Kaptan Kusto nasıl Müslüman oldu

232 views
Skip to first unread message

Serdar Bolat

unread,
Jun 26, 2012, 10:20:15 AM6/26/12
to
Kaptan Kusto nasıl Müslüman oldu
++++++++++++++++++++++++++++++
 
Ali Serdar Bolat   24 Haziran 2012
 
Bu aldatmacayı en iyi şekilde Haluk Nurbaki sunmaktadır.
"Kur'an'dan Ayetler ve İlmi Gerçekler" isimli kitabının 1. Cilt 80. sayfasından okuyalım:
 
"...Ayette önemli iki nokta vardır:
1 - Denizlerin, aralarındaki boğazlar aracılığıyla birbirlerine kavuşmaları gereği. Elbette normal olan budur.
2 - Aralarındaki engel nedeni ile birbirlerine karışmaması keyfiyeti
 
Önce olayın bilimsel tesbitini yapalım:
Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız bilim adamı Kaptan Cousteau, Akdenizle Atlas Okyanusunun kimyasal ve biyolojik yapı açısından farklılığını tesbit etti. Olayın izahını yapmak için Cebelitarık Boğazı'nda çeşitli denizaltı araştırması yaptı, sonunda tesbit etti ki,
 
Cebelitarık Boğazı'nda, güney yakasında (Fas) ve kuzey yakasında (İspanya) deniz dibinden akıl almaz şekilde tatlı sular fışkırmaktadır. Her iki kıyının dibinden  birbirlerine doğru 45 derece açılar halinde fışkıran bu dev su kanalları, tarağın dişleri gibi karşılıklı bir baraj yapmaktadır. Bu nedenle ne Akdeniz Atlas Okyanusu'na, ne de Okyanus Akdeniz'e karışamamaktadır.
 
Nitekim bu tesbitten sonra kendisine bu ayetler gösterildiğinde şaşırmış, Kur'an'a hayran kalmış, dostlarının ifadesine göre Müslüman olmuştur."
 
(Not: Cousteau yazılır, Kusto okunur)
 
******
 
Şimdi eğer Kur'an Atatürk'ün emri ile Türkçeye çevrilmemiş ve basılıp herkesin satın alabileceği şekilde satışa sunulmamış olsaydı, ben de Arapça bilmemiş olsaydım, bu martavalı şeker şerbet gibi yutacaktım.
 
İşte Atatürk düşmanlığının asıl nedeni bu. İnsanları aldatma imkanı ellerinden alındı.
Kur'an'ın Türkçesi var Atatürk sayesinde. Okuduğum için ben aldanmadım.
 
Ama, işin acı tarafı, alıp okuma imkanı varken insanlarımız okumamaktadır.
Böyle bir iddia karşısında da "Açıp bir de ben bakayım, gerçekten ayetler böyle mi diyor" dememektedir kimse.
İnsanlarımız, her "Müslümanım" iddiasında olanın her dediğine körü körüne inanmaktadır.
Acı gerçek budur.
 
İşin bir diğer yanı da şudur:
Müslüman olduğunu iddia eden, Kur'an'daki ayetlerin Allah tarafından gönderildiğine inandığını beyan eden bir kişi, nasıl olur da ayetleri kendi iddiasını destekleyecek şekilde eğip büker, tahrif eder, işte buna son derece şaşırıyorum.
Demek ki bu kişi veya kişiler aslında inanmıyorlar.
Veya "Din propagandası yapmak gayesiyle ayetleri tahrif ediyorum, Allah beni mutlaka affedecektir" diye mi düşünüyorlar?
Nereden baksanız açıklaması mümkün olmayan bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız.
Kaptan Kusto olayı dincilerin yaptığı tek sahtekarlık değil, bunun gibi yüzlercesi var.
 
