| “ | Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz. | „ |
|
— Halil Paşa | ||
Halil Kut
Vikipedi, özgür ansiklopediHalil (Kut) Paşa (d. 1882, İstanbul - ö. 1957, İstanbul), Türk asker. "Kut'ül Ammare Kahramanı" olarak da bilinir. Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük amcası olan Halil Kut, Kut'ül Ammare Kuşatması sonucundaki zafere istinaden Kut soyadını almıştır.Askerlik Hayatının İlk Yılları
Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Atatürk ile aynı sınıfta okumuştur. İttihat ve Terakki Fırkası'nın 138 numaralı üyesi oldu.
İkinci Meşrutiyet ve 31 Mart İsyanı arasında İran'da sınır ötesi askeri görev yapmıştır.
23 Ocak 1913 tarihindeki Bâb-ı Âli Baskını'na katılarak İstanbul Merkez Komutanlığını ele geçirdi.
1. Dünya Savaşı
Irak Cephesi
Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend komutasındaki İngiliz 6. Poona Tümeni (Hint Tümeni) Bağdat'a ilerlemeye çalışırken 22-23 Kasım 1915'te Selman-ı Pak (Ctesiphon) Muharebesini kazanamayarak geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut'ül Ammarekasabasına sığındı.
İngilizler Kut'u ele geçirmek için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse de 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4000 personeli kaybederek geri çekildi. Bu muharebede ricat emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey azledildi ve yerine Mirliva Halil (Kut) Paşa getirildi.
13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1600, 21 Ocak Hanna Muharebesi'nde 2700 personeli kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler Mart başında tekrar taarruza geçti. Ancak 8 Mart 1916'da Sabis (Dujaila) mevkiinde Miralay (Albay) Ali İhsan Bey (Sabis) komutasındaki 13.Kolordu'ya hücum ettiyse de 3500 personeli kaybederek geri çevrildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.
Kutü'l-Ammare Savaşları
19 Nisan 1916'da Osmanlı ve Alman İmparatorluğu Mareşali Colmar von der Goltz Paşa, Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsten ölünce, genç yaşta olmasına rağmen Mirliva Halil Paşa 6. Ordu komutanlığına atandı.
29 Nisan 1916'da Irak Cephesi'nde Kut'ül Ammare kasabasında General Charles Townshend komutasındaki İngiliz ordularını esir aldı. İngiliz General, Kut'ta yaşanan açlıktan dolayı diğer 4 general, 481 subay ve 13100 er ile birlikte teslim oldu.
Irak Ordusu Komutanı Halil Paşa'nın, Kut'ül-Ammare zaferinden sonra 6. Orduya yayınladığı mesaj şöyledir:
“ Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz. „ — Halil Paşa[1]
İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını "Britanya(İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi" olarak tanımlamıştır.
Ancak Osmanlı 6. Ordusunun bu çabası bu cephedeki savaşın sonucunu değiştirememiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması öncesinde Irak hemen hemen yitirilmiştir.
Kut'un alınmasından sonra Halil Paşa, Irak askerî valiliğine getirilmiştir.
İngiliz birlikleri 1917 yılı başında askeri yığınaklarını tamamlayıp taarruza geçtiler. Harbiye Nazırı Enver Paşa Halil Paşa'nın birliklerinin bir kısmını İran cephesine kaydırılmasını emretmişti. 11 Mart 1917'de General Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat'a girerken, Halil Paşa'nın komutasındaki Osmanlı askerleri Bağdat'ı boşaltmak zorunda kaldı.
İran Cephesi
Ekim Devrimi'nin ardından anti bolşevik Rusların zayıflamasından yararlanmak için kurulan Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun ileri harekâtına katıldı ve Bakü'ye girdi.
Kurtuluş Savaşı Dönemi
Kurtuluş Savaşı sırasında, Moskova Antlaşması gereği Sovyetler Birliği'ne terkedilen Batum karşılığında Ankara'daki TBMM Hükümetine gönderilen külçe altınları getirdi.
Daha sonra Türkiye'de kalmasına izin verilmeyince, önce Moskova'ya, Enver Paşa'nın Türkistan'da Sovyet yönetimine karşı savaş başlatması üzerine de 1922'de Berlin'e gitti.
