Yalçın
Küçük:'Derin
Devlet, içimizdeki İsrail'dir'
Prof.Yalçın
Küçük, Hülya
Avşar'dan Kemal Derviş'e, Masonlar ve Büyük Kulüp'ten
MİT'e, magazinden kürt
meselesine yine çok ilginç açıklamalar yaptı.
işte Yeni Harman dergisinin söyleşisi:
Hocam bu
kez isterseniz
magazinle başlayalım.
Boşandı boşanacak derken Türkiye'ye sorun olan Hülya
Avşar'ın boşanmasının
arkasından aile öyle bir dağıldı ki toplamak mümkün
görünmüyor.
Bir yanda Kaya Çilingiroğtu diğer ilişkisinden baba
olacağını söylüyor bir
yandan birlikte çocuk yapacağız deniyor öte yandan da
Hülya Avşar'ın Cenajans
Grey'in eski sahibi Nail Keçeli'yle birlikte olduğu
iddiaları ortalığa döküldü.
Hülya Avşar boşanmayı zor mu bekledi yoksa aslında bir
çok şey devam ediyordu
da evlilik mi örtüyordu?
Türkiye'de,
eski aydın
kesimi kastediyorum, magazini bir küçümseme var, pek
de anlamıyorum.
Çünkü, hem burunlarının ucuyla itiyor görünüyorlar ve
hem de burunlarını
içinden çıkarmıyorlar.
Halbuki magazin şimdi bu tekeliyet düzeninin,
imam-hatip okullarıyla birlikte
iki koludur, ahtapot'tan ikisidir, demek istiyorum.
Bilgisizleştirmede ve sürüleştirmede silahlardan
birisi imam-hatip okulları ise
diğeri magazin'dir.
En azından Doğu'lu bir yanı var.
Nasıl?
Farisi "mağaza" sözcüğünden gelir,
biz "mağaza" diyorduk,
"manifatura
mağazası" yaygındı, çeşit çeşit malların
depolandığı yerdir.
Batı'da gazetecilikte çeşitli ve küçük küçük
haberlerin verildiği sayfa oldu ve
sonra bu hale geldi.
Şimdi Türkay Şoray'ın veya Mustafa Denizli'nin sübyan
kızlarının her gece
kiminle olduklarını haber veren ve bu arada her
amellerinin mana ve
ehemmiyetini tebarüz ettirdikleri sayfaların adı'dır.
Beni ilgilendiriyor.
Neden?
Sabetay
Sevi, kendi din
mensuplarına, Türk-Müslümanlar ile cinsel ilişkiyi
yasaklamıştı, bunlara
bakıyorum.
Bakıyorum, el hak, sabetayistlerimiz sadece
sabetayistlerimizte cinsel ilişkide
bulunuyorlar.
Evlenmeleri de böyledir.
Tabii
sıkıntı çektikleri
oluyor, bu sıkıntıyı en çok Mehmet Ali Erbil'de teşhis
edebiliyoruz.
Sıkıntıda olanlar, ithal malı yenge istimal ediyorlar
amma, dışarıda Mehmet
Ali'yi kim şaapsın;
amma diğer Mehmet Ali, Birand, dış gezilerini iyi
kullandı ve oğlu veya kızına
bir yabancı partöner bulabildi, ismail Cem ipekçi ise
fırsatı kaçırmadı, bakan
olmuşken, hem kızını ve hem oğlunu, yabancılarla
evlendiriverdi, damadının Kürt
Yahudisi ve gelinin Latin Amerikalı bir sabetayist
olma ihtimali yüksektir.
Bu arada
meraklılarına
not, "kazaz" bir
Yahudi soyadıdır ve
tam karşılığı "ipekçi"
olmaktadır;
sabetayizmi seçenler "ipekçi"
oldular
ve Yahudiler "kazaz"
soyadında
kaldılar.
Ancak Atina'dan koca ithal eden manken Kazaz'ın, nerde
kaldığından emin
değilim, önce kaldığı, Kenan Doğulu, Antep kökenli bir
ibrani asıllıdır.
Yahudi Kazaz Ailesi, Antep'te çoktular.
Kıssadan
hisse mi;
bu medya, sabetayist olmayan hiç kimseye magazin
açmaz, bu, bir.
Bu ülkede, on sekiz yaşında güzel bir Türk-Müslüman
kız, pahalı fahişe bile
olamaz, bu, ikidir.
Demek ki fahişeliğin rantı dahi, sabetayistlerdedir,
bu öç, bunlan geçiş
dersleri saymak yerindedir.
Gürkan
Bey, ben beş taş
oynamıyorum, ortaya bir bilim çıkarıyorum.
a-Kemal Derviş'in babası, bir yabancı ile evliydi.
b-Kemal Derviş'in kız kardeşi Zeynep, bir yabancı ile
evlidir.
c-Kemal Derviş'in kendisi Kemal, bir Amerikalı Yahudi
ile evlidir.
Bunun
dışında "yakın"
oldukları ve bunlardan bazılarını,
transfer fiyatı olarak, Deniz Baykal saylav yapmıştı,
sabetayisttirler.
Demek ki Sevi'nin yatak emirleri, Yakubiler dışında,
işlemektedir.
Demek ki K.Derviş, hem yatakhanesinde ve hem
politikasında Yahudiliğin
emirlerini icra etmektedir.
Son görevi de son gezisi de, ki bu gezide.
Bülent Eczacıbaşı ve gizlice Deniz Baykal ile görüştü,
dünya yahudi partisi
çerçevesindedir.
Ben oyle
yapmıyorum,
magazinden de bilim ve politika çıkarıyorum.
Her düzen Tanrı'lara dayanır.
"illa" Allah'ını
yitirmiş Türkiye
magazinden tanrıcılıklar yaratıp idare etmeye
çalışıyor.
Ben de sürekli bu tanrıcıkları ve daha doğrusu
putçukları kırıyorum.
Deşifre ediyorum, kastı, gizli örgütü, tekeliyeti,
çirkinliği, beceriksizliği
ve ahlak dışılığı gösteriyorum.
Yıkmak budur Fransızca söyleyecek olursam dechirer,
deşifre etmek,
dechiffrer'tir.
Demekki şifreleri çözerek yıkıyorum.
Allah'larından
korkmadıkları
için benden korkuyorlar.
En çok
korkanlarda "böyük"
gazeteler ve ve "en böyük"
gazetecilerdir.
Bu
putcuklar, bu tanrıcıklar,
böyük gazetecilerin hem icatları ve hem
yataklarıdırlar, orada tüketi yortar;
bunlar veya onlar, yatak oburudurlar.
Bu zavallılar, kend oyuncaklarına tapınıyorlar ve bu
yolla hem halkı
sürüleştirmeye çalışıyorlar ve hem de halkın bunlara
tapınmalarını istiyorlar.
Tatmin olduklarından emin değilim, bu etoburlar,
tatmin olmayı bilmiyorlar
Zorluyorlar ve buna oligarşik diktatorya diyoruz.
Şu
gazeteye bakın, "Hürriyet",
sur manşet dedikleri bir hal
var.
Hürriyet'in üzerine bir Hilmi Paşa kelamı ve bir de "Kürtaj
randevusunu Kaya iptal ettirdi" haberi var.
Demek ki, Genelkurmay Başkanı'nın "kendimizi
savunursak borsa bile düşer" hitabeti ile "Kaya
iptal ettirdi" haberi var.
Demek ki, Generkurmay başkanı'nın "kendimizi
savunursak borsa bile düşer" hitabeti ile
Kaya'nın kürtajı eskiden
çocuk düşürmesi diyorduk, aynı önemdedir ve Hürriyet
adından daha
üst-önemdedir.
Memleketin en böyük meselesi, Genelkurmay Başkanı'nın
borsayı düşürmemesi ve
Kaya'nın da çocuk düşürmemesi veya düşürmesi'dir.
Bu pek vahim bir tablodur.
Bu
nedenle magazini
küçümser görünenleri, bunamış olarak görüyorum.
Demans halindeler.
Aslına bakılırsa, sümüklü böcek oldular, kabuklarına
çekildiler.
Küçümsemelerini doğal buluyorum.
Genelkurmay
Başkanı Hilmi
Paşa Hazretleri'nin bu talihsiz mülakatını, sorunuz
olursa, daha sonra ele
almayı planlıyorum, burada, Hilmi Paşa, iç hizmet
kanununun dışına çıkmaktadır.
Çünkü, iç hizmet yasasına göre, borsa, Genelkurmay
Başkam'nın ilgi alanına
girmemektedir, dışındadır.
Borsa, dalgalı bir denizde küçük bir kayık misali
iner-çıkar ve mühim değildir.
Ama komutan başkadır ve borsa bambaşkadır, bu çürük
ekonomi için olmak
genelkurmay
başkanlarının
hassasiyetleri
arasında olmamak gerekmektedir.
Bu denizde küçük kayık hareketleri de genelkurmay
başkanlarını ilgilendirmezler.
Daha ciddi meseleler var.
Komutanlar,
her aklına
geleni söylerse, devlet olmaktan çıkarız.
Devlet'de kuvvet ve görev ayrımı vardır ve bunlar
hizmet yasaları ile
belirleniyor.
Hocam,
bir yanlışlık
olmasın, Kaya'nın değil Feraye'nin kürtajı...
Gürkan
Bey, biraz önceki
ön-sohbetimizde, düşecek olanın da "Kaya"
olduğunu söylüyordunuz, bir kaya düşecekmiş, diğer
kaya yakalamış, mesele bu
değil mi?;Kaya'dan Kaya gelmiş, "Kaya the
third", tam düşecek iken, ikinci Kaya
kurtarmış, yanlış yapmıyorum.
Kaya'ları,
kayalara
çarpacağız, şimdi basına dönüyoruz.
Bu arada
Aydın
Doğan-Ertuğrul Özkök çiftine büyük bir teşekkür
borcumuz var, ne gazetecilik,
eskiden çocuk düşürmeler gizli olurdu, ayıp sayılırdı,
eksik olmasınlar, AKP "fahişe
devrimi" yapmıştı, fahişeliği tarif
olarak ilga etmişti, D-Ö de, "ayıpsızJık
devrimi" yaptılar.
Doğan-Özkök, bizi, kürtaj meselesinde, sur manchette,
bilgilendirdiler.
Demek ki çok önemli, yeni kızın hamileliğini
öğrendiğimize göre Kaya ile bu
kadının hangi gün hangi gece mercimeği fırına
verdiklerini de öğrenmiş
oluyoruz.
Ne yazık, Aydın Doğan-Ertuğrul Özkök, bu hamileliğin
hangi pozisyon icabı vücut
bulduğunu bize söylemiyorlar, söyleseler daha
heyecanlı olurdu ve dahi öğrenmiş
olurduk.
Kemal Tahir türkçesiyle, mümkünatı yok, bizi müthiş
merakta bırakıyorlar.
