Ay Büyürken Uyuyamam
NECATİ CUMALI
Necati Cumalı 1921'de Florina'da doğdu.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yurda gelen ailesi Urla'ya yerleşti.
İlk şiiri 1939'da Urla Halkevi dergisinde çıktı.
Bunu Ocak, Yeni İnsanlık, Küllük, Varlık dergilerinde yayımlanan şiirleri izledi.
1941'de Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
Bir süre Ankara'da Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memur oldu (1941-42).
Ardından Yedek Subay Okulu'na gitti.
1945'te Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Ve Güzel Sanatlar Umum Müdürlüğü'nde çalıştı.
1949'da İzmir'e geldi.
1950-57 yılları arasında Urla'da İzmir'de avukatlık yaptı.
Değişik Gözle adlı eseriyle Sait Faik 1957 Hikâye Armağanı'nı aldı.
İki yıl Paris Basın Ateşeliği'nde memur olarak bulundu.
1959'da Türkiye'ye dönünce, İstanbul Radyosu'na başvurdu, redaktörlükle görevlendirildi.
1963'te İsrail'e gidip iki yıl kaldı.
Bir ara yine Paris'e yollandı.
1969'da Yağmurlu Deniz'le Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü,
1977'de Makedonya 1900 ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazandı.
ESERLERİ
Şiir: Kızılçullu Yolu (1943), Harbe Gidenin Şarkıları (1945), Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951), Denizin ilk Yükselişi (ilk üç kitabının toplu basımı, 1954), İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957), Yağmurlu Deniz (son iki kitabıyla yeni şiirleri bir arada 1968), Başaklar Gebe (1970), Ceylan Ağıdı (1974). — Oyun: Mine (1959), Nalınlar (1962), Derya Gülü (1963); Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri, 1969), Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar, 1969), Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri, 1969), Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol, 1969), Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb'un Yumurtası, 1973), Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte, 1977). — Hikâye: Yalnız Kadın (1955), Değişik Gözle (1956), Susuz Yaz (1962), Ay Büyürken Uyuyamam (1969), Makedonya 1900 (1976), Kente inen Kaplanlar (1976), Dili Hanım (1978), Revizyonist (1979), Yaknbnn Koyunları (1979). — Roman: Tütün Zamanı (1959, Zeliş adayla 1971), Yağmurlar Ve Topraklar (1973), Acı Tütün (1974), Aşk da Gezer (1975). — Deneme: Niçin Aşk (1971), Senin için Ey Demokrasi (1976).
«Ay Büyürken Uyuyamam»
ÖZET
O küçük kıyı kentinde akşamlar erken başlar, yerliler erken yatarlardı.
Dükkânlar da erkenden kapanınca o, yalnız bulurdu kendini.
Ne yapacağını bilemezdi.
Mermer masalı bir lokantada tek başına yerdi yemeğini.
Rıhtım boyunca yürürdü.
Doktorun evi önünden geçerken ilk gençliğin coşkusunu duyardı.
Doktorun kızını balkonda görürse, adımları birbirine dolaşırdı.
Aşksızlığını unutur, umutlara kapılırdı.
Güçlükle uyurdu.
Aylı geceler uykusuzluğu daha da uzardı.
Geçmişte tanıdığı kadınları, kızları düşünürdü.
Acı, tatlı anılarını yeniden yaşardı.
Sözgelimi, Türkân'ı hatırlardı.
Bir açık hava bahçesinde dansa kaldırmıştı onu.
Nasıl uçar gibi yürümüşlerdi el ele.
Düşünde soyuyor, öpüyor, öpüyordu onu.
Ay dolanırdı odasında.
O, Nihal'i düşünürdü.
Ne kadar sokulgan, uysal, tatlı bir kızdı!
Ah, bir daha görebilseydi onu, ne iyi olurdu!
Ya Sevil?
Onu da unutamamıştı.
Güleç ve canlıydı.
Birlikte sinemalara giderlerdi.
Parklarda, pastanelerde buluşurlardı. Hep eli avucunun içindeydi.
Karanlık saatlerde arka sokaklarda öpüşürlerdi...
Ay odasında dolanırken Suna'yı görürdü karşısında.
Sesi kulaklarında çınlar dururdu:
«Nerelerdesin? Niye uğramıyorsun kaç gündür?»
Onunla doyasıya sevişeceğine, gidip birtakım arkadaşlarla sanat sorunlarını tartışmıştı!
Şimdi ne kadar pişmandı...
*
«Ayın erkenden doğduğu bir gece, her zamankinden daha yalnız kaldı.»
İki kadeh rakı içti.
Rıhtım boyunca yürüdü.
Doktorun evi karanlıktı. Kulübe gitti.
