Başbakan olduğunu iddia eden adamın, sözü
güvenilir olmalı değil mi?
Peki, RTE adlı şahıs, bu ülkeye ABD kumpası ile
Başbakan yapılmadan önce ne söz vermişti?
Biz hatırlatalım: Bütün dokunulmazlıklar
kalkacak, herkes kanunlar önünde hesap verecekti.
Nihayetinde bakıyoruz, ülkedeki bütün kurum ve
kuruluşlara karşı, adına “operasyon” denilen Amerikancı saldırılar almış başını
gidiyor, Başbakan ve etrafındakiler hariç, herkes, güya hukuk önünde Amerika
adına hesaba çekiliyor.
Bu işlerin Amerika'yla ne alakası var?” demeyin,
Ergenekon denilen saldırının terörizmin baş destekçisi Amerika'nın eski başkanı
Bush'un direktifiyle başladığı ve yine Amerikan ajanlarının, AKP yargısını brife
ederek saldırıları organize ettiği meşhur bir malum değil mi?
Bu ülkede Amerika'nın rüzgarına dokunana
Ergenekon denilerek saldırmak adet olmuşken, şimdi yeni bir safhaya geçildi, bu
seferki mazeret fuhuş ve casusluk. Hedef gene aynı: TSK üzerinden Türkün orducu
ruhu, milleti ordusundan ayırma teşebbüsü.
Tabi bu defa işin çinde fuhuş ve casusluk
olunca, renk değişiyor.
Kafalarda soru işaretlerinin doğmasına yol
açmanın yeni yolu bu iddialar. Artık eski iddialarla kimseyi ikna edemeyecekleri
ortada.
Öyle ya kim ititraz edebilir “casusluk”
suçlamasına?
Fuhuş çetesi ile casusluk faaliyetinin organize
yürütülmesi iddiasına?
Gerçekten çok ağır ve müdafaa edilmesi, karşı
konulması çok zor bir vaziyet.
Casusluk amaçlı fuhuş, yani ihanetin
savunulabilir bir tarafı olabilir mi?
Elbette olamaz.
Ama acaba gaye bir ihanetin önüne geçmek, hukuku
hakim kılmak mıdır?
Hukukta “nasfet” diye bir terim var, vicdana
tekabül eder.
Nasfet olmadan hukuk olmaz.
Adalet olmaz.
“Hukuk”un çoğulu olduğu “hak” tecelli
etmez.
Çünkü aslolan vicdanların mutmain olmasıdır ki,
düşmanın menfaatlerini gözeterek yapılan hiçbir hamle, haklı olamaz.
Peki, mevcut durumdaki vicdansızlık
nerededir?
İşte meselenin bam teli de burası.
Asıl vicdansızlığı tespit edebilmek ve yapılan
saldırıların “saf adalet” içinde olmayıp, Amerikan emelleri doğrultusunda
yapılmakta olan bir saldırının parçası olduğunu görebilmek...
Bu çerçevede de Amerika'nın Başbakan yaptığı
adama sormak lazım:
Hani istisnasız bütün dokunulmazlıkların
kalkacağına dair söz vermiştin?
Hani milletvekilliği dokunulmazlığı da buna
dahildi?
Amerika'nın sizin vasıtanızla yürüttüğü
saldırılarına maruz kalanlara, “Adalete güvenin!” diyen sen, ne oluyor da kendi
dokunulmazlığını kaldırmıyorsun, kaldırmadın?
Sen niçin adalete güvenmedin de bizlerden
Amerikan terör örgütü elemanlarınca brife edilen sözde adalet mekanizmasına
güvenmemizi istemektesin?
Sonra da “casusluk ve fuhuş” iddiasıyla yapılan
yeni saldırılar...
Bu ülkede, casus olduğu için içeri tıkılması,
hesap vermesi gereken bir kişi varsa, ilk sırada Amerika'nın kendisine BOP
Eşbaşkanlığı görevini verdiğini defalarca itiraf
eden Başbakan olacak şahıs gelir.
TSK'ya yapılan bu casusluk operasyonu, asıl
olarak TSK'nın berat-ı zimmetidir.
Operasyonun BOP Eşbaşkanına yaptırılması, O'nun
bu vasfını perdelemek gayretinden başka bir şey değil.
Bu ülkede, casusların üzerine gidilecekse, en
başta RTE'den başlamak gerekir.
Bu saldırının yıpratma, itibarsızlaştırma
maksatlı olduğu apaçık. Canını vermek üzere cephede yer alan subay ve asker
üzerinde nasıl bir menfi tesir edeceği bilinerek yapılan böylesi saldırılar,
düşmana, “çuval geçirdin olmadı, gemisini vurdun olmadı, generalini katlettin
gene olmadı, bu orduyu sen teslim alamıyorsun ama ben onu içeriden çökertir,
senden daha iyi dize getirebilirim!” demekten başka ne ki?
Emperyalizmin işgali ve işbirlikçilerin iktidarı
devam ettikçe, hiçbir zaman vicdanlarımız mutmain olmayacak.
Bir Not: Yar-Sav Eski Başkanı Ömer Faruk
Eminağaoğlu, Habertürk televizyonunda katıldığı bir programda, Serap Yazıcı
karşısında, AB hukukunu reddettiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
emperyalist tezgahın bir parçası olduğunu, aldığı kararları tanımadığını
belirtip “evrensel değerler” diye yurtturulmaya çalışılan bu emperyal düzenin
gerçek yüzünü ortaya koyamadı.
Böylesi tutuk ve mütereddit bir dille vatan
müdafaa edilemez.
Ortada, “hukuk” kisvesiyle, “evrensel değerler”
denilerek, vatanın emperyalist işgalinin kalıcılaştırılması sözkonusu ki, millî
menfaatler aleyhine işleyen bu düzene “hukuk” düzeni denemez.
Emperyalizmin menfaatlerine hizmet eden hukuk,
hukuk değildir. Gerçek hukuk ortadan kaldırılmışken, kimin, neyin hukukunu
kabule zorlandığımız belli değil mi? Millî hukuk düzeni olsa, bu yapılanlardan
hesap sormayacak mı? Ve milli hukuk şahıslarla kaim olmayıp, bir nizam
meselesidir. Milli menfaatlere aykırı davranışlar elbette cezalandırılmalıdır.
Cezalandırılmıyorsa, milli hukuk cari olamıyorsa, bir mani zuhur etmiş demektir.
O halde yine bir hukuk ilkesini hatırlamakta fayda var ki, mani zail olduğunda
hukuk avdet eder ve süreç yeniden başlar. Emperyalizmin bu topraklardan
kovulmasıyla beraber, evrensel dedikleri, emperyalizmin hizmetindeki hukuk da
bertaraf edilecek, milli hukukun avdet etmesiyle beraber, BOP Eşbaşkanları,
terörist Amerikayla gizli anlaşma yapanlar yaptıklarının hesabını elbette
vereceklerdir. Yoksa, Eminağaoğlu gibi, meseleyi, meselenin istediği şuur
seviyesinde ve kavgayı, kavganın gerçek zemininde ele alamayanların şahsında,
kavga kaybedilmiş görünmeye devam edecektir.