ÖNCE EKMEK [Orhan Kemal]

717 views
Skip to first unread message

Kemal Simsek

unread,
May 26, 2016, 7:08:48 AM5/26/16
to aydinlik-gelecek-hareketi

Önce Ekmek

 

ORHAN KEMAL

 

Orhan Kemal (asıl adıyla Mehmet Kaşıt Öğütçü) 15 Eylül 1914'te Ceyhan'da doğdu.

Babasının siyasal sebeplerle 1930'da Suriye'ye kaçması üzerine, o da öğrenimini yarıda bırakarak oraya gitti.

1932'de Adana'ya döndü.

Pamuk fabrikalarında işçilik, kâtiplik yaptı.

Askerlikteyken 1939'da beş yıla hüküm giydi.

Bursa Cezaevi'nde yatarken N. Hikmet'le tanıştı.

Önceleri Yedigün, Ses, Yürüyüş dergilerinde şiirler yayımladı.

Sonra hikâyeye geçti.

Yeni Edebiyat, Yurt Ve Dünya, Yığın, Gün, Genç Nesil, Varlık dergilerinde yazdı.

1948'de Varlık okurlarınca yılın en beğenilen hikayecisi seçildi.

1950'de İstanbul'a geldi.

Hayatını yazarlıkla kazanmaya çalıştı.

1958'de Kardeş Payı'yla Sait Faik, 1969'da Önce Ekmek'le Türk Dil Kurumu hikâye ödülünü kazandı. Hastalandı, 2 Haziran 1970'te Sofya'da öldü.

 

ESERLERİ

 

Hikâye: Ekmek Kavgası (1949), Sarhoşlar (1951), 72. Koğuş (1954), Grev (1954), Babil Kulesi (1957), Dünyada Harp Vardı (1963), İşsiz (1966), Önce Ekmek (1968). — Roman: Baba Evi (1949), Avare Yıllar (1950), Murtaza (1952), Cemile (1952), Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Suçlu (1957), Devlet Kuşu (1958), Vukuat Var (1959), Gâvurun Kızı (1959), Küçücük (1960), Dünya Evi (1960), El Kızı (1960). Hanımın Çiftliği (1961), Eskici Ve Oğulları (1962), Gurbet Kuşları (1962), Sokakların Çocuğu (1963), Mahalle Kavgası (1963), Kanlı Topraklar (1963), Bir Filiz Vardı (1965), Müfettişler Müfettişi (1966), Yalan Dünya (1966), Evlerden Biri (1966), Arkadaş Islıkları (1968), Sokaklardan Bir Kız (1968), Üç Kâğıtçı (1969), Kötü Yol 11969). — Oyun: İspinozlar (1965), 72. Koğuş (1967), — Anı: Nâzım Hikmetle Üç Buçuk Yıl (1965). — İnceleme: Senaryo Tekniği (1963).

 

«Önce Ekmek»

 

ÖZET

 

Geceydi. Ayten sedire uzanmış, bir gazetenin haftalık ilavesine bakıyordu.

Sayfa, genç kız kalplerini yerinden oynatacak şeylerle doluydu.

İlginç ilanlar yan yana dizilmişti.

Öyleyken, hiçbirini görmüyordu Ayten.

Aklı başka yerdeydi:

Okulu bırakmayı düşünüyordu. Kitaplara bir tekme atıp dışarda çalışacaktı.

Babasının şikâyetlerinden, geçim sıkıntılarından bıkmıştı artık...

Birazdan fitil gibi sarhoş eve dönecekti babası.

«Açacaktı ağzını, yumacaktı gözünü.»

İşlerin iyi gitmediğini, para yetiştiremediğini anlatacak, «Sen de çalış, kızın da çalışsın!» diye öfkeyle söylenecekti.

Ayten kararını vermişti.

Mahalle arkadaşlarından çoğu gibi o da okula veda edecekti.

Bu şartlar altında okuması güçtü, hatta olanaksızdı.

Gerçi annesi, ne olursa olsun, okumasını öğütlüyordu, ama artık dayanamıyordu.

Yarı aç, yarı tok, her gün yaya olarak okula gitmekten, vitrinlere imrenerek bakmaktan usanmıştı.

Bir akşam babası yine annesiyle tartışıyordu.

Karısının, hiç olmazsa, çamaşıra, tahtaya falan gitmesini istiyor, hatta buna, zorluyordu.

Kocasının sesi yükselince, kadın onu:

—  «Bağırma. Komşulardan utan. Ele güne karşı rezil olduğumuz yeter!» diye uyarıyordu. Fakat kocası aldırmıyordu. On beşine gelmeden boynuna işporta takıp sokaklara salmışlardı. Ne okuyabilmiş, ne de bir meslek sahibi olabilmişti. Ana babası acımamıştı ona, geleceğini düşünmemişti. O da şimdi kimseye acımıyor, kimsenin geleceğiyle ilgilenmiyordu.

Bir ara sokak kapısı çalındı. Ayten sedirden fırladı, kapıyı açtı. Gelen babasıydı. Ağzı şarap kokuyordu. Öfkeliydi, kızının yüzüne bile bakmadı.

Çalışsınlardı efendim, şaraphanedeki emekçi haklıydı:

«Baktım işler gitti akıntıya. Emeklilik maaşı yetmiyordu. Oğlanla kızı seferber ettim. Şimdi her biri bir işte. Evimize bet bereket geldi...»

Altları delinmiş pabuçlarını çıkardı.

Ağır ağır çıktı merdiveni. Sedire bıraktı kendini. Söylenmeye devam ediyordu:

«... Okumak, bir meslek sahibi olmak, evet ama neyle? Önce Ekmek, sonra her şey. Hay hayım gitti vay vayım kaldı. Bir bu kadar daha yaşayacak değilim...»

Ayten, eskiden olduğu gibi, geldi, babasının dizine oturdu. Kolunu boynuna attı.

Babası da onun saçlarını okşadı. Duygulanmıştı, Kızı birden konuya girdi. Kararlı bir sesle söyleyiverdi:

—  Okulu bırakıyorum babacığım!  Trikolarda çalışacağım!

Adam şaşırdı, sanki ansızın bir tokat yemişti.

Şimdiye değin söylediklerini hatırladı, pişmanlık duydu. Ağlayacak oldu, beceremedi.

Karısına seslendi. Kadın, ellerini kurulayarak geldi. Fakat kocası ağzını açmadan duruyordu.

Sanki boğazına bir şey tıkanmıştı. Konuşamıyordu.

«Hanım, bu kız çalışmak istiyormuş. Haberin var mı?» diyemedi.

Deseydi, gözyaşları boşanacaktı.

Ayten de orada durmamış, dışarı çıkmıştı.

 

YARGI

 

«Birçok hikâyelerinde olduğu gibi burada da yazar, toplumun o çok geniş alt yapısından gerçekçi gözlemlerini ayırmıyor.

Büyük kentin, İstanbul'un bir kıyıcığında yerleşmiş, türlü yoksunluğa, çileye karşı varlığını sürdürmeye savaşan halkımızın yaşamından değişik kesitler yansıtıyor.

Orhan Kemal'in hikâyelerinde büyük ağırlığı olan 'ekmek' sorunu, bütün bir yaşam savaşının simgesi, belkemiği durumundadır.

Yazarın kişilerinde sık sık bir 'ekmeksiz kalma' kaygısıyla karşılaşırız.

İlk hikâyelerini topladığı Ekmek Kavgası'nda olsun, son yıllarda yazdığı Önce Ekmek'te olsun bu kaygı sanki insanların eylemlerine, olayların akışına yön veren bir içgüdü gibidir. (...)

Önce Ekmek'te, İstanbul'un çileli insanlarının değişik yaşantıları arasında onların yoksulluk içinde yetişen çocukları da geniş yer tutar. (...)

Kitabın öbür hikâyelerinde de büyük şehrin gündelik yaşamı içinde rastlanan, küçük insanların, onların geçim uğraşıyla ilişkili yaşantıları, özlemleri, alışkanlıktan fazla ayrıntıya inilmeden saptanıyor. (...) Yaşama koşullarının oldukça acımasız ve geniş bir kesiminden topladığı gözlemlerini kendinden bir yorum, bir abartma ya da bir yergi ve taşlama eklemeden yansıtır.

Yumuşak, tasvirci bir gerçekçilikle yetinerek günlük yaşantılardan kesitler verir, belirli tipler tanıtır. Onun hikâyelerini okumak bir bakıma halkımızla, gerçeklerimizle birlikte olmaktır.

Dürüst bir halk yazarı olan Kemal toplumumuzun alt yapısının yaşantısını, özlemlerini, özelliklerini tanımamıza bir açıklık getiriyor.

Konularındaki doğrudan yaşamadan gelen gerçekçilik, anlatımındaki açıklık, yalınlık, etki gücüyle insanlar arasında bir yakınlık ve anlayış dolaşımına yardımcı olan Orhan Kemal, öbür kitaplarıyla birlikte 'halkçı' bir yazar olmanın unutulmaz örneklerini vermiştir.»

(Ahmet Köksal).

«Ekmeğin peşinde seğirten yoksul kesimin insanları 'Önce Ekmek' hikâyelerinde film parçaları gibi geçirilir gözümüzün önünden. Bundan başka 'Sağ İç', kuşaklar çatışmasını, 'Taş', vakt-i kerahatin ekmeği aştığının, 'İki Buçuk' dürüst şoförün hikâyeleridir.

'Suda balık, havada kuş' kadar çok olan büyük kentlerin küçük insanları tüm gerçeğiyle girer Orhan Kemal'in hikâyelerine.

Her gün karşılaştığımız vapur iskelelerinde ezilen, eli çolak edilen dilendirmek için...

Kavga ekmek kavgası, yaşayabilmenin kavgasıdır...»

(Vedat Yazıcı).

 

«Yazar, ÖNCE EKMEK'te de tiplerin nitelendirici özelliklerini açıklarken, kendi ağızlarından, diyaloglar, monologlar ve özellikle iç monologlardan yararlanmış ve böylelikle bunlar bu kitaptaki hikâyelerin temel anlatım biçimi olmuşlardır. Orhan Kemal'in her eserinde betimlemeye çalıştığı nesnel gerçeklik, tiplerin öznel gözlemiyle algılanmaktadır ki, bu durum yazarın ilk eserlerinin basit kompozisyonuna karşın, ÖNCE EKMEK'te karmaşık bir yapı içinde bu ortaya çıkmaktadır.» 

(Xenia Celnarova).

 

«Kimsenin erişemediği konuşmalar canlılığı, tasvir keskinliği, tipler gerçekçiliğiyle yapılarını kendileri belirleyen Orhan Kemal ustalığı. (...) Çoğunca 'Önce Ekmek' diyen kişiler katındadır Orhan Kemal. Yaygın ve geçerli, örneği ve kaderi bol orta insan dünyası. Ama hepsinin ta içlerinde açlığa, yoksulluğa, yenilmişliğe karşın unutulmaz bir değer direnir durur. Bir yerde 'önce onur' diyen Türk insanının namus davranışıdır bu. Hikâyelerin hepsinde en umutsuz anda bile bu duygu öne çıkar gibidir, batmadan, farkına vardırmadan. Toplumumuzun ortak ve büyük gerçeklerinden biridir bu; ve yazar kendiliğinden durup derinleşir bu noktada.»

(Rauf Mutluay).

 

KAYNAK

 

Rauf Mutluay (Yeni Ufuklar, Haziran 1969 / Varlık Yıllığı 1970), Ahmet Koksal (Yeditepe, Temmuz 1970), Vedat Yazıcı (Yeditepe, Aralık 1972), Hulki Aktunç (Türkiye Defteri, Ağustos 1974), Xenia Celnarova (Birikim, Ocak 1977), Asım Bezirci/Hikmet Altınkaynak (Orhan Kemal, 1977), Behçet Necatigil (Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, 1979), Muzaffer Uyguner (Türk Dili, Temmuz 1975).

 


Satır içi resim 1



Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages