Kıllıoğlu Hüseyin Efe

1,349 views
Skip to first unread message

Hasan Köşklü

unread,
Sep 11, 2008, 5:46:11 PM9/11/08
to AydinliEfeler
 
Sadettin Demirayak
bi...@sadettindemirayak.com

Tüm yazıları için tıklayınız


Hızlı Yazar Değiştir

 
 
 
KILLIOĞLU HÜSEYİN EFE
Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Çine'nin Tatar Memişler köyünde dünyaya gelmiştir. Annesi Yağcılar köyünden Fadimedir.

                                        KILLIOĞLU   HÜSEYİN   EFE

 

          Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Çine'nin Tatar Memişler  köyünde dünyaya gelmiştir. Annesi Yağcılar köyünden Fadimedir. Babası Tatar Memişler köyünden Bekir oğlu Hüseyidir. Yörük aşiretlerinden olduğu söylenir. Çocukluğunda keçi çobanlığı yapmıştır. İnce uzun boylu, buğday tenli ve sert mizaçlı,  haşin olduğu kadar cesur davranışları gençliğinde dikkati  çeken vasıflardı. Küçük yaşta iken babası öldüğü için bir köy düğününde ağabeyi İbrahim öldürülünce, katilini bulmak ve intikam almak için dağa çıktı. Katili bulamadı ama oğlunu bularak onu öldürdü. Askerden kaçıp gelen kardeşi  Mehmet ile birlikte oldu. Hiç askere gitmedi.

          Osmanlı Devleti'nin son yılları savaşsız geçmediği için askerlik çağı gelenler ya ortadan kayboluyor yada bir yolunu bulup askerden kaçıyorlardı.  Kardeşleri yanında olduğu halde Çine köylerinden topladığı zeybeklerle dağları mekan tuttu. İnsan öldürdü. Adam kaçırdı ve soygunlar yaptı.

          Yörük Ali Efe  gibi, Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin yanına sokuldu. Yörük Ali Köse Alanı köyünden Süleğin İbrahim ile birlikte başvuru yaptıklarında Molla Ahmet'in zeybekleri "mektep mi açtık parmak emen çocuklar kızanlığa başvuruyor" şeklinde alay etmişlerse de , Molla Ahmet Efe, " Ali benim yanımda kalacak, şahin olacak bahadır olacak " diyerek alıkoymuştur. Yörük Ali ilk gecesini geçirdiği dağda Yağcılar Köyünden Kıllıoğlu Hüseyin ile tanışmış ve arkadaşlığı  pekişmiştir.

            Kıllıoğlu Hüseyin  ve Yörük Ali  dostluklarını ilerlettiler. Yanık Halil İbrahim Efenin  zeybeklerinden olan Çakır Yusuf, Muğlalı Kör Ali ve Yatağanlı Salih ile birlikte;  Alanyalı Molla Ahmet Efeyi kızanları ile birlikte ortadan kaldırmak için tuzak kurmuşlardı. Kurdukları tuzak kendilerine mezar oldu.Sonunda üçü de Yörük Ali  tarafından  öldürüldüler. Yörük Ali'nin cesareti, zekası atıcılığı kızanlar arasında ön plana çıkmış ve Alanyalı Molla Ahmet Efenin baş kızanı olmuştur.

           Alanyalı çetesi bu olaydan sonra biraz daha güçlenmiş ve Muğla dağlarında ün  kazanmış oldular.

           1916 yıllarında Kavaklıdere Karakolunun jandarmaları, Alanyalı çetesinin tutum ve davranışları engellediği için aldıkları karar uyarınca, bir gece Kavaklıdere Karakolunu bastılar.

           Baskında, Ödemişli Mehmet karakol çavuşu tarafından vurulup öldürüldü. Çetenin reisi Alanyalı Molla Ahmet Efe'de ağır yaralandı. Kızanlar Kavaklıdere Karakol çavuşunu öldürdüler ve dağlara çekildiler. Alanyalı Molla Ahmet Efe aldığı yara nedeniyle  ölmeden önce topladığı kızanlarına vasiyette  bulundu. Henüz 20 yaşına gelmiş bulunan Yörük Alinin baş kızan olması nedeniyle onun emrinde bulunmalarını istemişti. Nitekim Molla Ahmet Efe öldü  Yörük Ali de EFE oldu.

            Bir müddet Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin dağlarda dolaşmışlarsa da,  Habibin Ali ve Kıllıoğlu Hüseyin kadrodan ayrılarak kendi başlarına çetelerini kurdular…

            Yörük Ali Efe'nin yanında ;

             (  Süleğin İbrahim -  Çavuşoğlu Mehmet- Yavuzköylü Hacı Mustafa- Nazilli yöresinden Yörük Hasan Ali ve Çakır Mehmet kardeşler – Aşık Şakirt – Kınalı Dokuz )

             Kıllıoğlu  Hüseyin çetesinde ;

             ( Kör Ahmet -  Gülbayram – Sağırın İbrahim –Yağcılardan Çolak Ahmet – Kuruköylü Ahmet  ) bulunuyordu.

             Nazilli Jandarma Karakol Komutanı Asteğmen Fethi, her iki efenin peşine düşmüş takip üzerine takip yapıyordu. Jandarmalar efelerin kızanlarını pusuda yakalayıp öldürdüler. Fethi Bey. Kıllıoğlu Hüseyin çetesini  Camızağılı Köyü civarında pusuya düşürüldü. Tahtacı kızanını jandarmalar öldürdü. Kıllıoğlu Hüseyin de sol elinden yaralandı.

               Nazilli Jandarma Komutanını, Yörük Ali Efe bir kez Kavaklı köyü yakınlarında pusuya düşürmüşse de öldürmedi. Bu durumu anlayan Fethi Bey, efelerin dağdan inmelerini kendilerini af ettiğini bildirmiştir. Yörük Ali Efe düze inmiş ve Kıllıoğlu'nun da inmesini istemiştir.  Asteğmen Fethi Bey ; Yörük Ali Efenin üvey babası aracılığı ile ;

              "Yörük Alinin düze inmesini hatta gücü yetiyorsa diğer zeybekleri de indirsin. Memleket iyi günler geçirmiyor. Sıkıntı içerisindedir. Hiçbir hakkında takibata geçilmeyecektir İstedikleri yerlerde oturacaklar. Silahları ile birlikte dolaşabilecekler. İsterlerse eşkıya takibinde jandarmaya yardımcı olsunlar ".  diyerek haber göndermiştir.

               Kıllıoğlu Hüseyin dağdan inmeden önce kendisini ihbar eden ve elinin yaralanmasına sebep olana Eski Çineli Şakir'i öldürdükten sonra düze inmiştir.

               Fethi Bey'in tayini çıktıktan sonra Nazilli Jandarma Komutanlığına Arap Yüzbaşı Nuri Bey atanmıştır.    ( Fethi Bey İnönü Savaşında şehit olmuştur )                  

               Kıllıoğlu Hüseyin Efe, iyi silah kullanan birisi olarak biliniyor. Bazı anlatımlara göre havaya atılan bir cevizi mavzer silahı ile havada vurabilen, 100 metre uzaklıkta olan bir tavuğu  tabanca kurşunu ile vurabilen bir efe olarak vasıflandırılıyor. Gözünü budaktan esirgemeyen soğukkanlı cesur olarak tanımlanıyor.

              Fethi Bey'in uyarısı üzerine dağdan indikleri için artık Çine dağlarında ve köylerinde yaşamını devam etmektedir Hüseyin.  Çine'ye yakın Yağcılar köyündedir. Kızanları da yanındadır. Ara sıra Çine'ye indiğinde handa kalmaktadır. Atları ve kızanları da vardır. Hana gelen gidenlerle konuşur sohbet ederler. Hükümet adamları da gelir görüşürler. Akşam olunca köylerine dönerler.

              1919 Mart aylarında Kıllıoğlu Hüseyin Efe Kuru Köyden Hacı İbrahim'in kızı Fatma ile  evlenir. Yağcılar köyünde bir hafta süren düğün merasimi yapılır. İçkili sofralar kurulur. Yarışmalar yapılır. Yörük Ali Efe'de bu düğünde en itibarlı kişi olarak ağırlanır.

              Bir ay sonra, Nazilli Jandarma Komutanı Arap Yüzbaşı Nuri'nin de Nazilli'de evlenme töreni vardır. Her iki efe bu düğüne davetlidirler. Çine Yağcılar Köyünden Kıllıoğlu Hüseyin Efe,  Yörük Ali Efe ile buluşarak Nazilli'ye kızanlarıyla beraber girmeye karar verdiler.

              Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Asaf Gökbel ve arkadaşları tarafından Çine'den  uğurlandılar. Ertesi günü Çine'ye gelen haberler kötü idi. Geceleyin Dalama yöresinde pusuya düşürülen Kıllıoğlu ve arkadaşları don – gömlek bırakılıncaya kadar silahları dahil soyuldular.

              A.İhsan Gürcan'ın  Çiğdem  Bayrak'a anlatımına göre ;

              " …. Kıllıoğlu Hüseyin Efe (  Kuru Köylü Mehmet- Sağırın İbrahim – Çolak Ahmet – Ovacıklı Süleyman –Kör Ahmet ve Arap Ali'den oluşan adamlarıyla  Arap Yüzbaşının düğününe giderken yolda  Çalı kakıcı  Kara Durmuş Ali  ve kızanlarının

pususuna düştüler. Kara Durmuş hepsini soydu. Paralarını aldı.

              Bu olaydan sonra Kıllıoğlu Hüseyin Efe, kendini soyanları bulmak için köylerde zulme başladılar. Yörük Ali Efe'de suçun faillerini bulmak için çok uğraştı. Tekrar dağa çıktılar.  .. "

              Ayni olayı Asaf Gökbel  " Milli mücadele'de Aydın "  eserinde başka bir bakış açısı ile anlatmaktadır.

"….  Kıllıoğlu arkadaşlarıyla zifiri karanlıkta Kavaklı'ya doğru giderlerken Dalama köyü altında pusuya düşmüşler. Bu pusunun kimler tarafından kime karşı ve ne maksatla kurulduğu belli değil. Kıllıoğlu'nun o günlerde oradan  geçeceğini kimse bilmiyor.Kıllıoğlu başkası için kurulan bu tuzağın içine düşmüş, başkasının ateşine yanmıştır. Hepsi atlarından indiriliyor. Hepsinin silahları alınıyor. Üzerlerinde ne kadar elbise, silahlık gibi giyim kuşam varsa soyuluyorlar. Bir don bir gömlek bırakılıyor. Soyguncular kendilerini tanıtmadan ve hiçbir iz bırakmadan karanlıkta savuşup gidiyorlar.

          Böyle aptalcasına ve çırılçıplak bir soyulma akıllarının alacağı iş değildir.Dalama'ya yakın köylerden bir eve girerek Yörük Ali Efeye haber gönderiyorlar. Atını atlayan Efe kızanlarıyla felaketzede arkadaşlarını imdadına koşuyor. "

         Bu olaylar sonrası , günahsız birkaç kişi Kıllıoğlu Hüseyin tarafından öldürülüyor.            

Yörük Ali Efe ile birlikte   " BİZİ KÖYLER OVALAR  PAKLAMAZ " diyerek Madran Dağlarının yollarına düşüyorlar.  Zeybeklik yeniden başlıyor. Nazilli, Yenipazar, Çine köylerinde köylüler korku ve heyecan içindedirler.

         İzmir Yunan işgal kuvvetlerince işgale uğrayınca, Aydın'daki  bazı kişiler Çine'ye gelmişlerdi. Asaf Gökbel'de bunlardan biri idi. Yunan'a karşı mücadelenin nasıl olacağı yönünde düşüncelerini açıklayacakları yer ve zemin aramakla meşgul bulunuyorlardı.

Zenginler ve ağalar mücadele yanlısı değillerdi. Çine kaymakamı Kamil Bey, Ceza Hakimi Avni Bey, İsmail Hakkı adında bir savcı ve genç bir Jandarma Subayı, asayiş bakımından güçlük içindelerdi. Belediye Başkanı Hafız Hidayet Efendi ( Eroğlu ) Manifaturacı Kadıköylü Mustafa Çavuş, Çaltılı Mustafa Efendi Çine'nin güvenilir isimleri idiler.

          İşgal haberleri üzerine, jandarmalardan, askerlik şube askerlerinden ve Çine'de bulunan askeri alaylardan pek çok askerler kaçarak memleketlerine gitmişlerdi.

          Ulusal amaç doğrultusunda, asker toplamak ve savaşa hazırlamak kolay değildi. Silahını iyi kullanabilen ve güvenilen, eşkiyalıkta ün yapmış Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe gibi kimselere ihtiyaç doğmuştu. Kızanları bu efelerin emrinde idiler.

         20/25 Mayıs 1919 tarihinde bu efeler kızanları ile birlikte dağdan inerek Yağcılar köyüne gelip yerleşmişlerdi. Onlarda Yunan'a karşı mücadele etmek arzusu içindelerdi.

         57 Tümen Kumandanı Albay Şefik, bu yiğit efelerden yararlanmak istiyor ve çareler düşünüyordu. Onlarla temas etmek için Lavazım Yüzbaşı Ahmet Beyi görev vermişti.   

          Yağcılar köyündeki Kıllıoğlu Hüseyin Efenin evi  bir şekli ile efelerin ve zeybeklerin karargahı durumundadır. Asaf Gökbel'in evi de Çine'de genç subayların çalışma mekanı durumundadır. Faik – Zekai- Necmi – İsmail Hakkı - Asaf Gökbel  devamlı olarak görüş alışverişlerindedir.

         30 Mayıs 1919  günü, Teğmen Zekai (Kaur),Asteğmen Necmettin ( Aydınalay ) ve Memduh Beylerle birlikte Asaf Bey Yağcılar köyüne gitmişlerdir. Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile görüşmüşler ve Teğmen Zekai,  İzmir'de yaşanan durumu

anlatmıştır. O günlerde Yörük Ali Efenin Kavaklı köyü de Yunan işgaline uğramıştır.

          Ünal Türkeş  " Kurtuluş savaşında Muğla  " isimli eserinde Yağcılar köyündeki durumu şöyle anlatmaktadır.

          "… Yağcılar'a çekilmiş bulunan efeler Muğla'ya giden Aydın  göçmenlerini rahatsız etmekten başka bir işle uğraşmamaktadırlar. Özellikle Çine'li Kıllıoğlu baş olarak gözüktüğü gurubun patavatsızlığını en ileri çizgilere kadar götürmekte, Kozalaklı Efe yalnız öldürmeyi düşünmektedir.

            Yörük Ali Efe hepsinden gençtir. Ötekilerine oranla daha sessiz, söylenenleri dinler ve bakışlarıyla çok kutsal girişimlerle dolu geleceğini düşler gibi idi… "

          Efelerin karargahına gidip gelmeler sıklaşmıştı. Son gidişte, Topçu Yedek Asteğmen Necmettin ( Aydınalay )  "…Bizde para, silah, cephane çok Eğer bizimle beraber gelir ve Yunan'a karşı savaşırsanız terazinin bir kefesinde silah ve para diğer kefesinde siz olacaksınız. Bütün cezalarınız affolacak. Üstelik yapacağınız hizmetler karşılığı madalya ve rütbe verilecek ..

          Efeler yarı şaşkın ve ürkek bakışlarıyla,

          -   Peki biz ne yapabiliriz  ?

        -   Bir baskın yapacağız. Düşmana Türk'ün varlığını göstereceğiz.

       -    Fırka Komutanlığının da bizimle beraber olduğuna anlamak istiyoruz…

Kendilerine yanlarında götürdükleri bombaları ve cephaneleri göstererek, isterlerse komutan  Albay Şefik Beyle görüşebilecekleri söylenir. Efeler artık inanmışlardır.

        -   O halde aranızda görev bölümü yapın , bir başkan seçin

Kıllıoğlu atılır

-         Kozalaklı olsun…

Kozalaklı itiraz eder

-         Olmaz olamam, sen ol…

Kıllıoğlu Hüseyin Efe bir benzetişle yanıtlar bu öneriyi :

-         Çingeneye beylik vermişler de önce babasını kesmiş.

….. sonunda, Yörük Ali genç olmasına hepimizden genç. Tecrübesi bizden daha az. Fakat biz kendi aramızda karar verdik. Hepimizden akıllı, düşünceli ve iyi silah atan YÖRÜĞÜ KENDİMİZE BAŞ SEÇİYORUZ… "

          Kurtuluş Savaşımızda  Yunan'a karşı kurulan ilk Kuva_yı Milliye müfrezesi işte budur. Çetecilik bitmiştir. Milli Mücadele başlamıştır. Müfrezenin adı konmuştur.

YÖRÜK  ALİ  EFE  MÜFREZESİ  .

 5 Haziran 1919 gecesi, o tarihlerde Çine dışında bulunan bugün şehir içerisinde

kalan  Çine Askerlik Şubesi (Ahzı asker şubesi dairesine) şimdiki ismi ile Çine Kuva-yı Milliye Müzesi binasına Yörük Ali Efe  ve Kıllıoğlu Hüseyin Efenin Yüzbaşı Ahmet ile birlikte geldikleri Albay Şefik bey'e bildirilir.

          Albay Şefik Bey o günü şöyle anlatmaktadır.

          "…. Odadan içeri girdiğim zaman ikisi bıyıklı, ikisi bıyıksız üçü zeybek elbiseli, biri sivil elbiseli dört delikanlı berayı hürmet kıyam ettiler.. Tüfekten başka rovelver, kama, fişeklik üzerlerinde tamam. Birisi tüfeğinin kundağını gümüş pullarla işletmişti……

23 yaşında yakışıklı, levent tavırlı olan delikanlı Yörük Ali Efe imiş. Kıllıoğlu Hüseyin Efe sağlam gergin yüzlü, kara kaşlı levent tavırlı bıyıkları terlemiş ayni yaşlarda bir delikanlı idi . Diğer efe Hüseyin efenin baş kızanı imiş. Sivil olan Aksekili deli Mehmettir.

        Pencereden dışarıya baktığımda  binanın açıklarında sessiz, sedasız bir vaziyete mütecessiz nöbetçilerin varlığını hissettim. Bunlar zeybek usulünce reislerinin emniyetini temin eden nöbetçilerdi. …"

        5/6 Haziran 1919 gecesi kurulan ve görev alan Yörük Ali Efe müfrezesi içerisinde

Kıllıoğlu Hüseyin Efe söz sahibi efelerden biri idi. O gece Çine'den yola çıkarak Dalama üzerinden Donduran köyüne kadar gittiler. Yollarda zeybekler, kızanlar topladılar. 17 kişi olarak çıkanlar Malgaç Baskını yaptıkları gecede 60 kişi idiler.

         Baskında, Kıllıoğlu Hüseyin Efeden başka Çineli ;

         Kuruköylü Ahmet – Evciler Köyünden Sağırın İbrahim -   Yağcılar Köyünden Kör Ahmet – Yağcılar köyünden Çolak Koca Ahmet – İbrahim Kavağı köyünden Tahtacı Memiş de  bulunuyordu.

         Baskın düzeninin şekline göre sol kanatta Kıllıoğlu Hüseyin Efe bulunuyor, güvendiği 5-10 adam yanındadır. Dere kenarından aşağıya doğru sarkarak sipere yerleşen ve İLK SİLAHI PATLATAN Hüseyin Efedir.  20 Yunan askeri öldürüldü. Sadece Tahtacı Memiş yaralanmıştır.

         Kıllıoğlu Hüseyin Efe, 27 Haziran 1919 günü  57. Tümen kumandanı Albay Şefik başkanlığında  Milis ve Askeri kumandanlarla birlikte Menderes Köprübaşı toplantısında Yörük Ali Efe ile birlikte bulunmuş hazırlanan  " Aydın Savaş Kararı  "

altında imzası bulunmaktadır. 

         Menderes Köprübaşındaki Milis Kuvvetleri olarak emirlerinde Çine Gönüllü Birlikleri adı altında 60 kişilik kuvvetleri vardır.  İlk işgalden kurtarışta savaşmış ve Yunan Ordusunu Aydın'dan 3 günlüğüne kaçırtmıştır. Yunan ordusu çok daha güçlü olarak saldırıya geçtiğinde  Gölhisar yönünde çekilerek  önce köprübaşına sonrada Çine'ye dönmüştür.  Umurlu Cephesi kurulduğu sıralarda Yörük Ali Efe Karargahı Çine'den Dalama'ya aktarılmıştır. Toplanan gönüllüler eğitildikten sonra Milli Aydın Alay emrine sevk edilmişlerdir.

        Muğla'da siyasi gelişmeler nedeniyle, Yörük Ali Efe'nin kalbini kazanan  Hazma Bey, 13 Kasım 1919 günü Yörük Ali Efe ve 75 zeybeği ile Muğla'ya gelir merasimle karşılanırlar. Yörük Ali Efe Hazma Beyin kardeşi Bekir Ağa'nın köşkünde ağırlanır. Ula'ya gittiği günlerde ise Hazma Beyin köşkünde kalır. Bu gelişmelerden rahatsız olan Ragıp Bey bu kez Demirci Mehmet Efe'den yardım ister.    

         Demirci Mehmet Efe askeri ve milis kuvvetleri olarak 200 kişilik bir güç ile Yatağan'a gelir. Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin Muğla'yı Denizli yolu üzerinden terk etmesini ister. Silahlı çatışma çıkmadan bu gerçekleşir.

        Efelerimiz 3 Nisan 1920 günü tekrar 100 kızanı ile birlikte Muğla'ya gelmişlerdir.   

Bu gelişlerinde Yörük Ali Efe yine Bekir Ağa köşkünde ağırlanmış Kıllıoğlu Hüseyin Efe ise Şerif Efendi'nin evine misafir edilmiştir. Kızanların çokluğundan dolayı Muğla halkı rahatsızdır. Sabahtan akşama caddelerde kuş avlamaktadırlar. Hüseyin Efe  misafir edildiği evin kızı Güzide hanımı eş edinmek istemiştir. Babası bu tehlikeyi sezdiği için yalancıktan  cephedeki askere nişanlamışlardır.

        57. Tümen Kumandanına Muğlalıların vaki olan şikayetleri üzerine 20 Nisan 1920 günü Muğla'ya gelmiştir. Durumu yerinde inceleyince Yunan kuvvetlerinin Aydın'ı terk ederek gidecekleri yolunda haber uydurmuşlardır. Bunun sonucu olarak her iki efe    

24 Nisan 1920 cumartesi Muğla'dan ayrılmışlardır.

                  13 Haziran 1919 günü Çine'de Ulusal direnişe kalkmak ve silaha sarılmak için " ÇİNE HEYETİ MİLLİYESİ " kuruluyor.

          Başkanı ,  Kadıköylü tüccar Mustafa Efendi

          Üyeler   :  Belediye Başkanı Hafız Hidayet  ( Türkoğlu )

                            Çaltılı Molla Hasan oğlu Hasan

                            Dereli köyünden Molla Emin ve Molla Mehmet

                            Çine Redif Tabur kumandanlığı yazmanı emekli  Cemal

                            Borçlar İdaresi kontrol memuru  Nuri Bey

                            Ziraat Bankası memuru İbrahim Etem

                            Aydın Vakıf müdürü Ahmet Bey

          Bu kutsal görevi  yapmaktan onur duyan  değerli insanların başkanlığını yapan Kadıköylü Mustafa Efendiyi 1921 yılında Çine'den Yağcılar köyüne götürerek bir dere içerisinde öldüren Kıllıoğlu Hüseyin Efedir.

                 Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Denizli'den Halil Gökdağ anlatımına göre Köpekçi Nuri Efe ile kumar oynarken yaptığı hileden dolayı karışıp müdahale ettiği için Galip hocaya ( Celal Bayar ) silah çekerek öldürmek istemiştir.

