BACAYI İNDİR BACAYI KALDIR [Sadri Ertem]

2,677 views
Skip to first unread message

Kemal Simsek

unread,
May 31, 2016, 8:08:15 AM5/31/16
to aydinlik-gelecek-hareketi

Bacayı İndir Bacayı Kaldır

 

SADRİ ERTEM

 

Sadri Ertem 1898'de İstanbul'da doğdu.

Üsküdar Askeri Rüşdiyesi'yle İstanbul Sultanisi'nde okudu.

Tercüman-ı Hakikat ve Tanin gazetelerinde ilk yazılarım yayımladı.

Genç Yolcular'la Ümit dergilerindeyse ilk hikâyeleri basıldı.

1920'de Darülfünun Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü bitirdi.

Dünya Savaşı'na yedek subay olarak katıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara'ya geçti.

Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerinin yazıişleri müdürlüğünde çalıştı.

Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1924'te Son Telgraf gazetesine başyazar oldu.

Muhalefette bulunduğu için gazetesi kapatıldı, kendisi İstiklâl Mahkemesi'ne verildiyse de beraat etti. Sonra 1927-43 yılları arasında Güneş, Resimli Ay, Serveti Fünun, Yedigün ve Varlık dergileriyle Resimli Gazete'de, Son Dakika ve Vakit (Kurun) gazetesinde göründü.

İstanbul'un çeşitli okullarında ve Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü'yle Polis Okulu'nda öğretmenlik yaptı. Matbuat Umum Müdürlüğü'nde danışmanlıkla görevlendirildi.

1939'da Kütahya'dan milletvekili seçildi. 12 Kasım 1943'te Ankara'da öldü.

 

ESERLERİ

 

Hikâye : Silindir Şapka Giyen Köylü (1933), Bacayı İndir Bacayı Kaldır (1933), Korku (1934), Bay Virgül (1935), Bir Şehrin Ruhu (1938). — Roman : Çıkrıklar Durunca (1931), Bir Varmış Bir Yokmuş (1933), Düşkünler (1935), Yol Arkadaşları (1945). — Gezi : Bir Vagon Penceresinden (1934), Ankara/Bükreş (1937). — Fıkra/deneme : Fikir ve Sanat (1939). — İnceleme: Türk inkılabının Karakteri (1933), Hibe (1934), Modern Avrupa İktisat Tarihi (1934), Politika Felsefesi (1935), Avrupa'nın İskeleti (1940), Propaganda I-II (1941-1942)

 

«Bacayı İndir, Bacayı Kaldır»

 

ÖZET

 

Maden ocakları müdürü görkemli arabasıyla köyden geçerken köpekler havladılar.

Müdür baktı, bunlar besili ve güzel hayvanlardı.

Biraz ilerleyince gür ve yeşil bir ot deniziyle karşılaştı.

Derenin öbür yanında gürbüz ağaçlar ve bol başaklı tarlalar uzanıyordu.

Duvarlardan meyve yüklü dallar aşağı sarkıyordu.

Ayrıca, köyün insanları da sağlıklı, güler yüzlü ve açık elliydi.

Müdür gördüklerine hayran kaldı.

Araya tercümanını koyarak köylülerle ilişki kurdu.

Toprakları satın almaya girişti. Fakat pek yanaşan olmadı.

Satmayı kabul edenler de yüksek fiyat istediler.

Bunun üzerine, Müdür, Gümüşlü Kurşun Ocakları işletme şefine danıştı. Şef:

— Çok kolay, dedi. Bacayı şöyle biraz indirdin mi, iş bitti demektir...

Bunun için Haçik görevlendirildi. Haçik girişken, becerikli, zeki, bilgili bir adamdı.

Köy kahvesinde ağaların meclisine girdi, söyleşilerine katıldı.

Hepsinin saygı ve övgüsünü kazandı.

Söz arasında, yatırın başındaki servinin fabrikanın bacasından çok aşağıda kaldığını ileri sürdü.

