuna devam...
Saygilar
(not: meraklisi icin kitap kaynagi: jean baudrillar. Simulakrlar
ve simulasyon. Dokuz eylul yayinlari.)
Levent Erturk lev...@yahoo.com >

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Insanlar arasindaki fark ufaktir.
Ancak bu ufak fark buyuk farkliliga neden olur.
Ufak fark tutumlardir.
Buyuk farklilik ise bu tutumun olumlu veya olumsuz oldugudur.
CLEMENT STONE
Hanimlarindan Aise, Muhammed e soyle diyor:
- Ma era (ura) rabbeke illa yusariu hevake (1)
Nedir bu sozun Turkcesi?
Iste dini cevrelerden uc ceviri:
Vallahi Rabbinin, senin arzunu hemen yerine getirdigini
goruyorum (2)
- Rabbin suphesiz senin dilek ve arzunu geciktirmeden derhal
gerceklestirir (3)
- Rabbin Teala (kadinlarinin degil) ancak senin arzunun
tahakkukuna musaraat ediyor (4)
1- Bkz.Buhari, e s Sahih Kitabu t-Tefsir/33/7, Kitabu
n-Nikah/29; Diyanet Yayinlari ndan Tecrid, hadis no.
1721; Muslim, e s-Sahih, Kitabu r-Rida /49, hadis no.
1464; Ibn Mace, Sunen, Kitabu -n- Nikah/57, hadis no.
200; Ahmed Ibn Hanbel, 6/134, 158.
2- Ahmed Davudoglu, Sahih-i Muslim Tercume ve Serhi, 7/402
3- Haydar Hatiboglu, Sunen-i Ibn-i Mace Tercumesi ve Serhi,
5/495
4- Sahih-i Buhari Muhtasari Tecrid-i Sarih Tercemesi, hadis no.
1721, ceviren Kamil Miras, Diyanet Yayinlari ndan.
VAROLUSUN AMACI VE SINIRSIZ POTANSIYELIN EVRIMI
https://leventerturk1961.wordpress.com/2015/08/02/varolusun-amaci-ve-sinirsiz-potansiyelin-evrimi/
Posted on 2 Agustos 2015 by leventerturk1961
Asagidaki yazi sn Ozan Firat Baran dan aynen alinarak
kopyalanmistir. Dileyenler kendisinin web sitesine bu adresten
erisebilirler:
http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/search/label/sonsuz%20potansiyelin%20tezah%C3%BCr%C3%BC%20ve%20hayat
————
Varolusun amaci ve sinirsiz potansiyelin Evrimi
Bu konuya baslamadan once uzerinde durmak istedigim, dikkat
edilmesi gereken nokta yaratilis kelimesidir. Tek Tanrili
dinlerde, bu kelimenin tam olarak hangi manaya geldigi,
ozellikle daha derin teolojik konular icinde,
tartisilagelmektedir. Cesitli farkli gorusler olsa da, bu
kelimeden zahiri anlamda genel olarak algilanan olgu, creatio
ex-nihilo denilen yoktan var etme ya da yoktan yaratilis
olgusudur.
Fakat hakikat seviyesindeki mistik ogretilerde, anladigimiz
manada bir yoktan yaratilis ogretisinden soz edilemez. Eger
gercekten tam anlamiyla yoktan varolus ogretisi savunulacaksa
ortaya cesitli problemler ya da mantikli, tatmin edici yanitlari
olmayan sorular cikmaktadir. En basinda Ex-nihilo fikri, genel
olarak evreni, insani, bilinci ve her seyi Tanri dan tamamen
ayri gormektedir. Yani Tanri, bu ogretiye gore, kesinlikle
askindir ama tam anlamiyla ickin olamaz. Onun ickinligi ancak
bilgisi ve kudretiyle hayat bulur. Tipki koskoca bir
imparatorlugu yoneten bir imparatorun, yonettigi yerlere ickin
olamamasi ancak gucu ve kudreti araciligiyla oralarda hukum
surebilmesi gibi, Tanri da goklerde oturan, bir tahti, arsi olan
ve oradan dunyaya gucu ve kuvvetiyle hukmeden sonsuz kuvvette
bir kral gibidir bu ogretiye gore. Dinsel metinlerde gecen bu
gibi ifadelerin zahiri anlamindan icsel manasina inmek
gereklidir.
Existence
Yoktan yaratilis teorisinin, evreni ve her seyi Tanri dan
ayirmasindan dolayi, ateist cevrelerde de $ikca kullanilan, bazi
tatmin edici yanitlari olmayan sorulari ortaya cikardigindan
bahsetmistim. Bu sorulardan birkacini soyle ozetlemek mumkundur:
-Kendi icinde zaten her seyiyle mukemmel olan bir Tanri, evreni
tam olarak neden/ne amacla yaratmistir?
-Kendi icinde tam ve mukemmel olan, ezelden beri varolan bir
Tanri nin aklina, insani ve canlilari yaratmak fikri nasil ve
neden gelmis olabilir? Ayrica bu da yetmiyormus gibi, Tanri
neden insani yaratip bir de uzerine teste tabi tutmak istemis
olabilir?
-Tanri, kendi icinde sonsuz guclu bir olguysa ve mukemmelse,
insan ve diger canlilari yaratip onlarin kendisine kulluk
etmesini neden istemis olabilir?
Butun bu sorularin cevabi icin kisaca Allah in hikmetinden sual
olunmaz ya da buna benzer bir sey dersek bu, dogal olarak pek
cok kisiyi tatmin etmeyecek ve benzer sorular sorulmaya devam
edecektir. Bu nedenle zahiri anlamdan cikip, daha dogrusu bu
anlami asip , tipki cesitli Sufiler gibi, bu duruma da hakikat
penceresinden bakmak gerekmektedir.
Hicbir sey ama hicbir sey yoktu. Hatta hiclik bile mevcut
degildi. Fikirden ve kavramsallastirmadan arinmis olarak gercek
sudur ki, aslinda Bir bile var degildi. Ben vardi derken
herhangi bir seyin var oldugunu da soylemiyorum. Hicbir sey
yoktu ifadesini kullandigim zaman, sadece, bahsetmeye calistigim
olgu hakkinda bir tur bilgi vermeye calisiyorum. Hicbir sey
yoktu. Yani Ne bir sey ne de bir seyin yoklugu. Bir bile yoktu.
Karma$ikligin imkansizligi yoktu. Gorulmez olan ya da
kavranilamaz olan da yoktu. Ne insan ne melek ne de Tanri vardi.