          20 Haziran 1920 sonrası, Yunan işgal kuvvetleri Köşk cephesine taarruz ile ileri harekata başladığında, sayı ve silah üstünlüğü olan Yunan orduları karşısında tutunamayan  askeri ve milis güçlerimiz  geri çekilmek zorunda kalmıştır. Demirci Mehmet Efe ve 57. Tümen Kumandanlık karargahı Goncalıya çekilmiştir. Yörük Ali Efe Çine'ye Kıllıoğlu Hüseyin Efe de Yağcılar köyündedir. Kızanları köylerine silahlı olarak dağılmışlar çağrıldıklarında gelmektedirler.

           8 Temmuz 1920 günü Söke'den Denizli'ye gitmek üzere yola çıkan Söke'de çalışan Aydın Hakimi Sındırgılı Süreyya Bey, Giritli Hilmi  ve Mehmet Ali çavuş olduğu halde yola çıkarlar. Bağarası- Koçarlı  yolu ile Çine'ye ulaşmışlardır. Demirci Mehmet Efe'nin hakimi çağırdığı tahmin edilmektedir.

          Çine'ye vardıklarında Yörük Ali Efe'yi handa bulurlar. Durumu anlattıktan sonra atlarını binerek yola çıkmak istediklerinde Yörük Ali efe kendilerini uyarır.

 "…Çine'den hemen çıkar çıkmaz biraz ötede Muğla yolu üzerinde kulesinde oturan Kıllıoğlu Hüseyin var. Kızanları ile orada oturuyor. Bu herif netamelidir. Size sataşırsa zararı olur. Gece yola çıkmayın.. "

           Bu uyarıyı dinlemeyen Hakim Süreyya ve arkadaşları, Yağcılar köyündeki kule önünde efenin kızanları tarafından durdurulur. Epey sorgu sual edilirler. Aydın Hakimi           

Süreyya Bey, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile konuşma imkanı bulamadan yollarına devam ederler. Hüseyin Efe, kızanlarıyla hasta olduğu yönünde yalan haberle hakimi kabul etmemiştir.

           İkinci Yunan saldırısı sonrasında, Aydın Kuva-yı Milliye cephesinin dağılan birliklerini  Sarayköy önlerinde bir cephe kurmak için uğraş veren Muğla ve çevresi kumandanı Kaymakam NURİ BEY, arayış içerisindedir. Çine Heyeti Milliye'den  yardım istemiştir.  Düşüncesi Kıllıoğlu Hüseyin Efe etrafında toplanabilecek olan Kuva-yı Milliye ve çete artıklarından  ulusal bir tabur veya bölük kurularak Sarayköy cephesine göndermektir. Aydın Alayının karargahı Sarayköy- Babadağ arasında bulunan Gerali Köyündedir. Alay Kumandanı olarak  Teğmen Necmettin ( Aydınalay )

bulunuyordu.  Kaymakam Nuri Bey'den kuvvet toplanmasını isteyen o idi.

           Çine Heyeti Milliyesi  Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin görüşünü alarak  Kaymakam Nuri Bey'in istemi doğrultusunda  400-500 kişilik  MİLLİ ÇİNE TABURU  kurmaya karar verdiler.

            "…Nuri Bey taburun kumanda heyetini teşkil edecek bir çok ihtiyat subayla çine'ye geldi. Bunları  Çine'de karşıladık. Doğru Yağcılar köyüne Kıllıoğlu Hüseyin Efenin yaptırdığı haneye gittik. Kurul geldi. Orada hep beraber konuştuk. Akşam Ferhat Hoca bir mevlüt okudu. Geceyi orada geçirdik. Sabahleyin Çine'ye geldik. Molla Yusuf hanında     konakladık. Taburun Sarayköy'e kadar iaşesini develere  yükledik. Yola çıkarıldı. Tabur kasası da temin edildi. Yetecek kadar para kondu.Bir gün sonra Çine milli Taburu dualarla uğurlandı.

             Tabur kumandanı ihtiyat mülazim İskender Bey'di. Hikmet Bey'de Kıllıoğlu Hüseyin Efenin yaveri ve emir subayı idi.

             Tabur Çubuk Dağına kadar geçtiği yerlerde mahalli halka ağırlık olmayacak efradın ve hayvanların iaşeleri doğrudan doğruya bizim daha evvel yola çıkardığımız şeylerdir.Tabur kasasına koyduğumuz paradan temin olunacaktır… "

            " Milli Mücadele'de Aydın " isimli eserin yazarı Çineli Asaf Gökbel,  Milli Çine Taburu'nun kuruluşunu yukarıdaki  anlatımda görüldüğü gibi değerlendirmekte ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin sonraki günlerde yaptığı hataları eserinde değerlendirip  anlatmaktadır.

             Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin kardeşleri Osman ve Mehmet'te yanındadır. Görev yerlerine gitmeleri gerekirken ayrılarak Bozdoğan yöresinde Mayıs 1919 öncelerinde nasıl yaşam sürmüşlerse ayni yaşamı devam etmişlerdir. Köylüleri haraca kestikleri gibi kötülükler yapmaya başlamışlardır.

              Bu durumdan şikayetçi olanlar hem Yörük Ali Efeye, hem de Kaymakam Nuri Bey'e şikayet etmişlerdir. Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Sarayköy Cephesinde görev yapmak yerine, Söke- Kuşadası mıntıkalarına geçerek emrine verilen kuvvetlerle Rum ahalinin yoğun olduğu  köylerde soygun yapmayı açıktan söylemeye başladığı hissedilince zorla Çubukdağ'da görev başına gönderilmiştir. Ama, oralarda durmayan Kıllıoğlu Hüseyin'in küçük kardeşleri 15-20 atlı  kızanlarla geri gelmeleri Çine Heyeti Milliyesini iyice rahatsız etmeye başlamışlardır.

              Durum değerlendirmesi sonucu Çine Milli Taburu  dağıtıldı. Kıllıoğlu Hüseyin Efe 8 atlısı ile kendi köyü olan Yağcılar köyüne yerleşmeye zorlandı.

             1921 yılı efe müfrezelerinin dağıtıldığı ve düzenli ordunun kurulduğu yıl olmuştur. Yağcılar köyündeki Kıllıoğlu Hüseyin Efe boş durmamış eski yaşam şekline dönüş yapmaya başlamıştır.

             Şair- yazar büyüğümüz M. Kemal yılmaz  " Umurlu'dan Çıktık Yola " isimli eserinde Kıllıoğlu Hüseyin Efe için,

             "… Çine'li kıllıoğlu Hüseyin Çetesinin adamları, bazı günler Çine hükümet Konağı çevresinde görünmekte, etrafa gözdağı vermeğe çalışmaktadır. Kaymakam bir gün Kıllıoğlu'nun silahlı adamlarından birini yakalatır, elinden silahını aldırır. Sen misin bunu yapan… Kaymakam'ı korkutmak, etkisiz hale getirmek için Kıllıoğlu Hüseyin kolları sıvar. Nihayet 22 Ağustos 1921 günü silahlı adamlarıyla, Hükümet Konağı ile kaymakam evi arasındaki yolları tutar. Konaktan çıkmakta olan Kaymakam kurşun yağmuruna tutulur. Ayağından yaralanır. Kaçmaya çalışırken atılan ikinci kurşunla yere yığılır kalır. Kaymakam İbrahim Ethem Beyin Çine'de tedavisi mümkün değildir. Hükümet Doktoru Fikret Bey çaresizlik içindedir. Çine'de görevli bulunan Karacasulu baytar Nebi oğlu Fuat Beyle Dr. Fikret Bey el ele vererek anestezi yapmadan, bir marangoz testeresiyle, bağırta, bağırta kaymakama ilk müdahalede bulunurlar… O artık Topal Kaymakam'dır..  "

 

              Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin tükenişi ve sonu :

 

              Gökçen Efe'nin ölüm şekli gibi değişik anlatımlar vardır Kıllıoğlu  Hüseyin Efe içinde.  Örneklemek gerekirse Mehmet Ekizoğlu'nun  " Yenipazar Avcılık ve Atıcılık spor kulübü bülteninde "  görüldüğü gibi ;

             " ….. Dağda gezen mühim efelerden yalnız iki kişi kalmış Kıllıoğlu Hüsein ve Kozalaklı Mehmet Efeler…

            Harpten sonra hükümette bunları takip edecek kuvvet mi var ? Bir kurnazlık edip kellelerini alacak o zaman hükümet.Yörüklerle haber göndermişler bunlara, ( Düze ineni affedeceğiz maaş bağlıyacağız ) diye. Bozdoğanda bir Cuma gününe gün vermişler. Kıllıoğlu ile kozalaklı kızanlarıyla birlikte buluşmuşlar. Kıllıoğlu inmekten yana. Kozalaklı bu oyundan şüphelenmiş ama diğeri ( Hadi len oradan hiç b işe olmaz. Biz kaç hükümet gördük ) deyince üstelememiş. Geçmişler Mardandan Bozdoğan üstüne. Çarşıda dovullar zurnalar çalıyormuş. Kıllıoğlu

           -Aha işte. Biz iniyoruz diye düğün bayram ediyorlar. De bakem koca Kozalaklı böcelenme gari ! deyip aşağıya seyirtmiş. Kozalaklı arkasından bağırmış.

          - Sen git bakalım. Ben bi yol anacığımla helalleşip geleyim.  Kozalaklı emniyetli bir tepeye çıkmış beklemeye başlamış. Kıllıoğlu beklemeden ateş gibi Bozdoğan çarşısına varmış. Az sonra aşağıdan silahlar patlamaya başlamış. Kozalaklı kızanlarına dönmüş.

          - Gördünüz mü Kıllıoğlunun düğünü oluyor. Demiş kurnaz efe. Hakikaten Kıllıoğlunu orada VURMUŞLAR.  …"

          Maceracı bir efe olan Kıllıoğlu, efelik törelerine uymadığı ve disiplinsiz davranışları nedeniyle Demirci Mehmet Efe tarafından öldürüldüğü bazı kaynaklara göre bildirilmekte ise de Tekeli İsmail Efe'nin oğlu Saffet Köşklü ve Demirci Mehmet Efe'nin oğlu Avukat Mehmet Demirciefe  anlatımlarında Aydın İl Jandarma Alayı 1839- 1970 tarih tutanaklarına göre Jandarma Yüzbaşısı Arap Nuri komutasındaki müfreze tarafından Bozdoğan Belediye binasında 11 kızanı ile birlikte öldürülmüştür.

          Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin öldürülme olayını, saygıdeğer büyüğüm ve ağabeyimin M. Kemal Yılmaz'ın tereddütlü olarak anlattıklarında gerçek payının var olduğunu düşünüyorum. Çünkü ;

          Kendileri 1921  doğumlu olup aydın ve herkese örnek olacak bir kişidir. Babası ise Jandarma Karakollarında görev yapmış komutan HAKKI  ÇAVUŞ' tur. Hakkı çavuş, ayni zaman Nazilli Jandarma komutanı Arap Yüzbaşı Nuri Bey ile  çalışmış ve işgalci Yunan askerlerine karşı savaşmış bir kişidir. Ayni zamanda Yunan işgal kuvvetlerinin  bozgun sonucu Anadolu'muzu  terk edip giderlerken Köşk Camisine topladıkları  Köşk halkını yakarak öldürmek istedikleri sırada Tekeli İsmail Efe ile birlikte kurtaran kişidir.

            Anlatımına göre,

            Kıllıoğlu Hüseyin Efe, yeniden şakilik yapmaya başlamıştır. Toplum bu davranışlarından rahatızdır. Bitmez tükenmez şikayetler yağmaktadır Ankara'ya ve Çine'deki Hükümet adamlarına . Nazilli Jandarma komutanı Arap Yüzbaşı Nuri Bey, jandarmaları ile üzerine gitse, yine dağlara çıkacak köylere zarar verecektir. Bir plan düşünür. Kıllıoğlu Hüseyin Efe'yi kendi mıntıkasına çekmek ister.

             Hayal mahsulü bir telgraf  yazdırır Kıllıoğlu Hüseyin Efe'ye hitaben Mustafa Kemal ağzından. Telgraf meali aşağı yukarı şöyledir.   (  Sen, Çine Kaymakamını vurmuş olsan da ben gocunmadım. Sen ulusal bir kahraman efesin. Ne yapsan yeridir. Senin başarılarından dolayı tebrik ediyorum. Yeni görevler vermek istiyorum . )

             Böyle bir telgrafın varlığından bahseden ve tebliğ edeceğini bildiren  Yüzbaşı Nuri Bey, Kıllıoğlu Hüseyin Efeyi  kızanları ile birlikte Bozdoğan'a  yemeğe davet eder.

             Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Yüzbaşı Nuri Beyin düğününe giderken Dalama tarafında gece soyulduğunu bildiği için  güvenli bir şekilde daveti kabul eder 11 kızanı ile birlikte Yenipazar üzerinden Bozdoğan'a giderler.  Bozdoğan Belediye binasında törenle jandarmalar tarafından karşılanırlar. Belediye parkında geç vakitlere kadar içki içerler eğlenirler. Sarhoş olurlar.

              Vakit geçtiği için  Bozdoğan'da misafir olarak kalmaları istenir. Bu teklif Kıllıoğlu Hüseyin tarafından kabul edilir. Gerek Jandarmalar gerekse efe ve zeybekler silahlarını  karşılıklı güven duymak için bir odaya koyarak kapısını kilitlerler. Kapı anahtarı Yüzbaşı Nuri Bey'dedir.

               Derin uykuya dalmışlardır. Nuri Bey, kendi kontrolünde mecburi ikamete zorlanan ve korumalarının karavanası Yenipazar Karakolundan çıkan Demirci Mehmet Efe'ye haber ulaştırır. ( Av avucumuzun içinde diyerek ) Demirci Mehmet Efe  ile Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin yıldızı hiç barışmamıştır

               Demirci Mehmet Efenin kızanları  gece Bozdoğan'a gelerek verilen görevi yerine getirirler. Ertesi günü, öldürülen efelerin cesetleri Nazilli sokaklarında dolaştırılır. Olay 1923 yılı başlarında gerçekleşmiştir.

               Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin Milli Mücadele yıllarındaki başarılı adımlarını, Malgaç Baskınında ilk Yunan  askerini öldürenin onun olduğunu, Yağcılar köyündeki kulesinde genç subaylarla birlikte aldıkları kararları bir kenara bırakarak tarihten silip atacak mıyız ?   Yoksa şakilik  yaptığı günleri mi ön plana çıkararak, efeler hep böyledir. Unutun gitsin mi diyeceğiz ?.  Takdir sizlerin. Saygılarımla.

 

                                                                                              SADETTİN DEMİRAYAK

 

Not : Aşağıdaki eserlerden yararlanılmıştır.

1 . Kuva-yı Milliye'nin Aydın' da Doğuşu   -    Sadettin Demirayak

2.  Aydın Milli Cidali ( İstiklal Savaşında )  -   Albay Şefik Aker

3.  Kurtuluş Savaşında Muğla                       -   Ünal Türkeş

4.  Milli Mücadelede Aydın                            -   Asaf Gökbel

5.  Milli Mücadelede Çine Heyet-i Milliyesi -   Mehmet Başaran  

--
Hasan Köşklü

Mehmet Ekizoglu

unread,
Sep 11, 2008, 7:40:37 PM9/11/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Hasan Abi, paylasim icin cok tesekkurler... Yazidaki alintilardan birinin yazari olarak herhalde son paragraftaki soru uzerinde dusunme ihtiyaci hissettim.
 
Killioglu Huseyin Efe gibi sahsiyetler, hem kisilikleri, hem de yasam oykuleri tarihe mal olmus kisiler... Bence kimseyi yargilamadan, o olaganustu gunlerde, gonlunde vatanperverane duygular hisseden tum vatandaslarimizin kendilerine gore olaganustu isler yaptiklari dusunmeliyiz. Benim ailem de o donemde kendilerine gore buyuk bir is yapmislar. Yenipazar'daki iki odalik evlerini Yunan isgalinden kacan bir Nazillili bir aile ile paylasmislar o zor gunlerde... Gecmisi hatirlarken bugun sahip oldugumuz deger yargilarimiz ile tarihsel kisilikleri yargilamak veya paye vermek bana cok dogru gelmiyor. En buyuk paye, halkin gonlunde yer edinmektir diye dusunuyorum. Efeler zaten bu payeye uzun zaman once erismistir.
 
Kurtulus gunlerimiz kutlu olsun.
 
Mehmet Ekizoglu
 


--- On Fri, 9/12/08, Hasan Köşklü <hasan...@gmail.com> wrote:

Hasan Köşklü

unread,
Sep 12, 2008, 12:43:18 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Merhaba Mehmet,
Yazıda senin emeğin olduğu kadar bir miktar da rahmetli babamın da var.
Bu tür alıntılar geçmişte yaşananları hatırlamamıza yarıyor.
Tarih kitaplarında yer almıyan ayrıntıları öğrenmek de son derece keyifli. Bu nedenle göndermiştim Kıllıoğlu'nu ve sanırım "Postmodern dönemde Efelik bitti" yazısından sonra hepimize iyi geldi..:-)
Dönemlerinde cesaretle dağlara çıkıp köylüsüne hemşehrisine yapılan haksızlıklara engel olmaya çalışan bu şahsiyetleri yargılamaktan öte yaşamlarını öğrenmek gerek diye düşünüyorum.
700 yıllık bir imparatorluğa  "Kurttan post Osmanlıdan dost olmaz."  diyerek başkaldıran, dağa çıkan  Efe'leri anlamak Osmanlı'nın son yıllarını da anlamak demek. 
Yargılamak belki de en son düşünülmesi gereken konu..
 
Kurtuluş günlerimiz hepimize kutlu olsun.
Selamlarımla
Hasan Köşklü

12 Eylül 2008 Cuma 02:40 tarihinde Mehmet Ekizoglu <meki...@yahoo.com> yazdı:

Ali Fuat AYDIN

unread,
Sep 12, 2008, 2:48:37 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
malumunuz zeybek-efe kelimeleri günümüzde mertlik, yiğitlik, kahramanlık
vb. anlamlar içeriyorlar. ancak yaklaşık 300 yıllık bir dönemin sadece
son 30 yılındaki davranışları bizim için belirleyici olmamalı, halkı
korku içinde yaşamaya mecbur bıraktıkları anarşik ortamda osmanlı
idaresinin yanı sıra kendi paylarının olduğu da unutulmamalı. ayrıca o
dönemin kendine özgü şartları nedeni ile bütünüyle bu düşüncenin ardında
olmadığımı da eklemek isterim.

ali fuat aydın

Hasan Köşklü

unread,
Sep 12, 2008, 3:05:32 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Efelik kültüründe bahsettiğiniz türden  "yoldan sapanlar"a  "çalıkakıcı" denilegelmiştir.
 
Kimse kendiliğinden dağa çıkmaz, hele o dönemde.
Dağa çıkan kimse, özellikle Efeler, sırtını ahaliye halka dayamadan da dağda barınamazdı.
Efelerin ünleri ve başarılarının dayanağı zaten sırtlarını verdikleri halktı.
 
Benim değerlendirmem, belirleyici olmaktan öte, düşündürtmek, dönemi sorgulatmak amaçlı.
 
Hasan Köşklü


 
12 Eylül 2008 Cuma 09:48 tarihinde Ali Fuat AYDIN <alifua...@gmail.com> yazdı:

Ali Fuat AYDIN

unread,
Sep 12, 2008, 3:30:59 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Efelerin, zeybeklerin o dönemlerde çeşitli yöntemlerle hunharca
cinayetler işlediklerini biliyoruz, ister çalı kaksın ister kakmasın hiç
birini tasvip etmiyorum.

Hasan Köşklü

unread,
Sep 12, 2008, 4:28:14 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Tarihin her döneminde ölümler olmuştur,doğal veya beklenilmiyen bir şekilde birileri tarafından öldürülerek.
İnsanların öldürülmesini tasvip etmek mümkün mü??
Yaşadıkları dönemde halk tarafından sevilen, korunan, dağda barındırılan,yataklık yapılan,öldüren ve öldürülen, adlarına türküler yakılarak efsaneleştirilen Efelerin, Zeybeklerin  yaşamları bizim kültür mirasımızdır.
 
Onlar dönemlerinin şartlarının gerektirdiğini yaptılar.
Aktaranlara göre değişebilecek olayları ve nedenlerini sorgulama-yargılama durumunda olduğumu düşünmüyorum.
Yakın tarihe ilişkin bildiklerim, öncesinde yaptıklarını unutturmaya ve minnet duymama yetiyor.
 
"Çalı kaksın-kakmasın" konusuna gelince,,,
Bilenler bilir, bu terim bu kültürün bir uzantısıdır.
Yerli yerinde kullanmak da kültürün gereğidir.
 
Saygılarımla.
Hasan Köşklü


 
12 Eylül 2008 Cuma 10:30 tarihinde Ali Fuat AYDIN <ali.fua...@emo.org.tr> yazdı:

Hilmi BOLATOÐLU

unread,
Sep 12, 2008, 5:10:52 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Sayın Aydın,
 
Efelerin adam öldürdükleri, ya da çevredeki halktan bazı kişilerin parasını-malını gasp ettikleri bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Fakat Hasan Abi'nin gönderdiği mailin içeriği ve bu günkü tartışmanın asıl konusu efelik olgusunun kökleri ve gelişiminin eleştirilmesi değil içinde bulunduğumuz kurtuluş günleri çerçevesinde milli mücadele döneminin hatırlanması ve o tarihten önceki statüsü ne olursa olsun emeği geçen, terini ve kanını döken insanları minnetle anılmasıdır. Bu anmaya Aydın'ın milli mücadelesinde ilk kurşunu atan-attıran Kıllıoğlu Hüseyin Efe de dahildir. Kendisinin milli mücadele öncesinde ve sonrasında yaptığı faaliyetler kesinlikle buna engel değildir.
 
Bilindiği üzere Mustafa Kemal Paşa dahi istifasını müteakiben hükümet tarafından yasadışı ilan edilmiş hatta (başında kürt bir paşanın bulunduğu mahkemece) idam cezasına çarptırılmıştır. Buna ilaveten üzerine gönderilen hükümet güçlerini de bertaraf etmiştir. Bu hükümet güçleri ki o zamanki yasalar çerçevesinde askerlik görevini ifa eden zavallı Türk gençlerinden oluşmaktadır. O halde Mustafa Kemal o dönemde geçerli hukuka göre resmen isyancı olmuş, Türk ordusuna silah çekmiştir! Olayın sadece bu tarafını görüp buna göre Mustafa Kemal'e eşkiya, katil vs diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Peki neden? Koskoca bir milletin geleceği için canını hiçe sayarak düşmanın üzerine hiç düşünmeden atıldığı ve milleti zafere ulaştırdığı için! Ya milli mücadele başarısız olsa idi? Mustafa Kemal bu gün tarihte hain ve isyancı olarak anılırdı öyle değil mi?
 
Atatürk'le bir efeyi karşılatırmak asla mümkün değildir ancak bu benzetme maksadımızı ifade için yeterince çarpıcıdır. Başka bir çarpıcı ayrıntı daha: Aydın Muharebesinden sonra Aydın'a giren Yörük Ali Efe hapishanedeki mahkumlara milli mücadeleye katılma seçeneği sunmuştur! Peki katılanlar arasında katil vs var idiyse ve bunlar izleyen muharebelerde şehit düştüyse onlara hala katil mi diyeceğiz? Bu insafsızlık olur.  
 
Günahları ve sevaplarıyla herşeyi değerlendiren halk bu gün efelik ve zeybeklik kavramıyla barışıktır ve o günlerde işgalcilerin üzerine atılan efeleri birer kahraman olarak anmaktadır. Bu durumdan rahatsız olmaya gerek yoktur. Yok illa da ben efeleri katiller olarak göreceğim diyorsanız "aydınlıefeler" grubunun sizin anlayışınıza uygun bir yer olmadığı düşüncesindeyim..     
 
Saygılarımla
 
Hilmi Bolatoğlu

Ali Fuat AYDIN

unread,
Sep 12, 2008, 6:14:33 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
dikkat ederseniz benim rahatsızlığım insanların öldürülmelerinden çok
nasıl öldürüldükleri (işkence vb) ile ilgili. "filanca muhbiri öyle bir
öldürelim ki namımız yürüsün, başkası aynı şeyi yapmaya cesaret
edemesin" mantığı. yazacak çok şey var benim ise zamanım yok. ilgi
gösterip görüşlerini dile getirenlere teşekkürler. ben zeybeklik
kültürünü yurt içinde ve dışında tanıtmaya devam edeceğim, çünkü buna
ömrümü adadım.

Ali Fuat AYDIN

unread,
Sep 12, 2008, 6:23:34 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
bu mevzu başka forumlarda da sürekli gündeme getiriliyor. zeybekler
osmanlıya karşı idiler atatürk de öyle olunca onlar gibi isyancı eşkıya
olmuyor mu?

eşkıyalıktan kastımız başkalarının kazançları üzerinden haksız yere
haketmediği bir kazanca el konmasıdır ki dağda yaşayan insanlar bunu
yapmaya mecburdular, ticaretle uğraşacak veya tarım ve hayvancılıkla
geçinecek halleri yoktu elbette.

bu bağlamda atatürkün eşkıyalık yaptığını ben duymadım, okumadım, o
yüzden bu yönde bir mukayese de abes oluyor.

Mehmet Ekizoglu

unread,
Sep 12, 2008, 10:50:43 AM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Hasan Abi ben tabii yazinin son paragrafina takilmisim. O donemde dediginiz gibi ya da rahmetli Yoruk Ali'nin dedigi gibi "Yureginde vatan sevgisini hissedenler bizim gibi dusunmus, bizim gibi yapmistir". Vatan hizmetinin buyugu kucugu olmaz. Burasi kesin...
 
Buna mukabil, ben eskilerden, efeler zeybekler denince "yakinlarinin gobeklerine dokulen kizgin yaglari" "analarinin parmagindaki yuzugu cikarma telasindan kesiliveren parmaklari" hatirlayan ve bu isimlerden nefret eden yaslilari da hatirliyorum. Biz tarihci degiliz. Ancak tarihciler, romantizme kapilmamalidir. Efe ve zeybeklerin tarihinde bu gibi unsurlarin da var oldugunu inkar edemeyiz. Halka kotuluk yapanlarin hepsinin calikakici olarak knitelenedirilmesi durumunda, efelerin gelir kaynagini aciklayamaz duruma dusuyoruz. Rahmetli efelerin zamaninda ev bastigini, yol kestigini inkar edemeyiz. Bunlar Kurtulus Savasi oncesi durumlardir elbette...
 
Ancak ayni yontemler, Kurtulus Savasi esnasinda da devam etmistir. Bu sayede halkimiz Milli Mucadeleye hem fiilen katilmis, hem de gonullu (!) mali destek saglamistir. Bu cercevede olmak uzere, Killioglu Huseyin Efe cetesinin Yoruk Ali Mufrezesinden ayri oldugu tarihlerde, koylerde zorla adam topladigi, evlerden vergi(?) aldigi yonunde telgraflar sirkule edilmistir. Bu telgraflarin orneklerini Sayin Sitki Aydinel'in "Guneybati Anadolu'da Kuvayi Milliye Harekati" adli eserinde goruyoruz.
 
Demirci Mehmet Efe de benzer yontemleri, gerek savastan once, gerekse savas suresince sikca kullanmistir. Denizli katliamini -hakli veya haksiz- hatirlatmak isterim. Kanunsuz guc terordur. Yeniden ifade etmek isterim, olaganustu zamanlar, olaganustu tedbirleri gerektirir. O nedenle efelerin o donemde isin basinda olmalari, veya oyle gorunmelerine ve eski yontemleri kullanmalarina muvazzaf subaylarca goz yumulmustur. Belki caresizlikten, belki de gereklilikten... Denizli hadisesi sirasinda Demirci Mehmet Efe, Askerlik Subesi Reisi Albay Tevfik Bey'i sorgusuz sualsiz alnindan vururken Miralay Sefik Bey (Canakkale Kahramani ve 57. Alay Kumandani) Efe'nin yanibasindadir.
 
Ote yandan, ben hala eger Demirci Denizli'yi basip o katliami yapmasaydi ne olurdu, diye dusunuyorum. Acaba Denizlili Milli Mucadele karsitlari Rumlari Konya treninden indirip cepheyi arkadan vurmalarina izin verirler miydi? Bu risk alinir miydi? Bu tertip baska turlu onlenebilir miydi?
 
Daha once de soylemeye calistigim gibi, bir yandan derdimiz efelik kulturunun pop ve dizi modasina kurban olmasi ise, diger bir derdimiz de efelerin gercek kimliklerini goz ardi ederek onlari yabancilastirmamiz olacaktir. Her iki durumda da, bu guzel e-posta grubunun uyeleri gibi duyarli Aydinlilara ihtiyacimiz olacaktir.
 
Selamlar

Hasan Köşklü

unread,
Sep 12, 2008, 4:19:08 PM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Sevgili Arkadaşlar,
 
Hepinizin fikirlerine saygım var.
Kişiler farklı düşünebilir, zamanla fikrini de değiştirebilir. Öyle olmasaydı bugüngü siyasi partilerimiz ne olurdu bir düşünün.
Bir yerlerden alımda kaldı, "değişmeyen tek gerçek değişimdir" diye bir söz vardı, zamanla o da değişir mi bilemem ama  bugün için bence doğrudur.
Sözü getirmek istediğim yer, olayların yaşandığı döneme göre  değerlendirilme zorunluluğudur.
Zamana bırakırsanız değişir.
Yaşamadan edindiğimiz kıt kanaat bilgilerimizle dün yaşanan acı olayları bugün değerlendirmeye kalkmak görevimiz de değildir, mümkün de değildir.
 
Bugün Ege sahillerimize çok yakın 12 adaların Yunanistan'a bırakılmasını İnönü'nün başarısızlığına verirler genelde..
Kimsenin aklına gelmez, gemi,sandal,hücumbot varmıydı diye...
Ordu varmıydı, malzemesi tekmil miydi diye..
İttihat ve Terakkiye, padişaha başkaldırıp Milli Mücadele'nin en önemli savaşlarında cephede bulunmuş İnönü'ye fatura kesmek kolay....
 
Kurtuluş savaşında Atatürk için de söylenir, "Ankara'da oturdu, cepheye bile gitmedi" diye...
Kimse merak etmez, Meclis'te " başarısız olsun da, yönetime ele geçirelim." diyenlerin varlığını.
Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan Musul ve Kerkük'ün  bugün neden milli sınırlar içinde olmadığı konusunda da suçlanır Atatürk.
Kimse " Ordu'nun İngilizlerin kışkırtmasıyla  doğuda çıkan isyanı bastırmak zorunda kalmasını" hatırlamaz.
 
Efeler ile de pek çok konu böyledir.
Zamanında öldürdüler, zamanları geldi öldürüldüler.
Su testisi su yolunda kırılır örneği...
 
Şöhretleriyle halkın gönlündeki yerlerini çalıkakıcılardan ayrılan asil davranışları belirlerdi.
 
Keşke haksızlıklar yaşanmasa da, yiğitlerimiz de  dağa çıkmasalardı.
 
O günlerde dağa çıkmalarını engeleyemedik.
Mehmet'in son sözüne katılıyorum.
Bugün en azından duyarlı davranarak efe'yi çalıkakıcı'dan ayırabiliriz.
 
Saygılarımla,
Hasan Köşklü
 
 
 


 
12 Eylül 2008 Cuma 17:50 tarihinde Mehmet Ekizoglu <meki...@yahoo.com> yazdı:



--
Hasan Köşklü

Serkan ORCAN

unread,
Sep 12, 2008, 7:48:49 PM9/12/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Herkese merhaba,
 
uzun sure sonra, icerigi ne olursa olsun, bu mesaj trafigini gorunce bazi seyleri ozlemis oldugumu farkettim...
Icerik ise; hicbirimize uzak olmayan -iyi ki de olmayan-, duyarli oldugumuz -iyi ki de AYDIN'lıyız,bence- bir konu...
 
Hayatimizda hep bir `taraf` olduk, `saf`imizi olusturduk, o `kanat`ta yer aldik. Bugünkü/dünkü yazışmalara da bu pencereden bakmak, bir satıh oluşturmak da kendimize borcumuz öyleyse... 
(12 adalar meselesinde bir taraf olmayarak savaşa girmeyen İsmet Paşayı da tarafsız kalmakla eleştirenlerden biri değilim, taraf olmak ikisinden birini seçmek değildir, iki taraftan başka bir safı oluşturmak da üçüncü bir tarafı yaratmaktır kanımca)
 
Bazen objektif düşünmek ve bu düşünceleri savunmak zorunluluğu duyabiliriz. Tüm karşıt düşünce sahipleri aynı büyüklüğü gösterebiliyorlarsa zaten bundan daha ideal bir ortam yoktur ve  
herhalde bu, dünyada insanlığın gelebileceği en son noktadır. Öyle olmadığını biliyor muyuz, herhalde hemfikiriz.
 
Öyleyse, ben burda kendi inanmak istediklerime uygun bir altyayı sunacağım. AYDINLIYIM bundan başkası düşünülemez. 'Körler sağırlar birbirini ağırlar' ortamında herkesin aynı düşünceyi savunmasının kime ne faydası var diye soracaklara, son derece demokratik bir ortamda ve objektif olarak efelerin nefesini nerden aldıklarını kanıtlamanın Aydın'a bize ne faydası var diye sormak isterim... Bu paragrafta yazıklarımı da bize dost olmayan insanların bulunduğu ortamda/listede söylemem/yazmam onu da ekleyeyim...
 
Daha önceki yazılarından tanıdığım kadarıyla Ali Fuat Bey, Aydınımız için boş oturmayan, araştıran ve üreten bir kimlik... Zaten ben kendisinin de burada yazdıklarını olur-olmaz ortamlarda bu şekilde savunduğunu sanmıyorum, ya da öyle olduğunu düşünmek istemiyorum..
 
GElelim konuya ve saptamalarıma;
 
-Türklerde esas merkezi güçlü bir rejim/devlettir. Tersi her durumda -adem-i merkeziyet, özerk statü ve benzeri her durum- bütünlüğü sarsar...
-Merkezin zayıflaması (adaletin eşitliği ve mal paylaşımında daha çok ortaya çıkar)  adına eşkiya, çete vb. sonunda başarılı olamadığı sürece ne dersek diyelim gruplar ortaya çıkar. Adaleti ve ekonomik dağıtımı başaramayan çok güçlü bir merkez olursa bunların hiç birisi yine ortaya çıkamaz. Dolayısı ile anahtar olan, her yönden -idari, haber alma, operasyon açılarından- güçlü yönetim.. (Ali Fuat Bey, son 30 yıl değil son 300 yılda merkez hep zayıftı Osmanlıda)
-Merkez zayıfladı derken, merkezin sıfır noktasında olduğunu tabii ki söylemiyoruz. Merkezdeki zaaf her yerde hissedilir, bu böyledir Orta Asya'dan beri. Merkez güçlüyse dağdan da alır, çölden de, ezer yılanın başını..
-Her yeni Türk Devletini kuran, zayıflayan devleti yıkan ve yenisini kuran, önce eşkiya sonraki adlarıyla büyük komutanlardır...
-Dağda çölde yaşamak için her yol mübahtır öyle de olmalıdır. Devletin kişiliksizliğini anlatmak zorunda olduğun köylü/dağlı seninle oturup ideolojik tartışmalara girecek değildir, boyun eğecek ve seni ters köşeye yatıramayacak kadar korkacaktır.Bunun devletten korkmaktan hiç bir farkı yoktur, karşındaki ben onun yerine devletim diyor bir manada...
-Burada en zor durumda olanlar, gerçek devletle, devletin karşısındakilerin arasında kalanlardırr. Burada da aynen bu yazının başında söylediğim gibi bir taraf olma zorunluluğu -belki de Yörük/Türkmenler için tam manasıyla- talihsizliği vardır. 
-Devletin zaafından, çok iyi biliyoruz, sadece asi Yörük/Türkmen/Çerkezler değil, arnavut-rum-ermeniler de faydalanır. Çoğu zaman devletin koruyamadığı masum halkı bunların elinden bizim eşkiya-katil!!! EFElerimiz kurtarır..Kurtardığında kurtardığına pişman mı eder, evet, devlet kadar eder..Sadece farklı olarak mahkemesi yoktur onların.. Ama devletin mahkemesine bugün ne kadar inanıyorsak o gün bunun 10 da biri kadar inanılmazdı herhalde..
 
 
Çalıkakıcıyı da, vizyonsuz ama düzgün bir Efeyi de, vizyonuyla gerekirse yeni bir düzeni kurmak hedefi olan bir Efeyi de aynı kefeye koymak yadırganabilir belki ama, daha fazla uzatmamak için kesiyorum; bizim tek ölçütümüz, AYDIN'a ve öz kültürüne dil uzatmayı marifet sananların dilini dolamaktaki marifetimiz olmalıdır.
 
Ermeni olsam 1915'e soykırım derdim, Rum olsam 1974'e işgal derdim, zaten onlar da bunu diyor...
 
http://news.google.com  çıktı (hakketen süper bir kaynak), 6 Haziran 1920 New York Times gazetesinden bir makale linki var aşağıda... Mustafa Kemal için; "The terrorist leader of Turkish Nationalists" diyor.. Eğer ücretsiz olanları denk getirebilirseniz, 1922 sonrasında hakkında neler denildiğine bir bakın derim bizim terörist ne olmuş 2 yılda diye.. 
 
 
Serkan Orcan
 
 
 
 
 
 
 

Hasan Köşklü

unread,
Sep 13, 2008, 1:30:40 PM9/13/08
to AYDINL...@googlegroups.com
Serkan,
Yazdıklarında haklısın.
Görüşler kişiye göre değişiyor, bir anlamda bildiklerine göre de diyebiliriz.
Benim bu aşamada önerim Ali Fuat beyin kendisini tanıtması.
Ömrünü zeybeklik kültürününü tanıtmaya adamış bir kişiyi ben yakından tanımak isterim, bundan onur da duyarım.
Belki hepimizin daha duyarlı olarak profillerimizi yenilememiz de uygun olabilir.
Selamlar
Hasan
13 Eylül 2008 Cumartesi 02:48 tarihinde Serkan ORCAN <ser...@ulakbim.gov.tr> yazdı:



--
Hasan Köşklü

Ufuk SENTURK

unread,
Sep 15, 2008, 2:59:38 AM9/15/08
to AYDINL...@googlegroups.com

Hasan’cım selam,yazışmalarınızı okudum ve özellikle Sen’in yazdığın her satıra aynen katıdığımı bildirmek istedim.İyi taraflarıyla da , garip gelen taraflarıyla da Bizlere ne mutlu ki efelerimiz var geçmişimizde .Bunun için Aydın’lı olmak çok ayrıcalıklı diye düşünüyorum.

İlk yazında adı geçen Kozalaklı Efe de Annemin halasının eşidir (Posacı’ların damadı olur yani).Dedem de (Rahmetli , Mustafa Posacı ) Kozalaklı Efe’nin yanında 17 yaşında mavzeri kucaklamış kızanlarındandır. 1920 Anzavur İsyanını bastırırken de Ordunun yanında yer alarak düzenli ordu saflarına katılmışlardır.

Yine bahsi geçen Arap Yüzbaşı Nuri Bey de ,  rahmetli Büyükbabamın ( İmamoğlu Mehmet Çavuş ) Kurtuluş harbi sırasında Umurlu Jandarma komtanlığı yaptğı sırada komutanıymış.Derleyenler var ise diye düşünerek gruba mail gönderdim , sağlıcakla kalın , hoşçakalın , M.Ufuk ŞENTÜRK.

From: AYDINL...@googlegroups.com [mailto:AYDINL...@googlegroups.com] On Behalf Of Hasan Köşklü
Sent: Saturday, September 13, 2008 8:31 PM
To: AYDINL...@googlegroups.com
Subject: Re: Kıllıoğlu Hüseyin Efe

 

Serkan,

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages