sezai sarıoğlu ile nehirmuhabbetler
Fethiye Çetin, Ayşe Gül Altınay:
“Anneannem’den Torunlar’a Suskunluk Kapıları Aralanırken”
Gece Emrah aradı. ‘Anneannemi kaybettik.’ dedi. Öldüğünü biliyorum. Sabah, mezarlığın içinde, gusulhanede, (gusulhane diyorlar bu söz de içimi ürpertiyor) kadınlar onu yıkadılar, hatırladılar, sonra vedalaşmamız için bizi çağırdılar. Soğumuş bedeniyle vedalaştım, yanaklarından öptüm onu. Dudaklarımda hâlâ o bedenine hiç yakışmayan soğukluğu hissediyorum. O tabutun içine konduğun biliyorum ama yine de kabullenemiyorum. Bütün bunlar rüyada oluyormuş gibi geliyor bana. O tabutta anneannemin öylesine hareketsiz ve çaresiz yatabileceğine inanamıyorum. Bir de, bizim, olan biteni böylesine çaresiz izlememize.
Cami avlusunun en kuytu köşesine sinmiş kadınlarla bekleşiyoruz. Öyle çaresiz bekleşir ve yeni gelenlerle sarılıp ağlaşırken erkek kalabalığından biri, yanımıza hızla ve telaşla gelip sordu:
‘Seher Teyzenin annesiyle babasının adı nedir?’
Bu soruya hemen cevap gelmedi kadınlardan. Sessizlik ve karşılıklı bakışmalar dikkati çekecek kadar uzadı. Bir süre sonra sessizlik yine kadınlar arasında biri, Zehra Teyzem tarafından bozuldu:
‘Babasının adı Hüseyin, annesinin adı Esma.’
Teyzem bu isimleri söyler söylemez bakışlarını, onay bekler gibi bana çevirdi ya da bana öyle geldi.
Soruyu soran adam, bu ketum kadın kalabalığından beklediği cevabı sonunda koparmış olmanın rahatlığı ile musalla taşının ününde birikmiş erkek kalabalığına yönelmişken yüreğimden kopup gelen ve sessizliği yırtan şu sözler, kendiliğinden ağzımdan döküldü:
‘Ama bu doğru değil!.. Onun annesinin adı Esma değil, İsguhi. Babası da Hüseyin değil, Hovannes!..’
Üzerine almış olduğu isim iletme görevini tamamlayıp işini bitirmek üzere iken benim itirazımla suratında hoşnutsuz bir ifade ile geriye dönen adamın ne dediğimi anlamaya çalışan bakışları üzerimde odaklandı.
O sırada teyzelerim ağlamaya başladılar. Onların ağlaması bir işaretmiş gibi kadınların tümü katıldı bu ağlamaya. Çoğu kez bulaşıcıdır ağlamak. Ben de gözyaşlarımı engelleyemedim. İtirazımı tekrarlamak ve sözlerimin ardında durmak ağlamaları artıracak diye sustum ama ikiyüzlülüğümüzü o ortamda da sürdürmenin utancıyla başım öne eğdim, için için ağladım.
Adam bir süre bu ağlaşan kadın yığına baktı sonra ‘Kadınlar işte’ der gibi bir ifade ile hızla yanımızdan uzaklaştı.
Annesinin adı Esma, babasının adı Hüseyin olmadığı gibi kendi adı da Seher değil, Heranuş’tu onun. Ben de bunu çok geç öğrenmiştim.
Fethiye Çetin
(“Anneannem”)
Tarih: 9 OCAK PAZAR (2011)
Saat: 18.00
Mekân: LİVANE (Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy/İstanbul)
(0216 414 40 96)