Ama
burada müthiş bir
sürpriz var..
Nedir
hocam?
Köylü
bunlar, diyoruz,
Kaya'yla bu kız köylüdürler.
Çünkü cinsel ilişkiden dolayı istenmeyen hamilelik
artık ancak köylülerde
olmaktadır.
Şimdi "ünlü çapkın"
Kaya bir daha
beceriksiz çıkmıştır ve ayrıca köylü çıkmıştır.
Bir kez de polisler çarşaflardan sperm toplamıştı...
Tek
müziğimiz, artık
türküdür.
Tek
dilimiz, argo'dur.
Tek
ücretimiz, asgari
ücret'tir.
Tek
grevimiz kalmadı ve
köylerde grev yoktur, artık işçilerimiz "efendimiz"
oldular.
Tek
ahlakımız,
ahlaksızlıktır.
Tek
halimiz,
utanmamak'tır.
Demek ki
hem, kaya gibi,
Avrupa'ya girdik ve hem de Hilmi Paşa'nın dediği gibi
"birinci
sınıf devlet" olduk.
Ve
böylece "efendimiz"
olduk, Mustafa Kemal Paşa.
"köylü efendimizdir"
demişti, izinden
gidiyoruz, hep birfikte köylü olduk.
Köydeki
köylünün "anasını belliyoruz",
ve "ananı al git lan"
diyoruz, şehirleri köy
yapıyoruz.
Peki
bununla ne
kazanacaklar hocam?
Çok
kazanacaklar, arak
tarifler yok, bütün tarifleri yıkıyoruz, şehir tarif
demektir.
köylüde ise tarif yoktur, bunu yapıyoruz.
Sürüleştiriyoruz.
Bu birinci sınıf devlet arak sürülerin omuzunda
durabilmektedir.
Bizans'ta sürüler, hipodromda, gladyatörlerin
birbirini öldürmelerini
seyrederek kendilerinden geçiyorlardı ve şimdi
sürüler, bir avuç insanın
birbirini düzmesiyle düzene bağlanıyorlar.
Doğan-Özkök de önce görüp bizi, kimin kimi şaaptığı
konusunda en önce haberdar
ediyorlar.
Bakın O
Hanımefendi,
Hulya Hanımefendi, bu arada, yine bir büyük ifşaatta
bulunuyor, "ben aşiret
kılayım, aşiretlerde erkekler, 3-4 evlilik
yapıyorlar" diyor.
Müthiş, ama Hulya Avşar'ın aşiret kızı olma tezi,
mutlaka "Türk Tarih Tezi"
kadar doğrudur, buna göre
bütün kavimler Türkler'den ve Hulya da aşiretten
çıkmışlar, demek ki "Hulya
Aşiret Savı", Türk Tarih Tezi'nden
daha eksikli değildir.
Öyle değil mi, ilk defa, aşiretinden bir ferdini ve
bir tek akrabasını
bilmediğimiz bir aşiret kızına rastlıyoruz, aynen
tarih tezi'dir.
Belleğim
beni
yanıltmıyorsa, bir ara bu kızı güzellik kraliçesi
yapmışlardı, o vücutla ve o
yüzle, o boyla, o popoyla, en güzel seçmişlerdi, demek
aşiretten saymışlardı.
Hulya'dan söz ediyorum.
Bir de şunu söyleyebiliyorum.
Hülya güzelse ben de Sharon Stone'um;
devamla, sonra evli çıkmıştı, söylememiş, evliliğini
de bilmiyoruz, tarih sırrı
misali saklıyor, kızı mı kardeşi mi onu da bilmiyoruz,
ama net bir gecekondu
kızı'dır, biliyoruz.
Amma ve lakin sezarın hakkını sezara vermek
yerindedir, koç misli erkeklerin
beğendiklerini tahmin edebiliyoruz.
Öyleyse ve özetle, bu hülyamızın, bir "Tarih
Tezi" olduğundan eminim.
İzin
verir misiniz,
Gürkan Dostum, magazin şimdilik yeterlidir, biraz
bilim yapalım.
Lütfen...
Benim
katkıda bulunduğum "sabetayizm"
disiplini, artık önemli bir
bilim'dir.
Bir, sabetayist, evde judaizmi uygulayan caddede
müslüman görünen olarak tarif
edilmektedir.
Ancak sabetayistler bazı islami kuralları da
uyguluyorlar, bunlardan birisi
çok-evliliktir.
Gürkan Dostum, sabetayizm'de esas "al hulya'dan
haberi" ilkesidir, sabetayist aşirette çok
evlilik var, Hulya bunu
kast etmiş olmaktadır.
Bilerek "Hulya" diyorum, ikincisi,
tekrarlayabilirim, benim Hülya üzerinde sabetayizm
araştırması yapmamın nedeni,
çok önceden "Kaya usturuplu
zina yapıyor"
vecizesi olmuştu ki tekrarlıyor.
Bu da Sevi'nin emirlerinden birisidir, zina ile ilgili
"usturuplu"
sözü sabetayizmde var, Sevi ve izleyicileri Yahudiliği
reforme ediyorlardı,
Sabetayistler'de "usturuplu
zina" ve "evlilik
dışı çocuk" mubahtır.
Hem Sevi ve özellikle yerine geçmek isteyen izmir'den
maruf bir Yahudi ki "Derviş
Efendi" adını almıştı, Kemal
Derviş'in ve Derviş Ailesi'nin büyük dedesidir,
onamastique'de "epynom"
da diyoruz, bu aileye, Derviş'ten
gayri "eriş", deriş, "bükey",
pekdeğer soyadlarıyla da rastlıyoruz, free-love
doktirinini savundular.
Sabetayistleri-miz, evlilik dışı çocukları, "kendi"
çocukları kadar benimsiyorlar, bir "kurum"
sayıyorlar ve hiç reklam yapmıyorlar.
Bunu, hem endogami'nin sakıncalarını azaltmak ve hem
de aşiretten yoksul ve
gürbüz genç erkeklerin Türk-müslüman kadınlarla cinsel
ilişki kurmalarının
önüne geçmek üzere sistematize ediyorlar.
Gürkan Dostum, şimdilik bu kadar, disiplinimiz derin
olmakla, bu konuyu
burada bırakıyorum, önemli bir literatür var.
Şimdi
reklam çağındayız.
Sabetayizm
Yahudiliğin
reformist yanıdır diyorsunuz ama öte yandan bu tip
ahlak dışı davranışları da
Sabetayizmle formüle ediyorsunuz.
Hem reformist hem de ahlak dışı bir dinsel alam.
İkisini aynı kefede nasıl tutacağız?
Hayır,
ben aynı kefeye
koymuyorum.
Sabetayizm Yahudiliği reforme etmeye çalışmıştır.
Pek çok ritüellerini kaldırmış ve bayramları
azaltmıştır.
Benim
söylediğim şudur;
şimdi tekeller ahlaki açıdan çökmüş bir Türkiye'ye
muhtaçdırlar.
Televizyonlar, diziler, eğlence sanayi, Hürriyet
Gazetesi ve diğerleri,
ahlaksızlığı yayıyorlar.
Benim söylediğim işte budur.
Buna eklediğim ise şudur;
televizyonlarda, dizilerde, reklam sektöründe,
magazinde, manken tayfasında,
çok çok büyük ölçüde, sabetayistler var.
Tekelleri altına aldılar.
Ünlü, "kimin eli kimin cebinde"
darb-ı meseli işte
şimdi bu tanrıcıklar için geçerlidir.
Ama kabul
edelim iki
melek var, birisi Hulya ve diğeri ise Gamze'dir.
Hürriyet Gazetesi'nin Gamze'nin bekaretini savunması
her türlü takdirin
üstündedir.
Yalanı yok, fantazisi yok, esrarı hiç yok, bir
Gamzemiz var ve artık iftiharla "ne mutlu Türküm"
diyebiliyoruz.
Bundan
bir sonuç çıkıyor;
komünizm, kapitalizmin temeli saydığı için evlilik
kurumunu yıkmak istiyordu.
Pek yıkamadı, şimdi sabetayizm, Türkiye'de,
komünizm'in yapamadığını yapıyor ve
evlilik kurumunu yıkıyor.
Ayrıca, küçük bir not, tekeliyet düzeni de
kapitalizmi kemiriyor ve burada
evlilik kurumuna ihtiyaç yoktur.
Batı da ve Amerika'da milyonlarla sürdürülen
işsizlik, ve bu nedenle de,
insanların iş için büyük deplasmanlara razı olması da
evlilik kurumunu
yıkmaktadır.
Peki
neden "Hulya"
diyorsunuz?
Çok güzel
bir "mezar taşları"
kolleksiyonum oldu, arşiv
demektir.
Benim dışımda başka bir kimsede olduğunu sanmıyorum.
Ölüm ilanlarındaki isimleri arşiv yapıyorum.
Bende var, Yahudilerimiz ölüyorlar, ilanları var,
burada isim olarak "Julya"
veya "Julia"
çoktur, bizdekilerin büyük çoğunluğu ise sefarad olup
Ladino konuşuyorlar, "J"
karekterini "H"
okuyor ve söylüyoruz, "sefarad",
İbrani'de İspanyol demektir, "Jose"
yazıyoruz ve "Hose"
diyoruz.
Demek ki "Hulya",
bizim
Yahudilerimizin de ismidir.
"Julya" yazıyor ve "Hulya" çığırıyoruz.
Nitekim dizilerin birinde Ulgen soyadlı birisi hep "Hulya"
çağırıyor..
Bu arada
not diyorum,
diziler, artık ibrani ismleri yayma atölyeleridir.
Avşar'a
gelince..
Kürt
ismiymiş!
Biz
Kürtçe biliriz, yavaş
yavaş unutuyorum, Paris'te inalco'da hem kirmanci ve
hem sorani tahsil ettim,
hangi Kürt Helin kullanıyor?
Hulya Avşar Kürt Yahudisi mi?
Anasının adı ne, galiba Emral'dı ve Hulya'nın kayın
annesinin adı ise
Gülümser'dir.
ilerdeki kitaplarımda yazacağım, Al'ları.
Bir çok Al'a geleceğiz, "el"
de ve
hatta "il" de oluyor.
Biz "avişar" da biliyoruz, "av", baba, efendi, "avi"
bizim efendimiz, tanrımız, "avram",
Avşar'in av'ı ile Koç'un ram'ı, abraham veya
avraham'ın ilk halidir ve ram
store'larındaki "ram",
"yüce" anlamına da
gelmektedir, "avram"
da yüce babamız, yüce efendimiz
anlamındadır;
"şar" ise şarkf dır, "şarkı bizim Allahımız"
anlamındadır ve
İbrani'de yaygınlıkla taşınmaktadır.
Devam
etmeden önce ben
sormak istiyorum, artık reklam ile diziler iç içedir,
son skandalin "kahramanları"
hangi dizideydiler..
Aliye!