Cumhuriyet Dönemi [değiştir]
Cumhuriyetin kurulmasından sonra hükûmetin verdiği özel izinle Türkiye'ye dönen Kut, 1957 yılında öldü. Anıları ölümünden çok sonra 1972'de Kut'ül Ammare Kahramanı Halil Paşa'nın Anıları: Bitmeyen Savaş adıyla yayınlanmıştır.
Kaynakça
- ^ 91. Yıldönümünde Kut'ül Ammare Zaferi, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, URL erişim tarihi: 16 Ocak 2010.
- İttihad ve Terakki'den Cumhuriyet'e Halil Paşa Bitmeyen Savaş, Kum Saati Yayınları, Taylan Sorgun, 2003, 975841402x.
- Kim Kimdir sitesindeki Halil Kut biyografisi
- Halil Kut biyografisi (İngilizce)
- Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü'yü Fethi
Ayrıca bakınız
09 Ağustos 2010 12:11 tarihinde Kemal Simsek <kemalsi...@gmail.com> yazdı:Nuri Killigil
Vikipedi, özgür ansiklopediNuri Killigil (veya Nuri Paşa) (1881-1949) Osmanlı ordusu'nda komutan ve Cumhuriyet dönemi işadamı.
Enver Paşa'nın kardeşi olan Nuri Killigil, I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Azerbaycan'a hakim olan Rus ve Ermeni birliklerinin[1] Mart Olaylarıadı ile anılan müslüman katliamları yapmaları[2] üzerine, Kafkas İslam Ordusu adında Osmanlı, Azeri ve Dağıstan askerlerinden oluşan bir ordu ile Azerbaycan'ı işgalden kurtarma harekatı başlattı.
Bu ordunun önünü kesmek ve Azerbaycan'ı kontrol eden Rus ve Ermeni birliklerine yardım etmek için İngilizler Bakü'ye küçük bir kuvvet yollamışlardı, fakat Nuri Paşa'nın komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan genelinde[3] büyük destek bulup güçlenmesi üzerine Bakü Muharebesi'nde yenilip buradan çekildiler. 15 Eylül 1918'de Bakü'nün kurtarılmasından sonra Ekim ayında da bir Osmanlı müfrezesi Dağıstan'a geçerek orayı da Osmanlı İmparatorluğu'na kattı.
Fakat Suriye cephesinde, Liman von Sanders komutasındaki Osmanlı Yıldırım Orduları Grubu'nun, Edmund Allenby komutasındaki İngiliz ordusu karşısındaNablus Hezimetine uğraması sonucunda Mondros Mütarekesi yapılması, Enver Paşa'nın ülkeyi terketmesi ve Moskova Antlaşması ile Türkiye'nin Azerbaycan'ıSovyetler Birliği'ne terketmesi[4] üzerine bu kuvvet dağıldı.
Savaştan sonra Almanya'da yaşayan Nuri Killigil, 1938 yılında Türkiye'ye döndü veZeytinburnu'nda[kaynak belirtilmeli] kok kömürü satan bir şirketi satın alıp burayı bir madeni eşya fabrikasına dönüştürdü. Bu fabrikada tabanca, matara, demir çubuk, gaz maskesi ve mermi üretmeye başladı.
1941 yılında Nuri Killigil, Ankara'daki Alman Büyükelçisi Franz von Papen ile görüşmeye başladı ve Türkiye'de Turancı harekete gizli destek vererek Almanların müttefikliğini kazandı. Nuri Paşa'nın görüşleri Alman Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye işlerinden sorumlu müsteşarı Ernst Woermann tarafından rapor haline getirilip, Almanya'da Turancılık Masası'nın[kaynak belirtilmeli] ve SS Doğu Türkistan Alayı'nın[kaynak belirtilmeli] kurulmasına öncülük etti.
Nuri Paşa, Türkiye ile bütünleşecek diğer Türk halklarının ilk olarak Türkiye sınırlarına yakın yaşayan Azeri ve Türkmenler olduğunu belirtiyor, bunlardan sonra ise Tataristan'a kadar uzanan bölgedeki Türk halklarının bütünleşeceğini düşünüyordu. Bunun için ise Türkiye, Almanya ile birlikte Sovyetler Birliği'ne karşı savaşmalı, Almanlar da Türk asıllı Sovyet esirlerinden ordu kurup bunu Türkiye'nin emrine vermeliydi. Alman tarafının bu görüşlerin destekçisi olup olmadığı endişesine ise orduda çokça bu fikirde subay bulunduğunu, hükümetin bu görüşmelerden haberdar olduğunu, halkın ise bu fikirleri çabukça benimseyeceğini söylemişti.