******
 
Şimdi sözkonusu ayetleri dikkatle okuyalım:
(Mavi renkli çeviri Eski İstanbul Müftü yardımcısı Ali Fikri Yavuz'a
Kahverengi olanı ise Prof. Dr. Süleyman Ateş'e aittir.)
(Parantez içleri, tercümanlar tarafından eklenen açıklamalardır)
 
Diğer tercümeler toplu halde yazımın sonunda verilmiştir.
 
Furkan Suresi 25 - Ayet 53
وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
O Allah'dır ki, iki denizi (veya iki nehri, birbirine komşu ve yakın olarak) salıverdi: Şu (birisi) tatlı, susuzluğu giderir; bu (beriki) tuzlu ve acıdır. Aralarında da kudretinden bir engel ve birbirlerine karışmağı önleyici bir perde koymuştur. (Birbirine yakın tuz gölü ile tatlı su gölü veya tatlı bir nehirle ona yakın olan suyu acı bir deniz gibi. Aralarında kudretten bir engel olup, biri diğerinin tadını bozmaz)
O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici, bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur. (Hiç birbirine kavuşmazlar)
 
Fatır Suresi 35 - Ayet 12
Hem iki deniz (suyu acı ve tatlılıkta) müsavi olmuyor: Bu gayet tatlı; içimi afiyetlidir, kandırır; şu (beriki) de gayet tuzlu; acıdır, içilemez. (Böyle olmakla beraber acı ve tatlı) her iki denizden de tamtaze et (balık) yersiniz. (Suyu acı denizden de inci gibi mücevherat) süs eşyası çıkarıp giyinirsiniz. Gemiler de, görürsün ki, denizde suyu yara yara giderler. Allah'ın rızkından arayasınız diye. Olur ki şükredersiniz.
İki deniz bir olmaz: Şu tatlıdır, susuzluğu keser, içimi (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, acıdır. Hepsinden de taze et yersiniz ve takındığınız (inci, sedef gibi) süs (eşyası) çıkarırsınız. (Allah'ın) lütfundan payınızı arayıp şükretmeniz için gemilerin denizi yarıp gittiğini görürsün.
 
Rahman Suresi 55 - Ayet 19-20
(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiş, birbirlerine kavuşuyorlar. (Fakat) birbirlerine karışmağa engel (Allah tarafından) bir perde var.
İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
 
******
 
Şimdi Haluk Nurbaki'nin ilk palavrasını görelim.
 
Ne diyordu Nurbaki:
"...Ayette önemli iki nokta vardır:
1 - Denizlerin, aralarındaki boğazlar aracılığıyla birbirlerine kavuşmaları gereği.
2 - Aralarındaki engel nedeni ile birbirlerine karışmaması keyfiyeti"
 
Ayetleri okudunuz.
Hani boğazlar?
Cebelitarık Boğazı'nı ima etmek için, Nurbaki, ayetlerde, denizlerin aralarında "boğazlar" olduğunun yazdığını iddia ediyor.
Ayetlerde olmayan bir şeyi, kendi iddiasını desteklemek amacı ile varmış gibi gösteriyor.
Buna düpedüz yalancılık demezler mi?
Hem "Bu ayetleri Allah'ın gönderdiğine iman ediyorum" de, hem de ayette olmayan bir şeyi varmış gibi göster.
Buna ne denir?
 
******
 
Gelelim asıl palavraya.
 
Ayetlerde ne diyor?
 
İki deniz var. Birisinin suyu tatlı, içiliyor.
Diğerinin suyu tuzlu, acı, içilemiyor.
İşte bu iki deniz karışmıyor birbirine.
 
Birbirine karışmayan denizlerin birinin suyu tatlı, içilebiliyor,
                                                          diğerinin suyu tuzlu, acı, içilemiyor.
 
(Ayetler böyle demiyor mu? Yoksa ben mi okuduğumu anlamıyorum?
Eğer sizce ayetler böyle demiyorsa, bundan sonraki yazdıklarımı okumayınız.)
 
Peki, Nurbaki hazretleri ne iddia ediyor:
Kaptan Kusto, Akdeniz ile Okyanusun karışmadığını bulmuş, ayetler işte bunu anlatıyormuş.
Ya Hazreti Nurbaki, Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nun ikisi de tuzlu ve acı değil mi?
Oysa ayetler "birinin suyu tatlı, içilebilir" demiyor mu?
Bu nasıl palavradır?
Hadi sen palavrayı sıktın, ya sana inananlar?
 
******
 
Nurbaki'yi bir daha okuyalım:
 
"Bu nedenle ne Akdeniz Atlas Okyanusu'na, ne de Okyanus Akdeniz'e karışamamaktadır.
Nitekim bu tesbitten sonra kendisine bu ayetler gösterildiğinde (Kaptan Kusto)  şaşırmış, Kur'an'a hayran kalmış, dostlarının ifadesine göre Müslüman olmuştur."
 
Soruyorum:
 
-- Kusto'ya bu ayetleri kim gösterdi? Adı sanı yok  mu bu kişi ve kişilerin?
   Örneğin, "Fransa Feşmekan Derneği Üyesi Mösyö Fişmekan gösterdi" denilmeli idi.
   Nurbaki'nin okuyucuya saygısı olmayan kitabında ise "Bu ayetler kendine gösterildiğinde" diyor.
   Cilt cilt kitap yaz, densiz bir iddia ortaya at, iddianın  faili (öznesi) olmasın. Ayıp.
  
-- Şaşırdığını kim gördü.
   Öyle ya, kim, adı yok  mu Kaptanın şaşırdığını gören kişinin veya kişilerin
 
******
 
Bu kadar palavra içinde tek doğru iddia, Kaptanın "şaşırmış" olması olabilirdi.
Kaptan şu iki hal için mutlaka şaşırırdı:
 
1
-- Büyük ihtimalle, bu kadar bariz bir şekilde aldatılmaya çalışıldığı için şaşırırdı.
   "Bunlar beni aptal  mı sanıyor, ayetlerde tatlı ve tuzlu suların karışmadığı yazıyor, bu ayetlerin ikisi de tuzlu olan Akdeniz ve Okyanus ile ne alakası var"
   der, kendisinin bu yalana kanacak kadar aptal olduğunun sanılmasına şaşırırdı.
2
-- Veya, kendisine bu ayetleri gösteren gerzeklerin okuduklarını anlamamış olmalarına şaşırırdı.
   "Vay gerzekler, inandıkları kitabın ne dediğini bile anlamamışlar, bir de bu gerzekliklerine bakmadan bana gelmişler" diye şaşırırdı.
 
İşte Fransızcası:
53. Et c'est Lui qui donne libre cours aux deux mers: l'une douce, rafraîchissante, l'autre salée, amère. Et IL assigne entre les deux une zone intermédiaire et un barrage infranchissable.
 
 
******
 
 
-- Kaptan Kusto'nun Müslüman olduğunu söyleyenler kimlerdir?
   Hazreti Nurbaki, "dostlarının ifadesine göre Müslüman olmuştur" diyor.
   Kimdir bu dostlar? Adları nelerdir?
 
--Dostları, Kaptanın Müslüman olduğunu hangi yayın organına, hangi muhabire söylemişlerdir?
   Hazreti Nurbaki, cilt cilt yayımladığı kitabında bu iki ufak (!) ayrıntıyı vermiyor.
   Örneğin "Yakın arkadaşları Mösyö Falanca ve Mösyö Filanca, Feşmekan Gazetesi muhabiri Madam Fişmekan'a fi tarihinde açıkladılar" demeliydi.
   Tabii, Muhabir Madam bu iddiayı doğrulatmak için Kaptan'a muhakkak sormalı idi.
   Kaptana bu soru sorulmuş mu? Hayır. Kimse sormamış.
   Dünyaca ünlü bir bilim adamının Müslümanlığı kabul ettiğini yakın arkadaşları söyler de, kimseler gidip "Doğru mu ya kaptan" diye sormaz mı?
   Haydi diyelim ki, gayrımüslimler "Aman duyulmasın" diye kulaklarının üzerine yatmış olsunlar.
   Müslüman dünyadan ciddi bir yayın organı niçin gidip sormamış Kaptana?
   Vesaire. Ayıp yahu. "Bu Müslümanlar ben ne dersem yalamadan yutar" diye desteksiz at dur.
 