Güzel,
ancak Aliye'den
önce Hulya'nın işini bitirmek istiyorum, izin verin,
lütfen.
Şimdi sırada ve önümde Hulya var.
Şimdi Hulya'yı tebrik etmek istiyorum.
Neden?
Bizim
Güney'de, Adana
dahil, zenginlik Varlık Vergisi'nden sonra başlasa da
asıl Kore Boom'u ile
yükseldi, pamuk, söz uygunsa, beyaz altın olmuştu.
"Hacı Ağa" tipi işte o
zamandan
kalmadır, Has'lar, Sapmaz'lar, hatta Sabancı'lar "Hacı
Ağa" idiler, görgüsüz zengin demektir,
Fransızca "parvenu"
tabir ediliyor.
Çocukluğum, Fransız sömürgesinde büyümüş biz
Halepli-iskenderun'luların en
büyük zevkimiz ve oyunumuz, sabancı'lar, has'lar ve
sapmaz'lar ile alay etmekle
geçiyordu, görgüleri kıt ve dilleri çok kabaydı,
hepsiyle alay ederdik, bir tek
Eliyeşil'leri ayırırdık.
Bunlar, yazın, bizim, İskenderun'un güzel yaylası
Soğuk Oluk'a gelirlerdi, daha
doğrusu hafta içlerinde eşlerini gönderir, kendileri
Adana'da barlarda sefahat
yaparlardı.
Kışları da sabancı, has, sapmaz kadınları,
Ermeniler'den kalma evlerde, cumbalarda
oturup, "kabul"
düzenlerdi.
Bunlardan birinde, aşağıda tozlu sokaktan, bir
otomobil geçiyormuş, bu
hanımlardan biri, hemen "ağna
bizim şevrole"
diyormuş, biraz sonra uzun ve kuyruklu bir otomobil
geçince, diğeri "ağna bizim
bıyık" deyu fırlıyormuş,
yarışıyorlar.
Sonra bir uzun cadillac, yarışta en önde olan odur,
hanımlardan birisi hemen
kaykılmış, "ağna bizim
gadillakh"
demiş, o gün kabul'ü kazanmak üzeredir.
Amma, diğer hanımlardan birisi, dayanmıyor, "hanım
bacım ağnadım gadillakh da, önde şöfer mahalinde
oturan sarışın kim ola"
deyince, gadillakh'lı hanım bacı hücumu anlamış,
bekliyor, derhal ve büyük bir
gururla, "o mu, o da bizim
metresimiz"
deyivermiş, bunlarda metres malı hane'dir.
Bunu bildiğim için, aşiret kızı Hulya Bacı'yı tebrik
ediyorum.
Nihayet bir metresleri de oldu;
güle güle kullansınlar, Hülya alttaydı üste geçti,
şimdi sınıf değiştirdi,
demek istiyorum.
Tebrik ile birlikte istimal etmelerini ve su-i
istimal eylememelerini
diliyorum.
Hocam,
Hulya konusunu
bitirdi iseniz..
Aliye'ye
gelince, "Aliya"
Ibraniyette ve Israiliyet biliminde
çok önemlidir, yükseliş demektir.
Hava şirketinin adı da "el-al"
olup, "al", Allah ve "el"
doğru manasına geliyor, "yükseğe
doğru"
anlamı var.
Aliya veya Aliye'de de yükseğe çıkmak demek olmakla
birlikte, İbrani tarihte
ayrı bir yere sahiptir.
Toplu halde, Filistin'e göç etmeye, Sion bir dağ
olmakla, çıkmaya, "aliya"
diyoruz.
Abdülhamit Dönemi'nde, İttihat-Terakki devrinde
aliye'ler çoktu;
Abdülhamit'in Siyonizm ile mücadele ettiği savı bir
yalandır, israel Devleti'ni
kuran ve çoğunluğu Rusya Yahudisi, Eşkanaz olan,
Yahudiler, Hamit zamanındaki
bu "aliyeler" ile
Filistin'e
yerleştiler.
Ben-Gurion misaldir, eşkanaz olduğunu biliyoruz.
İsrael
Devleti'nin
kuruluş tarihinde önemli kavram ve eylemleri, bizim
sabetayistlerimiz isim
yaparlar, sabetayistlerimizin toplu halde gömüldükleri
Bülbül Deresi'nde, eski
mezar taşlarında, kadınlara ait olanlardan en çok "rabia"
ve "aliye" olanlara
rastlıyoruz.
Bu dizinin adının da oradan gelmesi ihtimal
dahilindedir.
Diziler
bir şifre çözücü
görevi mi görüyor?
Bizim birkaç ay önce tespit ettiğimiz bir noktayı
internet siteleri yazdı,
Yanık Koza adlı dizinin logosu, Türkiye Sabetaycılığı
Hahambaşılığı diye bir
sitenin logosuyla aynı olduğu iddia edildi ve önemli
internet sitelerinde bu
tartışıldı.
Burada böyle bir formulasyon takip ediyorlar mı?
Tabi,
tabi isimlerin
hepsi İbraniyet'ten gelmedir.
"Sanem", Arabi'de put
demektir, hiç
kimse çocuğunu "put"
deyu çağırmaz,
amma, Gulben Ergen'in kocası Mustafa'nın kardeşi
Yılmaz Erdoğan'ın kızının da
adı Sanem'dir.
Bir de Türkiye'den göçüp Erivan'da yaşayan ve Çetin
Altan'a asistanlık yapacak
kadar yakından tanıyanlar, mektup yayınladılar,
internette var, Altan'a
sabetayist diyorlar ki, Aydın Doğan'ın hala maaş
verdiğine bakacak olursak
yüksek ihtimaldir ve torunu da "sanem"
adını taşıyor.
Türkçe hiç anlamı yok, Arabi "put"
anlamı var ve bizde isim olmaktadır.
Gülüyoruz.
Gürkan,
geçiş sorularımız
var, şu Çetin Altan'ın ahfadından şu medyadan maaş
almayan var mı, bu bir.
Peki maaş verecekler neden IQ'larını ölçmüyorlar, bu
ikidir.
Devam ediyorum.
Son
zamanlarda "Tuba" adı
da çoktur, her adımda bir "ebru"
var, Şikel veya Şekel, ibrani'da para
ve pul anlamındadır, "Tuba",
Yemen'de
bir Yahudi aşiretin adıdır.
Dizilerde isim seçimi ile "Büyük
Orta Doğu
Projesi" kurulmak üzeredir.
Bunu uzatmak istemiyorum.
Bunları bırakıyorum, şu meşhur oğlana gelmek
istiyorum..
Hangi
oğlana hocam?
Hulya'nın
oğlanı,
magazindeki oğlana, adı "kaya"
ve
babası da Kaya kendisi de Kaya, annesi de galiba
Gülümser'di..
Bizde baba-oğul aynı isim yoktur;
istisnaidir, demek istiyorum.
Judaizm'de
ve özellikle
sabetayizmde, rastlıyoruz, judaizm'in gerçek başkenti
bilinen New York'ta bir
Mehmet Oz var, ibraniyet'te "öz"
değil, oz'dur ve bu Mehmet'in babasının ve yeni doğan
oğlunun da adı
Mehmet'dir...
Kurtardıktan
da "Kaya" oluyor...
Gürkan
Dostumuz, ne çok
kaya var;
masonizmden ihraç edilmek üzere olan üstad-ı azamın
adı da, Kaya'dır.
Star'ı aldığı için öğreniyorum, Zaman Gazetesi'nin
sahibi da A.
Kaya, demek, Fethullah Hoca tayfasında da var.
Ayrıca bizde isimlerin cinsiyeti oluyor, judaizm'de ve
özellikle dias-pora'da
biseksüalite görüyoruz.
Cahit Uçuk'un kız kardeşi de "kaya"
adını taşıyordu.
Sabetayizmde "kaya",
hem kızlarımızın
ve hem de oğlanlarımızın adıdır;
peki neden, artık sümüklü böcekler sormuyorlar.
Biseksüel
isimlere çok
güzel bir örnek de, "esra",
aslı "esdra" ve "d"
çok zaman düşüyor, amma, bizde kızlar "esra"
oluyorlar.
Son düzmece skandalin mağdure'sinin de hem adı "esra"
ve hem de soyadı, "akkaya"
idi.
Pek sevdim, hem "ak"
ve hem de "kaya"
olunca, hemen kesip ayırıyorum.
Gürkan
Dostumuz,devam
etmeden önce yine bir soru daha sorabilirmiyim..
Buyrun
hocam?
Önceki
skandal kraliçesi
Gamze ile şimdiki Sanem arasında en büyük fark nedir;
bilemezsiniz.
Gamze Özçelik ile Sanem Çelik arasında, New York'da
doktor profesör Oz var, biz
"Öz" diyoruz.
Yine Hikmet Sami Türk ile Abayezid Öztürk arasında bir
"öz"
farkı buluyoruz.
Birisi "Türk" diğeri
Öztürk ve birisi "çelik"
diğeri ise "özçelik";
ne güzel, bizde Türk'ün de Çelik'in de öz'ü,daha
doğrusu oz'u var.
Bizde "ak" ve "oz"
çok çoktur, Ebru'ların birisinin soyadı "ak-el"
olmakla çok dikkat çekicidir.
İzin
verirseniz, kaya'dan
önce bu oz'u açıklamak istiyorum, Sabetay Sevi'nin bir
ara hapsedildiği yerin
adı "Migdal Oz" idi, "oz" , güç ya da kuvvet
anlamındadır.
Ama biz kuvvetten daha çok, "oz"
karşılığı, Farisi'den "tuvana"
kullanıyoruz, yapmak fiilinden gelmekle tam olarak "kuvvet"
anlamındadır..
Sizden
öğrenmiştik,
Rüştü'nün çocuğunun adı...
Evet, ben
"milli kova" diyordum,
Rüştü Reçber'den olma
ve Işıl'dan doğma, tuvana'dır.
Böyle olmasa, Rüştü'ye üçüncü ligde dahi kale
bekletmezler..
Şimdi
anlamış oluyoruz,
demek Gamze ile Sanem arasındaki fark "oz"
idi, ve o da "kudret"
demek olmakla,
rejisör rolüyle bu skandalda yerini alıyordu.
Anlaşılan diziler gitmiyordu, diziler gitmeyince, bir
skandal
patlatıveriyorlar.
Artık milletimiz skandal tutkunu oldu, Gülben'in porno
filmleri çıkınca "ekstra
fiyatı" yükselmişti ve Gamze de
internetlere yeni bir porno kraliçesi olarak düşünce,
biraz ağladı, "allah"
rozetleri taktı ve ekstra fiyatını
yükseltti..
Köylü
olduk, diyorum,
köylüler ve çocuklar, en çok ve çok zaman yalnız
gördüklerini beğeniyorlar.
Ne kadar çok görürlerse ve bir de başkaları görmüşse
bayılıyorlar.
Ekstra tarifesi yükselmektedir.
Diğer
oğlanımız,
Gamze'nin kendisine bazı organlarının fotoğrafını
çekip gönderdiğini iddia
etmişti, amma Ertuğrul Özkök'ün başında olduğu gazete
buna şiddetle karşı
çıktı.
Ben Ertuğrul tarafındayım.
Bu da mı
tiyatro?
Neden
olmasın, ekstraları
yükseliyor, yer mi bulamadılar;
ben bunları kesiyorum ve arşive koyuyorum.
Okuyorum, tuba'lardan birisi birlikte olduğu veya
evlendiği oğlana kızmış,
yirmi gün dinlenmeye yeni dünya'ya gitmiş, ekstradan
çok para kazandıklarını
öğreniyoruz.
Müthiş bir rant var, ben bunu yazıyorum.
Şimdi, put ile oz'un öpüşmek için yer bulamadıklarını
nasıl düşünebiliriz,
zavallılar, bir parkta öpüşüyorlarmış.
Bizim zamanımızda parkta öpüşenleri bekçiler
dövüyorlardı, burada öyle olmamış,
gazetelere ve kameramanlara haber vermişler.
Oz ile Put da kameramanlar gelinceye kadar
öpüşmüşler...
Tekeliyet,
bir top yekun
ahmaklaşma düzenidir.
Sonra
mağdure hanım
başladı konuşmaya, bütün baş spikerlerin karşısına
çıktı, konuştu ve konuştu.
On dakikada ayrıldılar..
Pompei'nin
son günleri
dahi diyemiyorum.
Hepsi sahte'dir.
Ak-ist
dönemde
iktidarlarını buldular.
Gürkan
Dostum, bir soru
daha, bir Recep Akdağ var, adı bir yerde bakan dahi
geçiyor, hiç duydunuz mu?
Aman
hocam yapmayın
Sağlık Bakanı.
Evet,
karısı da çarşaflı.
Ve üstelik soyadında da "ak"
var, bir "akkaya"
vardı şimdi, karşımıza bir de "akdağ"
çıktı.
Bakın bu akdağ, "aile
haftası"
düzenleyince, Türk ailesinin sembolü olarak bizim
Hulya'yı seçmişti.
Usturuplu zina'yı öven ve üç karı almayı mümkün ve
mubah sayan Hülya, karısı
çarşaflı ve zinaya ağır ceza getirmek isteyen Akdağ'ın
sembolüdür.
lş-te burası birinci sınıf Türkiye'dir.
Görüyoruz,
magazin
analizleri, en siyasal analiz olmaktadır..,.
Bunlar,
ak'lı ve su'lu
bir tayfadır.
Aksu, Zapsu hep bunlardadır, isim-bilimi ve bunların
etimolojisini
göstereceğim, hazırlıklarım tam olmakla birlikte
zamanını bekliyorum.
Şimdi
kaya'nın tarihine
ve etimolojisine geliyoruz.
Ancak isim-bilim ve mezar taşı okuması yapmadan tarih
yazılamayacağı görüşümü
tekrarlıyorum.
Ne demek;
bazı ahmaklar.
isim bi-lim'i benim icat ettiğimi sanıyorlar.
Her ciddi analizde.
isim bilim vardır;
Sabetay Sevi, analizleri, Gershom Scholem olmadan
yapılamıyor, üstad Scholem, "Sevi"
adı, sefaradlarda yoktur,
Eşkanaz'larda var ve dolayısıyla, sabetayizmin
kurucusu ispanyol değil Alman
Yahudisidir, demektedir.
As simple as this, buna bakacağız ve yine Scholem'de
de var, Mordehay adına
Türkiye Yahudileri "Menteş"
diyorlar,
bunu başka kaynaklardan da biliyoruz.
Bunu bilmeyecek miyiz, eğer bilirsek, Halil Menteş'in
Yahudi olup olmadığını
düşünmeyecek miyiz;
korku, cehalete açılan kapıdır.
Yakında
çıkacak "Gizli Tarih"
kitabımda da var, Varlık
vergisi'ni uygulayanlar da isimlere bakmışlar, on
ismi, "ecnebi" saymışlar, onlar da yemin ile
Türk-müslüman
olduklarını ispata çalışıyorlar.
Demek, isim-bilim benden önce var, ben sistematize
ediyorum ve Türk
isim-bilimini kuruyorum.
Bir,
bizim herkesin "Hungary"
dedikleri yere neden "magyar"
veya "macar"
dediğimiz pek merak ediyordum.
Franco'un çok değerli çalışmasından öğrendim,
Eşkanazlar "magyar"
diyorlarmış, onlar getirmişler,
Bunu bulduğuma sevindim.
Franco'dan Eşkanazlar'ın "alaman"
sözcüğünü
ve bir de "zalma"
adını getirdiklerini
çıkardım ki pek hoşnut oldum…
Neden?
Önce not
ediyorum,
Franco'nun, "Essai sur
l'histoire des Israelites
de PEmpire Ottoman depuis les origines jusqu'a nos
jours", 1897
tarihinde yayınlanmış, son derece yararlıdır.
Bura-da,sanıyorum, sinagog kayıtlarına dayanılıyor,
Osmanlı sultanları hakkında
da bilgiler var.
Bunlara bakmadan Osmanlı tarihi yazımının eksik
olduğunu söyleyebiliyorum.
Devam ediyorum.
Çok
basit, karza'dan,
karzai, kara'dan, karay ve zalma'dan da zalmai veya
zalmay çıkıyor;
demek ki zalmay halilzad'ın, ikincisinin, haliloğlu
demek olduğunu ekliyoruz,
bir Afgan Yahudisi olduğu sonucuna yaklaşıyoruz.
Eğer yaklaşırsak, Abdullah Gul'ın Zalmay'ın koluna
neden bu kadar kolaylıkla
girebildiğini daha iyi görüyoruz.
Zalmay,
Refik Halit
Karay'daki Karay'daki benziyor, öyle mi..
Evet.
Gürkan Dostum, şimdi, isim-bilimi küçümseyen bazı
ahmaklara güzel bir ders
vermeme izin verin, "mısır",
bingöl,
bitlis, mardin, erbil, seville karşılığı "sevil"
misli isimler ve bu arada "england"
türü soyadlar, hep judaizm çağrıştırmaktadır.
Öyleyse, bir, Irak'ta Ebu Garip'te işkencecisi
bayan-asker England'ın Yahudi asıllı
olma ihtimali çok yüksektir, iki, Washington, Irak'a
hep Yahudi asıllı memurlar
ve komiserler atamıştır.
Gardner, Bremmer bunlardan bilinenlerdir.
Şimdi Zalmay Halilzad var, ve deşifre ediyorum.
Üç, Irak işgalinin mimarları sayılanlar, Türkiye'den
madalyalı Bernard Levvis,
Birand'ın ve Çandar'ın "yakın
dostu"
ve istanbul'da Koç'un ev misafiri Wolfowitz, Perle,
Zalmay Halilzad, ve diğer "neo-con"
tayfası hep Yahudidirler ve Likud
Partisi'nin Amerikan kolu sayılıyorlar.
Dört, Irak işgalinde yer alan, "Türk asıllı
Amerikan" askerleri, Yahudi asıllıdırlar, her
zaman
kanıtlayabilirim.
Altı;
Irak'taki katliamlarda Yahudi kinini görüyoruz.
Yedi,
daraltarak
söylüyorum ve sadece Hiram Abas'ı anıyorum, yetmişli
yıllarındaki solcu
katliamlarında israel kini çok belirgindir.
Tarihinde ilk kez Türk aydını ve solu Arap yanlısı
olmuştu ve kin duydular.
"Hiram", Yahudiler'in
taşıdığı isimler
arasındadır.
Diğerlerini zamana ayırıyorum.
Sekiz, 12
Eylül
Darbesi'nde en çok İsrael parmağı var.
sola ve aydınımıza ve cumhuriyete büyük kin duydular.
Belki de büyük Israel anlamındaki büyük orta doğu
projesinin temellerini
attılar.
Hocam bir
noktaya mı
varmaya çalışıyorsunuz?
Okuyucularımızdan gelen maillerde de merak edilen
ibranilerin kendi içlerinde
nasıl ayrıldıkları konusu...
Az önce Sabetay Sevi'nin isminin Aşkenazlarda
kullanıldığını ifade eden bir
kaynaktan söz ettiniz, aynı şekilde Zalmai isminin de.
Aşkenazlarla Sefaradların ilişkisini ve
Sabetayistlerin burada konuşlanmasını
bize biraz açar mısınız?
Ah
sevgili Gürkan, ben
habire yazıyorum ve konuşuyorum, sen hep soruyorsun,
güzel de, "kenan"
adının "erez
Israel" demek olduğunu ihmal mi ettim, Batı
dillerinde "canaan"
yazılıyor, iki "a", "aa",
tek a'dır, ama uzun söylenmesi gerekiyor;
talat'ı da "talaat"
yazarlar, biz genel
olarak, tek a'ları e'ye çeviriyoruz.
Aslı "buland" olmakla,
ki "ram" veya "yüce"
anlamına geliyor, biz "bülend"
yapıyoruz.
Judaizm'de, bizim toprakların bir bölümüne de "kenan"
diyorlar, biz başka "kenan"
da
biliyorduk, ama, unuttum.
Gürkan,
onların kini
varsa, bizim de inadımız ve bilimimiz var.
Ben beş taş oynamıyorum.
Efendim
gayet açık, ben
ne yaptım?
Gittim iki roman üzerine Türkiye' nin çok çeşitli
yerlerinde konferans verdim.
Brigitte Peskine'nin iki romanı yayınlandı.
Çeviride bazı bozukluklar ve gizlemeler var, ama,
özellikle yeni bilgi
edinmekten korkanlara kuvvetle tavsiye ediyorum.
Farhi'nin Genç Türk'ü de okunabilir, Türkiye Yahudisi
bu ikincisinin benim
çalışmalarımdan çok yararlanmış olduğu izlenimini
edindim.
Rifat Bali de okumalıdır ve şimdiye kadar yazdıklarını
savunmalıdır.
Bu romanlarda, Türkiye'deki alyansist-siyonist ve
sefarad-eşkanaz çatışmasını,
bunun boyutunu çok iyi görüyoruz..
Sabetayizmde
isim, bir
paralo'dur
Kapıları,
paralo-isimleri
ile çalıyorlar.
İsim uygunsa açıyorlar.
Üstad-ı Azam Ak'ı ayırmış ve apostrof koymuş ve ondan
sonra Türkçe'ye aykırı
olarak "in" ekliyor, "Ak'in" oluyor.
Bu "Ak" niye bu kadar
önemli, neden bu
kızın adı Esra Akkaya, "Ak-el"
var,
anlıyorum, "Tanrı'nın Ak'ı"
demektir,
ama, neden Büyük Kulübün başkanının adı Duran Akbulut?
Aşk,
Devrim ve Bilim
Ayrıntıdadır
Sanıyorum,
Milliyet'te ve
Masonların yeni üstad-ı azam Asım Hoca, bir profesör
ki adını böylece duyduk.
Tard ettiği Üstad-ı Azam Kaya Paşakay ile birlikteler,
gazeteler, adını "Asım Akın"
olarak yazdılar.
Ama yeni üstad-ı azam adını "Asım
Ak'in"
olarak yazıyormuş, öğrenmiş olduk.
Demek ki
ak-istlerden
gayri bir de mason başı ak'ı ayırıyor...
Türkçe de apostrof yoktur.
Ayrıca Türkçe'de ses uyumu var, ak'tan sonra "i"
değil "ı" geliyor, biz
hiç "akim" demiyoruz,
"ak'ım
derken bok'um diyoruz".
Türkçe'de "al-kin"
yoktur, "alkın" var,
Erdoğan Alkin ve ahfadını,
analiz etmiştim, İbrani'de "halkin"
var, demek h'yi yutmuşuz ki yutuyoruz.
Hemrah değil, Emrah veya Mehmet değil Memet diyoruz.
Görüyorsunuz, isim-bilimi ve sabetayizmi reddetmek,
artık Türkiye'yi bilmeyi
reddetmektir.
Demek ki "alkın" değil
"alkin" olursa, baba ve
iki oğul profesör
oluyorlar ve bütün televizyonlarda sütun başı
çıkıyorlar..
Sabetayistler
burada
nerede hocam?
Sabetayistler
çoğunlukla
sefarad, daha doğrusu ispanyol Yahudisidirler.
Bizim manken kızlarımızın, spikerlerimizin, yeni dizi
kızlarımızın ispanyol'a
benzemeleri bu nedenledir.
Şimdi moda "nehir"
veya "ırmak" adlarının
asıl karşılıkları judaik
onomastique'de var, yüzleri ispanyollara benzerler.
Bizi ilgilendiren tarafı israil'i Aşkenazlar kurdular.
Sefaradlar İsrail'de rahat etmezler.
Türkiye Yahudjlerinden önemli adamlar israil'e
gitmemiştir, çok yoksullar
gitmiştir.
Hala da yoksuldurlar.
Az önce
Wolfowiu'e
VVolfovviç dediniz.
Yahudi.
Polonya
Yahudi'si ve
Aşkenaz mı?
Tabi,
tabii "Oviç" Slav
dillerde "Oğlu" demektir.
Bu arada Turan Yavuz'un yeni yayınlanan "Çuvallayan
ittifak" kitabını da önemli buluyorum.
Yavuz da, Zalmay'ın bu çete içinde olduğunu teyid
ediyor.
Bir de VVolfoviç için, Türkiye ile ilgili
tartışmalarda "Kuroğlu" dendiğini de kaydediyor,
Amerikan tarafı adını
böyle Türkçeye çevirerek şifre yapıyormuş ki çeviri
yerindedir.
Turan Yavuz, meşhur çuval operasyonunu da
VVolfovvitz'in tertiplediğini
kaydediyopr ki, doğruysa, Yahudi ve israel kini'dir.
Halilzad'a
gelince, aslı
aslı "zade" olmakla
beraber, Aydın
Doğan kızına "hanzade"
demişti ki bu
ad "hanzad" olarak da
kullanılıyor.
Yakın zamanlarda böyle bir kadın adını arşive koydum,
kocası ölmüştü, Kaya
Baban, burada da "kaya"
var ve biz
Baban'ları Kürt Yahudisi telakki ediyoruz.
Eski bir iran dili olan Sorani'da "han",
hanım anlamındadır, "hanzad"
veya "hanzade"
hanım-kızı, manasına gelebiliyor.
Afgan'ların bir bölümü de bugün iran'da kullanılmayan
eski Farsça konuşuyorlar,
Halilzad ve Hanzad, eski Iranca'dan gelebiliyor.
Zalmay'ın da Eşkanaz olma ihtimali var.
Demek ki
her yerde "kaya" var,
seçimlere girerken ak-ist
İstanbul başkanı nı da kaya'lı idi ve sebatayist
olduğu ileri sürülüyordu.
Şimdi ibrani karşılığı "ram"
idi, Yüce
Meclis'tedir.
Hiç
ilgisi olmadığını
düşündüğümüz bir ülkeden Paraguay'dan bir meslektaşı
Abdullah Gül'U geçtiğimiz
günlerde ziyaret etti.
O da tıpkı Arjantin Devlet Başkanı El Turco Carios
Menem gibi açıkladı "benim de
dedem Osmanlı pasaportu taşıyordu, biz de
Osmanlıyız" dedi ve sıcak diyaloglar
kurulmaya çalışıldı.
Paraguay gibi Latin Amerika ülkelerinde yaşayanların
Osmanlılığında Birgitte
Peskine'nin kitabından harekede oraya çok sayıda
Osmanlı Musevi'sinin gitmiş
olmasıyla bağlantı kurabilir miyiz?
Galatasaray'ın Kolombiyalı kalecisi Mondragon da aslen
Lübnanlı ve Osmanlı
olduğunu söylüyor!
Osmanlı
topraklarından,
izmir'den, Selanik'ten, Latin Amerika'ya çok fazla
Osmanlı tebası gitmiştir.
Nitekim Brigitte Peskine'nin "Rebecca"
romanının kahramanı, Rebecca'nın kocası Maurice Chemsi
de bir "dönme" olup,
Pekin'e "dönme"
sözcüğünü kullanıyor, o da Mısır'dan
gitmişti.
Benim yeni bir dostum var, çok bilgili, Latin
Amerika'da çok sayıda "sabuni"
soyadlı aile bulunduğunu haber
veriyor.
Ben de yeni kitabımda, Latin Amerika'da çok sayıda "tayyip"
adını taşıyan Yahudi olduğunu gösterebileceğim.
Orada çok sayıda Osmanlı topraklarından giden Yahudi
ve sabe-tayist var.
İsmail Cem'in de bakan iken oğluna aldığı kızın Latin
Amerikalı bir sabetayist
olması ihtimalini daha önce not etmiştim.
Kuşkusuz
"Türk" olanlar az;
ancak, üst kimlik-alt kimlik tartışmasının ne kadar
cehalet üzerine kurulu
olduğunu daha önce de kaydetmiştim.
Osmanlı'dan, "Türkiye"
olarak
biliyorlardı, gidenlerin hepsine "Turko"
diyorlar.
Bu her yerde böyledir, devletin orijin devlet adı, ilk
ad'dır.
Yalnız,
bizden gidenler
orada hep "ayak işleri"
yapmışlar ve
zamanla ayak-işleri yapanların hepsine, Türkiye'den
gelip gelmediğine bakmadan,
"El Turco" diyorlar.
Böyle bir gelişme ve karışıklık da var.
Kaya
Kaya'dır, Kaya'nın
Babası Kaya'dır, oğlan Kaya'dır.
Mason Üstad-ı Azam'ı ihraç edilen o da Kaya o zaman
bilimde niye bu kadar Kaya
dersiniz?
Çok basit, ben şimdi Kaya'ya baktığım zaman bir
bilimdir istisnaları olur ama
Kırım'dan gelenlerin çoğu Kaya adını kullanır.
Hafif Tatariş olurlar.
Bulut'u çok severler, Şahin'i çok severler, Giray veya
Geray kullanırlar ama
biz Kaya'dayız.
Coğrafya
mı?
Çok kesin
söyleyemeyiz,
Kuzey Afrika'dan gelenlerde "duran"
adını görüyoruz, bunlar, Doğu Akdeniz sahillerine
yerleştiler.
Karadeniz'in öbür yakasına gelenler ve göç edenler de
karadeniz'in bizim
sahillerine yerleştiler.
Rize'de çok yahudi buluyoruz.
Nedir bu
Kaya?
Kırım'da bir semt vardır.
O semtin adı Sıla-ı Cıfıt'dır ve çoğu buradan geliyor.
Yüzlerinde tatariş ifade hala var ve Kırım'a ve bu
yere bağlılıkları var.
Arman Kırım da, Kırım'dan gelmiş olabilir...
Bildiğimiz
çıfıt
anlamında mı?
Evet, "çıfıt";
ancak izin verin bu sözcük üzerinde durmak için
zamanımız yok, cıv-ıd, civ-it
olarak düşünün.
lütfen ve Fransızca juif, İngilizce jew, ki "cıv"
diyebiliyoruz, demek yakınlar.
Küçümseme yok, "çıfıt
çarşısı", Yahudi
Pazarı anlamındadır.
Kırım'da
sıla-ı cıfıt'ta
yaşıyorlardı, Çıfıt Kalesi veya Çıfıt Kayası
anlamındadır.
"Kale" soyadını da
taşıyorlar, fakat
daha çok kaya'yı seviyorlar.
Doğrudan
doğruya sela
veya sıla var;
sela'yı selah yapmakta hiçbir sakınca bulmuyorum.
Selah Birsel ve Korutürk'ün büyükelçi oğlu buradadır
ki Selah Cimcoz'u karakaşi
olarak biliyoruz.
"Sıla" son modadır.
Bu arada
bir not daha,
Arabi, Farisi, ibrani konsonantal dillerdir, çok zaman
sadece konsonları
yazıyoruz, sela için "si"
yeterlidir,
dolaysıyla "s" ve "I" varsa, "aslı"
diyebiliypruz.
Böylece "aslı"
modasını, Gülse
Birsel'in, kendisine rol biçerken "aslı"
adını seçmesini de anlayabiliyoruz.
Aslı, sela ve dolayısıyla kaya'dır ve buradayız.
Judaik
onomastique'de bir
de doğrudan çeviri ver, hayim'i, Batılılar "vi-tal",
biz "can" veya "hayat" ya da "hayati"
yapıyoruz ki bu "vitali"
taklididir,
isak ise "gül" olmakla
güler, ya da
gülen uygun düşüyor.
Kaya'nın anasının "gülümser"
ve
İzmir'den Birsellerden Murat'ın eşinin "Gülse"
adını akla getirebiliyoruz.
Sela-ı
Cıfıt'tan demek ki
"sela" ve böylece
kaya'ya geliyoruz;
demek ki "selah" eril
ve aslı dişildir
ve "kaya" ise
homoseksüeldir, cins
ayırmıyor, anlamında kullanıyorum.
Ve böylece "kaya"
adına dinsel
bağlılığı açıkladığımı sanıyorum.
Kızları
da "zehra" idi ki,
tamıtamamına İbrani "zohar"
karşılığıdır;
zehra veya zohar, Kabala'mn en temel kitabının, sefer
ha-zohar, adı oluyor.
Sistem tamamdır.
İşte
böyle, magazin mi,
bir skandal-dan diğerine koşuyoruz, .
gazeteler her gün birini icat etmek zorundalar, artık
başka yolla halkı
uyutamayacaklarım anladılar, artık buna skandal
manage-ment diyoruz.
Eskiden bir söz vardı, "ne
atom bombası ne londra
konferansı", artık yeter ki birbirini
sapsınlar ve yeter ki
öpüşsünler ve yeter ki yapsınlar, D-Ö bir fotoğrafçı..
Kamera da
vardı, sadece
fotoğrafçılar değil.
Bunlar
kamera gelinceye
kadar öpüşmüşler, beklemişler kamerayı.
Anlatılanlara kimse inanmaz.
Günlerce toplumu bununla meşgul ediyorlar.
Mağdure'ye bakıyorsunuz, kadıncağız, ne demeçler
veriyor, mutlu oynuyor,
televizyonlara gidiyor.
bazı spikerler bunları alıyorlar.
saatlerce, toplumu zehirlediklerine inanıyorlar.
Toplumu bunlarla zehirlemekten başka meseleleri ve
çareleri yok, açlığınızı
unu-tun.
grevsizliğinizi unutun,maaş alamamanızı unutun,
Musul'un elden gittiğini
unutun, Diyarbakır'ın gittiğini unutun, her şeyi
unutun...
Sorular
var.
Cevapları
da var.
Beklemek yerindedir.
Yeniden
seçilen...
Evet,
Büyük Klüb'e Duran
Akbulut yeniden seçildi ve Yağız Dağlı, kaybetti.
Buna da geleceğiz.
Şimdi teoremleri sıralıyorum.
Bir:
Her Büyük Klüp üyesi mason değildir, belki eşantiyon
misli mason olmayanlar da
var.
Ancak,Büyük Klüp, Cercle d'Orient, içlerine kadınları
da üye olarak aldıkları,
masonizmin açık örgütüdür.
İki:
Her mason, sabetayist değildir.
Ancak masonizmin yönetcileri sabetayisttirler.
Masonizm, sabetayizmin cephe örgütüdür.
Bu
teoreme göre hem Kaya
Paşakay'ın ve hem de Asım Ak'in Hoca'nın sabetayist
olduklarını
düşünebiliyoruz.
Ama sadece düşünüyorum.
Üç:
Ak'ı ayrı yazmaya ak-istlerden sonra bir de mason
başının çok önem verdiğini
bulmuş oluyoruz.
Masonluk
Türkiye'de
Yahudiliğin ve Sabetayizmin cephe örgütüdür.
Büyük Kulüp ise masonluğun açık yüzüdür.
Bunların üçünü birbirinden ayırt edemeyiz.
Masonların hepsi İbrani asıllıdır, diyemeyiz, birkaç
tane Elen vardır, birkaç
tane Ermeni asıllı vardır, birkaç tane Türk-Müslüman
vardır.
Ama masonlukla sabetayizm çok büyük ölçüde aynıdır,
demekte de hiçbir sakınca
yoktur.
Tabi sabetayizmin dışında varolan Yahudilerimiz de hem
masonik örgütte ve hem
de Büyük Klüp'te varlar.
Türk,
Ermeni, Elen var
dediniz.
Bun-ların masonluğun altında bulunmasına karşın
yükselme yada yönetime gelme
imkanları var mı?
Bakın
daha önceki üstad-ı
azam Akev'di.
İbrani asıllıdır.
Masonların ilk üstad-ı azamı Talât Paşa ibrani
asıllıdır, bunda artık bir
kuşkumuz yok.
Bu Ak'in de çok büyük bir ihtimalle Ibrani asıllı
olduğunu düşünüyoruz.
ihraç edilen Kaya Paşakay'ın şimdiki eşinin adının "Rabia"
olduğunu okuduk..
Paşakay
da böyle çıkıyor.
Demek ki Mason örgütünü yönetenler, Süleyman
Demirel'e, mason olmasına karşın "değil" kağıdını veren
Necdet Ege-ran dahil,
İbrani asıllıdırlar.
Sabeta-yizm masonizmin, masonizm de Büyük Klüp'ün
yönetimini başkasına
vermezler.
Yağız Dağlı kazansaydı, bu teorem yine bozulmayacaktı;
demek ki kuralları çıkarıyorum.
Şimdi Duran'a gelebiliriz.
Elif, evinize temizliğe gelen bir kadınsa,
Türk-Müslümandır.
Ama New York'ta yükselmiş bir kadınsa, hele bir ayağı
Amerika'da bir ayağı
Bilgi Üniversitesi'nde veya bu konferanslarda bir Elif
ise, çok büyük bir
ihtimalle ibrani asıllıdır.
Aynı şekilde köydeki dokuzuncu oğlan "duran"
ise, Türk-Müslümandır.
Amma, Filiz Akın mahdumu İlker Inanoğlu'ndan ayrılma
ve Moris Kohen ile evlilik
yolunda bir Duran ise, büyük ihtimalle ibrani
kökenlidir...
Peki Duran Akbulut.
Simon bin
Duran adını her
yerde kullanıyorlar.
Duran
Beyefendi'nin
Karadeniz'in öbür kıyısından gelmiş olması ihtimali
yüksektir.
İstanbul doğumlu, ailesinin Karadeniz'den geldiğini
tahmin ediyorum.
Bu
Guzi'nin bundan önceki
yattığı insan Filiz Akın'ın oğlu idi.
Filiz Akın'ın ne olduğunu bilemeyiz.
Uzun müddet Paris'te idi ve Lübnan'lı görünen bir
ibraniyle yaşadı.
Sanıyorum.
istihbaratçı idi, Mossad'tan olabilir.
Aynı zamanda Emel Sayın da bir Yahudi ile görünürde
evlilik yapmıştı,
Mossad'tan olduğundan kuşku duymuyorum.
David
Youhannes.
Sanıyorum.
Filiz Akın da sonradan bir istihbaratçı ile evlendi..
Sönmez'i
çok severdim.
Bir ara, kokteyllerde tanıştık, diyordu, Filiz,
Paris'te Lokantacı ve Sönmez
Koksal Strasbourg'ta büyükelçiydi, sevdiğim için
izliyordum.
Arkadaşımdı, entel-lektüeldi, benim takımımdaydı,
sonra Demirel'in takımına
geçti, mit müsteşarı olmasını Demirel istemiştir.
Paris
nerede Strasbourg
nerede, tgv ile beş saat...
Demirel'e gidince Sönmez, zekasını yitirmeye başlamış
ve buna kokteyl evliliği
diyemeyiz.
Sönmez'i
bırakalım, tatlı
tatlı konuşalım, Tatlıses'in istihbarat bağlantısı var
mı, varsa ne veriyor,
işte mesele budur.
Sümüklü böceklerin bunlar düşünebileceklerini
sanmıyorum.
Yoksa, yok olabilir, amma sauna şebekesiyle birlikte
tutuklanmamasını
açıklayamayız.
Hocam hem
Elif var
dediniz hem de Şafak'tan söz ettiniz.
Elif Şafak'ın yeni romanı çıktı, bu vesileyle de bütün
medya kuruluşları aynı
gün yoğun bir ilgiyle Elif Şafak'ı davet ettilerAma
orada ilginç olan şu;
Elif Şafak Yalçın Küçükten aşina olduğumuz bir lafla
bir gazeteye manşet olmuş "Bir
ülkede mezar taşları okunmuyorsa o ülkede tarih
eksik yazılıyordur" Ne oluyor, Elif Şafak
tarihi öğreniyor mu
sizce?
Tarihi
öğrenemezler ama
bu kadarını öğreniyorlar.
Ben bir
de "isim-bilim olmadan tarih
olmaz" diyordum.
Gürkan, Elif Şafak, beni sadece onomastique olarak
ilgilendiriyor, Elif, adını,
olduğu türden Ibraniler de kullanıyorlar.
Şafak'a gelince, aslı "şahar"
olup biz
"seher" diyoruz ve bunu
"tan" ve "şafak"
olarak da söylüyoruz.
Bu, Elif
Şafak'a ders
olsun..
Kerameti adında ve soyadındadır.
Ancak bu Eyüp bulabilir, incil'de "Jop"
olarnl geçiyor.
Eyüp Can, olmalı ki "Can"
adından çok
söz etmiş bulunuyorum.
Elif Şafak'a bu dersten sonra aynaya bakmasını
öneriyorum.
Masonluğu
daha
bitirmedik, şu resimdeki kim?
Bu Sevgener'e pek bayılıyorum.
Sevgener mi, Sevi'yi çağrıştırıyor, adını hiç
duymamıştık, Asım Ak'in, masonluk
genel sekreterliğinden atınca öğrendik, muhasebeci
imiş, ama yüksek bir mason
olduğunu bilmesek öğrenemeyecektik.
Neyi?
Asıl
mesleğini!
Sait Sevgener, doğuştan dekan ve rektörmüş,
çilingir-rektör diyebiliriz,
Kıbrıs'ta ve İstanbul'da rektör aranınca Sevgener'i
buluyorlar.
Daha önce Cumhur Ferman'ı da kayd etmiştim, sabetayist
ve büyük mason olduğu
için hep dekanlık ve rektörlük yapıyordu.
Bu makamlar ve hiç kuşkusuz profesörlük, bunlarda
babadan oğula geçiyor.
Erdoğan Alkin'in tüm oğulları, Ferman'ın oğlu, Osmanlı
tabiri ile beşik
uleması'dırlar, doğdukları an profesör atanıyorlar.
"Seçilmiş" diyoruz.
Şimdi
Gürkan Dostum, sana
bir albüm göstermek istiyorum, bu kim..
Duran
Akbulut, bu yıllık
mı?
Hayır
efendim, şimdi size
albümden bir resim daha göstereceğim.
Bu yıllık değil, biz demek ki bilimsel çalışıyoruz, "onların
Mit'i varsa, halkımızın da Yalçın Küçük'ü var"
diyorum.
Bu, Büyük Kulübün üye defteri...
Ne
diyorsunuz hocam?
Bu kim?
Yağız Dağlı ikinci aday, kaybeden...
Ama
yanına mesleği ne, "sanayici",
birden bire "ünlü ceza
avukatı" oluverdi, bu matbuattır.
Bizde "ünlü ceza avukatı"
sınıfı
olduğunu ve kız-gazetecilerin de bunları tanıdıklarını
da öğrenmiş oldum..
Ama Cem
Uzan'ın
avukatıydı!
Tabii!
Ünlü olmasa da "sanayici-avukat"
veya "tüccar-avukat"
olduğu kesindir.
Ayrıca, Kafkasya'da "dağlı"
adını
Yahudi karşılığı kullandıklarını not etmiştim.
Şimdi bu
çok enteresan
Türkiye'nin en önemli derneklerinden birisidir...
Geçen hafta burada başkan seçtiler, kongre yapıldı.
Aytaç Yalman Paşam bir tarafta, Necati Paşam bir
tarafta, listeler yarıştılar.
Matbuat ve televizyonlar parti kongresi saydılar.