Zatı şeriflerin bundan üzüntü ve öfke duyacağını belirtti. Dinleyenler utanarak ona hak verdiler.

Bir yol göstermesini dilediler.

O da bacanın hemen indirilmesi gerektiğini söyledi.

Köylüler bunun için Frenk patronu, onun kandırmasını rica ettiler...

Bacanın boyu kısa zamanda yarıya indi. Köylüler bir felaketten kurtulmuşçasına sevindiler.

Haçik'i armağanlara boğdular.

Fakat bacadan çıkan zehirli, kükürtlü, boğucu gazlar ortalığı sarmaya başlayınca sevinçleri tasaya dönüştü.

Gitgide yeşillikler sarardı, ağaçlar kumdu, çiçekler soldu, hayvanlar zayıfladı, insanlar hastalandı.

Köylüler kurtulmak için sonunda Maden Ocakları Müdürüne koştular.

Topraklarını yok pahasına sattılar.

Heybelerini sırtlarına vurarak köyden göçtüler.

Onlar gittikten sonra fabrikanın bacası yükseltildi.

Tarlalar gübrelendi, arklar düzeltildi, yollar açıldı.

Topraklar yeniden bire elli buğday vermeye, otlaklar yeşermeye, hayvanlar semirmeye başladılar.

 

YARGI

 

«İnsanlar hakikati, ne ilahi bir ışıkla, ne de tecrübelerin idrakleriyle anlamıyorlar, hakikati külli olarak sosyetenin şuuruyla idrak ediyor diyebilenler için tip, karakter meselesi mevzubahistir.

Çünkü, fert bu telakkiye göre tasavvurlarını, yaşadığı cemiyetten alır. Cemiyetin arzularını, insiyaklarını, münasebetlerini ifade eder. Binaenaleyh' bir fert görüldüğü gibi sadece sathi ve bazen de lirik bir teferruattan ibaret değildir. O tamamen sosyetenin ve tabiatın oluşuna bağlı bir varlıktır.  (...)

Dün ferdi psikolojiyi bir tahlil mevzuu yapan ve bunda muvaffak olan edebiyat bugün sosyal tahlili de bir roman içinde muvaffakiyetle başarabilir.»

(Sadri Ertem).

 

«Ahlakın, törenin, bütün sosyal münasebetlerin, fertler arası en basit karşılaşmalardan aşka kadar yükselen her çeşit münasebetin maddeye dayanan ilgilerini göstermek için kurulmuş olan bu hikâyelerin, yenilikleri yüzünden derhal dikkat nazarlarını çektikleri görülmektedir. Bu hikâyeler gerçekten alınmış, gerçeğin bütün içinden gözlem yoluyla çıkarılmış meselelere değil; yazar tarafından doğru olarak kabul edilmiş, bilim kitaplarından çıkarılmış birtakım doğrulan ispatlamak için kurulmuş planlarla, gerçeğe yönelen eserlerdir. Bunların içinde yer yer gerçekten koparılmış parçalar varsa da, aslında bunlar gerçekçi hikâye anlayışının pek yanlış anlaşılmış bir çeşididirler. Buna mekanik, tasarlanmış, güdümlü bir gerçekçilik diyebiliriz. (...)

Çünkü bu hikâyelerde kuruluşa, anlatışa, kişilere, yaşamadan gelen canlı renk gibi ayrıntılara önem vermiyor, her şeyi sonuçta söyleyiveriyordu. Bu kitaptaki hikâyelerin çoğunun, malzemesini, gazetelere aksetmiş olaylardan aldığı bellidir. Dili yer yer tutuk, düzensiz, bir sanat eserinde insanı yadırgatacak kadar duygudan yoksunluğu göze çarpacak derecededir. (...)

Bu hikâyelerinde ortaya çıkan ve onun diğer hikâyelerinde devam eden bir diğer özellik de, Sadri Ertem'in devrim ilkelerine bağlı kalması, köylüyü sömüren yabancı sermayeye, ağalar ve şeyhlerin nüfuzlarına karşı tenkitçi bir durum almasıdır. (...)

Bu kitabında da biraz daha genişleyerek eski temaları üzerinde ısrarla durmakta, aynı ilkelere bağlı kalarak hikâyelerini yazmaktadır.

Türkiye'de kapitülasyonlar, yabancı sermayenin koloni metotlarıyla yerli halkı sömürüşü, köylü ve işçinin patron ve tüccar elinde ezilişi, yerleşen endüstrinin orta çağ hayatı yaşayan köyler üzerinde etkileri, halk ve köylünün gerçek durumu karşısında aydınların gülünç davranışları, fabrika hayatında işçiyi ezen kötülükler, usta ve işçi çekişmeleri, bürokratik devlet nizamının gülünç yönleri, sarıklı ve medreseli zümrenin yeni devletin laik tutumu karşısındaki direnişleri, bunların iç yüzleri, büyük endüstri ve fabrika karşısında küçük atelyelerin çöküşü, istanbul külhanbeylerinin yaşayışları, yedek subay olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı'na ait anılar. (...)

Hikâye anlayışı bakımından Sadri Ertem'in de yeni gerçekçi anlayışla eski hikâye anlayışı arasında bir köprü durumunda olduğu görülmektedir. Kendi çağının alışılmış hikâye konularını çok genişletmiş, toplum meselelerine ilgi çekmiş, hikâyelerde anlatış temposunu hızlandırmıştır. Ama onun sanatında iyice beliren en önemli özellik, Cumhuriyet çağının, devrimlerinin, o yeniden kuruluş günlerinin başlıca ilkelerinin propagandasını yapan hikâyeler yazmış olmasıdır.»

(Tahir Alangu).

 

«Sadri Ertem, gerçekte 'sosyal tahlil' görevini yalnız romana değil hikâyeye de yüklüyordu anlaşılan. Bacayı İndir Bacayı Kaldır'daki hikâyelerden en ilginçleri —Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Kaybolan Adam, İki Kadının Kavgasıbelirli bir toplumsal ekonomik gelişimin yarattığı çatışma noktalarını konu edinir. Petrol lambası elektriğe yenilir sözgelimi, ama temelde petrol satıcısı Bekir efendidir yenilen. (...)

Bacayı indir Bacayı Kaldır hikâyesi için şöyle sorulabilir: Temelde köyü değiştiren bacanın köye gelişi mi, yoksa bürokratik işleyişin bacayı -ve hikâyede dönümlerce toprağı- kendine yontması mı? (...)

Kitaptaki hikâyeler belirli bir alan saptamıyor. Köyden, şehirden, hatta İngiltere'den olaylar.

Köylüler, bürokratlar, ağalar, işçiler, bir dul kadın, bir derviş kalıntısı ve Entellicens Servis.

Oradan oraya savrulan bir bakış. İkinci, dördüncü, dokuzuncu, onuncu hikâyelerde, örnekse; magazin havaları. Yedinci, onbirinci onbeşinci hikâyelerde okurla konuşmalar. (...)

Ertem, gerçekçi -yeni gerçekçi edebiyatımız için çok önemli, büyük bir denemedir.

Deşmeye çalıştığı sorunlar, toplumumuzun- kökleri geniş bir tarihsel perspektifte araştırılması gerekli- gelişimi, bugün her zamankinden daha çok edebiyatımızın ilgi alanıdır.

Kaybolan Adam zaman ve mekân açısından kimi başkalıklarla birlikte, bugün de önemli bir sorundur.»

(Hulki Aktunç).

 

KAYNAK

 

Sadri Ertem (Yedigün, 27.5.1936. 1.3.1938/Fikir ve Sanat, 1939). Tahir Alangu (Cnmhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman I, 1959), Hulki Aktunç (Papirüs, Nisan 1970), Konur Ertop (Milliyet Sanatı Dergisi, 20.11.1978), Behçet Necatigil (Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, 1979).

 


Satır içi resim 1


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages