İKİZ İLE İKİYÜZ
Yalçın Küçük
AYDINLIK – 10 Nisan 2011
Gülen Hareketi’nin cehepe’ye sızmasını deşifre ediyordum; tutuklanmam, Gülen’in Karabulut’a hediyesidir.
Demek bir de “hediye” halindeyim.
Son operasyon “Gülen-Karabulut” dalgası olup, dalgada varım…
Bu tabiri, “king-maker” biliyoruz, “kral yapıcısı” anlamına gelmekle birlikte daha genel bir kullanımı var; lider yaratıcısıdır ki, meraklıları çoktur.
Bunlar "güç" yaratmaktan haz alırlar, arkada kalırlar, tabii bir tür kumar oluyor, beklentileri yüksektir.
Ayrıca hoş olmalı, bizdeki heveslilerini hemen sayabiliyoruz, yakın tarihte Abdi İpekçi, Ecevit işini üzerine almıştı, Zafer Mutlu Mesut Yılmaz'ı design etmeyi denedi, en son ve en talihsiz, Soner Yalçın, "bir" Kılıçdaroğlu mimarı halinde ortaya çıktı.
Pek de beceremedi, aldığı darbelerde, Odatv'deki son özensizliği kadar, dayanaktan yoksun ve hesapsız hevesi ile bu beceriksizliği pek etkili oldular.
Pek de usta olamadılar, kaldı ki biz "kalfa" tabir ediyoruz, mimarlık diploması olmadan apartman konduranlara verilen addır; yalnız adı ve sonu ne olursa olsun, cazip bir iş görünüyor.
Şevket Süreyya Aydemir de, ihtilal Moskova'sında Kutv'da okumuştu, Nâzım Hikmet ile yan yana, son zamanlarında Adnan Menderes'in yeni yıl göstericisi olmuştu, belki de Moskova kapısına işaret eden Şevket Süreyya'dır.
Öte yandan Zafer Mutlu da, hemşehrisi Kılıçdaroğlu'nu görünce, basındaki gücü ve Amerika'daki bağlarına da dayanarak, king-maker şansını bir daha denemek istedi, öyle anlıyoruz.
Bana verilen bilgilere göre, Nebil İlseven'i, Aydın Doğan'dan alıp İstanbul İl Başkanı tayin eden Zafer'dir.
Hesaba göre önce il başkanı ve sonra başbakan olacaktı, olmadı, olamadı, gürültü ile geldi, kimseler duymadan gitti; halbuki gidişi gelişinden daha önemlidir.
Bunu, Nebil Bey'in kişisel hayal kırıklığı yanında Aydın Doğan Partisi'nin umduğu dağlara kar yağışı şeklinde de anlayabiliriz, inançsızlık, birikimsizlik ve nedret-i kabiliyet babında Gorbaçov ile karşı karşıyayız.
Artık açıkça söyleniyor; cehepe milletvekili Esfender Korkmaz, bütün bunları en kalın hatları ile söyleyenler başındadır, ezcümle "Hiç konuşmaz, dinler gibi davranır, sonra başkasını yapar" diyordu, bunu çok duyuyoruz.
İlseven de, Gürsel Tekin ile otuz beş gün görüşmediğini öğrenen Nuriye Akman'ın "Peki Kılıçdaroğlu'na söylemediniz mi" sorusuna şu cevabı veriyor.
"Gittim, dedim. Git, konuş onunla, ben sonra sizinle konuşurum, dedi. Gittik, yine 'Yok' dedirtti. Ondan sonra Kemal Bey de temaslarını kesti. Bu durumda ne yaparsınız?"
Çok doğru, Kılıçdaroğlu böyle bir adamdır. Ne Gandi ve ne alevi bir adamdır; her türlü nezaketten çok uzaktır.
Ve yapılacak iş istifa etmektir, anlıyorum.
Kılıçdaroğlu, Soner Yalçın'dan öğrendiğimize göre, Karabulut dünyaya ikiz doğmuştur: ikizi olmadan yaşayamamaktadır.
Ayrıca, her paragrafı üç soru sormadan konuşamıyor; bir sağa-bir sola bakıyor; iki yüzü seviyor.
İlaveten ikizi amel ettikçe, Dorian Gray’de olduğu üzere, portresi daha çok kirleniyor; birisi sahneye çıkışında ve diğeri şimdilerde olmak üzere iki yüzü var.
İkizine bitişik ve yapışık hareket ediyor; ikizi, iki yüzünden birisidir.
Buraya gelmiş durumdayız.
Deveye sormuşlar, "Boynun neden eğri?" ve Gursal Tekin cevap vermiş, "Nerem doğru ki"; tek doğrusu bu cevabıdır.
Bu cevabına bir de "Boyun ile tek ilgim Boyner'dir'i eklediğini biliyoruz, ekliyorum.
Şeyh-ül Ulema İlber Ortaylı'nın bana söylediğine göre, Boynerler'in soyadları, orijinal olarak, "boyuneğri" idi, şimdi soyadlarını düzeltmiş durumdadırlar.
Gursal ise şimdi, ikizi ve iki-yüzü ile beraber cehepe'yi düzenlemektedir, Marksist jargon ile düzlemektedir, to level, diyebiliriz.
Gürsel Bey, son olarak, eski solcu, sonra faşizan ve tabii, Gülen'e biat eden Aydın Bolak'ın oğlundan olma, Ümit'ten doğma, Sinan oğul ile İsmail Cem'in oğlu Kerim'i "siyasi lider" olarak yetiştirmekle meşguldü; hem Cemler ve hem de Boynerler İbrani asıllıdırlar.
"Ümit", Farisi olmakla, biz zaman zaman Umut diyoruz, İbrani "Tikva" sözcüğünün karşılığıdır.
Geçerken söylemek durumundayım, Umut Oran ve Osman Korutürk de İbrani asıllıdırlar. Osman Beyefendi, İttihat ve Terakki'nin ünlü sabetayistlerinden Selah Cimcoz'un torunu olurlar.
Selalı'yı, lı'yı atıp, önce "sela" ve sonra "sıla" okumayı tercih ediyorum, "kaya" anlamındadır.
Demek Kaya Çilingiroğlu'na uzanıyoruz.
Bir, üniversiteyi bitirdiğini iddia etmiş, sonra "terk" demiş, ancak uğradığını gören yoktur. İki, terk-i tahsil için üniversite eylemlerini ileri sürmüş, eylülist darbenin ilk zamanlarıdır, üniversite süt liman ve hiç eylem yoktur.
Üç, bebeğine Amerikan vatandaşlığı kazandırmak için Amerika’da doğum imkanları aramış ve Kanada’da bulmuştur.
Dört, Büyük Kulüp’ün çok tartışmalı şimdiki binası sırasında belediye başkan yardımcısı olmuş ve zenginler kulübüne üye olma imkanını bulmuştur.
Beş, "Üyelik için 200 lira yeterli" demiş ve İbrahim Tatlıses, 40 milyon liralık ödeme kağıdını göstermiştir.
Altı, Ankara'da Süleyman Demirel'in sokağında bir apartmana yerleşmiş, "Kardeşimin" demişti ve ben, anap'tan Kars eski milletvekili Kerem Güneş'in oğlu Suat Güneş'e ait olduğunu göstermiş bulunuyorum.
Kılıçdaroğlu'nun ikizi ve ikiyüzünden birisi işte budur.
Ve hiç şüphe yok, Fethullah Gülen'in cehepe koludur.
Buradayız.
Şimdi son haberlerdeyiz, burada iki no'lu yerde, bir süre "Zaman" okuduk, çok malumattar olduğumu söylemek zorundayım.
Hep, "Gürsel Tekin'e rağmen Haberal aday" veya "Gürsel Tekin'e rağmen Sağlar'ı almadılar" türünden acıklı haberler aldık.
Gürsel Tekin'in, akepe'yi, türbanlı milletvekili için teşvik ve tahrik ettiğinden de malumatımız var.
Öte yandan Milliyette, Profesör Melih Aşık, Gürsel Bey ile ilgili internet yazılarından bir bölümünü aktarmıştı.
"Gürsel Tekin akepe'den aday olsa sanırım daha akıllıca davranmış olur", bunlardan birisidir ve "artık size oy falan yok, gider akepe'ye veririm" ise ikincisidir.
İşte budur. Benzerleri çoktur, ikizinden ikiyüz'üne bunları seçmiş bulunuyorum.
Bir parantez açıyorum, "Odatv" operasyonunda tutuklananların hepsi, Gülen'i eleştirenlerdir, tümüne bir "Gülen İşi" diyebiliriz.
Bana gelince, kendimi artık bir "dava mankeni" olarak görüyorum, beni kondururlarsa daha hoş, Karabulut Türkçesi ile, daha "şık" oluyor ve oluyorum.
Burada bir de ilaveten, "odalık" rolüm var; ancak, bir de daha ağır bir roldeyim.
Gülen Hareketi'nin cehepe'ye sızmasını deşifre ediyordum; tutuklanmam, Gülen'in Karabulut'a hediyesidir.
Demek bir de "hediye" halindeyim.
Son operasyon "Gülen-Karabulut" dalgası olup, dalgada varım.
Ümit Hanım'a gelince en son olarak "İslam Cumhuriyeti" anayasa taslağı hazırlamakla meşguldüler.
Kemal Karabulut, gittiler ve kutladılar, bu aşamada "değişmez" üç madde için ağladılar, pek "kemalca" demek zorundayım.
Yalnız bu üç madde, eğer anayasa mahkemesi varsa, anlamlıdır ve maddedir.
Ve artık yoktur; demek, Karabulut bir anayasa mahkemesi olmadığını idrakten uzaktır.
Belki de idrak etmeyi sevmediği için oradadır.
Keşif ve ifşaat benim değil, Soner Yalçın’a borçluyum, asıl soyadının “Karabulut” olduğunu Soner’den öğrenmiş durumdayım.
Ne güzel birbirimizden öğrenip duruyoruz, Karabulut da, partizanlarına “kemalci” diyor, galiba benim icadımdır, “kemalci” olmamalarını buyuruyor.
Ve bu arada bir üzüntüden diğerine koşuyor, akepe'nin Türk-Amerikan ilişkilerini bozmasından çok üzülmüş haldedir.
İktidara gelecek ve düzeltecektir, açıklıyor ve çok sevindirici buluyorum. Bu kadar değil, bir de, akepe'nin, daha doğrusu, Tayyip Erdoğan'ın İsrael'e kötü davranmasından muzdarip olmuştur ve bu nedenle, çoğunluğu İbrani asıllılardan olan bir heyeti, gönül almak üzere, Amerika'ya çıkarmış haldedir.
Gittiler ve "B'nai Brith" ile gizli bir toplantı düzenlediler. "Beni Brit" ve "Ahit'in Oğulları" da diyebiliriz, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudi Partisi'dir.
Çok güçlüdür, yakın zamanlara kadar, İsrael'deki Yahudi Partisi'nin üstündeydi.
Cehepe diz çökmüştür.
Karabulut, her köşede cehepe'yi çöktürmek üzere bulunmuştur; Baykal ve Sav"ı da kutluyorum.
Barzani, Gülen, İsrael birliktedirler, Karabulut arkalarında ve tüm destekleri Gül'dedir. Gül, başkanlık sistemine karşı çıkmış ve İsrael'den Şimon Peres'i Ankara'ya davet etmiştir; demek her yerde İsrael var. İkisi ve ikiyüzü de burada buluyoruz, nerede ise orada görüyoruz.
Peki "Karabulut" mu, "David Ben Annan" formülüne başvurmak zorundayım.
Sekizinci yüzyılda İbrani "Karaim", Latince "Karaid", Rusça ve Türkçe "Karay" mezhep ve/veya dinini kurdular, Kırım yakınındadır. Şimdi Kırım'da azdırlar, "Selah-ı Civit" denilen bir yerde çıkarlar. "Selalı" veya "sıla" diyoruz, "Yahudi Kayası" veya "Kalesi" anlamındadır. Dinin kökü Kara'dır, "oku" anlamındadır ve İbrani "Arınan" adının tam karşılığı "Bulut" olup şimdi "Karabulut" yapabiliyoruz.
Yaptık ve şimdilik burada duruyorum. Devamı çok var.
Lazı asacaklar, sehpaya çıkarmışlar, son sözünü sormuşlar, "Bu bana ders olsun" demiş, ben de "Olsun" diyorum. Bu, "Karabulut'a ders olsun" yollu ekliyorum. Devamını beklemesini tavsiye ediyorum.
Bir, ben beştaş oynamıyorum. İki, biz bu Cumhuriyet'i sokakta bulmadık. Hatırlatıyorum.