DEFNE SAMYELİ KABALACI ÇIKTI [Odatv]

178 views
Skip to first unread message

Kemal SIMSEK

unread,
Jun 29, 2010, 3:04:01 AM6/29/10
to aydinlik-gel...@googlegroups.com

DEFNE SAMYELİ KABALACI ÇIKTI

28.06.2010 21:59

Hürriyet yazarı Ayşe Arman’ın Defne Samyeli’nin eski eşi Eren Talu ile yaptığı röportaj çok tartışıldı. Kimileri röportajı eleştirirken, Odatv olarak röportajla ilgili görüşlerimizi"HAŞMET BABAOĞLU MU YOKSA AYŞE ARMAN MI DAHA İYİ GAZETECİ" başlıklı yazıda söyledik. 
Konumuz bu değil...
Odatv olarak röportajda bulunan başka bir ayrıntıyı haberleştirelim dedik.
Eren Talu, Defne Samyeli’nin kendisini aldattığı bilgisini kiminle paylaştığını röportajda şu şekilde anlatıyordu: 
“Bu arada Defne, Galll Sassoun'la olan biteni paylaşıyor.
Kiminle?
- Los Angeles'lı astrolog. Bizimki sürekli onunla telefonda. Madonna'nın da üye olduğu bir şey. Ben de gittim adama. Owo'ya geliyordu Defne orada tanıştı, ahbap oldu.
Ne soruyor ona?
Hayatını soruyor. ‘Eren'in sana altı ay izin vermesi lazım ama vermeyecek biliyorum’ diyor. Çünkü alaturka bir herifmişim. O zamana kadar olan sevişmelerini affedebilirdim ama altı ay daha izin veremedim!”
Kısacası Defne Samyeli’nin Galll Sassoun’un başında olduğu bir gruba üye olduğunu, sürekli temasta bulunduklarını ve Samyeli’nin hayatının önemli dönemeçlerinde Sassoun’dan akıl aldığını söylüyor.
Neyse konumuza dönelim peki kim bu Gahl Eden Sasson? (Röportajda adı geçen Galll Sassoun’un adının doğru yazılışı böyle.)

DEDESİ EDİRNELİ
Aslen Edirneli olan ve İsrail’e yerleşen bir aileden gelen Gahl Sasson Yahudi cemaatinin yakından tanıdığı bir isim.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen Sasson, cemaatin gazetesi Şalom’a bir röportaj da vermişti.
Gahl Sasson’un adı İbranice “rüzgar” demek. Sasson, önce İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından Mexico’ya gitti.
Mexico’da geçirdiği günlerde sık sık Sinagog’a giderek dua eden Sasson, bir gün Sinagog’da bir aile ile tanıştı.
Ailenin ilginç bir hikayesi var...
Dış görünüşü Hıristiyan olan, çevrelerinde Hristiyan olarak bilinen üç çocuklu bu aile, iç dünyalarında bir Hıristiyan gibi değil Musevi gibi yaşıyordu. Hiçbir Hıristiyan Bayramı aile tarafından kutlanmazken, Musevi gelenekleri aile tarafından sürdürülüyordu. Soyadlarının İbranice karşılığı olan aile, çocuklarına verdikleri isimleri de önemsiyordu. Çocuklarına mutlaka İbranice karşılığı olan isimler veriyorlardı. 
Ailenin babası Mexico’da çok ünlü bir ressamdı. Resimlerini Kabaladan (Yahudi mistisizmi) esinlenerek yapıyor, Kabala sembolleri gizliyordu.
Sasson, arkadaşları Mexico’dan ayrılınca ailenin yanına yerleşti. Adeta aileden biri oldu. Ailenin büyük oğlu Sason’a Kabala’yı öğretiyordu. Sason, Meksika’da ezoterik bir okulda Kabala eğitimi aldı.
Sasson, aileden ayrıldıktan sonra Los Angeles’a gitti. Öğrendiği Kabala bilgileri ile insanların astroloji haritasına baktı. Yahudi cemaati içinde büyük sempati topladı. Daha sonra Kabala seminerleri vermeye başladı. Kitapları, ABD’nin yanı sıra Türkiye’de de yayınlandı.