Daha sonra Killigil fabrikasını genişleterek Sütlüce'ye taşıdı, yeni motor ve makinelerle havan ve havan mermisi üretimine de başladı. Bir süre sonra fabrikanın silah üretmeyeceğini beyan etti fakat üretim gizlice devam etti.
1944 senesi sonuna doğru savaşın Almanya tarafından kaybedildiği anlaşıldığında İsmet İnönü ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Almanya'yı destekleyenlere karşı sert tedbirler almaya başladı. Bu arada, 2 Mart 1949 günü saat 16.30'da fabrikada faili meçhul büyük bir patlama meydana geldi ve aralarında Nuri Killigil'in de bulunduğu 27 kişi bu patlamada hayatlarını kaybettiler. Nuri Killigil'in cesedi bulunamadı ve boş tabutla defnedildi. Patlamanın kimler tarafından gerçekleştirildiği ise meçhul kaldı.
Killigil tabancası
Nuri Killigil tarafından sınırlı sayıda üretilmiş 9 mm çapında yarı otomatik tabancadır. Zamanının ötesinde bir tasarıma sahiptir. Mükemmel durumda saklanmış bir örneği İstanbul Harbiye Askeri Müzesi'nde bulunabilir. Mirasçısı tarafından müzeye bağışlanmış ve özel kutusunda ilk günkü gibi saklanmaktadır. Yedek şarjörü ve harbisi ile beraber görülebilir.[5]
Kaynaklar
- Uğur Mumcu, 40'ların Cadı Kazanı
09 Ağustos 2010 12:06 tarihinde Kemal Simsek <kemalsi...@gmail.com> yazdı:TÜRK ORDUSUNU NEDEN SEVİYORUZ?09.08.2010 10:38
AKP hükümetiyle ordu arasında yaşanan sıkıntının boyutları bizi de rahatsız etse de baştan söyleyeyim ki, bununla ilgili herhangi yorumda bulunma yetkimizin olmadığını düşünüyoruz. O nedenle Türk askerini sanki düşman bir ülkenin işgalci ordusu gibi eleştirenler bizleri ‘darbeci’ veya ‘Ergenekoncu’ ilan etmekte aceleci davranmasınlar.
Bizim Türk ordusu sevgimizin temelinde her şeyden önce 28 Mayıs 1918'de kurulan Cumhuriyetimizin Başkenti Bakü’nün işgalden kurtarılmasında Nuri Paşa komutanlığındaki Kafkasya İslam Ordusunun yaptığı önderlik yatıyor.
Evet, Cumhuriyetimizin ilan edilişinden önce 1918 Mayıs ayı ortalarından itibaren Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşanın adamları Gence kentimize gelerek memleketimizin ulusal ordusunun temellerini atmaya başlamıştı. Tiflis’te ilan edilen bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetinin 17 Haziran’da Gence’ye taşınmasından sonra Türk ordusu Başkent Bakü’yü ermeni-bolşevik işgalinden kurtarmak amacıyla seferberliğe başlamış ve 15 Eylül 1918-de bu amacına ulaşmıştır. Türk ordusunun Bakü’ye coşkuyla girdiği gün halkımız sevinç göz yaşlarına boğulmuş, ‘Çırpınırdı Karadeniz’ şiirinin yazarı Ahmet Cevat ordunun gelişi şerefine ‘Bismillah’ şiirini yazmıştır. Bakü’ye taarruzun komutanlarından olan Erzurum’lu Mürsel Paşa'nın daha sonra Mürsel Bakü soyadını alması da bizim göğsümüzü kabartan bir olaydır. 7 Aralık 1918'de Azerbaycan Parlamentosuna ilk seçimler de Türk ordusunun sağladığı güvenlik sayesinde hür bir ortamda yapılmıştır. Gence’den Bakü’ye ilerlerken şehit düşen Türk askerine 1918 yılında yapılan makbere sovyet işgali altında olduğumuz dönemde de bizim gizli mabedimiz olmuştur.
Bakü’nün en yüksek tepesinde 90'lı yılların sonlarında Türk Genelkurmayının yaptırdığı Şehitliği biz Türk dünyasının kalbi adletmekteyiz.Bağımsızlığımızı ilan ettiğimiz 1991 yılının Kasım ayında Türkiye Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. Kardeş ülkenin bağımsızlığımızı tanıması her şeyden önce askeri ilişkilerin geliştirilmesi koşulunu ortaya koydu. 1992 yılı ortalarından itibaren Türk general ve subaylarının Azerbaycan ulusal ordusunun yaratılması sürecine canı-gönülden katılmalarına tanık olduk. Milli ordumuzun kuruluşu aşamasında Türk general ve subayların yaptığı misilsiz katkı her şeyden önce topraklarımızın %20'sini işgal altında tutan Ermenistan'ı rahatsız etmişti. Bağımsızlığımızdan bu yana Genelkurmay Başkanları, Kuvvet komutanları ve Milli savunma bakanlarının Azerbaycan’ı ziyareti gelenek halini almıştır. Bakü’ye teşrif eden her bir kıymetli komutan ve bakan Cumhurbaşkanı düzeyinde kabul ve yakın ilgi görmüş, bu ziyaretlerde askeri ve güvenlik işbirliğimizin geliştirilmesi için gereken adımlar atılmıştır. Rusya’nın Ermenistan’a büyük miktarda silah satma girişimine karşı Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Halik Akıncı’nın ‘Biz de sonsuza kadar Azerbaycan’ın yanındayız’- sözleriyle tepki vermesi, her şeyden önce iki kardeş ülke arasındaki askeri ve güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi sayesinde mümkün olmuştur.
Hatırlatmakta yarar vardır ki, Büyükelçi Akıncı Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliğinde görev yaptığı için onun bu açıklamasının güçlü altyapısı olduğundan eminiz.Son yıllarda Türkiye’de medyanın bir kısmı tarafından orduya karşı yapılanları biz de yakından izlemekteyiz. Yüksek Askeri Şuranın bu yılki toplantılarında yaşanan sıkıntılar bizim de dikkatimizden kaçmamış veordunun yeni yönetim kademesinin belirlenmesi sürecinde hala devam eden belirsizlik bizi de üzmüştür. Bu yaşananlara ‘Türkiye’nin iç işidir’ deyip de geçmemize gönlümüz razı gelmiyor. Bizim yasalarımıza göre orduyla ilgili ortaya çıkan iddiaları araştırmakla askeri yargı görevlidir. Kardeş Türkiye’de ise ordu mensuplarıyla ilgili iddiaların araştırılmasının sivil yargının yetkisine verilmesini bugünlerde yaşanan kaosun başlıca nedeni gibi değerlendiriyoruz. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki askeri-güvenlik işbirliğinin geliştirilmesinde önemli rolü bulunan Orgeneral Hasan Iğsız’ın kuvvet komutanlığına getirilmesinin sivil savcının gündeme getirdiği ‘İnternet andıçı’ üzerinden engellenmesi bunun örneklerinden bir tanesidir. İstanbul 10. Ağır ceza mahkemesinin 102 general ve subayı ‘yakalama’ kararını da Türk ordusuna karşı yürütülen psikolojik savaşta sivil yargıyı kullanma girişimi olarak değerlendirmiştik. Neyse ki, 11. Ağır Ceza Mahkemesi ‘yakalama’ kararını kaldırdı ve bu durum teröre karşı mücadele veren Türk ordusu gibi, topraklarını Ermenistan işgalinden bir an önce kurtarmak isteyen bizlerin de moralini yerine getirmiştir.
Çünkü hiyerarşisi ve teamülleri sarsılmış bir Türk ordusunun Kafkasya’daki barış süreçlerinde hiçbir Türk hükümetine etkin biçimde destek verebileceğini kimse hayal etmesin. 2 sene önce Rusya’ya ‘Kafkasya’da istikrar ve işbirliği platformu’ öneren Başbakan Erdoğan bu öneriyi Türk ordusunun değil de acaba hangi ordunun gücüne güvenerek gündeme getirmişti?
Türk ordusunun moral ve disiplinine güvenmeseydi, Başbakan Erdoğan 14 Mayıs 2009-da Azerbaycan Parlamentosundaki konuşmasında ‘sebep-sonuç’ ilişkilerine değinerek ‘Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için Karabağ’ın işgalden kurtarılması’ koşulunu dünyanın gündemine nasıl oturtabilirdi?
Eğer öyle olmasaydı, Başbakanın sözlerine biz nasıl canı gönülden inanırdık?
Vüsale Mahirkızı
Azerbaycan APA Ajansı Genel Müdürü
Odatv.com