Bunlar
belge, Büyük Kulüp
üye albümünün bende olduğunu bilmiyorlar, bakın işte
Ajda Pekkan, Ajda da
üye...
Onun ön
adı neymiş?
Ayşe Ajda
Pekkan ki mükemmel
uyum var.
Bakın lütfen, pek çok Yahudimiz de .
Aaa işte size bir sürpriz;
Aydın Doğan!
Ne yazıyor?
Tüccar ve adrese bakın, Sirkeci.
Demek üye olduğunda Sirkeci'de taksitle Koç'un
beyazlarını satıyormuş ve şimdi
dolar milyarderi oluvermiş, demek hakikaten birinci
sınıfız.
Daha neler var, kimler yok burada, Coşkun Kırca...
Bedrettin Dalan-Mühendis.
Adres neyi vermiş?
istanbul Belediye Sarayı!
Demek ki Belediye Reisi olduğu zaman olmuş.
Usul budur.
Ne demek?
Burada
hiç yarbay veya
albay üye göremezsiniz, ya korgeneral ya da
orgeneraldir.
Bedrettin Bey'i, belediye başkanı olunca kabul
etmişler, iktidarda olanları
alıyorlar.
Burada
kumar oynanıyor ve
bize gelen bilgilere göre iktidarda olan üyelerin
kumarda kazanmaları esasdır..
Ne demek,
isim verir
misiniz?
Vermem,
burada var ve
biliyorum.
Büyük Klüp, hile yapan kumarhanelerin tersidir,
yaparlar ve kazandırırlar...
Ne demek hocam, hep kazanırlar mı?
Kazanırlar.
çok kazanırlar.
Şansları, Büyük Klüp'te yaver gider, usûl budur.
Bırakıyorum.
Ben size
başka bir üye
göstermek istiyorum, lütfen siz de görün, ne
okuyoruz..
Berat
Akgerman...
Evet
bütün soyu üyedir.
"Berat", Sabetay
Sevi'nin son olarak
yaşadığı ve öldüğü kentin adıdır.
Sabetayistleri-miz kutsal sayıyor ve bu nedenle "berat"
adını alıyorlar.
Bir
talihsizlik, Tayyip
Erdoğan'ın da-matının adı da berat'tır.
Kitaplarımda var.
Bunu sadece bir tesadüf sayıyorum, her halde "beraat"
olacaktı ve nüfus memuru yanlış yazmıştır, diyoruz..
Bir de
Bülent Öztürkmen..
DPTden...
Hayır,
esas Mit'tendi..
Ama DPTdeydi.
Evet.
Hocam Büyük Kulübü bitirdiysek...
Büyük
Kulüp biter mi?
Burada kim var?
Sinyor Can Bartu, Bülent Ulusu, bir zamanlar Birinci
Ordu Komutanı Kemal
Atalay..
Büyük
Kulüp üyesi olmak
doğrudan bir deklarasyon anlamı taşır mı?
Efendim
bakın şimdi
göstermeyeceğim bu Büyük Kulüp'te kimler yok ki..
Burada benim dikkatimi çeken iki kişi var .
Bir, Serbülent Bingöl bir de Şahap Kocatopçu bunlar da
doğuştan Bakan'dırlar,
ikisi de, her askeri darbeden sonra bakan olurlar, siz
neye Bakan olduklarını
bilemezsiniz!
Ama böyle benim ki gibi bir defteriniz olursa
elinizde, bakarsınız, buradan
çıkarlar.
Görürsünüz.
Beyaz
Türkler-Zenci
Türkler ayırımı mı?
Gürkan
Dostumuz,
zamanımız kalmadı ve yorulduk.
Teoremlere dönebiliriz.
Sabetayistlermiz
hem "varız" diyorlar
ve hem de kendilerini
saklamak ihtiyacı duyuyorlar.
Sık sık kamuflaja baş vuruyorlar.
Bir;
"beyaz Türk-zenci Türk"
ayrımı bir
sabetayist icadıdır.
Bana bunu Nazlı Ilıcak'ın çıkarttığını söylemişlerdi,
çıkartmasa bile
yaymıştır, kamuflaj malzemesidir.
A-Nazlı'nın ailesi Ibra-da'lı olup, ibr-ada adı
üzerinde Ibr-ani yatağıdır.
Kızı "Aslı" oğlu
Mehmet Ali'dir, kendi
evliliklerini bilemiyorum, çocuklarını ibrani
asıllılarla ev-lendirmişti.
Bu, ak-istlerde Yahudi hegemonyasını gizleme amacına
matufdur, islamın judaize
olduğunu da saklamaya çalışıyorlar.
iki,
islamın kalvinist
olduğu iddiası da, islamın ve özellikle önemli
tarikatların, ibrani kontroluna
geçtiğini gizlemek içindir.
Daha önce de gösterdim ve müslümanlar arasında geniş
ilgi yarattığını duydum,
islamın kalvinizme ihtiyacı yoktur ve A.
Gul'un, Kayseri'de kalvinistler var, sözü pek çok
uydurmadır.
Şimdi buradayız.
Gürkan
Dostumuz Hayim
Naum'u bilirmisiniz;
biz alyansist hahambaşı olarak tanıyoruz.
Anadolu'da bir devlet olmasını istiyordu, oğlu Bernar
Naum, Vehbi Koç'un ortağı
ve torun Jak Naum, önce Koç Holding'in ve şimdi Aydın
Doğan'ın memurudur.
Hahambaşı Hayim, bir incelemesinde, Yahudiler'in hep
deniz kenarına ve su
yolllarına yerleştiklerini yazıyordu ki pek doğrudur.
Kayseri bir istisnadır, Kayseri'de her zaman çok
Yahudi yaşadı.
Ne önemi
var, demeyiniz,
lütfen.
Bazen Türkiye'de yüksek görev sandalyasına oturanlar,
başka yere değil, ya "Kayseri'ye
liman yapmak" ya da, "Kayseri'ye
deniz getirmek" vaadinde
bulunuyorlar.
Her halde bunun içindir, Yahudi tarihindeki bu
eksikliği gidermek
isteyebiliyorlar.
Güven vermek istiyorlar.
Neden?
Zamanımız
yok.
Ve üç;
"derin devlet" sözü de
bir sabetayist
uydurmadır.
Bana Cengiz Çandar'ın çıkardığını söylediler ki,
Çandar, yavaş yavaş
sabetayizmini de açıklıyor.
Les Derniers Deunmes filminde de oynuyordu ve
saçmadır.
Ülkede bir derin devlet varsa, bunlar sabetayistlerdir
ve ben açığa
çıkarıyorum.
Fazla
geriye gitmek
istemiyorum, a- başında Behçet Türkmen vardı, ve
İbrani asıllıdır, b- Ziya
Selışık vardı, İbrani asıllıdır.
c-Nurettin Ersin vardı, ibrani asıllıdır.
d-Daha düne kadar Şenkal Atasagun vardı, İbrani
asıllıdır.
Mit'ten söz ediyorum, mit'in dışında bir derin devlet
düşünemeyiz.
Biz "şenkal" adını düşünmekte
de aciziz, bizde
emir kipinde isim çok azdır ve "kal",
ise, "kahal" olarak da
yazılmakla
birlikte, biz, İtalyan Yahudileri'nde aldık, "kal"
diyorlar, sinegog veya cemeat demektir.
"Er-kal" da öyledir;
bir baba, doğan çocuğunun er kalmasını neden ister,
saçmadır.
Öyleyse,
derin devlet
yoktur ve varsa içimizdeki Israel'dir.
Ben,
Israel, Türkiye'de,
Israel'den daha güçlüdür derken, bunu kast ediyorum.
Bakın,
mgk'nu "demokratize ettik"
ve başına bir Alpogan
getirdik.
O da ilk iş olarak israel'e gitti.
Derin devlet, varsa, budur ve bu söz Türk Yahudileri
ile Kürt Yahudileri'nin
ortak dilidir.
Neredeler mi, Aydın Doğan, onlara, "yurt"
olarak, Radikal Gazetesi'ni verdi.
Derin
devlet şimdi habire
Ermeni Konferansı ve Kürt Konferansı tertip ediyor ve
habire bana
küfrediyorlardı.
Bir Ayşe Hur vardı, Aydın Doğan benim peşime takmıştı,
kimdir, bilmiyordum,
Kürt Konferansı'nda çıkmaz mı;
sevindim.
Derin
devlet varsa, artık
ajanlarını tanıyoruz.
Ajan,
memur anlamındadır.
Öyle kullanıyorum.
Geçen
sayımızda çok yankı
uyandırdı, sizin belki Yaşar Büyükanıt Paşa'yla soyadı
bağından hareketle
akraba olabileceğiniz dolayısıyla sizin anne
tarafından da sabetayist
olabileceğiniz tartışıldı.
Biraz da politik zemine çekmek istiyorum Şemdinli
İddianamesinde adı geçen
Büyükanıt'ı nasıl değerlendiriyorsunuz.
Askerle yargıyı karşı karşıya getiren bir süreç
yaşandı.
Bu süreçte de Hilmi Özkök'ün çeşitli açıklamaları oldu
durumu yumuşatmaya ve
dengelemeye yönelik.
Hükümetin tavrını, yargının tavrını nasıl
buluyorsunuz?
önceki sayıda savcının Fethullah bağlantısına da
dolaylı yoldan işaret
etmiştiniz, bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk
Bildirici ciddi bir
gazeteci,gerçi bazı monografi denemeleri yaptı,
biyografiler yazdı, onlardan
memnun olmadım, ciddiyetten uzaktı ve ciddi bir
gazeteciye yakışmıyordu.
Çiller'le ilgili yazdı, Mesut Bey'le ilgili yazdı,
Mesut Bey’in babaannesini
Kırım'dan getirdi, ama, İbrani olduğunu söyleyemedi,
bildiğinden eminim, herkes
biliyordu.
Van
Savcısı için de Van'a
gitti ve hemen "tarikatlarla
ilgisi yok"
raporunu , Kırşehir'e gitmesi gerekiyordu.
Gitseydi, Savcfnın soyadı galiba Sarıkaya'dır, Işık
Evleri'nin müdavimi
olduğunu bulurdu.
Van Adliyesi'nde Fethullah Gülen izleyicileri çoktur.
Siz de
kaydettiniz, her
halde üç veya dört ay önce, Fethullah Gülen'in Yaşar
Paşa'nın terfiini önlemek
istediğini deşifre etmiştim.
Bildirici, bunu, bildiremedi.
Genelkurmay
Deklarasyonu
bunu teyid etti.
Katılıyor
musunuz?
Ertuğrul
Özkök, bu
deklarasyondan korkmuş görünüyor, bunu yüksek
komutanlara değil de, genç
subaylara bağlıyor.
Bunlar, Ordu'yu hiç bilmiyorlar.
Siz buna
katılıyor
musunuz?
Ertuğrul
fazla kötümser
ve biz zıddız, o ölçüde iyimser değilim.
Kuşkusuz Ertuğrul kötümser olursa, ben iyimser olmak
zorundayım, Ertuğrul
üzülürse, ben seviniyorum.
Dipten
bir dalga için
henüz erken..
Peki
deklarasyona
katılıyor musunuz?
Artık
sadece pkk'yı
göremeyiz.
Orada Barzani de var ve bundan böyle, askerlerin
sözüyle "büyük tehdit"
Barzani ve Musul'daki
Kürdo-Judaik devletsi hal'dir.
Savcı Sarıkaya'nın en büyük dayanağı Mehmet Ali
Altındağ idi ve pkk ile savaş
halindedir.
Devlet tarafından beslendi, ama, devletin, Barzani'yi
beslediğini de
unutamayız.
Ben deklarasyonda, henüz, bu yanlıştan dönüldüğünü
görmedim.
Burada
bir nokta var,
İnsan Hakları'nı ben kurdum, benim aklımdan çıkmıştır.
Şimdi tam gericilerin elindedir, ikincisi, biz
Kürtleri ilerici yapmaya
çalıştık, Kürtler için değil, onları ileri yurttaş
yapabilmek için hapse
girmeye razı olduk.
Şimdi görüyoruz, Savcı Sarıkaya'ya destek çağrısı
yapanlar, gericidirler.
Demek ki başa dönüp yeniden başlamak durumundayız.
Deklarasyon
yüzeyde
kalmaktadır.
Peki
Gülen neden
Büyükanıt'a karşı çıkıyor?
Musul'a
dış işlerinden,
bir diplomat gitti, Oğuz Bey olmalı, Barzani'ye "kabul
ediyoruz" dedi, bunu Irak'tan ayrılacak
Kürdo-Judaik Devlet'in
kabulü olarak anlıyoruz.
Tepki çıkınca, "anayasa'yı
kabul ediyoruz"
dediklerini ileri sürdüler ki inandırıcı sayamayız.
Dış işleri anayasa'yı kabul ettiğini açıklamıştı;
ak-istler ve ne yazık ki Hilmi Paşa Hazretleri,
Washington projelerine uygun
bir biçimde, Musul'da Kürdo-Judaik Devleti kabul
ediyorlar.
Yaşar
Paşa'nın kabul
etmediğini sanıyorlar.
Kürtler
kendi içlerinde
de çatışma yaşıyorlar mı?
Çok açık,
Fikret Bila
istanbul'daki malum şahısların Kürt Konferansı'nı
analiz ederken, iki ayrı
görüş olmakla birlikte her ikisinin de, Türkiye
Cumhuriyeti'ne ters olduğunu
not etmişti.
Ayrıca bu Konferans'ta, uzun süren sessizliğini bozan
Beşikci'nin, Öcalan'ı
şiddetle tenkid ederken pan-kürdist bir ideolojiyi
seslendirdiğini de tespit
ediyordu.
Bu da çatışma anlamına geliyor.
Ancak ben fazla büyütmüyorum.
Şu anda politikada Öcalan ve ekonomide Barzani
güçlüdür ve zamanın ekonomide
güçlü olanın lehine çalıştığını biliyoruz.
Kaldı ki
Öcalan'ı tuttuğu
izlenimi veren Kürtler çok gerici oldular.
Peki
Hocam bütün bunları
birleştirirsek BOP dediğimiz aynı zamanda sizin
tabirinizle kullanıyorum.
Büyük İsrail Projesi midir?
İsrael'i
yaşatma
projesidir.
Türkiye
küçük parçalara
ayrılmadıkça bu projenin gerçekleşmesi ve yaşaması
imkansız görünüyor.
Bu konferansları düzenleyenlerin çoğunu Tip'ten
biliyorum, arkadaşlarım idiler.
Bunlar, bizim, Türkiye İşçi Partisi'nin, Türkiye'yi
parçalayacağını sanarak
bize geldiler, Aybar ve Boran, yenilemek istediler.
Bizi tahrip etmeye kalktılar ve şimdi başka yollar
arıyorlar.
Aslında,
Gürkan Dostum,
yüksek komutanlar da, bizden daha çok bunlara sempati
duyuyorlar.
Bizim değil, dramları buradadır.
Burada şöyle bir tehlike seziyor musunuz, dikkat
ediyor musunuz yani sizin
öncülüğünüzde açılan bu sabetayist tartışmalar
insanların ve bazı gruplann
işine geldiği gibi kullanılma eğilimi tehlikesi de
barındırıyor mu?
Örneğin Yaşar Paşa'yla ilgili hiç alakasız bir
tartışma çıkacağı sıra hemen
onun sabetayist olup olmadığı araştırılıyor ve size
geliniyor.
Ben bunu
bir tehlike
saymıyorum.
Bilmek, sakıncalı olamaz.
Ayrıca bu
ülkeye çok
bağlı sabetayistler var, hep tekrarlıyoruz.
Diğer
taraftan, Yaşar
Paşa ile ilgili yayınları tersine çevirebildik.
Burada
önemli olan Yaşar
Paşa'nın, futbol bağlantısı ile Aziz Yıldırım ve
diğerlerinden uzak kalmaya
itina göstermemesidir.
Aziz Yıldırım kim;
bir ordu müteahhitidir, bir "tit"
olduğunu hep yazıyorum.
Tekstil-lnşaat-Turizm, Türkiye'yi bu sektörler ve bu
zenginler bozuyorlar.
Faruk
Yalçın, Aziz
Yıldırım'ın dayısıdır...
Dolar
milyarderlerimizden...
Evet, siz
öyle
biliyorsunuz, benim kayıtlarımda, Süreyya Kız'ın
babası olarak görünüyor.
Yakında bu Süreyya Kızını, bir sabetayist oğlanla
evlendirdi.
O da ordu müteahhitidir;
orduya iş yaparak dolar milyarderi olmak mümkünse, bu
devleti yaşatmak kolay
olmayabilir.
--------------------
Necati
Doğru - Cibilliyetsiz
çıktılar!
Şeyh
buyurur.
Onlar uyarlar.
Soru sormazlar.
Neden, niçin diye düşünmezler.
Şeyh emir verir onlar yerine getirirler.
Şeyh
güldür.
Onlar
şeyhin yaprağı.
Güle
yalvarırlar.
Yaprağını
sahipsiz koyma!
Şeyhimiz bizi bırakma!
“Buldum hayatı şeyh eşiğinde…
Varam kul
olam şeyh eşiğine” diyecek
kadar şeyhe bağlıdırlar.
Akiller,
şeyh müridi
gibiler.
Şeyh
onları akil adam
yaptı.
9’unu tek
heyette
topladı.
Karadeniz
Heyeti…
Akdeniz
Heyeti…
Ege
Heyeti…
Doğu
Heyeti…
Böyle 7
heyet.
* * *
“Şeyhimiz niçin böyle yaptın” demediler
ve “niçin ben Orta Anadolu
Heyeti üyesi oldum da Doğu
Anadolu Heyeti’nde olamadım” diye sormak
akıllarının ucundan geçmedi.
Şeyh
Heyet Başkanı’nı da
seçti.
Başkan
Yardımcısı’nı da
şeyh seçti.
Heyetin
sekreterini de
şeyh seçti.
“Şeyhimiz sen heyetlerde kimlerin olacağını
seçtin, hangi heyetin
hangi bölgeye gireceğini de sen belirledin, bırak da
heyetin başkanı ve başkan
yardımcısını da biz 9 kişi aramızda
demokratik
oylamayla
seçelim” diyemediler.
Bu kadar
cibilliyetsizlik
olur.
Akil
adamlar fıtratsız
çıktı.
Fıtratsız
cibilliyetsiz
demektir.
* * *
63 akil
adamı incele.
Yazılarına
bak.
TV
söyleşilerini dinle.
Çok
demokrat
geçiniyorlar.
Özgürlükten
yanalar.
Ruhlarında
özgürlük
alevi!
Tepeden
inmeye karşılar.
Her tür
vesayete
tepkililer.
Diktatör
niyetlere
kapalılar.
Jakoben
tavırlara
dirençliler.
Eski
Marksist-Leninistler.
Eski
Milli Görüşçüler.
Süzme
sivil oğlu
siviller.
Kendilerini
“akil adamlar heyetinin bilmem
ne bölgesi temsilciliğine” tepeden
atayan Başbakan’a “izin ver
de başkanlarımızı da biz seçelim,
azcık demokratik olalım” diyemediler.
Çok
omurgasızlar.
* * *
Şeyhlerine
biat ettiler.
Biat
ettikleri için
seçildiler.
Onları
böyle “tepeden inme akil adam
seçen vesayetçi irade” yarın
bölgelere dağıldıklarında halka neler söyleyeceklerini
de yazıp ellerine
verecek.
İktidar belediyelerinin kiraladığı düğün
salonlarında
ya da lüks
otellerin konferans salonlarında karşılarına
getirilecek insanlara ellerine
tutuşturulmuş yazılı metinleri okuyacaklar.
Şeyh
söyleyecek.
Akiller
tekrar edecek.
Halk
tekrarı dinleyecek.
Tekrar
ede ede “Türkler ile Kürtleri
bölünmeye ikna” edecekler.
Ve tarihe barışı olgunlaştıran(!) şeyh müridi akil
adamlar olarak geçecekler.
* * *
Öcalan
önermişti.
Karayılan
da istemişti.
“Akil Adamlar Kurulu” oluşturulması
fikri
ilk önce PKK tarafından ortaya atılmıştı.
Akil Adamlar Kurulu, “Barışın
bedeli olarak PKK’ya
verilecek tavizleri halka kabul ettirmek” için
harekete
geçecekti.
Bugün PKK
şunu diyor:
TBMM yasa
çıkartsın.
Biz
yasayla çekilelim.
Akil
adamlar tek şeyh
seçti.
Fakat iki
şeyh var.
Erdoğan
ve Öcalan…
Akil
adamlar da ikiye
çatlayabilir.
Gelecek
gebedir.
Alevilerin
akil adam
tepkisi.
63 akil
adam içinde Prof.Dr.İzettin
Doğan da yer aldı ve Doğu Anadolu Heyeti’ne üye olarak
atandı.
Dün beni arayan çok sayıda Alevi okurum, “arkasında 20
milyon Alevi
olduğunu
söyleyen
İzzetin Doğan, heyete başkan yapılmadı.
Arkasında 100 kişi bile olmayan TESEV Başkanı heyet
başkanı olurken, İzzetin
Doğan sıradan üyeliği nasıl kabul etti” diye
sormamı istediler.
Ayrıca;
“İzettin Doğan’ın akil adam
heyetinde yer almasına
acaba TOKİ ile hasılat paylaşımı anlaşması yapması
ve Kayabaşı’ndaki arazileri
üzerinde konut yapıp satma projesinin rolü nedir” sorusuna
da cevap
beklediklerini söylediler.
|