ÜNLÜ VE GENİŞ BİR CEMAAT
Sasson, dünya çapında tanınmaya başladı. Madonna’nın Kabala Hocası olarak da ünlenen Sasson, Uma Thurman’dan Britney Spears’a kadar ünlülerin astroloji haritasına Kabala’ya dayanarak bakıyordu. Türkiye’de de sosyetenin yakından takip ettiği Sasson, Türkiye’yi ziyaretinde pek çok ünlü ismin de yıldız haritasına bakıyor, Kabala’ya göre yaşamlarına yön veriyordu.
Kabala’yı dünya gündemine sokan Madonna ondan çok şey öğrenmişti. Zaman zaman İsrail’de konser verdiği için hayranları tarafından eleştirilen Madonna, İsrail konserinin ardından Kabala’nın kurucularından Haham İzak Luri’nin Safed’teki mezarını ziyaret ediyordu.
İşte Defne Samyeli’nin yaşamının en önemli sırlarını paylaştığı, hayatını yönlendiren Kabala Hocası Sasson’un hikayesi böyle.
Öyleyse haberimizi Türkiye’nin de falına bakan Sasson’un sözleri ile bitirelim:
Türkiye Akrep burcu. Her zaman bir dönüşüm içinde… Atatürk birçok değişikliler yaptı. Dili, giyimi gibi büyük değişiklikler yaptı. İnsanlar ‘biz Türkiye’yi kazandık’ ya da ‘kaybettik’ olarak görüyorlar. Oysaki Türkiye her zaman yeniden diriliyor. Şu anda da büyük bir dönüşüm içinde… Satürn 2012 ve 2014’de Akrep burcunda olacak. Bu da büyük değişimlerin olacağı anlamına geliyor. “

Odatv.com


28 Haziran 2010 13:07 tarihinde Kemal Simsek <kemalsi...@gmail.com> yazdı:

Defne Samyeli


Vikipedi, özgür ansiklopedi

Defne Samyeli (d. 1 Ocak 1972, Istanbul), Türk haber sunucusu.

[Resim: defne_samyeli_02j.jpg]


Aslen Malatya'lı bir ailenin ikinci kızı olarak dünyaya geldi. Miss Turkey 1991'de üçüncü olduktan sonra haberciliğe başlamıştır. Üne kavuşması Tuncay Özkan yönetimindeki Kanal D ana haber bülteniyle olmuştur.

Kanal D ana haber bülteninde farklı haber sunuş tarzıyla uluslararası 2 ödüle layık görülmüştür. Milliyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı, ardından Show TV ana haber editörlüğü, sunuculuğu ve Güneş Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaya devam etmektedir.


Defne
376000 DAFNA KU
376000 DAFNAI U
376000 DAFNE KU
376000 DAFNI JKU
376000 DAFNY U
376000 DAPHNA KZ
376000 DAPHNE BDK
376000 DAPHNEH BD
376000 DEFEN o

Samyeli
468000 CAMJALLI J
468000 SAMALLY A
468000 SAMELI A
468000 SAMELY AGU
468000 SAMUELLI G
468000 SAMUELLY AHU
468000 SAMUELY ABGHJKUVXp


Eren (Eşi)
096000 EHREN AN
096000 EIRAN C
096000 EIREN C
096000 EIRON DJp
096000 ERAM A
096000 ERANI JUZ
096000 EREMJA A
096000 EREN AJK
096000 ERENJI H
096000 ERENY B
096000 ERENYI GW
096000 ERIN ACDK

Talu (Eşinin Soyadı)
380000 DYLY H
380000 TAAL BDKR
380000 TAHL ABJKW
380000 TAJL AM
380000 TAL ABCDEHJKLMNOPQUVYZ
380000 TALE C
380000 TALI CKZ
380000 TALIE C
380000 TALL AJKNYo
380000 TALLE J
380000 TALLEY JKT
380000 TALLY JK
380000 TALYA R
380000 TAOUIL P
380000 TAUL JK

Deren (Kızı)
396000 DAREN Kgp
396000 DERAN o
396000 DEREN ABCKMp
396000 DERENE JKX
396000 DERENNE KQ
396000 DERIN ACKLRXl

28 Haziran 2010 12:58 tarihinde Kemal Simsek <kemalsi...@gmail.com> yazdı:

Aldatma benim için bir namus meselesi değil

HÜRRİYET - 28 Haziran 2010

TAHMİN edeceğiniz gibi, Eren Talu röportajıyla ilgili dün sabahtan itibaren posta kutuma bir sürü mail düştü.

Birbiriyle alakası olmayan pek çok mail.

Heyecan içinde okudum diyen... 

Aman Allah’ım iğrendim ben bu adamdan, bu kadar ayrıntı verilir mi diyen...

Mağdur edildi, hakkıydı, o da kendi açısını anlatmalıydı diyen...

Kesinlikle Defne Samyeli’nin canını acıtmak için konuşmuş diyen... 

Yuh, bu insanların çocukları var diyen...

Siz ikisini de dinlediniz, kim haklı, kim haksız bize söyleyin diyen... (Ben bu topa asla girmem, zaten bu olaylarda haklı/haksız yok. İki taraf da kendine göre haklı...)

O utanmaz adama söyle, biraz utanması kaldıysa, kızları için sussun diyen...

Benzer şeyler benim de başımdan geçti, bir şirket batırdım, karım gitti, Eren dibine kadar haklı diyen...

Kadınları daha iyi tanımamızı sağladı diyen...

Bu adam ilkel değil en azından, karısı bir başkasına aşık olduğu halde, her şeyi unutalım, yeniden başlayalım demiş diyen...

İnsan bir başkasının koynuna girmiş kadını nasıl affeder, delirmiş diyen...

Hakaret etmiyor ki, olan biteni anlatıyor diyen...

Boşanmalarda iki taraf da susmalı diyen...

Anlayacağınız bir sürü tepki...

Aslında Defne ve Eren boşanma hikâyesinden çok, modern zamanların çetrefilli ayrılık hikâyelerinden biri olarak okunmalı.

Bu arada dünkü röportajda bir yerde “dedi” olacakken “dedim” olmuş.

Tabii anlam değişmiş.

Eren Talu düzeltmemi rica etti.

Bir gece kulübünde bir kadınla görüntülendi. Ben de o meseleyle ilgili bir soru sordum: “Ama senin vukuatların da sadece o paralı kadınlarla sınırlı değil, burada/_np/5970/10995970.jpg da bir kadınla görüntülendin” dedim. O da cevap verdi: “İyi ki hatırlattın onu da anlatayım. Bir akşam saat 8 buçuk gibi Defne’yi aradım, ‘Ben berberdeyim, kızlarla eğleneceğim, ne zaman geleceğimi bilmiyorum, gelir miyim onu da bilmiyorum” dedi... 

İşte bu cümledeki “dedi”yi dünkü röportajda “dedim” olarak yazmışım, benim hatam, özür dilerim.

Buyurun, röportajın gerisini buradan okuyun... 

Defne Samyeli’nin yeni programındaki mini şortlu görüntüleri seni rahatsız etti mi?
Ben öyle şeylere takmam. O da, “Ben ölmedim, bomba gibi dönüyorum” diyor.
Benimle evlendiğinde 23 yaşındaydı şimdi 38. “Bir şansım varsa kullanayım” diyor. Bu da son derece anlaşılır bir şey. İnşallah, bundan sonraki hayatında mutlu olur.

Peki, yakınların sana “Onu nasıl affedersin, bu kadın seni aldattı!” filan demedi mi?

Çok diyen oldu. “Sen onu bırakmalıydın” diyen de. Ama şöyle bir şey var: Prototip bir tepki biçimi yok, ben de böyle tepki verdim. Çocuklarımı ve ailemi yeniden istedim. Karımı, bir hastalığa yakalanmış olarak kabul ettim, o hastalıkla savaştım... Ama kaybettim. Kazansaydım, kimsenin haberi bile olmayacaktı, ama kaybedince bütün yaşananlar ortalığa döküldü. Memnun muyum olan bitenden? Hayır değilim. Ama yaşananlar gerçekten de bu...

Sence o ilişki devam ediyor mu?

Ediyor. Yanlış anlama takip etmiyorum. Tesadüfen biliyorum. Mahkemeye göstereceğimiz kredi kartı dökümlerinde, Londra’da Marriott Hotel’de kaldığını öğrendim. Çocuklarla Amerika’ya gitmişti, dönüşte onları Türkiye’ye yollamış, kendisi de Londra’da otelde kalmış, yalnız kaldığını da zannetmiyorum. Bu detayı bütün aileden saklamış. Ama tabii onun hayatı, istediği her şeyi yapabilir.

Şimdi geriye dönüp baktığında, “Hata yaptım” diyor musun?

Evet, diyorum. Keşke kesip atabilseymişim, sen yoluna, ben yoluna diyebilseymişim, yapamadım...

Çocuklar?

Çok çabuk olgunlaştılar. Ama Allah’tan bütün bu anlattıklarım, bir aile kavgasına dönüşmedi. Birbirimizin aileleriyle hâlâ çok yakın görüşüyoruz.

Sen yeniden evlenmeyi düşünüyor musun?

Hayatta sakınacağım hiçbir şey yok. Neden olmasın? Her şeyin insanlar için olduğunu bir kere daha anladım. İnsan, mutlu olmak için elinden geleni yapmalı. Elindekiyle de mutlu olmalı. Biz beceremedik. Çok büyük dersler aldım bütün bu olan bitenden. 

Şimdi para durumun nasıl?

Sıfır gelir! Bir şekilde idare ediyorum. İşin tuhafı, param yok ama hayat yine de güzel. Kızlarımla aram çok iyi, bu en mühim şey. Kalıcı olan zaten çocuklarmış, kadın da adam da gidebiliyor. Gitmezmiş gibi geliyor ama gidebiliyor. Bir şey daha söyleyeyim: Tüm bu yaşananlardan sonra, hâlâ kendime güvenim var. Benim mimarlığım ve tecrübem bitmedi ki, yine gün gelecek, iyi işler yapacağım. Şu anda alacaklılar konusunda baskı altındayım, bir iş yapsam tepeme binecekler ama elbette bu işleri çözüp, yeniden sıfırdan 
başlayacağım.

Bir insanı tanımak diye bir şey yokmuş 

Eski karını yeteri kadar tanıyor muymuşsun...
“Yeteri kadar tanımak” diye bir şey yokmuş. İnsan değişiyor. 23 yaşında tanıdığım kadınla, 38 yaşındaki aynı değil. Bu sadece Defne için de geçerli değil. Hepimizin farklı yaşlarda, farklı insanlarız. “Evleneceğim kadını tanımalıyım”a inanmıyorum yani. Zaten evlendikten sonra bambaşka bir renk ve kimya çıkıyor ortaya. Senin renginle onun rengi birleşiyor, evlenmeden beraberken bir beklentiyle yaşadığın özel hayatın, beklentisiz bir ortak yaşama dönüyor. Dolayısıyla, bir insanı önden tanımak filan palavra...

Erkek, jimnastik olarak yapıyor kadın ise aşık oluyor

“Katılmayanlar olacaktır ama ben aldatmanın, çok da mühim bir şey olmadığını savunuyorum. Evet çok acı veren bir şey, belki ilişkinin bitmesi için bir sebep ama ‘namus meselesi’ değil benim için. Hepimiz insanız. Erkek de yapabilir, kadın da. Bu sadece erkelere özgü bir şey değil. Ama işte erkek, jimnastik olarak yapıyor, kadınsa ne yazık ki aşık oluyor. O zaman da geri dönüşü olmuyor...”

25 yaşında bir sevgilim olduğu doğru

25 yaşında bir sevgilin olduğu doğru mu?
Doğru. Gayet iyi bir ilişkimiz var. O beni tedavi ediyor!

Alkolik olsam 2 yıl alkol almadan yaşayabilir miyim 

Karımı bir hastalığa yakalanmış olarak kabul ettim, o hastalıkla savaştım... Ama kaybettim!



Tekrar alkole başlamışsın...
Evet. Ya antidepresan alacaktım, ya tekrar alkole başlayacaktım. İkinci şıkkı tercih ettim.

Kızma ama şunu da soracağım: Alkolik misin?

Kızmam niye kızayım. Değilim. Olsam, iki sene alkolsüz yaşayabilir miyim? İki sene bıraktım. Hiç içmedim. Sonra bu olaylar patlak verince, beni rahatlatacak bir şeye ihtiyacım oldu. Bir süre antidepresan kullandım ama ilaç, beni duygusuz bir şey yaptı, bir bulutun içinde gibiydim. “Yok” dedim, “Ben her şeyi hissetmek, acımı dibine kadar yaşamak istiyorum.” 


28 Haziran 2010 12:54 tarihinde Kemal Simsek <kemalsi...@gmail.com> yazdı:

Alo ben Eren, eşiniz sizi karımla aldatıyor

HÜRRİYET - 27 Haziran 2010

Aylar önceydi Defne Samyeli ile konuştum.

Çünkü olay yeni patlak vermişti.


14 yıllık evlilik çöküyordu. 

Eren Talu boşanmak istemiyor, Defne ise “Boşanacağım” diye ısrar ediyordu.
Defne şiddetli geçimsizlikten, Eren de sadakatsizlikten dava açmıştı. Eren'in Galatasaray Stadı'nda bütün parasını kaybetmesi de her şeyin üzerine tüy dikmişti.
Defne anlattı, ben de yazdım. 
İsimsiz olarak. Evliliğin başından beri kocasının onu aldattığını söyledi. Ben Defne'nin olaya bakışını aktardım.
Hemen arkasından Eren aradı, o da anlattı. Ama onun anlattıklarını, hiçbir zaman yayınlamadım.
Çocuklar var diye, suçlamalar kötü diye, belki barışırlar diye, bir şekilde ortalığın yatışmasını bekledim, elim gitmedi yayınlamaya. Oysa ben gazeteceyim, taraf değilim, benim elimde bir teyp var, o teybe kim ne anlatıyorsa onu yazıyorum. Elimde teyp varken ben gazeteciyim, arkadaş- markadaş değilim. Onlarsa anlatıyorlar, anlatıyorlar, fakat şöyle bir şey oluyor, saatlerce uğraşıyorum o metinleri bir yazı haline getiriyorum, sonra “Yok vazgeçtim o kırılacak, bu üzülecek. Vicdanına sığınıyorum, yayınlama” diyorlar. 
Eren beni, “Artık hazırım, röportaj vermek istiyorum” diye aradığında, ne yalan söyleyeyim tereddüt ettim. “Kim bilir ne anlatacak” dedim.
Anlattıktan sonra, “Onu yazma, bunu yazma diyecek.”
Fakat öyle olmadı. Röportajı yolladım. “Bunlar tam da sana anlattıklarımdı” dedi, arkasında durdu.
Ve biten evlilikleri hakkında ilk defa bu kadar detaylı konuştu. Ben vazifemi yaptım, çocuklar konusunda onu uyardım, “Rahatsız olabilirler” dedim, ama o ısrar etti, “Onlar zaten her şeyi biliyor. Artık herkes her şeyi öğrensin...” Unutmadan, tabii ki bu sayfa her zaman Defne'ye de açık...