******
 
Hazreti Nurbaki, ayetlerde defalarca açıkça belirtilen TATLI - TUZLU  tanımlarını elçabukluğu, gözbayıcılığı ile yok ederek, ayetleri her ikisi de tuzlu ve içilemeyen Akdeniz ve Okyanus'a uygulayıvermiştir.
Bütün dünyayı kendimize güldürüyoruz, farkında  mısınız?
 
******
 
Kur'an gerçekte ne anlatıyor?
 
Kur'an, Ortadoğu'da yaygın olarak bilinen bir olayı anlatıyor, bilinmeyen bir şeyi, değil.
 
Olay şudur:
Dicle ve Fırat nehirleri, yüksek bir debi ile akmakta, Şattülarab'da birleşerek adeta bir deniz meydana getirmektedir.
Bu nehirlerin tatlı suları, suyu tuzlu olan Basra Körfezi'ne akmaktadır.
Güçlü debi dolayısıyla nehirlerin tatlı suyu körfezdeki tuzlu suyu önemli bir mesafeye kadar geriletmiş, körfezin ağzında, Şattülarab'ın devamı olarak, suyu tatlı olan bir bölge oluşmuştur.
Körfezin tuzlu suyu, tatlı suyun yüksek debisi nedeniyle bu bölgeye karışamıyor.
 
Aynı olay Nil, Misisipi vesaire gibi debisi yüksek olan nehirlerin denize döküldüğü  bölgeler için de geçerlidir.
 
Fakat bu demek değildir ki tatlı ve tuzlı sular arasında kudretten bir engel var.
Önünde sonunda nehirlerin tatlı suyu körfezin tatlı suyuna karışır. Aksi halde, nehirlerden gelen suyun yok olmuş olması gerekirdi.
Tatlı ve tuzlu su bölgeleri arasında bir geçiş bölgesi oluşur.
Şattülarab'dan açığa doğru gidildikçe, belli bir mesafeden sonra, su yavaş yavaş tuzlanmaya başlar.
Tabii eski devirlerde bunu ölçecek aletler yoktu.
Tatlı ve tuzlu sular arasında karışmayı önleyen bir engel olduğu sanılıyordu.
 
(Aslında Okyanusun suları da Akdeniz'e karışır. Aksi halde, buzullar erdikçe Akdeniz'de de suların yükselmesi açıklanamaz.
Ama karışma sınırlı olduğu için, iki denizin kimyasal yapıları değişmez. Nehirlerin denize akmasının denizlerin tuzluluk oranını değiştirmediği gibi.
Bu yüzden Kaptanın buluşu mutlak bir gerçeği ifade etmiyor, karışmanın niçin zorlaştığını açıklıyor.)
 
******
 
Hazreti Nurbaki'nin ateşlemesi ile yaygarayı yükselten Zafer Dergisi şöyle üfürmektedir:
"Kaptan Cousteau, "Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur'an, ben şehadet ederim ki, Allah kelamıdır" demiştir"
Kime demiş? Kim duymuş? Hangi basın organında bu sözler yayımlanmış?
Yersen misali.
 
Ya Sabah gaz tenekesi? Buyrun üfürmeyi:
Ayetlerdeki "Suyu tatlı, içilebilir ve tuzlu, içilemez olan iki deniz" sözcükleri, Sabah gaz tenekesi tarafından elçabukluğu ile yok edilmiş, yerine "Bazı denizler", "İki deniz", "Tuzlulukları farklı iki deniz" sözcükleri konuluvermiştir.
Buradan anlıyoruz ki, çarpıtmayı yapanlar bilerek yapmaktadırlar.
 
 
 
Neyse ki, aklı başında bir Müslüman araştırmacı çıkmış.
O da bir müsteşrik.  Sonradan Müslüman olma bir Fransız.
Neden dönmüş derseniz, size bir ipucu vereyim: Suudi Arabistan'dan aldığı paranın haddi hesabı yok
Her dönmenin muhakkak bir çıkarı vardır.
Hiç kimse bir çıkarı olmadan din değiştirmez.
 
Moris Bukay  (Maurice Bucaille diye yazılıyor) adlı bu müsteşrik, "Tevrat, İnciller, Kur'an-ı Kerim ve Bilim" adlı kitabının 268. sayfasında şöyle yazıyor:
 
"...üç ayet, denizlere dökülmesi sırasında büyük nehirlerin gösterdikleri bazı özelliklere işaret eder. Denizlerin tuzlu sularıyla büyük nehirlerin tatlı sularının birbirine karışmaması şeklinde çokça rastlanan olgu pek iyi bilinmektedir. Bir araya gelerek Şattülarab denilen 150 km. uzunluğunda tabiri caizse bir "deniz" oluşturan Fırat ve Dicle nehirlerinin ağzına işaret edildiği sanılmaktadır. Körfezin dibinde med cezirin etkisi tatlı suyun karanın içinde geri çekilmesi olayını meydana getirmekte ve memnunluk verici bir sulama sağlamaktadır...
 
...Aslında (ayette geçen ve deniz olarak tercüme edilen) bahr kelimesi "büyük su kütlesi" demek olup, Okyanus için kullanılabildiği gibi mesela Nil, Dicle ve Fırat gibi büyük ırmaklar hakkında da kullanılabileceğini bilmek gerekir"
 
******
 
Furkan Suresi 25 - Ayet 53
İmam İskender Ali Mihr  : Ve iki denizi serbest bırakan O'dur; biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı. İkisinin arasına berzah (engel) kıldı. (Böylece onları) engelleyerek (birbirine karışmalarına) mani oldu.
Diyanet İşleri : O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
Abdulbaki Gölpınarlı : Ve öyle bir mâbuttur o ki iki denizi akıtmıştır; bu, tatlı ve içilecek sudur ve şu, tuzlu ve acı su ve aralarında da bir sınır, birbirlerine karışmalarına imkân bulunmayan bir engel halk etmiştir.
Adem Uğur : Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur.
Ahmed Hulusi : "HÛ" ki. . . İki deryayı (şuur ve bilinç - beden) birbirine salan; biri tatlı mı tatlı bir su (orijin benlik - insanî mânâ), diğeri ise tuzlu ve acıdır (kendini hayvani beden kabullenmiş oluşmuş benlik - bilinç)! Bu ikisinin arasında da bir berzah (engel, perde); hicrî mehcûr (zıddıyet - düşmanlık); bir engel oluşturdu ('Birbirinize düşman olarak inin' âyetini hatırlayalım. A. H. )!
Ahmet Tekin : O, iki denizi birbirine salıverendir. Bu tatlı, susuzluğu gidericidir. Şu da tuzlu ve acıdır. Aralarına farklı yoğunlukta dikey bir su tabakası engeli, görünmez ve geçilmez bir sınır koyan da odur.
Ahmet Varol :  İki denizi birbirine salan O'dur. Bu tatlı ve susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. O ikisinin arasına bir perde ve aşılamayan bir sınır koymuştur.
Ali Bulaç : İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
Ali Fikri Yavuz : O Allah’dır ki, iki denizi (veya iki nehri birbirine komşu ve yakın olarak) salıverdi: Şu (birisi) tatlı, susuzluğu giderir, bu (beriki) tuzlu ve acıdır. Aralarında da kudretinden bir engel ve birbirlerine karışmağı önleyici bir perde koymuştur. (Birbirine yakın tuz gölü ile tatlı su gölü veya tatlı bir nehirle ona yakın olan suyu acı bir deniz gibi. Aralarında kudretten bir engel olup, biri diğerinin tadını bozmaz. )
Bekir Sadak : Birinin suyu tatli ve kolay icimli, digerininki tuzlu ve aci olan iki denizi saliverip aralarina da, karismalarina engel olan bir sinir koyan Allah'tir.
Celal Yıldırım : O ki, iki denizi salıverip yaklaştırdı ; şunun suyu tatlı içimi kolay, bunun suyu tuzlu acı; aralarında da (birbirlerine karışmalarını önlemek için) bir engel, aşılması zor bir sınır koydu.
Diyanet İşleri (eski) : Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.
Diyanet Vakfi : Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur.
Edip Yüksel : O, iki denizi salmıştır; bu taze ve tatlıdır, şu tuzlu ve acıdır. Her ikisinin arasına, karışmalarını engelleyen sağlam bir engel koymuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır : O odur ki iki deryayı birbirine salmış: şu tatlı, yürek tazeler, şu tuzlu çorak, aralarına da bir berzah ve bir «hıcri mahcûr» koymuştur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İki denizi birbirine salıveren O'dur. Şu tatlı, yürek tazeler, şu da tuzlu, çorak; aralarına da bir berzah (dil) ve bir hicri mehcür (kıstak) koymuştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir serhat koyan O'dur.
Fizilal-il Kuran : O, birinin suyu tatlı ve içmeye elverişli ve öbürününki acı ve tuzlu olan iki denizi birbirine saldı, fakat bu iki tür suyun birbirine karışmasını önleyen bir engel, aşılmaz bir set koydu.
Gültekin Onan : İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
Hasan Basri Çantay : O, iki denizi (birbirine) salıb katandır. Şu tatlı ve susuzluğu gidericidir. Bu ise tuzlu ve acıdır. (Allah) aralarına bir perde, (ihtilâfları) memnu olmak üzere bir sınır koymuşdur.
Hayrat Neşriyat :  İki denizi (büyük su kütlelerini birbirine) salıveren de O’dur. Bu (nehir ve göller)tatlı, susuzluğu giderici; bu (deniz) ise tuzlu, acıdır. Bununla berâber aralarına bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur.
İbni Kesir : Ve O'dur; iki denizi salıp katan. Şu tatlı ve susuzluğu giderici, bu ise tuzlu ve acıdır. İkisinin arasına bir engel ve aşılamayan bir sınır koymuştur.
Muhammed Esed : İki büyük su kütlesini -ki bunlardan biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acıdır- birbirine salıveren ve ikisinin arasına bir engel, karışmalarını önleyen bir perde koyan O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O, o (Hâlik-ı Azîm) dir ki, iki denizi kendi mecralarına salıvermiştir; şu lezzetlidir, fazlaca tatlıdır, şu da tuzludur, acı bir sudur. Ve ikisinin arasında da bir hail, görülemeyecek bir perde vücuda getirmiştir.
Ömer Öngüt : Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip, aralarına da karışmalarına engel olan bir perde koyan Allah'tır.
Şaban Piriş : Birinin suyu tatlı ve iç açıcı, ötekinin ki tuzlu olan iki denizi birbirine katan O’dur. İkisinin arasına bir engel, aşılmayan bir sınır koymuştur.
Suat Yıldırım : Biri tatlı, susuzluğu giderici, öbürü tuzlu ve acı iki denizi salıveren, birbirine karışmadan akıtan; fakat aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.
Süleyman Ateş : O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar).
Tefhim-ul Kuran : İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
Ümit Şimşek : İki denizi birbirine salıveren de Odur. İşte şu susuzluğu gideren tatlı bir su, diğeri de tuzlu ve acı bir sudur. Aralarına ise, Allah, birbirlerinin sınırlarını aşmaktan alıkoyan bir engel koymuştur.
Yaşar Nuri Öztürk : İki denizi birbiri üstüne salan O'dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; şu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde koymuştur.
******
 
Kusto sabah0001.jpg
Kusto sabah0001.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages