Zaman her seyi nasil degistiriyor. Uye oldugum internet grubundaki
demiryolcu arkadasim Eyup Emre Kavci'nin cektigi Gecek Hamami
İstasyonu fotograflarini gorunce, aklima Afyon'la ilgili cocukluk
anilarim geldi. Sanirim altmisli yillarin ikinci yarisindaydik. Bahar
ya da yaz aylarinda Mecidiye Mahallesi'ndeki komsularimizla arada
toplanir, birlikte yesilliklerinde piknik yapmak icin Gecek Hamami'na
giderdik. Tabii o zamanlar buna piknik degil, kira gitmek denirdi.
Epey kalabalik bir grup halinde ellerimizde sepetler, yaygılar,
salincak ipleriyle simdilerde adina Afyon Sehir denilen İzmir
İstasyonu'na dogru uzanan yolda, telasla kosturdugumuzu animsiyorum.
Gecek İstasyonu'na giden trene kapagi attigimizda rahat bir nefes
alirdik.. Bazen de tum gayretimize ragmen tren kacardi. O zaman
yaygilarimizi İzmir İstasyonu yakinindaki agaclarin altina serer, gunu
orada degerlendirirdik. Kentin betona bogulmadigi, yesilliklerin hemen
yani basimizda oldugu yillardi. Ozellikle de istasyonlarda yesil
alanlar coktu ve buralara ugrayan trenler yolculari alip istedikleri
yere goturebiliyordu.
Demiryollari, akip giden zamanin yasamimizdan surekli bir seyler alip
goturdugunu galiba en iyi gozlemledigimiz alanlardan biri. Durmadan
seferden kaldirilan trenler, kapilarina kilit vurulup unutulmusluga
birakilan istasyon binalari, artik kullanilmayan hatlarda her gün
biraz daha topraga gomulen raylar... Umursamazligin, savurganligin,
plansiz-programsiz yurutulen islerin ve ne yazik ki rant hesaplarinin
ürünü olan butun o yitirdiklerimiz, farkinda olmasak da bizim
hayatimiz.
Bu acimasiz surecin urunu olan carpici olusumlara surekli
rastlayabiliyoruz. Hemen hepsi kayitsiz kalamayacagimiz turden hüzün
veren oykuler, projeler. Son olarak Eyup Emre Bey'in gonderdigi Gecek
Hamami İstasyonu fotograflarinda, bu zalim tablonun en ic burkan
goruntuleriyle karsi karsiya geldim.
İstasyonun akil almaz perisanligini sergileyen fotograflara
baktigimda, cocuklugumda agaclarinin golgesinde piknik yapmak uzere
Afyon'dan trenle geldigimiz bu yeri tanimam, elbette olanaksizdi.
Yanilmiyorsam o tarihlerde Gecek trenine bindigimiz Afyon'daki İzmir
İstasyonu da (Afyon Sehir) su an kapali bulunuyor.
Simdi animsiyorum da, bu istasyon cok eski yillarda bile, yalnizligi
cagristiran melankolik atmosferiyle insana sanki hep baska zamanlara
aitmis izlenimi veren bir mekandı. Kentin İstanbul İstasyonu olarak
bilinen (sonraki yillarda Ali Çetinkaya Gari) diger demiryolu
duragindaki hareketliligi, enerjiyi tasimaktan uzak, sanki hep biraz
kendi kabuguna cekilmis gibi dururdu.
İzmir İstasyonu'nu son gorusum on yıl kadar onceydi. Sicak bir haziran
günü ogleden sonra, İstanbul İstasyonu Sefiyle birlikte gitmistik.
İstasyondaki gorevliler bana biraz yorgun ve bikkin gorunmuslerdi.
Bakislarinda, duruslarinda yasami kaniksamis insanlara ozgu bir
kayitsizlik hissediliyordu. Kimbilir belki de sonun baslangicini
yasamakta olduklarini farkindaydilar.
O gun, mezun oldugum 27 Agustos İlkokulu'nun İzmir İstasyonu
yakinlarindaki eski binasını da ziyaret ettim. Oldukca yipranmis olan
bina, artik bir okul degildi. Konuta donusturulmustu ve icinde
kalabalik bir aile oturmaktaydi. Eskiden müdürümüze ait olan odada,
evin hanimiyla bir sedirde karsilikli oturup kahve ictik. Yasam insana
boyle tuhaf surprizler hazirlayabiliyor.
Afyon Mecidiye Mahallesi'ndeki 27 Agustos İlkokulu, benim ilkokula
başladigim 1955 yili sonbaharinda, baska bir binada faaliyet
gostermekteydi. Belleğimde artık silinmeye yüz tutmuş soluk bir
fotoğraf olarak yaşayan o büyük taş yapıyı, bilmem içinizde
anımsayanlar var mı? Sırtını arkasındaki tepeye vermiş, taştan, iki
katlı kocaman bir okul. Yüzü İzmir İstasyonu yönüne bakmaktaydı. Ana
merdivenlerden çıkıp içeri girildiğinde, yanılmıyorsam çevresinde
dersliklerin sıralandığı geniş bir alan vardı. Kışın teneffüslerde
bahçe yerine burada vakit geçirirdik. 27 Ağustos İlkokulu'nun bu ilk
binası aklıma her gelişinde, aradan onca yıl geçmesine rağmen, bana
hâlâ Afyon'un zorlu kış günlerini anımsatır. Hatırladığım kadarıyla
sınıfımızda kocaman bir soba yanmasına karşın, bir türlü ısınamaz
sürekli üşüdürdük.
27 Ağustos İlkokulu, İzmir İstasyonu yakınlarındaki bir sokak içinde
bulunan; konaktan bozma, iki katlı ahşap binaya ne zaman taşındı
hatırlamıyorum. Galiba önceki taş mektebe Ticaret Lisesi yerleşmişti.
Yeni okulumuz küçük, eski bir yapıydı; ama kendine özgü sıcak bir
atmosferi vardı. Özellikle teneffüslerimiz eğlenceli geçerdi.
Hademenin elindeki çanı hızla hızlı çalarak koridorları dolaşmasıyla
bir anda sınıfları boşaltır, merdivenlerden koşarcasına inerdik.
Telaşlı adımlarımızın basamaklarda çıkardığı gürültüye eskimiş
tahtaların gıcırtıları karışırdı. Soluğu doğru bahçede alırdık. O
küçücük bahçe sanki bizi birbirimize daha da yakınlaştırırdı. Ahşap
yer döşemeleri belli araliklarla dezenfekte edildiğinden, okulu zaman
zaman kesif bir mazot kokusunun sardigini animsiyorum.
Resmi bayramlar yaklaştığında, Zafer Parkı önünde yapılacak geçit
töreni için okulun karşısındaki geniş toprak alanda, trampetler
eşliğinde yürüyüş provaları yapardık. Etrafimiza toplanan kadinlarla
cocuklarin merakli bakislari altinda, icimizde surekli bir heyecan,
daireler cizerek gururla yururduk.
Eski okulumu ziyarete gittigimde, zaman her seyi silip supurmustu ve
birakin bizim o neseli resmi gecit provalarimizi, bir zamanlar orada
bir ilkokul bulundugunu bile hatirlayan kalmamisti.
Herkesi saygiyla selamliyorum.
Gulseren Mungan Yavuzturk
--
Bu iletiyi "AYTAM Afyonkarahisar Yerel Tarih Araştırmaları Merkezi" grubuna üye
olduğunuz için aldınız. (http://www.aytam.org.tr) sayfasına bakınız. Gruba (ay...@googlegroups.com) adresinden ileti gönderebilirsiniz. Üyeliğinizi sonlandırmak için (aytam-un...@googlegroups.com) adresine boş bir ileti gönderin, posta kutunuza gelen linki tıkladığınızda gruptan çıkabilirsiniz. Başaramazsanız, ilettiğiniz çıkma isteğiniz en kısa zamanda gerçekleştirilecektir. (http://groups.google.com/group/aytam?hl=tr) adresinde bu grubu ziyaret edebilirsiniz.
Haberleşme grubumuzun, Afyonkarahisar'ın kültürel miras ve çevreye ilişkin değerlerini geliştirecek güçlü bir araç olması beklenmektedir. Lütfen amaç dışında yazılara yer vermeyiniz; teşekkür ederiz.
Değerli Gülseren Hanım,
Ne kadar güzel betimlemişsiniz o günleri?
Siz tren istasyonlarından bahsedince bende 60 lı yıllarda Ankara'dan Afyon'a olan yolculuklarımızı anımsadım.Önce Ankara'dan Eskişehir'e motorları önde şoför mahallinde olan yada burunlu otobüslerle seyahat eder,Eskişehir'de aktarma yaparak trenle Afyon'a gelirdik.İstasyon'da trenden inince babam faytoncularla sıkı bir pazarlık eder daha sonra faytonla anneannemin Türbe Yokuşu'ndaki evine giderdik.Fakat yokuş o kadar dikti ki atlar bu yokuşu çıkamadıkları için yolun yaklaşık 150 -200 metrelik kısmını elimizde tahta bavullarla nefes nefese tırmanırdık.Hele kış günlerinde fayton bizi taa Yukarı Pazar karakolunun önünde bırakırdı ve biz o cam gibi buz tutmuş yokuşu oldukça uzun bir sürede tırmanmak zorunda kalırdık.O zamanlar Ankara'dan Afyon'a toplam yolculuk süresi (eğer tren rötar yapmazsa) 9-10 saatten daha az olmazdı.
O günlere ait diğer anılarınızı ve gözlemlerinizi de bekliyoruz.
Selam ve sevgiler,
Akif Saklıca
--