Çıkış saatinde sinemanın önünde bekledi, kızı göremedi.
Ortalık ayışiğına boğulmuştu, apaydınlıktı. Vakit bir türlü geçmiyordu.
Yorgun argın, kiraladığı eve döndü. Odası üst kattaydı. Fakat ayakları yürümüyordu.
Konuşacak, dertleşecek birini arıyordu. Bir kımıldama oldu.
Baktı. Evin kadını, pencere kenarında oturuyordu.
O da yalnızdı, onun da uykusu kaçmış olmalıydı.
Kadına yaklaştı, selamlaştılar. Güzelce bir kadındı, diriydi.
Üç aydır bunu farketmediğine şaştı.
Kadın, aklından geçenleri anlamıştı sanki, gözlerini gözlerinden ayırmıyordu.
Odasına çıkarken cesaretlendi, «Bana bir kahve pişirebilir misin?» dedi.
Kadın gülümsedi, «Sen çık, ben getiririm odana.» diye cevap verdi.
Nitekim, biraz sonra, elinde kahve fincanıyla gelmişti.
Fincanı aldı, kadının elinden tutarak içeri çekti. Kadın yavaşça girdi. Kiracısının niyetini anlamıştı. Sesini çıkarmadı. Genç adam kadına sarılıp öpmeye başladı.
Sonra gövdeleri yatağa düştü. Seviştiler...
Adam:
- Bu aylı geceler deli ediyor beni, dedi... Kadın iç çekti :
- Kimi etmiyor ki?
- Ay büyürken uyuyamıyorum!
Dışarda dalgaların hafifçe kıyıya çarptığı duyuluyordu pencereden...
YARGI
«Kitapta dikkati çeken yan, hikâyelerin hepsinin bir ortaklıkta birleşmeleri, cinsel sıkıntılarla mutlulukların konu alınışı.
Genellikle bu sorunda daha 'geniş' olduğu göze çarpan Batı Anadolu'nun gözlem ürünü.
Bir bölüğü çocukluk anılarına, bir bölüğü gençlik özlemlerine, bir bölüğü gözlem sınırına giren olaylara dayanıyor.
Arınmış bir anlatımın yalınlığı, tam hikâye sınırında duran bir ayrıntılar gerekliliği, hiçbir şeyi trajik yanıyla ele almama, tersine sade ve gizli bir incelikle işleme, cinsel hakkın varlığına inanıştan doğan bir rahatlık... (...)
Cumalı'nın bazı hikâyelerinin alabildiğine damıtılmış olgunluğu yanında bazılarının çabucak yazıldığını gösteren işaretler var, üstelik yan yana gelen bu benzerliklerde birbirinin değerini çoğaltmayan bir toplam. Gene de en tutarlı kitaplardan.» (Rauf Mutluay).
«Yeni kitabı Ay Büyürken Uyuyamam, 23 hikâyeden oluşmakta ve bunlardan biri dışında 22'si kadının, Anadolu kadınının cinsel sorunlarıyla ilgili bulunmaktadır. (...)
İşte Anadolu'nun cinsel tablosu budur.
Buna yalnız Anadolu kadınının tablosu mu denir, tüm Anadolu insanının mı?
Tüm Anadolu insanının tablosudur, 'kadın'ı çıkış noktası tutarak konularını seçen yazar', bu tabloyu çizmiştir.
Cumalı, bu tabloyu çizerken hikâyenin sınırlarını zorlamamış, onun kuralları içinde kalmıştır.
Yalın bir dille, düz bir anlatım içinde, heyecansız, kendini zorlamadan anlatmıştır olayları.
Ama, gene de sonu nasıl gelecek, neler söyleyerek ve nasıl söyleyerek sonuca götürecektir bizi diye bir heyecan duyarak okuyoruz bu hikâyeleri. (...)
Cumalı, bu tabloyu çizdikten sonra bir sanatçı olarak kalmıştır.
O, bu tablonun düzeltilmesi, bütün bu cinsel sorunların bir düzene sokulması için önerilerde bulunmaz, işin düzeltilmesiyle ilgili değildir o. (...)
Cumalı, doğayı, çevreyi işine yarayacak ölçüde betimlemektedir.
Kişilerin fizik betimlemeleri de belirli bir ölçüyü aşmaz onun hikâyelerinde.
İnsanın içinde bulunduğu ortamı, insanın psikolojik durumunu daha çok belirtir.»
(Muzaffer Uyguner).
«a) Yazar, olaylara bakış tavrıyla, kolay okunan, derinliğe, ayrıntılara inmeyen bir anlayışta. Bu yüzden anlattığı şeyler ilginç de olsa çarpıcılık yaratmıyor, b) Olayları anlatırken, ruhsal gerilimlere, çağrışımlara, acılara gerektiğince önem vermiyor, olaylar sığ bir havaya bürünüyor bu yüzden, c) Anlatımı, rahat, klasik. Anlattığı şeyler içeriğinden dolayı değişik bir bakış gerektiriyor. Cumalı'ysa kendini hiç zorlamıyor bu konuda. Bakışı alışılmış bakış olduğu için tekniği de eski, kullanılmış bir teknik. Aslında tekniğiyle bakışı arasında bir boşluk yok. Ama ikisi de yeni değil. Böylece rahat, kolay okunan, insanda derin izler bırakmayan bir öykü anlayışının sürdürücüsü oluyor Cumalı.»
(Güven Turan).
«Bu öykülerde Necati Cumalı'nın en göze çarpan tutumu, anlattığı kişiler ve olaylarla okurun arasına girmemesi. Öğretmenlik etmiyor o, tarih dersi, ekonomi dersi, toplumbilim dersi vermiyor, kendi düşüncelerini kişilerine söyletmiyor. (...)
Gerçeği yeniden yaratabilme gücünde olan sanatçı neden gereksesin söylevi?
Ama bu öykülerde en güçlü söylevin veremeyeceği bir gerçeklik duygusu tütmektedir.
Bu duygu, yazarın yan tutmamasından, kayıtsızlığından değil, insancıllığından geliyor; böylece de 'insan suçsuzdur' diyen bir mırıltı duyuluyor öykülerin yanı sıra, o insanları, o yerleri görüp tanımak ilgisini uyandıran sevgiyle dolu bir ses.
Necati Cumalı'nın, ilgiyi kendi üzerine çekmemek için gösterdiği çaba, yazış biçiminde de gözükmektedir.
Sözcüğün anlamında, tümcenin kuruluşunda, noktalamada şaşırtmaya kalkmıyor, yeniliği görünüşte aramıyor. (...)
Bunlardan biri, ayrıntılardaki yerindelik ve zenginliktir. (...)
Eğer onun ayrıntılarda gösterdiği bu ustalık olmasaydı, öykülerin birtakımı kolayca moledram, isterseniz tragedya durumunu alabilirdi. (...)
Cumalı, bu öykülerde şive taklidi yapmıyor, ya da pek az yapıyor; fakat okurda bu izlenimi hiç uyandırmıyor.
Bununla birlikte, kişiler konuştukça onların şiveleri sanki kulaklarınızda çınlamaktadır.
Bunu kimi yerde belli belirsiz devrik tümcelerle, kimi yerde birkaç sözcükle başarmış Cumalı.»
(Melih Cevdet Anday).
«Nitekim Necati Cumalı, insanlarını kendi gerçeklerinin çerçevesine yerleştirerek, onları bu çerçevenin içinden doğallıklarıyla yansıtıyor bize. (...)
Üstelik Cumalı, sözcükleri yerli yerinde kullanarak, yalın ve çarpıcı bir anlatıma ulaşıyor.
Dili kullanıştaki bu incelik, sözcükleri bu seçiş, bir zorlama değil de, kendiliğinden oluşan ve hikâyeyle birlikte gelişen bir rahatlık olarak ortaya çıkıyor.
Gerçekten, hikâyelerin olay örgüsünde, ayrıntıların gerekli olduğu kadar kullanılması, anlatılmak isteneni bütün boyutlarıyla vermek kaygısını duymadan, düz bir çizgi çeker gibi yalınlaştırarak veriş, Cumalı'nın başarısını perçinliyor. (...)
Şu da unutulmamalı, yer yer tekrara düştüğü ileri sürülebilirce de, Cumalı bir sevgiyle ve doğallıklarına karşı duyduğu bir saygıyla yanaşmaktadır insanlarına.
Kimi zaman onların gerçeklerini deşerek, kimi zaman koşullarının olumsuzluğunu yansıtarak, insan dünyasının bir yanını açıyor önümüze.
Gerçeği çarpıtmadan, abartarak zorlamaya yönelmeden, şiirsel bir anlatımla, tıpkı bir kilim dokur gibi yapıyor bunu.
Şaşırtıcı desenleri olan, usta işi bir kilim gibi.» (Atillâ Özkırımlı).
KAYNAK
Melih Cevdet Anday (Yeni Edebiyat, Şubat 1970), Adnan Binyazar (Papirüs Mart 1970), Ahmet İnam (Dost, Mart 1970), Muzaffer Uy-guner (Varlık, Nisan 1970), Atillâ Özkmmlı (Türk Dili, Haziran 1970), Rauf Mutluay (Varlık Yıllığı 1970), Konur Ertop (Türk Edebiyatında Seks, 1977), Behçet Necatigil (Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, 1979).