Soru- moru hazırlamadım Eren. Çünkü ne anlatmak istediğini bilmiyorum. Neden röportaj vermek istediğini de...
- Bugüne kadar ben hariç herkes konuştu. Defne, üç röportaj verdi. 14 yıldır onu aldatıyormuşum, yapmadığım şey kalmamış. Benim hakkımda demediğini bırakmadı, TOKİ de söylemek istediği her şeyi söyledi...

Sen neden sustun?
- Beni engellediler. “Konuşursan paranı alamazsın kardeşim” dediler, daha da fazla mağdur olmamak için bekledim. Ama anladım ki, susunca iyice mağdur oluyorsun. Artık yeter! Ben de kendi açımı anlatmak istiyorum. Çünkü sana bir imaj biçmeye başlıyorlar, seni olmadığın bir adam haline sokuyorlar. Tamam kabul bütün paramı kaybettim ama işimdeki beceriksizliğime ek olarak, karısını aldatan rezil, iğrenç bir herif oldum. Gel gör ki, işin gerçeği bu değil. Bir kere boşanmak isteyen ben değilim. Karım, bir başkasına aşık oldu, “Ruh ikimizi buldum, bırak gideyim” dedi; evliliğimizi bitirmek istedi. Onu kaybetmekten ölesiye korktum. “Beni istemeyeni ben de istemem. Zaten beni aldattın. Yolun açık olsun” demedim, diyemedim. “Benim de kaçamaklarım oldu, yurtdışında paralı ilişkiler kurdum ama jimnastik gibiydi, bir şey ifade etmedi. Gel bunu, onlara sayalım, unutalım” dedim. Onu vazgeçirmek için elimden geleni yaptım ama olmadı; o adamdan vazgeçmedi. Aylar içinde geldiğimiz nokta şu: “Ruh ikizim” dediği adamla birlikte olmak istiyor; ‘ruh özgürlüğüne' kavuşmak için de benden para!

Sen bana daha önce de bir takım şeyler anlattın. Tabii bu kadar detaylı değil...
- Evet, sen de yayınlamadın. Ama sekiz ay önce her şey daha farklıydı, Defne o üç röportajı vermemişti, benim hâlâ bir araya gelme umudum vardı ve işler bu kadar vahşileşmemişti. Şimdi artık o noktada değiliz, onu geri kazanamayacağımı biliyorum. Ben de boşanmak istiyorum. Ama parasız... Ve onun sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi konuşması hoşuma gitmiyor. Bu röportajı vermek istememin nedeni, “Bir de beni dinleyin...” demek. Madem rezil olduk, o zaman bari tamamı ortaya dökülsün... 


Şimdi bu öyle bir mesele ki, işin içinde çocuklar var...
- Ayşecim, onlar zaten bütün detaylarıyla biliyorlar. Her şeyi okudular, mailleri gördüler. Uzayda yaşamıyorlar. Ayrıca ikimizle de araları çok iyi. Defne benim ailemle, ben onun ailesiyle görüşüyorum. Çocuklar için bütün o sevgi seli devam ediyor, sadece anneleriyle babaları küs...

Peki hadi başlayalım o zaman. Sen ne diyorsun yani? “Para bitti, kadın gitti mi?”
- Bu meşhur laf aslında bizim durumumuzu çok iyi özetliyor. Evet para bitince, insanlar gider. Ben bunu da anlıyorum...

Nasıl yani? Ona hak mı veriyorsun...
- Hak vermiyorum, anlıyorum. Ben de kadın olsam yapabilirim böyle bir şeyi. Çünkü gerçekten çok zor şeyler yaşadık. Yaşam konforun tehdit ediliyor, kendini bombok hissediyorsun. Acayip bir travma yaşıyorsun. Hayatına kastediliyor, ötesi mi var? Her tarafın hacizci dolu, evden teker teker her şey gidiyor, çocuğunun bilgisayarına kadar, yatağın altına saklıyorsun, görmesinler de almasınlar diye...

Peki, ‘kötü günde de birlikte olmak' diye bir şey yok mu?
- Var, var. Ben sadece sana bizim durumumuzu anlatmaya çalışıyorum, yargılamadan dinle. Böyle bir durumda insan; kendini, çocuklarını korumaya çalışıyor, bir ‘b planı' arıyor. Defne'nin “Aşık oldum” dediği şey, bir korunma mekanizması olabilir, duvara çarpacağımız belliydi, o da o arada, bunalımdaydı, arayıştaydı, artık ne haltsa... Birine aşık oldu. Mesele bu; da... Bütün bunların hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi davranılması tuhaf. O zaman çık, “Evet, evliyken birine aşık oldum” de, diyemiyor, bütün kusurları bana yüklüyor.

Peki sen işinle ilgili o krizleri yaşarken karının senden uzaklaştığını mı fark etmiyorsun...
- Önceleri etmedim. Ama tabii ilişkimiz, biraz arkadaş ilişkisi gibi olmuştu, seks pek yoktu, minimum bir ortak hayat. Yine de konduramıyorum. Benim karım güzel bir kadın. Ben onu televizyon dünyasında hiç rahatsız olmadan yüz tane herifin arasında bıraktım. O hep mesafe koymayı bilirdi. Hakikaten geçmişe dair, en ufak soru işareti bile yok aklımda. Brüksel'e bir medya konferansına gitmek istedi, “Tabii” dedim. Gitti. İşte ne olduysa o konferansta oldu. Richard Gizbert denilen o adamla tanışıyor. Adam, El Cezire televizyonunun Uğur Dündar'ı. Evli. Bilinen, tanınan biri. Karısı var, hayır işleriyle uğraşıyor, çok saygın bir kişilik. Londra'da yaşıyorlar. Richard o toplantıda moderatör. Bizimki de olgun erkeklerden hoşlanıyor...

Ama senin hiçbir şeyden haberin yok...
- Yok hayır. Sadece sabahlara kadar bilgisayar başında, yatağa 5'te geliyor. Adamla chat'leşiyorlarmış. Bir akşam çalışma odasına girdim, baktım internette, beni görünce apar topar bilgisayarı kapattı. Tam o sırada Blackberry'sine mesaj geldi, hem bilgisayara hem telefona aynı anda geliyor ya... Masadaki cep telefonunu elime aldım, koştu, elimden kaptı. Adamdan gelen mesajı görmemi istemiyor. Sildi mesajı. “Kimden?” dedim. O anda bir senaryo yazıverdi. Amerikan Konsolosu'nun evinde bir davet varmış, ben yoktum, orada Avusturalya Konsolosluğu'nda çalışan bir adamla tanışmış, adam buna ilgi duymuş, bizimki de adamın maillerine yanıt vermiş, küçük tehlikesiz bir flörtmüş ama ben tanık olduğum için de çok utanmış... Ben de yedim. Belki de yemek istedim. Fakat içime bir şüphe de düştü...

2 şişe votka içtik, her şeyi itiraf ettik

Madem inandın sonra şüphe nasıl başladı?

- Ya kaybedersem, ya biri varsa gerçekten hayatında gibi şeyler geçmeye başladı beynimden. Zaten iş açısından batmış bir vaziyetteyim, bir de evliliğim gümbürtüye gidecek! Ve kesinlikle onu kaybetmek istemiyorum. Hemen toparlamaya çalıştım. “Gel seninle kaçamak yapalım” dedim Defne'ye, “Aramızdaki sorunları konuşalım, ben seni çok ihmal ettim...” Bir butik otele gittik, ilanı aşklar, güller, onu etkilemek için elimden geleni yapıyorum. Arada da “Kim bu adam ya” diye soruyorum. Hep şahane hikayeler yazıyor. İçimden “Avusturalya Konsolosluğu'ndan araştırayım şu adamı” diyorum, aklınca hedef şaşırtıyor. Sonra, “Benim Doha'ya konferansa gitmem gerekiyor” dedi. Adam çağırıyor... Tutturdum, “Ben de geleceğim” diye...

Gittin mi?
- Evet. O hiç istemedi ama sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Bana “Sen modern otel seversin, W'da kalalım” dedi. “Tamam” dedim ama konferans Sheraton'da. Meğer o esnada karım, frenleri iptal etmiş, yeni bir aşka yelken açmış. Adamla buluşacaklar. Ve sakın yanlış anlama. Benim itirazım neden bunu yaptı diye değil, her boku ben yapmış gibi duruyorum, buna bozuluyorum. Ben hem çapkın oldum, hem salak. Bir de işler iyice zıvanadan çıktı, 5 yıl hapsim istendi, ne yapmışım ya...

O adamın Avusturalya Konsolosluğu'nda çalışmadığını Doha'da mı öğrendin?