Kisacasi insanlarin bir isim vermis oldugu herhangi bir sey
yoktu (Basilides)
cember
Bir zamanlar zamansizlik icinde, ne madde ne bosluk ne uzay ne
de zaman varken, var olan ve olacak olan tamamiyla her seyi
iceren gizem dolu bir kaynak vardi. Bu kaynagi Big Bang in
oncesinde her seyi iceren tekillik durumunda olan gizem noktasi
olarak da adlandirabiliriz. Bu kaynak, sonsuz hiclik noktasidir
ve cesitli kutsal metinlerde icinde varligin veya yoklugun
bulunmadigi, akilla kavranabilecek olgu ve kavramlarin cok
otesindeki derin karanlik olarak tanimlanir. Hatta bunu
tanimlama nin bile sacma oldugu belirtilir. Cunku bu evre,
zihnimizin calisabilmesi icin gerekli olan ve ikilige dayanan
cesitli kavramlarin cok otesindedir. Kokeni cok eskilere dayanan
ve ayni zamanda hristiyan mistikleri olan gnostikler, bu durumu
goz kamastirici karanlik ifadesiyle, paradoksal dogasini
vurgulamaya calisarak, anlatmaya calismislardir. Benzer sekilde
islami ezoteristler olan Sufiler, bu durumu siyah i$ik ve
aydinlik gece olarak niteler. Milattan once 1500 lu yillarda
yaziya gecirilen en eski Hindu metni olan Rig-Veda, soyle der:
Baslangicta ne varlik vardi ne de yokluk...
Ne hava vardi, ne de onun otesindeki gokyuzu
Bir kimilti mi? Nerede? Hangi ortunun altinda? Kimin
himayesinde?
Dipsiz sularin sonsuz derinligi mi yoksa?
Ne olum vardi o zaman ne de olumsuzluk.
Ne de gunduzu geceden ayiran bir isaret
Ama Bir O vardi, soluk olmadan soluyordu kendi ic gucuyle
Baska da bir sey yoktu.
Karanliklar icinde karanliklar dururdu;
Boyutlari olmayan bir deniz gibi;
Mumkun olani hala bicimlendirmemis bir bosluk,
Ta ki Sicakligin gucu Tek olani yaratana dek. (Rig-Veda 10:129)
Rig-Veda da ayrica Purusha denilen kozmik candan bahsedilir ve
bu canin, var olacak olan her sey olmasina, bolunmesine ve
boylece mevcut var olan her seye donusmesine neden olan bir
potansiyel, bir gizem noktasi oldugu belirtilir. 4 Veda daki
ayetlerin, daha cok rituelistik manalarini aciklayan Hindu metni
Satapatha Brahmana da bu kozmik cana kozmik yumurta denir ve
onun yarilmasindan, her seye donumesinden soz edilir. Bu
Brahmana da bu gibi anlatimlarin yaninda daha sembolik ve
masalsi anlatimlar, orneklendirmeler de bulunur. Vedalarin sonu
(Vedanta) olarak kabul edilen ve Hint felsefesinin temelini
olusturan Upanisad larda sembolik anlatimin uzerine, bu durumun
kozmolojik, felsefi/p$ikolojik yonlerine deginilir.
Her seyi iceren, her sey olmaya ve her seye donusmeye hazir
sonsuz bir potansiyeldi bu nokta. Icinden butun varligin
fiskirdigi bu kaynak, ayrismamis bir butunluk halinde adeta
varliga gebeydi. Bu potansiyel, icinde kuarklardan galaksilere,
cansiz maddeden bilince, sevgiden nefrete, iyilikten kotuluge,
duymaktan dokunmaya ve gormeye, algilayandan algilanana, muzige
sanatin her turlusune, gaddarliktan merhamete, bizi dahil her
seyi barindiran bir sonsuz tohumdu. Bu sonsuz enerji tohumuna
Hintliler Mahat-tattva der.
Bu sonsuz gizem noktasi, icinde sonsuz bilinc potansiyelini
barindirmasina ragmen, kendisinden ayri, bilincinde/farkinda
olacagi ikinci bir nesne var olmadigi icin yani herhangi bir
anlamda bir ikilik (dualite) var olmadigi icin paradoksal olarak
bilincsizdi. Tipki dogasi aydinlik olan isigin, uzerinde
yansiyacak bir sey olmadigi zaman paradoksal olarak karanlik
olmasi gibi. Bazi Sufiler bu durumu durgun su ya da durgun deniz
ornegiyle de anlatmaya calismistir. Sonsuz gizem noktasinda bu
evre, durgun denize benzer, dalga ve kopuk yoktur, bu nedenle de
deniz kendisini gosteremez . Ayni i$ik orneginde oldugu gibi,
dogasi sonsuz bilinc olan bu gizem noktasi, bilincinde olacagi,
kendisinden ayrismis ikinci bir sey olmadan, bir butunluk
halinde, paradoksal olarak bilincsizdi ve bu nedenle uzerinde
yansiyip kendi icine bakabilecegi ayna ya gereksinim vardi...
Diyebiliriz ki Isigin ancak uzerinde yansiyacak bir sey
oldugunda aydinlatma niteligine sahip olmasi gibi, sonsuz gizem
isigi Tanri da sonsuz evren seklinde tezahur ederek sonsuz
sayida canli bilincinin uzerinde yansiyip aydinlanan i$ik
oldu...
Sonsuz guclu Tanri nin herhangi bir seye ihtiyaci mi olurmus?!?
Devam etmeden once bu konunun da uzerinde durmak gerek...
Anlatilmasi mumkun olmayan, kelimelerin guc yetiremeyecegi bir
gizemi anlatmaya calisirken ihtiyac gibi kelimeler kullaniyoruz
ancak bu, konunun anlasilmasi icin mecburi olarak kullanmamiz
gereken bir kavramdan ibarettir. Sonsuz guclu olan Tanri nin
herhangi bir ihtiyacindan soz edilir mi? seklinde bir soru
gelmesi mumkundur... Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu
anlattiklarimizin Tanri nin dogasi oldugu yani zaten Tanriligin
icinde oldugu ve Tanri nin disinda herhangi bir seyin zaten
gerceklesmedigidir. Ornegin dahi bir bilim adami icin Aslinda o
dahi falan degil, her seyi zekasina borclu seklinde bir yorum
yapamayiz cunku dahi bilim adami kavramina o kisinin zekasi,
benligi, her seyi zaten dahildir. Ayni sekilde mistik
ogretilerde ayna da, yansiyan/yansinan, algilayan/algilanan da
Tanriligin /Tanri nin icindedir. Bunu soyle orneklersek (her ne
kadar ek$ik bir ornek olsa da) anlamamiza yardimci olabilir:
Gunesi isigi ve isisi olmadan dusunebilir miyiz? Gunesi gunes
yapan unsur, isinlari ve isisidir, iste evren de Tanri dan
kaynaklanan bir olgudur, Tanri yi Tanri yapan evren ve onun da
otesindeki askin dogasidir; isigin ve isinin, gunesin
vazgecilmez ve zorunlu bir olgusu olmasi gibi, nihai anlamda bir
hayal (maya) olan evren de Tanri nin vazgecilmez ve zorunlu bir
olgusudur. Hinduizm de Saktalarin kutsal metni olan Devi Gita,
Maya nin (hayalin/iluzyonun) bile Tanri dan ayri olmadigini
soyler. Ortada yaratma ihtiyaci yoktur, Tanri zaten evren ile ve
ayrica evreni de askin dogasi ile budur.
Dolayisiyla evren, Tanri nin bir ihtiyacindan ortaya cikmis
degildir. Gunesin isigini ve isisini, ihtiyaci oldugu icin
yaymamasi gibi, evren de ihtiyactan ortaya cikmis veya
yaratilmis degildir. Evren Tanri nin bizzat dogasindan yayilan
bir sonuctur, ortada herhangi bir ihtiyactan soz edilemez.
Evren, Tanri nin kendini, yine kendi icinden, gerceklestirme
surecinin sonuclarindan biridir ve bu surec sonsuzluktan beri
tekrarlanmaktadir diyebiliriz.
Ibn Arabi ye gore Tanri, bu tek mutlak gizem konumdayken
(Ehadiye) hicbir sifata, kisilige, varliga ya da yokluga sahip
degildir.Zaten bu asamada tek kelimesi, bir sifat anlaminda
degil de daha cok ayrismamisligi ve farklilasmamisligi belirtmek
icin kullanilir. O asamada teklik gibi kavramlar hatta
varlik-yokluk , gibi karsitligi iceren kavramlar, ayrismalar
bile mevcut degildir. Ayni olgu Rig-Veda da Baslangicta ne
varlik vardi ne de yokluk... (Rig-Veda 10:129) sozuyle ifade
edilir. Bu, icinde sonsuz potansiyeli barindiran, her seye
donusmeye, her sey olmaya hazir duruma:
- Ibn Arabi Ehadiye der.
- Hint sisteminde ayni olguya Nirguna Brahman (Sifata sahip
olmayan Brahman) denir.
Rig-Veda 10:129: Baslangicta ne varlik vardi ne de yokluk...
- Taoizm de de ayni duruma isimsiz sifatsiz Tao denir. Tao te
Ching soyle der:
Eger O nun hakkinda konusabiliyorsan o sey Tao degildir, eger O
na isim verebiliyorsan o sey Tao degildir. Tao nun ismi yoktur,
isim siradan seylere verilir.... (Tao Te Ching 1)
O nu goremezsin cunku formsuzdur, O nu dinleyemezsin cunku sesi
yoktur. O na dokunamazsin cunku gayrimaddidir.....O adeta
hicligin kiyilarina aittir, gunes gibi yukselir fakat
aydinlatmaz, gunes batmasi gibi batar fakat karartmaz baslangici
ve sonu yoktur, hicligin icindeki varliktir, cok buyuk bir
gizemdir, asla hicbir sekilde tanimlanamaz . (Tao Te Ching 14)
-Mahayana Buddhizm inde ayni olguya Dharmakaya (Sonsuz Buddha
dogasi), Tibet Buddhizminde de (Vajrayana) Rigpa gibi isimler
verilir.
Ikinci asamada bu sonsuz potansiyel, kendi kendinin farkina
varir:
- Hint te bu duruma Omkara adi verilir ve mutlak olan, sifatlar
kazanmaya baslar.Boylece Saguna Brahman (Sifata burunmus
Brahman) haline gelir.
- Ibn Arabi bu asamaya Vahadiye adini verir ve Tanri ilk defa
kendini Tek Tanri gibi sifatlarla ifade etmeye baslar.
-Tao Te Ching soyle der:
...Isimsiz olan, yaratilisin kaynagidir. Isme burunen ise
evrendeki her seyin anasidir (Tao Te Ching 1)
Ucuncu olarak Ayan-i Sabite asamasini sayabiliriz. Bu asama,
sabit arketipler asamasidir ve Neo-Platonculuktaki logos
kavramiyla hemen hemen aynidir. Bu asama, fenomenler
dunyasindaki (Ibn Arabi nin deyisiyle hayal , Hint sisteminin
deyisiyle maya ) butun gercekliklerin ve butun evrenin,
kavramlarin, karsitliklarin yani her seyin fikir/potansiyel
halde Tanri nin zihninde olustugu asamadir.
Dorduncu ve son asamaya da halk denir. Bu asamada tezahur
tamamlanmis, evren Tanri dan sudur etmis, goruntuler ve
fenomenler dunyasi olusmustur ya da yaratilmistir. Tao Te Ching
soyle der:
Tao dan birlik olgusu gelir. Birlikten iki (dualite) gelir.
Ikiden uc, ucten de butun her sey gelir. (Tao Te Ching 42)
Butun bu isleme Hint sisteminde spirituel Big Bang de denebilir.
Big Bang teorisine gore ayni islemi yorumlarsak, baslangictaki
sonsuz hiclik noktasina Ehadiye/Nirguna Brahman , bu noktanin
tek, sonsuz potansiyel, patlamaya ve genislemeye hazir olarak
anlam kazanmasina Vahadiye/Saguna Brahman , bu noktanin patlama
anina, var olan her seyi icerirken bunlari gerceklestirmeye
hazir ana gelmesine Ayan i Sabite, inflasyondan sonra evrenin
gezegenlerin ve zamanla insanin, bilincin, bildigimiz evrenin
olusmasina da halk diyebiliriz.
Ibn Arabi ye gore anladigimiz manada yoktan yaratilis (creatio
ex-nihilo) yoktur. O na gore, icindeki her seyiyle birlikte
evren, bu sonsuz gizem noktasinda yani Tanri nin icinde
potansiyel olarak zaten mevcuttu. Yaratilis olarak
adlandirdigimiz olgu, Tanri nin icinde potansiyel olarak bulunan
her seyin tezahurunden ibarettir. O, kendi icinde olani aciga
vurmaktadir. (fi zatihi) Bu kavram, kla$ik anlamda yoktan
yaratilis teorilerinden ince bir cizgiyle
ayrilmaktadir.Dusuncenin zihinde, dalgalarin denizde olmasi gibi
butun evren de icindeki her sey ile birlikte Tanri dadir.
Sonsuz potansiyel kendi icine bakiyor...
Bir suje olan Ben , ancak kendiligim den ayri, ben olgusunun
disinda ikinci bir nesne oldugunda yani dualite (ikilik) olgusu
var oldugunda bilincli yani o ikinci seyin farkinda ve
bilincinde olabilirim. Bu ayrismamis, disinda hicbir sey
bulunmayan sonsuz potansiyel de, ilk olarak (bu konu zamanla
ilgili degildir ama anlatim kolayligi acisindan bu tip kelimeler
kullaniyorum.) kendini, bilinc ve o bilincin nesnesi biciminde 2
ye bolerek (dualite olarak tezahur ederek) anladigimiz manada
bir kozmik bilinc olusturdu ve kendisinin sonsuz potansiyel
oldugunun farkinda oldu. Diger bir deyisle sonsuz potansiyel,
kendi yansimasina bakarak, kendisini gorebildi ve kendisinin
farkinda oldu. Bu konuda Peki bu potansiyel neden bilinc
olusturdu ya da Bu potansiyel neden sadece potansiyel olarak
kalmadi diye bir soru gelebilir. Tanri sonsuz potansiyel ve
sonsuz bilinctir. Ancak (tezahur asamasindan once) bilincli
degildir. Bunun farkini anlamak gerek. Tanri, sonsuz bilinc
potansiyeli olmasina ragmen, tezahurden once yani
uzay-zaman-bosluk-boyut-enerji asamasindan once kendisinden
baska, kendiliginden baska hicbir sey olmadigi icin, ayrisma
olmadigi icin kendisinin ne oldugu hakkinda bilincsiz idi. Daha
once bahsettigmiiz ornegi yeniden yazarsak: Tipki dogasi
aydinlik olan isigin, uzerinde yansiyacagi hicbir sey (bosluk,
nesne...) olmadigi zaman paradoksal olarak karanlik olmasi gibi.
Tezahur surecinin baslangici, Tanri ya ayna oldu. Her seyi goren
gozun kendisini gormek icin aynaya ihtiyaci olmasi gibi. Tanri
da bizzat kendi icinde dualite haline gelerek,
uzay-zaman-bosluk-evren........nihayet bizler olarak tezahur
etti ve kendini bilip gerceklestiriyor. Bu nedenle Sufiler, Su
ana kadar Tanri ya en iyi ayna olan, insandir demistir. Ve bu
nedenle Ibn Arabi ontolojisine gore insan cok onemlidir.
Spirituel Big Bang dedigimiz olguyla ilk kendisi hakkinda
bilincli olma durumu Tanriligin icinde bir enerji kipirdanmasi
ile mekanik olarak baslar ve tezahurun ilk asamasi olan zaman
kavrami olusur sonra bosluk, uzay, evren ve bizler. Bu enerji
Kipirdanmasi nin sebebi ancak su sekilde aciklanabilir. Bu
olguya biz Tanri yahut sonsuz potansiyel diyoruz. Antik
metinlerde sinirsiz potansiyel de deniyor. Enerji kavrami ya da
potansiyel kavrami, potansiyeli oldugu seyleri aciga cikarmayi
ima eder. Eger boyle bir olgu yoksa o seye zaten potansiyel
yahut enerji demezdik. Ancak olu bir yigin derdik. Fakat o
potansiyel/enerji, potansiyeli oldugu seylere yani varliga
gebeydi. O her seyi baslatan kivilcimin da kivilcimi olan
kipirti , bu nedenle yani sonsuz potansiyelin dogasi geregi bir
zorunluluk olarak oyle ya da boyle zamansizlik icinde bir anda
baslamak zorundaydi. Baslamasaydi potansiyel enerji degil
bambaska, olu bir sey olurdu o. Ancak dogasi ve yapisi bu
degildir.
Bir de sunu unutmamaliyiz: Bu aciklamalar, aslinda
aciklanamayacak, kelimelere dokulemeyecek kadar gizemli ve
olaganustu olan bu olguyu anlayabilecegimiz gibi mantiga
oturtmaktan ibarettir. Sadece mantigini anlamaya calismaliyiz.
Binlerce yildan beri antik mistik metinlerin ve mistiklerin bize
anlatmaya calistigi sey, evrenin ve bizim, Tanri ya ayna
oldugumuzdur.
Ben, gizli bir hazine idim bilinmek istedim ve beni tanisinlar
diye mahlukati yarattim. Kudsi Hadis (Acluni. 2/132; Aliyu l
Kari. 273)
Bu unlu hadisin de bahsettigi bilinmenin ilk sarti ozne ve
oznenin farkinda olacagi nesne olarak dualite seklinde tezzahur
etmekti. Sonsuz potansiyel okyanusu, ilk once kendi icinde
aktivize oldu ve kendi kendinin farkinda olmayi istedi bu
asamadan sonra kendi icine bakti ve icindeki sonsuz potansiyeli
gerceklestirmek yani kendi kendini gerceklestirmek icin tezahur
surecini devam ettirdi ve boylece kendini ozne/nesne seklinde
ifade edis sureci devam etti.
Sonsuz potansiyel; ayni anda bilen ve bilinen, gozlemleyen ve
gozlemlenen, tanik ve deneyim olarak ya da bu sekilde tezahur
ederek kendi kendisini tam anlamiyla bilmeye basladi.
Bu konuda, unlu Upanishadlardan Brihadaranyaka soyle der:
Her sey, baslangicta ayrismamis bir butunluktu....Sonra
ayrismayla isim ve goruntu formlari gibi gorundu. O, Ben
yaratilisin kendisiyim cunku butun bu evreni icimden yansittim
diye dusundu ve her sey oldu....O ayrismamis potansiyel, kendini
bilmek, kendini ifade edebilmek icin hic degismeden,
iluzyon(maya) sayesinde, her bir goruntu ve form haline geldi
boylece, iluzyon nedeniyle, cok olarak algilandi.....Zaten her
seyi algilayan da yine O ydu (Brihadaranyaka Upanishad 1:4:5, 7,
10 - 2:5:19)
Tezahur surecinde, ilk olarak bosluk yani uzay gozuktu cunku
potansiyelin aciga cikmasi icin cokluk iluzyonu gerekliydi bunun
icin de bosluk... Sonra boslugu zaman kavrami takip etti...
O potansiyel, kendi icindeki sonsuzlugu, bilen ve bilinen;
algilayan ve algilanan olarak, surekli asamali bir sekilde ust
seviyeye dogru yonelen bir bicimde yansitti ve yansitmaya devam
edecek. Ornegin Deneyimleyen anlaminda tezahuru acisindan, once
bitkiler sonra hayvanlar seklinde gorundu, cok cesitli canlilar
oldu kendi kendisinin farkinda olabilmek icin... Kimi zaman
dinozorlar gibi cikmaz sokaklara sapti ancak nihayet, su ana
kadar en gelismis anlamda, insan olarak kendi kendini
deneyimleyebildi. Su ana kadar, en cok insan tezahuruyle kendine
ayna olabildi/kendi icinde bakabildi. Omer Hayyam bunu
anlatabilmek icin, ustun soz sanatini konusturarak soyle
demistir:
Tanri mineralde uyudu, bitkide dus gordu, hayvanda uyandi,
insanda kendini buldu Omer Hayyam, Rubailer
Ibn Arabi nin ogretisinde de insan in konumu ve onemi iste bu
nedenle cok yuksektir:
Bizim varligimiz onun varligidir. Varligimiz acisindan biz ona
muhtaciz, kendi nefsinin zuhuru icin o da bize muhtactir...Senin
ozelligin ne ise onun ozelligi odur. Emir ondan sana oldugu
gibi, senden de ona dogrudur...o bana ibadet eder, ben de ona
ibadet ederim...Allah in, yaratiklarin sifatlariyla ortaya
ciktigini gormez misin ? Peki ya O nun ayni zamanda noksanlik ve
kotuluk sifatlariyla da ortaya ciktigini? Canlilarin da basindan
sonuna kadar O nun sifatlariyla ortaya ciktigini gormuyor musun?
Yaratilanlarin sifatlari onun icin hak oldugu gibi, onun
sifatlari da butun canlilar icin haktir Ibn Arabi, Fusus El
Hikem
Konuyla dolayli da olsa alakali oldugu icin, yeri gelmisken sunu
da soylemek istiyorum. Evrim teorisi, sadece gecerli olmakla
kalmayip, bu mistik ogretinin hakkiyla anlasilabilmesi icin ayni
zamanda gereklidir de.
Cesitli mistik metinlerde bu tezahur asamasi, potansiyelin/Tanri
nin icinde ortaya cikan bir ruyaya da benzetilir. Devam etmeden
once, Tanri nin butun bu anlattigimiz tezahur olgusu icin neden
ruya benzetmesinin kullanildigina deginmek istiyorum. Ruya
ornegi aslinda sunu anlamamiza yardimci olmak icin kullanilir.
Tanri nin tezahur etmesinden ya da donusmesinden bahsederken,
zihinlerimiz icin cozulmesi cok zor olan bir paradoks olusur.
Cunku butun bu asama lardan, donusmelerden bahsederken dogal
olarak, o sonsuz potansiyelin kendisini modifiye ettigini ve
gercekten de zamana bagli olarak, donustugunu baska seylere
donusup potansiyel olmaktan cikarak, gerceklige donustugunu
varsayariz. Halbuki butun bu tezahurler, donusumler sonsuz
potansiyelde hicbir degisim yaratmadan ve zamana bagli olmadan
gerceklesir. Yani O, kesinlikle hicbir seye donusmeden donusur.
Kesinlikle, evrimle, zamana bagli olmadan, asamali sekilde
icindekileri yansitir. Bunu anlamamiza yardimci olmak icin ruya
ornegi etkili olabilir. Buna gore, ben , sen , o ve butun bu
evren, sonsuz potansiyel okyanusunun yani Tanri nin icinde
ortaya cikmis bir ruyadir diyebiliriz. Hint metinlerinin dedigi
gibi Evren Brahman in bir ruyasindan ibarettir Bu ruya durumu,
Tanri nin derin uykusu seklinde sembolize edilmistir. Sonsuz
potansiyel okyanusu, derin uykudaki Tanri dir. Tezahur asamasi
ise, Tanri nin ruya gorme asamasidir. Tipki bizim de derin
uykuda bilincsiz potansiyel olmamiz, ancak REM asamasinda ruya
gorerek bilincli olmamiz gibi.
Sonsuz potansiyelin icinde ortaya cikan ruya
Oyleyse diyebiliriz ki, evren ve icindeki her sey, sonsuz zihin
potansiyeli yani Tanri nin icinde ortaya cikmis bir ruyadir veya
dusuncedir. Zen ustalarinin dedigi gibi her sey, buyuk zihnin
icinde ortaya cikan bir dusuncedir.
Hepimiz bu hayali deneyimlemekteyiz. Fakat bu, bireysel olarak
ayri ayri zihinlerimizde ortaya cikan bir ruya degildir. Yani
butun evren, benim bireysel zihnimin icindedir seklindeki bir
dusunceye solipsizm denir ve tekci felsefeden farklidir. Ruyayi
goren olgu (ya da icinde evren dusuncesi olusan olgu) sonsuz
potansiyel olan Tanri dir. Biz ise, Tanri nin gordugu ruyanin
icinde olusan karakterleriz. Bu potansiyel okyanusu, ruyasinda
kendini biz ve evren olarak gormektedir. Dolayisiyla biz
dedigimiz sey, Tanri dan farkli degildir. Bu ogreti pek cok
mistik sistemde vardir. Hintliler buna Atman Brahman dir der.
Ibn Arabi soyle der:
Varlikta O nu goren, O dan baskasi degildir
Hakk in belirmesi benim vucudumdadir. Bu nedenle biz Allah a
gore bir kap gibiyiz (Ibn Arabi, Futuhat)
Tanri, araciligimizla kendisinin farkina varmaktadir. Hepimiz,
hayal/ruya icindeyiz ama benzer sartlarda/evrende variz cunku
Tanri nin tek ruyasindaki karakterleriz, her birimiz, bu ruyanin
farkli perspektifinde ortaya cikan oyuncular gibiyiz. Sonsuz
potansiyel Tanri, kendisini herkes ve her sey olarak tezahur
ettirmektedir ya da yansitmaktadir ve boylece kendini bilmekte,
kendi icine daha fazla bakabilmektedir.
Cesitli Yunan filozoflari, Tanri yi ve canlilari anlatabilmek
icin, cember ornegini kullanmislardir. Plotinus, unlu
dokuzluklarinda soyle der:
Tum varliklar, tek ana merkezde birlesen cesitli merkezler
olarak dusunulebilirler. Bu merkezler, kendilerinden cikan
cizgiler kadar cok sayida gorunurler ama yine de tum bu
merkezler bir birlik yaratirlar. Bu nedenle cesitlilikleri
icindeki bilincli varliklari tek merkezde birlesen cok sayida
merkeze benzetebiliriz.Bunlarin hepsi tektir cunku ayni merkezi
paylasirlar ama merkezden cikan cok sayida yaricaptan dolayi cok
sayidaymis gibi gozukurler. Plotinus Enneads 6.5.5
Cemberin ortasindaki siyah nokta, sonsuz potansiyeli yani Tanri
yi simgeler. Noktadan cikan oklar, Tanri nin icinden tezahur
eden cesitli yuzlerini yani canlilari temsil eder. Cemberin
cevresi ise bedeni ve dis dunyayi simgeler. Sinirsiz olan oklar,
cemberin cevresinden yani disardan bakildiginda ayriymis gibi
gorunur ancak hepsi de tek olan noktadan cikmistir ve ozde
birdir. Her bir ok, Tanri nin kendini deneyimlemesini simgeler.
Sonsuz potansiyel olan Tanri, birligini bu sonsuz cesitlilikteki
zenginlik olarak ifade eder.
Iste, tasavvuf terminolojisini kullanirsak diyebiliriz ki,
seriat ve tarikat kapisinda bulunanlar kendilerini cemberin
cevresiyle ozdeslestirmektedirler. Yani birey, kendi bedeniyle
duygulari ve dusunceleriyle digerlerinden tamamen ayridir,
teklik dusuncesi henuz yoktur. Marifet kapisindakiler ya da daha
ust basamaga cikmis olan inisiyeler, kendilerini oklarla yani
psise ile ozdeslestirmeye baslar. Kendilerinin beden olmadigini,
bedenin ve kulturel/biyolojik olgularin, ben degil, ben in
giydigi cesitli elbiseler oldugunu idrak ederler. Hakikat
seviyesine ulasanlar ise kendilerini cemberin merkeziyle
ozdeslestirirler. Coklugun bir goruntu oldugunu, hakikatin ise
teklik oldugunu... (Enel Hak)
Hintliler bu durumu, yasadigimiz 3 gerceklige benzetirler: Derin
uyku, ruya gorme durumu ve uyaniklik hali. Derin uyku durumumuz,
bilincsiz sonsuz potansiyele benzer. Tek bilinc, kendini
merkezin tam olarak ortasindaki noktaya cekmistir ve biz de
bilincsizizdir. Uyaniklik durumunda bilinc, farkindaligi
psiseler ve cemberin cevresi olan bedene kadar genisletir. Ruya
gorme halindeyken de sadece psiseye yani oklara kadar
genisletir.
Ozetlersek, tek bir bilinc, kendini herkes ve her sey olarak
ifade etmektedir ve herkes/her sey, ayni bilincin kendini ifade
etmesinden ibarettir. Yani varolusun gizem potansiyeli, evren ve
bizler olarak ortaya cikiyor ve kendisini bu sekilde
deneyimliyor/biliyor. Potansiyel icinde olusan izlenimler etki
ler (imprint), uygun (proper) bir media yani tasit/kabuk/beden
gerektiriyor ve sonsuz gizem/potansiyel/enerji, uygun bir arac /
beden-zihin organizmasi seklinde (proper media) tezahur ederek
onunla ozdeslesiyor. Boylece gazlarla, taslarla...vs baslayan bu
surec evrim ile nerdeyse tam bilinc de kazanarak insan olarak
devam ediyor...
Ozan Firat Baran

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
SOGUT
. . . . . .
Dalin egri bugru yapragin ince
Rengin igdelesir ruzgar esince
Yazin semsiyesin yasliya gence
Guzun derelere verirsin ogut.
. . . . . .
Silaci dibinde unutur cile
Esintin avutur bozkiri bile
Dokun tozlarini sabah yeliyle
Aksam gunesi ile boyunu buyut.
. . . . . .
Bir tunek olmadan kollarin kara
Yollama golgeni obur bahara
Yaprak dokumunde uyup ruzgara
Yorgun dallarini sallama sogut.
Kemalettin Kamu
Cabir b.
Abdullah (r.a.) den;
Resulullah demistir ki:
- Biriniz bir kadina dunurluk yaptigi zaman kendisini o kadinla
evlenmeye sevk eden organlara bakmaya imkan buluyorsa, bunu
yapsin-
(Cabir) dedi ki: ben bir cariyeyle evlenmek istedim, bunun
uzerine (onun haberi olmadan gorebilmek icin) onu gizli gizli
gozetlemeye basladim.
Nihayet beni kendisiyle evlenmeye sevk eden (organlar) ini
gordum de onunla evlendim.
(Ebu Davud, K.en-Nikah (12) , Bab 17-18 C.8 S.148 Samil
Yayinlari.)
Hadis No: 519
Dr. Murat Beyazyuz : Savunma Mekanizmalari
Savunma mekanizmalarinin esas islevi, zihnin zorlanma
durumlarinda, zihinsel yapinin butunlugunu ve dengesini
surdurmektir. O halde, normal disi zihinsel isleyisin
belirleyicisi savunma mekanizmalarinin kullanilmasi degildir.
Istisnasiz her insan, zihinsel yapisinin butunlugunu korumak ve
kendisini dengede hissetmek icin savunma mekanizmalari kullanir.
Bununla birlikte savunma mekanizmalarinin nasil, ne $iklikta ve
hangi durumlarda kullanildigi normal disi isleyisi belirlemekte
bir kriter olabilir.
Zihinsel aygit ayni anda birbiri ile bagdasmayan bircok durtunun
zorlamasiyla karsilasirsa bu duruma catisma denir. Catisma
kavrami ayni zamanda superego istekleri ile id istekleri
arasindaki uyumsuzlugu ve hatta id veya superego nun
isteklerinin dis dunya ile uyumsuzlugunu da anlatir. Bu
catismalarin ego da yarattigi anksiyete savuma mekanizmalarinin
yardimiyla giderilir.
Simdi bu savunma mekanizmalarini kisaca anlatmaya calisalim.
Bilincdisi Bastirma (Repression)
Durtulerin, insanin istegi disinda bilincdisinda tutulmasi ve
bilince cikmalarina izin verilmemesi anlamina gelen bilincdisi
bastirma (repression) ile, istenmeyen, hosnutsuzluga yol acan
istek, ani veya duygularin bilincdisina itilmesi yonundeki
cabayi anlatan bilincli bastirma (supression) birbirinden farkli
zihinsel surecleri ifade eder. Bilincdisi bastirma ile
bilincdisinda tutulan durtuler hicbir zaman bilince
cikmamislaridir ve cikamazlar.
Bilincli bastirma ile bilincdisina itilen yasantilar ise daha
once bilincli olarak yasanmislardir ve daha sonra bilincdisina
itilmislerdir.
Sonradan bilincdisina itilen bu yasantilar, bilincdisi bastirma
mekanizmasi ile id de hapis tutulan durtulerden farkli olarak
gerektiginde bilince tekrar cikarilabilirler.
Bilincdisi bastirma (repression) savunma mekanizmalari arasinda
en onemli olandir, zira diger tum savunma mekanizmalari bu
savunma mekanizmasi ile birlikte calisirlar.
Genellikle bastirmanin yetersiz kaldigi durumlarda, diger
savunma mekanizmalari zihinsel yapinin selameti icin bastirma
nin yardimina kosarlar.
Bastirilan durtulerin veya catismalarin zaman zaman
davranislarda bir takim etkileri olabilir. Mesela odipus
kompleksinin cozumlenmeden bastirilmasi sonucu, yetiskinlikte
bir takim cinsel sorunlar, karsi cinsle ilgili kararsizlik
durumlari ortaya cikabilir.
Yadsima (Denial)
Kotu bir durumla karsilastigimizda soyledigimiz bu gercek olamaz
cumlesi yadsimanin izini surmek icin iyi bir ornektir. Yadsima,
icten ya da distan gelen tehlikeli bir durumun yok sayilmasidir.
Tum ilkel savunma mekanizmalarina degisen oranda yadsima da
eslik eder. Hosnutsuzluk yaratan bircok olay, bilincdisina
bastirilirken, ayni zamanda yasanmamis gibi de hissedilir, yani
bastirmaya yadsima eslik eder.
Yansitma (Projection)
Kisi kendisinden kaynaklanan hos olmayan yasantilarin
sorumlulugunu, kendi disindaki nesnelere yukleyerek bu
yasantilarin yaratacagi anksiyeteden kurtulabilir. Yansitmanin
bir diger sekli de, hosnutsuzluk yaratan veya dis dunyaya uygun
olmayan id veya superego isteklerinin baska kisilere mal
edilmesidir. Boyle bir durumda da yansitma, yadsima ile birlikte
calisir.
Neden Bulma (Rationalization)
Bu savunma mekanizmasi yapilan hareketi hakli gostermek icin ya
da hayal kirikliklarinin etkisini azaltmak icin kullanilabilir.
Ornegin, bir elektronik cihazi kullanim kurallarina tam olarak
riayet etmeksizin kullanan ve bu ihmali ile cihazin bozulmasina
sebep olan kisi, cihazin kaliteli olmadigini, dayaniksiz
oldugunu veya bir imalat hatasi oldugunu soyleyerek kendisini
sucluluk duygularindan kurtarmaya calisabilir.
Anlasilabilecegi gibi, neden bulma savunma mekanizmasi da hemen
her zaman yadsima ile birlikte kullanilir.
Dislastirma (Externalization)
Kisi kendisinden kaynaklanan hos olmayan dusunce, duygu veya
isteklerin dis dunya ile ilgili oldugunu ve kendi zihinsel
sureclerinden baglantisiz oldugunu dusunur. Dislastirma surekli
sanssizliktan yakinan insanlarin $iklikla kullandigi bir savunma
mekanizmasidir.
Iclestirme (Introjection)
Bu savunma mekanizmasinda, kisi baska bir insanin veya baska bir
toplulugun ozelliklerini zihinsel yapisinin icine alir ve kendi
kisiliginin unsuru haline getirir. Amac her savunma
mekanizmasinda oldugu gibi zihinsel aygiti gerilimden korumaktir
fakat bu savunma mekanizmasinda gerilim daha cok dis
kaynaklidir. Superegonun olusumunda bu iclestirme mekanizmasinin
esas rolu oynadigini soylemistik.
Ice Alma (Incorporation)
Bu mekanizmada, insan cesitli sebeplerle ayrilmak zorunda
kaldigi kisi veya kisileri, bu kisilerden ayrilmasinin yarattigi
anksiyete ile bas edebilmek icin kendi zihinsel aygitina dahil
eder, bu kisilerin ozelliklerini kendi egosuna eklemler. Yani
bir bakima o kisileri kendi icinde yasatir. Mesela, babasini
kaybeden biri, onun paltosunu giyerek, onun tespihini kullanarak
veya onun gibi davranarak onun ozelliklerini kendi ego suna
dahil eder ve boylece ondan ayrilmanin yarattigi anksiyeteyi
savusturur.
Odunleme (Compensation)
Bu savunma mekanizmasi ile insan, zihninde yer alan ek$iklik,
yetersizlikle ilgili imajlardan, bedenindeki ek$ikliklerden ya
da kusurlardan veya sosyal alanlardaki yetersizliklerinden
kaynaklanan rahatsiz edici duygularindan kurtulmak icin bu ek$ik
taraflarini yadsir, ama bu yadsima yeterli olmadigi zaman
zihinsel, bedensel veya sosyal baska alanlarda kendisini
gelistirerek ek$ik oldugu taraflarini yadsimayi kolaylastirir.
Ne var ki odunleme savunma mekanizmasi da diger savunma
mekanizmalari gibi her zaman olumlu sonuclar dogurmaz. Ornegin,
zihinsel bir takim ek$iklik imajlari sebebiyle surekli
asagilanmaktan korkan bir insan, entelektuel alanda kendisini
gelistirerek, bilgileri ile etrafindakileri surekli asagilamayi
secebilir. Boyle bir durumda da odunleme mekanizmasinin yansitma
ile birlikte calistigini goruruz.
Yuceltme (Sublimation)
Bu savunma mekanizmasinda, kisi durtu, egilim ve isteklerinin
dis dunya gercekligi ile ortusmedigi durumlarda, bu durtu,
egilim ve isteklerine toplum tarafindan hos gorulebilecek
kiliflar hazirlayarak zihinsel gerilimden kurtulur.
Yer Degistirme (Displacement)
Bir duygu ya da durtu, asil hedefinden baska bir hedefe dogru
yonlendirilmesi veya, bir duygunun ya da durtunun yerine bir
baskasinin gecirilmesi seklinde calisan bir savunma
mekanizmasidir. Baskici bir babanin disiplininde yetismis bir
kisi babasina karsi olan saldirgan durtulerini ileride kocasina
yonelterek bu durtulerin yarattigi anksiyeteden kurtulabilir.
Diger durumda ise kisinin babasina yonelmis yogun saldirgan
durtulerinin yerine yogun bir sevgi, saygi ve ilgi gecebilir.
Ozdeslesme, ozdesim kurma (Identification)
Yetiskinlikte daha cok kisinin kendi degerini arttirma veya
kendisini korumak amaci ile kullanilir.
Ozdesim yoluyla edinilen kimlik bazi durumlarda yetersiz
kalabilir ve kisiyi ciddi bir catisma icine sokabilir. Bu
nedenle ozdeslesmenin derecesi ve cesitliligi bu savunma
mekanizmasinin islevselligi acisindan oldukca onemlidir.
Karsit Tepki Olusturma (Reaction-Formation)
Bilincdisindaki durtu, egilim ve isteklerin bastirma mekanizmasi
ile engellenmesi her zaman mumkun olmaz, bazen kisi,
bilincdisindan gelen bu zorlayici isteklerle bas edebilmek icin
bilincli olarak bunlarin tam tersi seklinde davranislar
sergileyebilir ve bu sekilde sucluluk duygulari onlenir ve
toplumun daha rahat kabul edebilecegi bir kisilik gorunumu
olusturulur.
Duygusal Soyutlanma (Emotional Insulation)
Insan hayatta her an hayal kirikliklari veya p$ikolojik
travmalarla karsilasabilir. Bu durumlarin yaratacagi gerilimden
korunmak icin bazi insanlar, normal bir zihinsel surec olan
duygulanma egilimlerini baskilarlar. Boylece hayal kirikliklari
ve p$ikolojik travmalarin etkilerini en aza indirmeye
calisirlar. Duygusal soyutlanma olarak adlandirdigimiz bu
savunma mekanizmasini kullanan insanlar genellikle duygusal
olmayi bir zayiflik sayarlar ve bu sebeple guclu olmak ugruna
kendi duygularina yabancilasirlar.
Dusunsellestirme (Intellectualization)
Dusunsellestirme dedigimiz savunma mekanizmasi, neden bulma ve
duygusal soyutlanma mekanizmalarinin birlikte kullanilmasiyla
olusur. Hayal kirikligi veya sucluluk duygulari gibi
hosnutsuzluk yasantilari karsisinda kisi, hem durum karsisinda
duygularinin aciga cikmasini engeller hem de bunu
kolaylastirabilmek icin hosnutsuzluk yasantilarina kendisi
disinda nedenler bulur.
Duygudaslik (Sympathy)
Insan dis dunyadan gelebilecek tehlikelere karsi her zaman
tedbirli olmak zorundadir. Dis dunya dedigimiz seyi buyuk olcude
de diger insanlar olusturur. Duygudaslik dedigimiz savunma
mekanizmasinda insan, diger insanlara kendini sevdirerek
onlardan gelebilecek tehlikeleri engellemeye calisir. Bu savunma
mekanizmasini kullanan bir kisi, diger insanlar tarafindan
begenilmek, sevilmek ve onlardan zarar gormemek icin surekli
diger insanlarin fikirlerini dinler, onlara hak verir, onlari
destekler, kendisine yanlis gelen seylere dahi itiraz etmez ve
kendi gercek goruslerini asla tam olarak ortaya koymaz.
Surekli sevilme ihtiyaci hisseden bu insanlar, sevilmek icin
kendi gercek kisiliklerinden vazgecmis olmanin anksiyetesini de
yasarlar ve icten ice dusmanca duygularini da kendilerini bir
sekilde sevdirdikleri insanlara yoneltirler. Duygudaslik
mekanizmasinin yaninda bu mekanizmanin sonucu olarak ortaya
cikan bu dusmanca duygularin da bastirilmasi gerekir. Bu kadar
cok isi yapmaya calisan ego zayif dusebilir ve bu insanlar hic
beklenmedik ofke patlamalari sergileyebilirler.
Boyun Egme (Submission)
Bu savunma mekanizmasi da duygudaslik ile ayni amaca hizmet
eder. Amac diger insanlardan gelebilecek tehlikelerin onunu
kesmektir. Duygudaslik mekanizmasindan farkli olarak bu savunma
mekanizmasinin kullanildigi durumlarda sevgi arayisi, sevilme
ihtiyaci yoktur ve guvende olma, zarar gormeme dusuncesi daha on
plandadir.
Yapma Bozma (Undoing)
Bu savunma mekanizmasinin isleyisi, adindan da anlasilabilecegi
gibi, diger savunma mekanizmalarinin tam bir basarisizligi
durumunda, ego nun son bir telafi manevrasi olarak
ozetlenebilir. Soyle ki; ego nun kullandigi savunma
mekanizmalarini atlatmayi basaran bilincdisi istek, durtu veya
arzular gercek dunyaya ulasirlar ve id deki gerilimin bir
sekilde bosalmasini saglarlar, yani savunma mekanizmalari
basarisiz olur, sonrasinda ego bu yenilgiyi telafi etmek icin id
in haz elde etmesinde rol oynayan araci mekanizma uzerinde
degi$iklik yapma yoluna gider. Bunun orneklerine farkinda
olmadan $ikca rastlariz. Mesela, her gun rastlayabilecegimiz,
ama mantiksal olarak hicbir anlam ifade etmeyen sozunu geri alma
fiili, basit bir yapma bozma isidir.
Donusturme (Conversion)
Bu savunma mekanizmasi iki amacla kullanilabilir; bunlardan ilki
diger savunma mekanizmalarinda oldugu gibi, bilincdisi
durtulerin bilince erismesini engellemektir, donusturme
mekanizmasinin diger kullanilma amaci ise dis dunyadan gelen ve
zihinsel aygiti zorlayan yasantilardan kacmaktir. Donusturme
mekanizmasinda, ic veya dis kaynakli zorlayici etkenlerin
yarattigi gerilim anksiyete seklinde yasanmaz, bu gerilim
donusturulur ve vucutta bir takim hastalik belirtileri seklinde
ortaya cikar. Bu belirtilerin tibben, organik sebepleri yoktur
ve bu savunma mekanizmasi normal olmaktan oldukca uzaktir.
Sinirsel bayilmalar, $ikintili olaylar sonrasinda vucudun
cesitli yerlerinde ortaya cikan uyusmalar, titremeler, guc
kayiplari donusturme mekanizmasina ornek olarak verilebilir.
Cilecilik (Asceticism)
Dis dunyanin sartlari karsisinda, cinsel veya saldirgan
durtulerine her hangi bir doyum araci bulamayan kisi bu
durtulerini tamamen bastirir ve tum haz veren faaliyetlerden
uzak durma yoluna gider. Bazi tarikat mensuplarinda bilincli bir
fiil olarak gorulen bu cilecilik, ozellikle ergenlerde, bas
edilemeyen durtulere karsi kullanilan bilincdisi bir savunma
mekanizmasidir.
Ego p$ikolojisi teorisine gore normal disiligi belirleyen sey bu
savunma mekanizmalarinin kullanilmasi degil bunlarin ne $iklikla
ve ne sekilde kullanildigidir.
Ego p$ikolojisi teorisi, temelde durtulerden cok ogrenilen
davranislari ve dis dunya ile iliski bicimlerini esas aldigi
icin, doga bilimlerine durtu teorisinden daha yakin bir
noktadadir.

![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sic ad nauseam
* * *
bikkinlik verinceye kadar boyle
Mumin, keler deligine saklansa, ona, eza edecek biri musallat
olur
(Beyhaki)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir
musibet gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin
sevgili kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.
Halk buyuk yalanlara, kucuk yalanlara gore daha cabuk inanir.
Joseph GOEBBELS
(Hitler in Propaganda Bakani)
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |