|
| ||||||
![]() Her bir gün farklı boyutlarda ATATÜRK'ü eleştiren , veya ATATÜRK'ü yücelten konuların gerçek olmadığı veya yanlış yapıldığı konularında görüşler ve eleştiriler ortaya atılıyor . Bugünün konusu olarak ; Atatürk'ün hoşgörüsünü , insan sevgisini , yüce Devlet adamlığını gösteren ve Çanakkale'de savaştığımız Anzak'larla aramızda sevgi ve saygı bağlarını ören , güçlendiren ATATÜRK'ün ANZAK ANNELERİNE yazdığı teselli mektubu gündeme getirildi. Unutulmasın ki bu tür mektupları yazma erdeminde olanlar gerçek devlet adamlarıdır .
Bu mektubun içinde bulunduğu söylevin Dahiliye vekili Şükrü Kaya tarafından 25 Ağustos 1931 tarihinde Çanakkale'de okunduğu belirtilmektedir. Değerli araştırmacı Cengiz Özakıncı 1 Mart 2015 tarihli Bütün Dünya dergisinde bu konuda yayımlamış olduğu yazısında mektubun varlığını kabul etmekte fakat Türk tarih Kurumu Genel Müdürü Uluğ İğdemir tarafından Anzak'lara gönderilmiş olan bu mektubun içeriğinde değişiklik yapılarak taşa kazınarak anıta yerleştirildiğini belirtiliyor.
Çanakkale Savaşının 100. Yıldönümünde Anzak'lar 1915 yılında askerlerine vermiş oldukları bisküvit kutusunun benzerini anı olarak yaptılar . Kutunun üzerine de Atatürk'ün Anzak Analara yazdığı mektubu koydular . Kutunun üzerindeki bu yazının içeriğinde bir değişiklik yapılmadığı ve aslına sadık kaldıkları görülüyor .
![]() Sayın Özakıncı'nın araştırmasına göre Atatürk'ün yazdığı bu sözlere Anzak'lar tarafından " BİZİM İÇİN JOHNNYLER İLE MEHMETLER ARASINDA FARK YOKTUR" tümcesi eklenmiştir.
MEKTUP ŞÖYLEDİR ;
Mustafa Kemal Atatürk’ün Anzak annelerine hitaben yazdığı mektup şöyle:
“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar; burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. "There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side " (YANYANA YATAN JOHNNIES ve MEHMETLER arasında bizim için fark yoktur)** Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” ** Kırmızı renkli tümce Anzak'lar tarafından yapılmıştır. Orjinal yazımında var olmadığı belirtilen bu ekleme nedeniyle ;
Atatürk'ün kaleme aldığı sevgi ve insancıllık dolu olan ANZAK ANNELERİNİ teselli amaçlı bu mektubun değeri hiç bir şekilde azalmaz ve değişmez. Bu mektup üzerinden de Atatürk'ü karalama amacında olanlar bu konu üzerinden kazanç sağlayamazlar. Atatürk'ün kaleme almış olduğu bu yazı batı ülkelerinde Atatürk ve Türkiye'ye karşı sempati ve saygı yaratmıştır . ANZAK anneleri ise Atatürk'e saygı dolu bir mektupla yanıt vermiştir ;
Anzak bir annenin Mektubu
“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi.Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla…”
Düşmana dahi insan sevgisi ve barış taşıyan bir mektubun nasıl olumlu , sevgi ve saygı içeren satırlarla geri döndüğünü gösteren bir olaydır . Bir haber sitesinden aşağıdaki yorumu okumanıza aldım ;
Korhan Ileri / 21 Mart 2019, 00:27
Bu gün Emre Kongar’ın 18 Dakika programında kendini tututamayıp duygulanması güzel babamla bir anımı aklıma getirdi. Yabancı bir ülkede beraber bir tren seyahati yaparken, trenin lokantasında aynı masada sofra paylaştığımız bir çift Avustralya ve Yeni Zelanda’lı çıkmıştı. Laf lafı açıp konu Atatürk’ün bu açık mektubuna geldiğinde Avustralya’lı hanımın sesi bir anda anlatırken titremeye başladı. Birkaç saniye içinde bütün masanın gözlerden yaşlar akıyordu. Birbirinden coğrafi olarak bu kadar uzak milletleri bu kadar yakından bağlayabilen bir liderden, bir kahramandan bahsediyoruz. Hayatımın çok özel anlarından biridir bu. Hatırladıkça gözlerim yaşarır. Buradan Anzak’lara sesleniyorum: yan yana yatan büyük dedelerimizin yaşattığı bu bağ, içi boş propagandalarla bozulamayacak kadar sağlamdır. Atatürk’ün hisleri, ülkemizin ezici bir çoğunluğunun hislerine tercüman olmaktadır. Buraya bu notu gelecek kuşakların da okuyup bizleri anlayacağını umarak bırakmak istedim.
***
Aşağıda bu konuda görüşlerini belirtmiş olan değerli prof.Dr. Süleyman Çelik'e teşekkür ederek yazısını sunuyorum .
Atatürk’ün ANZAK askerlerine ve analarına seslenen ünlü sözleri söylemediğini öne sürenler var. Bunu öne sürenlerin gösterdikleri tek kaynak, Cengiz Özakıncı’nın 1 Mart 2015 tarihli Bütün Dünya dergisinde yayımlanmış yazısı…
Sayın Cengiz Özakıncı, yazılarını ve kitaplarını beğeni ile okuduğum bir yazardır, ancak bu durum her dediğinin doğru olduğuna inanmamızı gerektirmez. Böyle bir şey bilimsel düşünceye de bilimin doğasına da aykırıdır. Bilimde mutlak doğru yoktur; öne sürülen bir savı mutlak doğru olarak kabul etmeyip, yapacağınız deney ya da gözlemle doğrulayabilir veya yanlışlayarak yeni bir sav öne sürebilirsiniz.
Sosyal bilimlerde deney ve gözlem yerine belgelere başvurulur.
Bu sözlerin doğruluğunun birinci elden kaynağı olan, Atatürk’ün İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dünya gazetesinin 10 Kasım 1953 tarihli sayısında bunu açıklamıştır. Daha sonra, 1978 yılında Türk Tarih Kurumu Başkanı Uluğ İğdemir de bunu doğrulamıştır (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 26,s.364).
Sayın Özakıncı, “Şükrü Kaya’nın 1934’de değil, 1931 yılında Çanakkale’de konuşmuş olduğunu ve o konuşmasında bu ifadelerin olmadığını” öne sürüyor… Oysa Şükrü Kaya 1931’deki konuşmasını değil, 1934’deki konuşmasını işaret ediyor. Bu durumda hem 1931’de hem de 1934’de konuşmuş olmalı. Olmaması için bir neden var mı?
Ben birinci elden kaynağa inanırım, bu da Şükrü Kaya’nın Dünya gazetesine verdiği demeçtir.
Ayrıca bu sözler, kalbinde en küçük nefret ve kin duygusu taşımayan Atatürk’ün insancıl ve barışçı kişiliğine/ davranışlarına uyan, ona yakışan sözlerdir. Atatürk’ün bu nitelikleri ile ilgili sayısız örnekler vardır.
30 Ağustos Zaferi sonrası savaş alanını gezerken yerde bir Yunan sancağı görünce kaldırılmasını buyurmuştur.
Düşmanı denize döktüğü İzmir’de, üzerine basması için, konaklayacağı köşkün girişine serilmiş Yunan bayrağının kaldırılmasını buyurmuş, etraftakilerin “ama Yunan Kralı Türk bayrağını çiğneyerek bu eve girdi” demeleri üzerine “Yunan Kralı yanlış yapmış. Bayrak bir milletin onurudur. Ben bu yanlışı yinelemem” demiştir.
Uşak’ta yakalanan Yunan Orduları Başkomutanı General Trikopis’i ayağa kalkıp elini sıkarak karşılamış, sigara ve kahve ikram etmiş ve gururunu okşayıcı sözlerle onu teselli etmiştir: "Üzülmeyin General, siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Ancak savaşta yenilmek de vardır. Napolyon da zamanında esir olmuştu'' demiş ve “bir isteği olup olmadığını” sormuştur.
Kurtuluş’tan sonra, Yunanistan dahil, savaştığı tüm düşmanları ile barışmış ve çevremizde bir barış ağı oluşturmuştur.
Melbourne Star gazetesinin kendisinden, 25 Nisan 1934’de yapılacak törenlerle ilgili bir demeç ricası üzerine; “Gelibolu Yarımadası’nda cereyan eden bütün muharebeler, dünyaya orada kanlarını dökenlerin kahramanlığını göstermiştir” demiştir (a.g.e., Cilt 26, s.363). Yani, yalnız söz konusu tartışılan seslenişinde değil, başka konuşmalarında da düşmanlarından kahraman olarak söz etmiştir…
“Dedelerinizi toprağa gömdük, sizi de gömeriz” sözü, Tayyip Erdoğan’a uyar/ yakışır, ama bu sözlerin ona ait olup olmadığını saptamak için belge ararım; çünkü bu tür sözleri söyleyecek çok kişi bulunmaktadır.
Anzaklar ile ilgili o sözleri ise sadece Atatürk söyleyebilir; bu nedenle bir belge olmasa bile bu sözlerin Atatürk’e ait olduğuna inanırım. Nitekim Atatürk’ün, kendisinden yapacağı konuşmada söz konusu sözleri söylemesini istemesi üzerine, Şükrü Kaya “Paşam ben bunu yapamam. Çünkü bu sözler ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir” diyor (a.g.e. Cilt 26, s.364).
Şükrü Kaya’nın kişiliğini tartışarak kaynağa inanmamak, nesnel bir yaklaşım değildir; dolayısıyla bilimselliğe uymaz.Kaldı ki Şükrü Kaya, Atatürk’ün güvenini kazanmış bir bakandır. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras gibi Şükrü Kaya da Başbakan İsmet Paşa’nın hoşlanmadığı bir kişidir. Ancak her ikisi de Atatürk’ün güvenini kazanmış kişiler oldukları için hükümette yerlerini korumuşlardır.
Atatürk’ün sonsuzluğa uğurlanışından sonra bakanlıktan uzaklaştırılmaları, onların değerini düşürmez.
Atatürk, çok başarılı olan dış politikasını Tevfik Rüştü Aras aracılığı ile yürütmüştür.Bunları hükümetten uzaklaştıran İsmet Paşa ise karşı devrimci Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kurucularını bakan yapmıştır!...
***
CENGİZ ÖZAKIN'cın YAZILARI
Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı 2004 yılında Atatürk ve Anzaklar konusunda çalışmaya başlamış, 2015 yılından beri de Başkent Üniversitesi’nin kültür yayını Bütün Dünya dergisinde bir yıl boyunca yayınlarını sürdürmüştür. Aşağıdaki linklerden ilgili yazılara ulaşabilirsiniz.
1- http://www.butundunya.com/pdfs/2015/03/023-029.pdf
2- http://www.butundunya.com/pdfs/2015/04/009-015.pdf 3- http://www.butundunya.com/pdfs/2015/07/025-031.pdf 4- http://www.butundunya.com/pdfs/2015/08/013-019.pdf Naci Kaptan / 02 Nisan 2019 | ||||||
|