- Yok hayır, Doha'da hâlâ kek durumdayım. Sabah süslenip püslenip konferansa diye çıkıyor, meğer adamın Sheraton'daki odasına gidiyormuş. Aşıklar orada buluşurken, benim içim içimi yiyor, bir şey var ama anlayamıyorum. Artık üzerimde nasıl bir baskı kurmuşsa işim gücüm yok ama Sherton'a gidemiyorum. İki de bir arıyorum, telefonu çalıyor, açan yok, sonra açılıyor Defne “Ne oldu, neden arıyorsun?” diyor. Nedense Defne'nin sesi hep ekolu, meğer adamın odasındaki banyodan konuşuyormuş... 

E konferans?
- Bir iki kere belki katılmıştır. İşin içinde mesleki hırslar da var, adam başarılı bir televizyoncu, mutlaka “CNN'de çalışmana yardımcı olabilirim” filan demiştir. Defne çok hırslıdır. Ben de ona hep destek oldum. Bu, bir ekip işi. Ben kendi açımdan kabul ediyorum bu evlilikle nereden nereye geldiğimi ama benzer şeyler Defne için de geçerli. Ben o arada hala Avusturalya Konsolosluğu'nda çalıştığını zannettiğim rakibimle psikolojik savaş halindeyim. Aslına bakarsan o Richard kim neyin nesi hala bilmiyordum. Adam benim zannettiğim biri gibi de çıkmadı, bambaşka bir yerden girmiş: Yok efendim ikisi “ruh ikiz”i çıkmışlar, geçmiş hayatlarında birliktelermiş. Yani ne yaparsan yap, boşa kürek çekme durumu var. Bu arada Defne, Galll Sassoun'la olan biteni paylaşıyor.

Kiminle?
- Los Angeles'lı astrolog. Bizimki sürekli onunla telefonda. Madonna'nın da üye olduğu bir şey. Ben de gittim adama. Owo'ya geliyordu Defne orada tanıştı, ahbap oldu.

Ne soruyor ona?
- Hayatını soruyor. “Eren'in sana altı ay izin vermesi lazım ama vermeyecek biliyorum” diyor. Çünkü alaturka bir herifmişim. O zamana kadar olan sevişmelerini affedebilirdim ama altı ay daha izin veremedim! 

Peki sen Doha'da Defne'nin onunla buluştuğunu, onun odasına gittiğini, o adamın Richard Gizbert olduğunu nereden biliyorsun?
- Defne kendisi anlattı. Ben Doha'dan Dubai'ye geçtim, o da geldi. Ağlayarak ayrılmışlar. Zaten havaalanından bir saatte çıkamadı, herkes çıktı Defne yok. Adamla tuvalette telefonda konuşuyormuş. 

Peki nasıl her şeyi itiraf etti?
- Votkanın gözünü seveyim! İki şişe votka içtik, birbirimize her şeyi anlattık. Seviştik de. Ama daha önce dedi ki, “Benden şüpheleniyorsun, al bak telefonumu hiçbir şey yok.” Verdi telefonu. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama sildiğini zannetmiş fakat her şey içinde. Bütün mailler, SMS'ler. Karımın çeşitli fotoğraflarını görüyorum, kendi kendine çekmiş, hiç tanımadığım bir adama göndermiş. Beynimden vurulmuşa döndüm. “Bu ne ya?” dedim. Gerisi, çorap söküğü gibi geldi. Artık inkar edecek hali kalmadı. Zaten ben anlamalıydım, daha güzel olmaya çalışıyordu, memelerine falan bir şeyler yaptırıyordu, “Zaten güzelsin, kimin için daha güzel olmaya çalışıyorsun?” diyorum. 

HEM BAŞKASINA AŞIK OL HEM ÜSTE PARA AL BÖYLE BİR ŞEY DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE YOK

Ne yaptın peki öğrenince?

- Bir kere 50 derece sıcak ve iki şişe votka içmişiz, yürüyecek halimiz kalmamış. Ne kadar detay varsa ilişkilerinde hepsini anlattı. Meğer adamın dedesi Büyükadalıymış, gelmeye kalkmış, bizimki otel ayarlamış, benden korkusundan gelmemiş... 

O arada sen neler itiraf ettin? 

- Ben de karıştırdığım haltları anlattım. “Ama duygusal bir şeyim olmadı” dedim. Benim itiraflarımda aşk yoktu. “Gel” dedim, “Tüm bunları doğuran sebepleri konuşalım, ailemizi yıkmayalım...”

Sen karının GYM'e gitmesini bile kıskanan adamsın, bu kadar sakin reaksiyon vermiş olamazsın...
- Valla öyle bir saplantım var. Evlenirken tek ricam, spor salonlarından ve özel hocalardan uzak durmasıydı. Biz de biraz bu işleri biliyoruz, temas memas derken başka şey işin içine. Karıma güvenmediğimden değil, karşı tarafın böyle bir heyecan duymasını istemem. Ama iş yemeği, gecelere kadar çalışmalar, kurslar, seminerler hiç itirazım olmadı.

Peki öğrendin de ne oldu?
- “Vayyy demek bunu da yaptın ha!” filan moduna hiç giremedim. Onu kaybetmek istemediğimi anladım. 

O yüzden mi boşanmak istemedin...
- Evet. “Sen benim yediğim haltları unut, ben seninkini, devam edelim” dedim.

Peki telefon dinletme filan...
- Yok ya, ben Türkiye'ye döndükten sonra neler olup bittiğini anlayabilmek için böyle bir şey söyledim. “Yine mi konuştun adamla, bak seni dinletiyorum” dedim. O da darmadağın olduğu için yedi. Telefon dinlemek iki şekilde oluyor: Ya Turkcell vasıtasıyla, o hemen anlaşılan bir şey. Ya da içine bir şey yerleştiriyorsun, Defne de öyle zannettiği için telefonu mahkemeye delil olarak sundu. 

İçine bir şey konmadı mı yani?
- Hayır canım.

O niye öyle söylüyor?
- Çünkü benim söylediğime inandı. Ben de mahkemeye, “Sevgilisiyle bu telefonda mailleşiyor, kayıtlar bunun içinde” dedim.

Senin bu arada, bu adamla bir diyaloğun oldu mu?
- Utanç verici ama oldu. Adamı arıyordum. Defne “Aramayacaksın!” dedikçe daha da sinirleniyordum. “Onu arama, senin o adamla bir meselen yok. Bu, bizim aramızdaki bir sorun” diyordu. Deliriyorum. Hızıma alamadım, adamın Defne'ye gönderdiği mailleri, karısına da yolladım. “Niye onların mutluluğun bozuyorsun?” gibi saçma sapan şeyler söyledi. Ulan, biz evimize yangın düşmüş, anamız ağlıyor, adam boş vakitlerinde karımla buluşuyor, adamı anlayışla karşılayacağım öyle mi?

Evet de, fena bir şey karısına filan mail atmak...
- Daha da fenası yaptım, bir arkadaşıma kadını arattım. Arkadaşımın İngilizcesi daha iyi, “Ben Eren. Eşinizin karımla ilişkisi var, bilginiz olsun. Benimle görüşmek isterseniz numaram bu” dedirttim. Aramadı kadın. Bunlardan gurur duymuyorum, hatta mahcubum ama ben de bu acıyı böyle yaşadım...

Defne ne diyor bütün bunlara...

- Mahkemede, “Richard benim aile dostum. Eren kıskançlık yapıyor. Benim özel maillerime girdi, o yüzden suçlu” dedi. Hapis kararı filan çıkartmaya çalıştı...

Bütün bunları intikam olsun diye mi anlatıyorsun?
- Hayır.

Ne peki? Para vermemek için mi?
- Param yok zaten. Beş kuruşum yok. Hem aşık ol, hem bırak, hem üste para al... Böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yok...

Ama senin vukuatların da sadece o paralı kadınlarla sınırlı değil, burada da bir kadınla görüntülendin...
- İyi hatırlattın onu da anlatayım. Bir akşam Defne'yi aradım, “Ben kızlarla eğleneceğim, gece gelir miyim onu da bilmiyorum” dedim. Hayatımda ilk defa küfrettim. Telefonu kapattım. Madem o kendini evli gibi hissetmiyor, ben de soluğu Lucca'da aldım, içim içimi yiyor, adam burada mı, buluşacaklar mı... Saat üçten sonra “Ben Scotch'a gideceğim, gelmek isteyen var mı?” dedim. Bu kız “Ben gelirim” dedi. Scotch'un önünde gazeteciler vardı, Pera Palas'ın karşısındaki Heaven'a gittik. Niyetim bozuk olsa otele giderim. Flaşlar patladı. Bu arada Defne neredeymiş? Avukatının evinde yemekte. Her şey beni kışkırtmak için tezgahlanmış, beni gaza getirecekler, sonra sokağa çıkacağım...

Kolay dolduruşa geliyormuşsun...
- Sinirlerim laçka olmuştu... 

Hala geri istiyor musun karını?      
- Yok hayır. 

Artık onu da kendini rahat bırakacak mısın?
- Bıraktım. Uğraşmıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Son üç aydır huzur veriyorum ona. O da mutlu, işinde başarılı olsun. Çocuklarımız var ama o benim eski karım artık. Karşılaşmamaya da özen gösteriyorum. 

Ya antidepresan alacaktım ya alkole başlayacaktım. İkincisini tercih ettim. Yarın devam edecek...


--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "AYDINLIK GELECEK Hareketi" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için aydinlik-gel...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için aydinlik-gelecek-h...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/aydinlik-gelecek-hareketi?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages