Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 87. yıldönümü. Ne
acıdır; bu yıldönümünü, övünç ve coşkuyla “kutlayamıyoruz” ! Sokaklar bayraklar
ve Cumhuriyeti öven sloganlarla süslenmiş... Bunlar bana, dökülmeye yüz
tutmuş “hazan yaprakları” gibi geldi... Gelecek yıl 29 Ekim’de, mesela 2.
Cumhuriyetin kuruluşu mu kutlanacak? Gidişata bakarak tarifsiz acılar
içindeyim!
Başbakan “kutlamalar” esnasında herhalde alışılmış klişeleri
tekrarlayacak ve Anıtkabir defterine aynı cümleleri yazacak. “Kadayıfın altı”
henüz tam kızarmadı. Sonraki yıllarda, “Bu Cumhuriyeti nasıl yıktık” diye
konuşursa hiç şaşmam, tabii yaşıyorsam! O zaman, Namık Kemal’in yazdığı gibi
mezar taşıma yazılsın, “vatan mahzun/ben mahzun” ...
Duygusallığımı
mazur görün; bu Cumhuriyetle doğan, Cumhuriyetle büyüyen, yaşlanan ve
çocukluğumda, gençliğimde Cumhuriyetin başarılarını, eserlerini gören,
nimetlerini yaşayan bir kişi olarak bunları aynen hissediyorum şu
sırada...
Bugün (Eğer hava muhalefetinden dolayı törenler ertelenmezse)
devlet ricali, kentlerde kasabalarda mülki erkân Cumhuriyeti ve kurucusu Mustafa
Kemal Atatürk’ü, öven sözler söyleyecekler; hangileri mesela Cumhurbaşkanı,
Başbakan, Bakanlar ne kadar samimiler, bu Cumhuriyete ne kadar içtenlikle
bağlılar?
Erdoğan Partisinin, son Grup toplantısında Cumhuriyet hakkında
“resmen” söyleyeceklerinden farklı konuştu; “Cumhuriyet, sözde elitler
tarafından değil bizzat bu milletin tüm unsurları tarafından kurulmuştur. Asla
belli bir grubun rejimi değildir. İlanı öncesine ait olan bölünme korkusunun
bugün bile bir tehdit ve bir sindirme amacı olarak görülmesi Cumhuriyet’imize ve
ideallerine terstir” demiş!
Açık konuşmanın zamanı geldi: Kurtuluş Savaşı
“elitler” dedikleri tüm halk tarafından kazanılmadı... Cumhuriyet ve devrimler
de referandumla, tramvay demokrasisiyle yapılmadı! Acıdır hatırlatması; o zaman
“milletin tüm unsurlarının” direncine rağmen, Erdoğan’ın “elitler” diye aklınca
aşağıladığı Mustafa Kemal ve gerçek asker sivil aydınlar tarafından
gerçekleştirildi. Acıdır hatırlatması; kurtuluş mücadelesine ve devrimlere,
başlangıçta halkın büyük kısmı, gericilerin de telkinleriyle direnmişti! Eğer
Erdoğan’ın ağababalarının mukavemeti başarılı olsaydı, bugün, 87 yıl önceki
yerde olurduk! .
Erdoğan “Türkiye Cumhuriyeti bugün, dünya genelinde örnek
gösterilen bir konuma ulaşmıştır” demiş. Erdoğan bunları, Atatürk ve
arkadaşlarının, ilk 15 yılda başardıkları “alt yapı” üzerinde söyleyebiliyor. Bu
“alt yapı” öyle sağlam ki, bütün çabalarına rağmen hâlâ yıkamadılar!
Erdoğan, “Hâkimi, savcısı, askeri ne kadar sahibiyse, işçi de,
sokaktaki vatandaş da Cumhuriyet’in o kadar sahibidir” diyor. Çok doğru.
Fakat “Tehlikede olan rejim değil, bu korkulardan nemalanan çevrelerin
imtiyazlarıdır” diye eklemiş... Bu, Cumhuriyeti kuranlara ve kalpten bağlı
olanlara hakaret. İma ettiği, askerlerin, gerçek yargının
“imtiyazları” ise el hak, TSK’nın ve yargının gücünü kırmakta çok başarılı
oldu!
Erdoğan devam etmiş, “1940’lı yıllarda, Ankara’nın Ulus semtine,
kıyafeti uygun değil diye kasketli gariban köylülerin girmesi yasaklandı. Yani
milletin girmesi yasaklandı. Sakal, bıyık yasaklandı. Aynen şimdi olduğu gibi
üniversite kapılarında genç kızların başörtüsü yasaklandı. Darbe yapanların
eleştirilmesi yasaklandı. Bu yasakları koyanlar, Cumhuriyet’i koruma bahanesinin
arkasına sığınıyorlar.” Hatırlatalım, böyle uygulamalar olmuşsa bu Atatürk
döneminde Cumhuriyeti ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için yapılmıştı...
Erdoğan’a tavsiye ederim, Turgut Özakman’ın, “CUMHURİYET” serisinin ikinci
cildini okusun. Bu kitapta Mustafa Kemal’in ihatalı vizyonuyla, her alanda
başarılarının ayrıntıları var. Erdoğan “Cumhuriyet çıtkırıldım değildir”
demiş... Evet, Atatürk’ün “Cumhuriyeti” “çıtkırıldım” değildi ve bugüne
kadar onlara rağmen dayandı... Şimdi “kırılgan” oldu, altındaki “fay
hattı” kırıldı kırılacak! Erdoğan, “TRT şeş açılınca bölündük mü?” diye sormuş.
Bölünmedi ama başka taleplere, mesela “Anadilde eğitime” kapıyı araladı...
“Kürt açılımı” fiyaskosuna ne demeli?
“Başta Başkomutan Atatürk,
çıkmıştık açık alınlara her savaştan” . Bakalım başta Gül ve Erdoğan, gelecek on
yıllarda Türkiye nereye varacak...
Bunun bir işareti, Milli Siyaset
Belgesi’nde “irtica” tehlike olmaktan çıkarılmış. Merak ediyorum,
MGK’daki Genelkurmay temsilcileri, bunu kabul ettiler
mi?